El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Cabir'in hadisinin de delalet ettiği gibi bundan sonra Peygamber (s.a.v.), Mekke'de öğle namazını kılıp Mina'ya dönmüştür. Nitekim İbn Ömer de: «Rasûlullah (s.a.v.) öğle namazını dönüp Mina'da kıldı.» demiştir. Bu iki …

Cabir'in hadisinin de delalet ettiği gibi bundan sonra Peygamber (s.a.v.), Mekke'de öğle namazını kılıp Mina'ya dönmüştür. Nitekim İbn Ömer de: «Rasûlullah (s.a.v.) öğle namazını dönüp Mina'da kıldı.» demiştir.

Bu iki kavli az önce Müslim rivayet etmişti. Bunun ikisini birleştirip bir araya getirmek mümkündür. Yani Hz. Peygamber, Öğle namazını Mekke'de kılmış, dönüp Mina'da da ashabına kıldırmıştı. Doğrusunu Allah bilir. Yalnız İbn Hazm, bu makamda çekimser'kalmış, kesin bir ifade serdetmemiştir. Bu konuda iki sahih nakil çeliştiği için o, bunda mazurdur. Doğrusunu Allah bilir. Muhammed b. İshak, Abdurrahman b. Kasım kanalı ile Hz. Ai-şe'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), son gününde öğle namazını kıldığı esnada Mina'dan Mekke'ye gitti. Sonra Mekke'den Mina'ya döndü. Teşrik günlerinin kalan kısmını orada geçirdi. Güneş zevale erdiğinde Cemreleri taşlıyordu. Her Cemreye yedi taş atıyordu. Her taş atışında da tekbir getiriyordu.»

Bu da Peygamber Efendimizin, kurban bayramının birinci gününde, zevalden sonra Mekke'ye gittiğine delalet etmektedir. Bu, İbn Ömer'in hadisine kesinlikle ters düşmektedir. Bunun, Cabir'in hadisine ters düşmesinde ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Fasıl

Bu şerefli günde Rasûlullah (s.a.v.), büyük bir hutbe irad etti. Bu mütevatir hadislerle nakledilmiştir. Aziz ve Celil olan Allah'ın bize müyesser kıldığı kadarıyla bu hutbenin bir kısmını nakledeceğiz.

"Mina günlerinde hutbe" babında Buharı, Ali b. Abdullah kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), kurban bayramının birinci gününde insanlara hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle dedi:

- Ey insanlar, bu hangi gündür?

- Kutsal bir gündür.

- Bu şehir, hangi şehirdir?

- Kutsal bir şehirdir.

- Bu ay, hangi aydır?

- Kutsal bir aydır,

- Doğrusu canlarınız, mallarınız, ırzlarınız; bu gününüzün, bu şehrinizin, bu ayınızın kutsallığı gibi kutsaldır.

Rasûlullah, bu sözünü birkaç kez tekrarladıktan sonra başını göğe kaldırıp şöyle dedi;

- Allahım, tebliğ ettim mi? Allahım, tebliğ ettim mi?

İbn Abbas dedi ki: Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bu hutbe onun ümmetine yaptığı vasiyeti idi. Bundan sonra Rasûlullah, orada bulunan cemaate şöyle dedi:

- Burada bulunanlar, bulunmayanlara bunu tebliğ etsinler. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönüşmeyin.»

Buharî, Ebu Bekre (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Kurban bayramının birinci gününde Peygamber (s.a.v.), bize hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle dedi:

- Bu günün hangi gün olduğunu biliyor musunuz?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik.

Biz böyle dedikten sonra sustu. Öyle sandık ki, o, bu güne asıl adından başka bir ad verecektir. Sonra şöyle dedi:

- Bu kurban bayramı günü değil midir?

- Evet öyledir, dedik.

- Bu, hangi aydır?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik.

