Bu anlattıklarımız üzerinde düşünen kişi, Ebu Bekir'in öne geçirilmesi hususunda Muhacirlerle Ensâr'ın icmaınm sebebini anlar ve Peygamber (s.a.v.)'in şu sözündeki delili de kavrar: «Allah ve mü'min-ler, Ebu Bekir'den başkasının imamlığını kabul etmez.» Yine bu anlattığımız şeyler üzerinde düşünen kimse, Rasûlullah (s.a.v.)'ın halifelik hususunda ehl-i sünnetten bazı kimselerin iddia ettiği gibi Ebu Bekir de dahil olmak üzere hiç kimseyi tayin etmiş değildir. Rafiziler-den bir kısım kimselerin iddia ettiği gibi Ali'yi halife olarak belirlemiş değildir. Ancak daha önce de belirttiğimiz ve ileriki sayfalarda da anlatacağımız gibi halifeliğe Ebu Bekir es-Sıddık'ı uygun gördüğüne dair kuvvetli işaretler vermiştir ki, akıl ve izan sahibi kimseler bunu anlarlar. Hamd Allah'a mahsustur.
Nitekim Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Hattab oğlu Ömer, vurulduğu zaman kendisine:
- Ey mü'minlerin emiri! Bir halife tayin etmeyecek misin? diye soruldu. O da şu cevabı verdi:
- Eğer halife seçmemi istiyorsanız, Müslümanlar, zamanında benden daha hayırlı bir kimseyi -yani Ebu Bekir'i- halife seçmişlerdi. Eğer halife seçimini yapmayacak olursam benden daha hayırlı bir kimse -yani Rasûlullah (s.a.v.)- da halife seçmemişti. Bu işi Müslümanlara bırakmıştı.
İbn Ömer dedi ki: Babanım, Rasûlullah'tan bahsedişini görünce, kendisinden sonrası için halife seçmeyeceğini anladım.»
Süfyan-ı Sevrî, Amr b. Kays kanalı ile Amr b. Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ali (r.a.), insanların yanma gelip şöyle dedi:
"Ey insanlar! Rasûlullah (s.a.v.), şu emirlik hususunda bize bir-şey söylemiş değildir. Nihayet Ebu Bekir'i halife seçmenizi uygun gördük. Bu bir görüştür." Böyle dedikten sonra oradan ayrılarak yoluna devam etti.
Ebu Bekir de kendisinden sonrası için Ömer'in halife seçilmesini uygun gördü. Böylelikle din güçlenip kuvvet buldu.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Nuaym kanalı ile Amr b. Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Basra gününde Ali'nin zuhur ettiği zamanda bir adam hutbe irad ederek şöyle dedi:
- Şu Ali, ne sert, ne de yumuşak bir hatiptir. Rasûlullah (s.a.v.), hayattan göçüp gitti. Ebu Bekir namaz kıldırdı. Ondan sonra da Ömer halife oldu. Onlardan sonra işte bu fitneye maruz kaldık. Allah,
bunda dediğini yapacaktır.»
Hafız el-Beyhakî, Ebu Vail'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ebu Talib oğlu Ali'ye denildi ki:
- Bizim için halife seçmeyecek misin?
- Rasûlullah (s.a.v.), halife seçmedi ki, ben seçeyim. Ama eğer Ce-nâb-ı Allah, insanlar için hayır murad ederse benden sonra onları, peygamberinden sonra hayır üzere topladığı gibi hayır üzere toplayacaktır.»
Daha önce zikrettiğimiz gibi Buharı, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abbas ile Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanından çıktıkları zaman, adamın biri onlara şöyle sordu:
- Rasûlullah (s.a.v.)'ın sıhhati nasıl? Adama cevaben Hz. Ali dedi ki:
- Allah'a hamd olsun iyileşti. Abbas dedi ki:
- Vallahi üç günden sonra (Rasûlullah vefat edecek) sen de başkalarının değneğinin kulu olacaksın. Onların hakimiyeti altına gireceksin. Ölüm esnasında Haşimoğullannın yüzlerini iyi bilirim. Rasûlul-lah'm da vefat edeceğini yüzünden anladım. Haydi yanma gidelim de kendisinden sonra kimin yönetici olacağını soralım? Eğer yöneticilik bizde kalacaksa bunu bilelim. Eğer bizden başkasına geçecekse söyleyelim de bize iyi davranması için o yöneticiye tavsiyede bulunsun.