Biz böyle dedikten sonra sustu. Öyle sandık ki, o, bu aya, asıl a-dindan başka bir ad verecektir. Sonra şöyle sordu:

- Bu ay, zilhicce ayı değil midir?

- Evet, odur.

- Bu, hangi şehirdir?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

Biz böyle dedikten sonra sustu. Öyle zannettik ki, o, bu şehre, asıl adından başka bir ad verecektir. Sonra şöyle sordu:

- Bu, kutsal şehir değil midir?

" - Evet odur, dedik. Sonra sözüne devamla dedi ki:

- Doğrusu, kanlarınız, mallarınız; bugününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin kutsallığı gibi kutsaldır. Bu kutsallık, Rabbinize kavuşacağınız ^üne kadar devam edecektir. Şimdi ben size tebliğ ettim mi?

-Evet...

- Allahım, şahid ol. Burada hazır bulunanlar, hazır bulunmayanlara tebliğ etsinler. Çünkü kendisine tebliğ edilen nice kimse vardır ki; burada sözlerimi dinleyenlerden daha iyi anlar. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönüşmeyin.»

Başka bir rivayete göre Ebu Bekre, bu sözlerine şu cümleleri de ilave etmiştir:

«Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), iki alaca koça yöneldi. Onları ve bir kuzuyu kesti. Bunları bize taksim etti.»

İmam Ahmed b. Hanbel, İsmail kanalı ile Ebu Bekre'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), haccında bize hutbe irad etti. Hutbede şöyle dedi:

- Haberiniz olsun ki, zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündeki şekli ile dönmektedir. Sene on iki aydır. Bu aylardan dördü haram aylardır. Bu dört haram ayın üçü birbirinin ardısıra gelir. Bunlar; zilkade, zilhicce ve muharrem aylarıdır. Bir de cemaziyelahir ile şaban ayları arasındaki Mudarlıların recebidir. Dikkat edin, bu gün hangi gündür?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik.

Biz böyle dedikten sonra sustu. Öyle zannettik ki, o, bu güne asıl adından başka bir ad verecektir. Sonra şöyle sordu:

- Bu, kurban bayramı günü değil midir?

- Evet öyledir.

- Bu ay hangi aydır?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

Biz böyle dedikten sonra sustu. Öyle zannettik ki, o, bu aya asıl adından başka bir ad verecektir. Sonra şöyle sordu:

- Bu, zilhicce ayı değil midir?

- Evet odur.

- Bu belde hangi beldedir?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

Biz böyle dedikten sonra o sustu. Öyle sandık ki, o, bu beldeye asıl adından başka bir ad verecektir. Sonra şöyle dedi:

- Bu, haram belde değil midir?

- Evet, haram (yani kutsal) beldedir.

- Doğrusu kanlarınız, mallarınız (öyle sanıyorum ki, şunu da ekledi), ırzlarınız; bu gününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin kutsallığı gibi size kutsaldır (haramdır). Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız. O, size amellerinizi soracaktır. Dikkat edin, benden sonra birbirinizin boynunu vuran sapıklara dönüşmeyin. Dikkat edin, ben tebliğ ettim mi? Dikkat edin burada hazır bulunan, hazır bulanmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kişi, burada sözlerimi dinleyenden daha iyi anlayacaktır.»

Buharı, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), haccı esnasında bu sözü söyleyip durdu. Sonra dedi ki: "Bu, hacc-ı ekber günüdür." Böyle dedikten sonra şöyle demeye başladı: "Allahım, şahid ol." Bundan sonra insanlarla vedalaştı. insanlar; bu, Veda hacadır, dediler.» Hz. Peygamber'in bu hutbeyi Cemrelerin yanında irad etmiş olması, onun kurban bayramının birinci gününde Cemre'yi taşladıktan sonra ve tavaftan önce bu hutbeyi irad etmiş olduğu ihtimalini akla getirmektedir. Ama onun, tavaftan ve Mina'ya dönüp Cemreleri taşladıktan sonra da bu hutbeyi irad etmiş olması muhtemeldir. Ancak birinci ihtimali, Neseî'nin şu rivayeti takviye etmektedir. Şöyle ki: Amr b. Hişam el-Harranî, Ümmü Husayn'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'le birlikte haccettim. Bilal'in onun bineğinin yularını tutup çektiğini, Üsame b. Zeyd'in de kendisini güneşin hararetine karşı bir elbise ile gölgelendirdiğini gördüm. O ihramlıydı. Bu halde gelip Akabe Cemresini taşladı. Sonra insanlara hutbe irad etti. Allah'a hamdu senada bulunduktan sonra çok şeyler anlattı.» Müslim, Ümmü Husayn'ın şöyle dediğini rivayet eder: «Veda haccmda Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte haccettim. Üsame ile Bilal'den biri, Rasûlullah'm devesinin yularını tutmuş, diğeri de arkada onu elbisesi ile perdeliyerek güneşin hararetinden koruyordu. Böylelikle gelip Akabe Cemresini taşladı. Rasûlullah, çok şeyler anlattı. Sonra onun şöyle dediğini işittim:

- Eğer üzerinize burnu kesik -zannedersem siyahi dedi- bir köle emir tayin edilir ve o da sizi Allah'ın kitabı ile yönetirse, onun emrini dinleyin ve ona itaat edin.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Ubeydullah kanalı ile Ca-bir'in şöyle dediğini rivayet eder: «Kurban bayramının birinci gününde Rasûlullah (s.a.v.), bize hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle sordu:

- Hürmet bakımından hangi gün daha büyüktür?

- Bu günümüz daha büyüktür, dediler. Buyurdu ki:

- Hürmet bakımından hangi ay daha büyüktür?

- Bu ayımız daha büyüktür, dediler. Buyurdu ki:

- Hürmet bakımından hangi şehir daha büyüktür?

- Bu şehrimiz daha büyüktür, dediler. Buyurdu ki:

- Doğrusu kanlarınız, mallarınız, bu gününüzün hürmeti, bu beldenizin hürmeti, bu ayınızın hürmeti gibi size hürmetlidir (kutsaldır). Şimdi ben tebliğ ettim mi?

- Evet.

- Allahım, şahid ol.»

Hafız Ebu Bekir el-Bezzâr, Ebu Hişam kanah ile Ebu Hüreyre ve Ebu Said'in şöyle dediklerini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle sordu:

- Bu, hangi gündür?

- Haram gündür.

- Doğrusu kanlarınız ve mallarınız; bu gününüzün, bu ayınızın ve, bu beldenizin haramlığı (kutsallığı) gibi haramdır.»

Hilal b. Yesaf, Seleme b. Kays el-Eşcaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Veda haccmda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

«Büyük günahlar, ancak şu dört tanesidir: Allah'a şirk koşmak. Allah'ın haram kıldığı bir cam hak etmedikçe öldürmek. Zina yapmak. Hırsızlık etmek.»

Seleme dedi ki: Ben bunların büyük günahlar olduğunu Rasûlul-lah'tan duyduğumdan beri bunlara karşı çok titiz davrandım ve uzak

durdum.

İbn Hazm, Veda haccıyla ilgili olarak Üsame b. Şerik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Veda haccmda Rasûlullah (s.a.v.), hutbe irad ederken şöyle diyordu:

«Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine, sonra en yakınına, sonra sırasıyla yakınlarına iyi davran.» Bir kavim gelip şöyle dediler:

- Ya Rasûlallah! Benu Yerbu kabilesi bizi Öldürdü (bizimle savaştı).

Rasûlullah, onlara cevaben şöyle dedi:

- Hiçbir kişi, başkasına karşı cinayet işlemesin.