Hz. Ali dedi ki:
- Vallahi ben bunu Rasûlullah'tan istemem. Eğer yöneticiliği bize vermeyecek olursa onun vefatından sonra insanlar artık ebediyete kadar bize yöneticilik vermezler!»
Muhammed b. İshak ta, Zührî'den böyle bir rivayette bulunmuş ve bu rivayetinde şöyle demiştir:
«Vefat ettiği gün Ali ile Abbas, Rasûlullah'm yanma gittiler. Rasûlullah (s.a.v.), o gün kuşluk vakti güneş iyice sıcaklık vermeye başladığı anda vefat etti.»
Ben derim ki: Bu hadise, Rasûlullah (s.a.v.)'m vefat ettiği pazartesi gününde cereyan etmiştir. Bu da gösteriyor ki o, emirlik hususunda bir vasiyette bulunmadan vefat etmiştir.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde İbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Ah! O ne büyük gürültüdür ki, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yazı yazmasına engel oldu.»
Daha önce de anlattığımız gibi Rasûlullah (s.a.v.), kendisinden sonra ümmetinin sapmasına engel olacak bir yazı yazmak istemişti. Fakat yanında gürültü ve ihtilafı çoğalttıkları zaman o:
- Yanımdan kalkıp gidin, benim içinde bulunduğum hal, sizin beni çağırdığınız şeyden daha hayırlıdır, dedi.
Yine önceki sayfalarda anlattığımız gibi bundan sonra o şöyle buyurmuştu:
«Ebu Bekir'den başkasını Allah da mü'minler de kabul etmez.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Esved'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Hz. Aişe'ye denildi ki:
- İnsanlar, güya Rasûlullah (s.a.v.)'m Ali'yi tavsiye ettiğini söylüyorlar.
Hz. Aişe dedi ki:
- Niçin Ali'yi tavsiye etsin? Rasûlullah, içine idrarını yapmak için bir kab getirilmesini istedi. Ben de onu göğsüme dayamıştım. Aniden boynu büküldü, vefat etti. Ben de onun Ali'yi tavsiye ettiğine dair şu insanların söylediği şeylerden herhangi birşeyi Rasûlullah'm söylediğini duymadım.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Talha b. Musraf m şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Abdullah b. Ebi Evfa'ya şöyle bir soru sordum.
- Rasûlullah (s.a.v.), vasiyette bulundu mu?
- Hayır.
- Madem öyle, niçin bizim vasiyet yapmamızı emretmiştir?
- O, Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabına uymamızı vasiyet etmiştir.»
Talha b. Musraf, Hüzeyl b. Şurahbü'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Bekir, Rasûlullah'm halifelik için tavsiye ettiği Ali'nin üzerine mi emirlik yapıyor? Hayır, böyle birşey olamaz. Ebu Bekir, isterdi ki o, bu hususta Rasûlullah'm bir yazısını bulsun ve (şayet böyle bir yanlışlıkta bulunmuş ise) burnunu bir bıçakla kessin.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde İbrahim et-Teymî'nin babasının şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Ebu Talib oğlu Ali (r.a.), bize hutbe irad edip şöyle, dedi:
- Her kim Allah'ın kitabında bulunmayan birşeyi Kur'ân ayeti olarak okuduğumuzu iddia ediyorsa işte şu sahifeyi görüyorsunuz- o, yalan söylemiştir. (Böyle derken kılıcına asılı bir sayfayı göstermiş. O sayfada deve dişleri ile yaralardan bahseden hususlar vardır.)
Hz. Ali, o hutbesinde Rasûlullah (s.a.v.)'m şu hadisini de naklet-mişti:
«Medine'nin Ayr dağı ile Sevr dağı arasındaki kısmı haramdır. Her kim bu mıntıkada bir hadise yapar veya bir caniyi korursa (kısasa tabi tutulmasına engel olursa) Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet gününde Allah, onun tevbe ve fidyesini kabul etmez. Her kim de babasından başkasının evladı olduğunu iddia ederse veya mevlalarından başkasına intisab ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet gününde Allah, onun tevbe ve fidyesini kabul etmez.