Sonra Cemre'yi taşlamayı unutan bir adam, kendisine bu unutmanın hükmünü sorunca Rasûlullah (s.a.v.), şu cevabı verdi:

- Şimdi Cemre'yi taşla. Bunun bir sakıncası yok. Bir başkası gelip:

- Ya Rasûlallah, tavan unuttum, dedi. Rasûlullah (s.a.v.), buna da:

- (Şimdi) tavaf et ve bunun bir sakıncası yoktur, diye cevap verdi. Bir başkası geldi ve kurban kesmeden önce traş olduğunu söyledi.

Rasûlullah, ona:

- (Şimdi) kurban kes, bunun bir sakıncası yok, dedi. O gün kendisine her ne sordularsa cevabında: «Sakıncası yok, sakıncası yok.» dedi.

Sonra şöyle dedi:

- Allah günahı giderdi. Ancak Müslüman bir adamdan (gıybetini yaparak, ona küfrederek, ona, herhangi bir haksızlık yaparak, hukukunu çiğneyen ve borç alan kimse bundan müstesnadır. İşte günaha giren ve helak olan budur.

Allah her ne dert indirmiş ise, onun için mutlaka bir deva (ilaç) : indirmiştir. Yalnız ihtiyarlık bundan müstesnadır.»

İmam Ahmed b. Hanbeî, Ali b. Müdrik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ebu Zür'a'nm, dedesi Cerir'den bahsettiğini işittim. Cerir, Veda haccında Hz. Peygamberin hutbesini insanlara intikal ettiriyordu. Bir ara Rasûlullah, Cerir'e: «Ey Cerir, benim söylediklerimi insanlara duyur.» dedi. Sonra hutbesinde şöyle dedi:

«Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönüşmeyin.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Kays'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bize ulaşan habere göre Cerir demiştir ki, Rasûlullah (s.a.v.), bana hutbesini insanlara duyurmamı emretti. Sonra da o esnada şöyle dedi:

- Sizi bu görmemden sonra pek iyi bilemiyorum. Birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönüşür müsünüz?»

Neseî, Süleyman'ın babası Amr'm şöyle dediğini rivayet eder: «Veda haccmda Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini gördüm:

- Ey insanlar! (Bu hitabım üç kez tekrarladı.) Bugün hangi gündür?

- Bugün hacc-ı ekber günüdür.

- Doğrusu kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız; bu gününüzün, bu beldenizin kutsallığı gibi size kutsaldır. Hiçbir cani, kendi çocuğuna karşı cinayet işlemesin.,Dikkat edin, şeytan bu beldenizde artık kendisine ibadet edilmesinden ümidini kesmiştir. Ama önemsemediğiniz bazı işlerde ona itaat edilecek, o da bundan razı olacaktır. Dikkat e-din, cahiliyetten kalma bütün faizler kaldırılmıştır. Sermayeniz sizindir. Faiz kazançları ise iptal edilmiştir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız.»

Ebu Davud, Hirmas b. Ziyad el-Bahilî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ı kurban bayramı gününde Adba adlı devesi üzerinde Mina'da hutbe irad ederken gördüm.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman kanalı ile Ebu Ümame'-nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Mina'da Rasûlullah (s.a.v.)'ı Ced'a adlı bineği üzerinde ayaklarını üzengiye koymuş ve ayağa kalkmak istercesine yekinip olanca sesiyle insanlara duyurmak için şöyle dediğini duydum:

- Duyuyor musunuz?

Oradaki insan grupları içinden bir adam şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Bize ne tavsiye ediyorsun? Rasûlullah buyurdu ki:

- Rabbinize ibadet edin, beş vakit namazınızı kılın. Bir aylık (ramazan) orucunuzu tutun. Emrolunduğunuz zaman itaat edin. Böylece Rabbinizin Cennetine girin.»

Ben dedim ki:

- Ey Ebu Ümame! O gün sen kimin yaşında idin?

- Ben o gün otuz yaşında ic]im. Rasûlullah'm yanma ilerleyebilmek için devemi geriye doğru itiyor, ben kendim ilerliyordum.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame el-Bahilî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Veda haccında Rasûlullah'm şöyle dediğini işittim: "Doğrusu Allah, her hak sahibine hakkım vermiştir. Mirasçıya vasiyet etmek caiz değildir. Çocuk yatağa aittir. Zinakara recm cezası vardır. Onların hesaplarını görmek Allah'a aittir. Her kim kendi babasından başkasının nesebine mensup olduğunu iddia eder veya mev-lalarından başkasına intisab ederse, kıyamet gününe kadar Allah mütemadi (devamlı) laneti onun üzerine olsun. Kadın, kocasının izni olmadan kendi evinden kimseye birşey vermesin." Denildi ki:

- Ya Rasûlallah, yiyecekte mi vermeyelim?

- O bizim mallarımızın en üstünü ve kıymetlisidir, buyurdu Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:

- Ariyet olarak alınan şey sahibine verilir. Emanet mal, iade edilir. Borç ödenir. Kefil, borcu ödemekle yükümlüdür.»

Kurban bayramının birinci gününde ne zaman hutbe irad edileceği babında merhum Ebu Davud, Rafi b. Amr el-Müzenî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Mina'da kuşluk vaktinde, güneş yükseldiği zaman Rasûlullah (s.a.v.)'ı doru renkli bir katır üzerinde insanlara hutbe irad ederken gördüm. Ali de onun sözlerini açıklıyordu. İnsanların bir kısmı ayakta, bir kısmı da oturarak onun karşısında hutbe dinliyorlardı.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Amir el-Müzenî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ı Mina'da bir katır üzerinde kırmızı bir aba giyinmiş vaziyette insanlara hutbe irad ederken gördüm. Bedir gavze-sine katılmış bir adam da onun yanında durmuş sözlerini açıklıyordu. Ben, yanına gittim. Ayak dibine vardım. Sanki ayağı ile ayakkabısının bağı arasına girmiştim. O kadar ki yaklaşmıştım. Vücudunun serinliğinden hayrete düştüm.»

Ebu Davud, Abdurrahman b. Muaz et-Teymî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Biz Mina'da iken Rasûlullah (s.a.v.), bize hutbe irad etti. Kulaklarımız açıldı. Oyleki biz evimizde iken onun sözlerini duyabiliyorduk. Rasûlullah, insanlara menasiklerini Öğretmeye başladı. Sonra Cemrelerin yanına vardı. Ve iki parmağını ortaya koyarak şu parmakların uçlarıyla atılabilecek irilikteki taşları atın, dedi. Sonra Mu-. hacirlere emir verdi. Onlar mescidin Ön tarafına yerleştiler. Ardından Ensâr'a emir verdi. Onlar da mescidin gerisine yerleştiler. Bundan sonra diğer cemaat, müsait yerlere yerleşti.»

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde İbn Cüreyc'in hadisinde de belirtildiği gibi Abdullah b. Amr b. As şöyle demiştir:

«Kurban bayramının ilk gününde Rasûlullah, hutbe irad ederken adamın biri kalkıp:

- Zannedersem ben şu ve şu işi falanca ve filanca işten önce yaptım. Buna ne dersin? diye sordu. Sonra bir başkası kalkıp şöyle sordu:

- Zannedersem ben şu ve şu işi falan işten önce yaptım. Buna ne dersin?

Rasûlullah (s.a.v.):

- Böyle yap, bunun bir sakıncası yok, diye cevap verdi.» Buharî ve Müslim'in sahihlerinde bu konuda şöyle denmektedir: «Kurban bayramının ilk gününde sırasından Önceye alınan veya

sırasından sonraya bırakılan hac menasiki ile ilgili işler hakkında Rasûlullah'a her ne sorulduysa o: - Böyle yap, bunun bir sakıncası yoktur, diye cevap verdi.»