Müslümanların zimmeti birdir. En aşağı durumda olanları bile kafire eman verebilir. Her kim bir Müslümanla yaptığı sözleşmeye riayet etmeyip hıyanette bulunursa, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet gününde Allah, onun tevbe ve fidyesini kabul etmez.» Buharî ve Müslim'in sahihleri ile diğer hadis kitablarında Hz. Ali'den rivayet edilen bu hadis, Rafiziler tararından Rasûlullah'm halifelik hususunda Hz. Ali için vasiyette bulunduğuna dair ileri sürülen iddiayı çürütmektedir. Eğer durum onların iddia ettikleri gibi olsaydı, sahabelerden hiçbiri bunu reddetmezdi. Çünkü onlar, Allah'a ve hayatında da vefatından sonra da Rasûlullah'a çok itaatkar kimselerdir. Rasûlullah'm buyruğuna karşı Ali'yi bırakıp da başkalarını öne geçirmezlerdi. Haşa, böyle birşey yapmazlardı. Niçin yapsınlar ki?
Sahabeler hakkında böyle bir zanda bulunan, onların tamamını facirliğe girmiş sayan, Rasûlullah'a karşı inatkar, hükmüne karşı asi kimseler olarak gören ve böyle bir tutuma sahip olan kimse, İslâm bağını boynundan çıkarıp atmıştır. Büyük ve şanlı imamların icmaını inkar etmiştir. Böyle bir kimsenin kanını yere dökmek, içkiyi yere dökmekten daha iyidir.
Şayet Ebu Talib oğlu Ali (r.a.)'nin yanında, kendisinin halife olması gerektiğine dair peygamber nassı mevcud olsaydı, ne diye onu sahabelere karşı delil olarak ileri sürmemişti? Eğer yanındaki nassı icra etmeye muktedir değildiyse, o aciz bir kimse idi. Aciz kimsenin ise emirliğe elverişli olmadığı, bilinen bir gerçektir.- Eğer bunu yapmaya muktedir, fakat buna rağmen yapmamış ise, demek ki o haindir. Hain ve fasık kimse ise emirlikten azledilir. Eğer böyle bir nass vardı fakat varlığını bilmiyor idiyse, demek cahildi. Ama daha sonra böyle bir nassm mevcudiyetini bilip anlamış ise bu imkansızdır, iftiradır. Cahillik ve sapıklıktır. Böyle birşey ancak şu adi ve aldannuş, cahil halk tabakasının zihinlerine hoş görünebilir. Bunu şeytan -delil ve burhana dayanmaksızınonlara hoş gösterir. Sadece tahakküm, hezeyan, iftira ve bühtana dayanarak, onlara hoş gösterir. Onların içinde bulundukları inkardan, kör dövüşünden, haktan veya ilahi yardımdan uzak kalmaktan ve işleri birbirine karıştırmış olmaktan Allah'a sığınırız. Kur'ân ve sünnete dayanarak Allah'a sığınırız. Islâm ve iman üzere vefat etmek isteriz. Sebatkar, yakin sahibi kimseler olarak ömrümüzü sona erdirmek isteriz. Terazimizi salih amellerle doldurmak, Cehennem ateşinden kurtulmak, Cennet'i elde etmek isteriz. Allah ki, lütuf sahibidir. Keremkardır, esirgeyen ve bağışlayandır.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Hz. Ali'den rivayet edilen bu sahih hadis, tarikatçılar ile birçok gevezenin ve cahil kıssacıların şu iddialarını reddetmektedir. Güya Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali'ye birçok tavsiyelerde bulunmuş. Mesela ona, "Şöyle yap, şöyle yapma. Ey Ali, şunu yapan kimse, şöyle ve şöyle olur." gibi sözlerle vasiyette bulunmuştur. Bu uydurma vasiyetler, anlamsız lafızlar ve süslü kelimelerle doldurulup takdim edilmek istenmiştir. Bunların çoğu uydurma olup sayfayı bunlara ayırmaya değmez. Doğrusunu Allah bilir.
Hafız el-Beyhakî, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Ey Ali! Sana öyle bir vasiyet yapacağım ki, bunu aklında tut. Bunu aklında tuttuğun müddetçe hayır üzere olursun. Ey Ali! Mü'mi-nin üç alameti vardır. Bunlar namaz, oruç ve zekattır.»
Mekhul eş-Şamî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yukarıdaki sözleri Rasûlullah (s.a.v.), Hüneyn gazvesi dönüşünde Ebu Talib oğlu Ali'ye söylemiştir. Ve o esnada kendisine Nasr sûresi nazil olmuştur.
Hafız el-Beyhakî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m hastalığı ağırlaşmca hepimiz Aişe'nin evinde toplandık. Rasûlullah (s.a.v.), bize bakıp gözleri yaşardı. Sonra bize şöyle dedi:
- Ayrılık vakti yaklaştı (Böyle diyerek ölümünün yaklaştığını bize haber verdi.). Size merhaba, Allah sizi yaşatsın. Sizi doğru yola iletsin. Size yardım etsin. Size fayda versin. Sizi başarıya, ulaştırsın. Adımlarınızı doğrultsun. Sizi korusun. Size destek versin. Sizi kabul etsin. Allah'a karşı gelmekten sakınmayı size tavsiye ediyorum. Size lütfetmesini Allah'a arz ediyorum. O'nu, benim yerime, sizin üzerinize halef bırakıyorum. Doğrusu ben Onun katından size gelmiş apaçık bir uyarıcıyım. Kulları ve beldeleri hususunda Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Çünkü Allah, bana ve size şöyle demiştir:
«Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.» (el-Kasas, 83.)
«Böbürlenenler için Cehennem'de bir durak olmaz olur mu?» (ez-
Zümer, 60.)
Biz dedik ki:
- Ya Rasûlallah, senin ecelin ne zaman doluyor?
- Ecel yaklaştı. Dönüş Allah'adır. Sidretü'l-Münteha'yadır. Dolu kaseyedir. Yüksek yatağadır.
- Ya Rasûlallah, seni kim yıkayacak?
- Ailemden en yakın olan erkekler, sonra sırasıyla en yakın erkekler. Birçok meleklerle birlikte beni yıkayacaklardır. Onlar, sizi görecekler. Ama siz onları göremeyeceksiniz.
- Ya Rasûlallah, seni ne ile kefenleyelim?
- Dilerseniz şu elbiselerime sarın. Veya Yemen mamulatmdan bir beze yahud Mısır'ın beyaz bezlerine sarın.
- Ya Rasûlallah, senin üzerine kim namaz kılacak?
Bunun üzerine Rasûlullah ağladı, bizi de ağlattı. Sonra şöyle dedi:
- Yavaş olun bakalım. Allah sizi bağışlasın. Ve peygamberinizden dolayı size hayır-mükafat versin. Beni yıkayıp kokulandırdıktan ve kefenledikten sonra mezarımın kenarına bırakın. Sonra bir müddet yanımdan uzaklasın. Çünkü üzerime ilk olarak iki dostum ve iki meclis arkadaşım Cebrail ile Mikail namaz kılacaklardır. Onlardan sonra İsrafil, ondan sonra da melekler ordusuyla birlikte Azrail kılacaktır. Bunlardan sonra namazımı ilk olarak ehl-i beytimden erkekler, sonra onların kadınları kılsınlar. Sonra grup grup, fert fert yanıma gelin, ağlayarak, vaveyla ederek bana eziyet vermeyin. Burada bulunmayan ashabıma selamımı ulaştırın. İslâm'a giren, dinime tabi olan kimseye bugünden kıyamet gününe kadar selam verdiğime sizi şahid tutuyorum.
Dedik ki:
- Ya Rasûlallah, seni kim mezara koyacak?
- Aile efradımdan sırasıyla en yakın olan kimseler beni mezara koyacaklardır. Bunlar, sizi gören ama sizin kendilerini görmediğiniz Dirçok meleklerle birlikte beni mezara koyacaklardır.»

