El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m vefat etmesi üzerine Araplar irtidad ettiler. Dinden döndüler. Yahudilik ile Hristi-yanlık bunların arasına yerleşti. Münafıklık ortaya çıktı. Peygamberlerini …

Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m vefat etmesi üzerine Araplar irtidad ettiler. Dinden döndüler. Yahudilik ile Hristi-yanlık bunların arasına yerleşti. Münafıklık ortaya çıktı. Peygamberlerini yitirmelerinden dolayı Müslümanlar, soğuk kış gecelerinde sağa sola kaçışan koyunlara dönüştüler. Nihayet Cenâb-ı Allah, Ebu Bekir vasıtasıyla onları derleyip toparladı.

İbn Hişam dedi ki: Ebu Ubeyde ve ondan başka bazı ilim sahibi kimseler bana anlattılar ki, Mekkelilerin çoğu, Rasûlullah vefat edince İslâm'dan dönmek istediler. Nihayet Attab b. Üseyd (r.a.), onları korkuttu ve gizlendi. Bunun üzerine Süheyl b. Amr (r.a.), kalkıp Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra Rasûlullah'm vefatını anlattı ve şöyle dedi:

- Doğrusu bu hadise, İslâm'ın kuvvetini artırmıştır. Her kim bizi bu hususta şüpheye düşürürse boynunu vururuz!

İnsanlar geri döndüler ve niyetlerinden vazgeçtiler. Bunun üzerine Attab b. Üseyd ortaya çıktı.

Bu öyle bir makamdı ki, Rasûlullah (s.a.v.), Hattab oğlu Ömer'e, Bedir gününde esirler arasında süt dişi söküldüğü zaman işaretle şöyle demişti: «Doğrusu bunun öyle bir makama geçmesini ümit ederim ki, onu, asla kınamayacaksın.»

Ben derim ki: Rasûlullah (s.a.v)'m vefatından sonra çoğu Arap kabileleri arasında zuhur eden irtidad (dinden dönme) hadiselerini, Yemame'deki yalancı peygamber Müseyleme b. Habib ile Yemen'deki Esved el-Ansî'nin durumunu, şeytanın kendilerini aldatmasını, cahillikleri ve beyinsizliklerinden Ötürü irtidadları halinde insanların mürtedlikten dönüp Allah'a tevbe etmeleri durumunu anlattık. Nihayet Allah, onlara yardım etti. Onlara sebat verdi. Onları sıddık halife Ebu Bekir vasıtasıyla hak dine döndürdü. Allah, Ebu Bekir'den razı olsun ve onu hoşnud kılsın.

Fasıl

İbn İshak ve diğerleri, Rasûlullah (s.a.v.)in vefatı üzerine Hassan b. Sabit'in söylemiş olduğu kasideleri nakl etmişi erdir. Bunların en kıymetlisi, en fasihi ve en muazzamı, Abdülmelik b. Hişam'm Ebu

Zeyd el-Ensârî'den rivayet ettiği kasidedir. Rasûlullah'm üzerine ağlayan Hassan b. Sabit, bu kasidesinde şöyle demişti:

«Medine'de Rasûl için evde kalan eserler vardır. Bir de mırlandı-ran, bilinen yer vardır.

Evin kalıntılarının eserleri dağılır, değişir ve eskir.

Hürmet yurdunda alametler yok olmazlar.

Orada hidayet edicinin minberi vardır ki, onun üstüne çıkardı.

Eserlerin açık olanları, bilinen şeylerin geri kalanları oradadır.

Orada onun için mahalle, namazgah ve mescid vardır.

Orada bir takım odalar vardır ki, o, odaların ortasında konaklardı.

Allah'tan bir nurdur ki, onunla aydınlanılır ve onunla ateş yakılır.

Orada bilinen yerler vardır ki, zamanlar onların alametlerini değiştirmez.

Oraya eskime gelse de onlardan olan alametler yenilenirler.

Orada Rasûlün eserlerini, zamanım ve oradaki kabrini bildim ki, onu lahidçisi toprağa gizledi, defnetti.

Orada Rasûle devamlı ağlar oldum.

Bir takım gözler de yardım ettiler. Göz kapaklarından onun iki misli yardım edilirdi.'

Rasûlün nimetlerini tanıyorlardı. Nefsimi onları sayacak güçte görmedim ve nefsim feci bir şekilde aptallaştı.

Ahmed'in kaybolması, nefsimi zayıflattı.

Rasûlün nimetlerini saymaya koyuldu.

Her işten, onda birine varamadı. Fakat nefsim için artık üzücü birşey vardır.

Nefsim durmayı uzattı, göz hüzünlerini, içinde Ahmed'in bulunduğu kabrin sırtı üzerine döküyordu. Ey Rasûlün kabri, sana mübarek olsun.

Doğru yolu bulan ve doğru yola giden kimsenin içinde mukim olduğu beldeler mübarek olsun.

Senin lahid mübarek oldu. Temiz toprakta kalasın.

Onun üzerinde birbiri üzerine yığılmış geniş taşlardan bir bina vardır.

Eller onun üzerine toprakları döktü ve gözler onun üzerindedir.

Yumuşak huyluluğu, ilmi ve rahmeti akşamleyin gömdüler. Onun üzerine toprağı verdiler. Başının altına yastık konulmaz olarak.

Hüzün ile yürüyorlar. İçlerinde peygamberleri yok.

Onların sırtları ve kolları zayıflamıştır. Göklerin gününe ağladığı kimseye ağlıyorlardı. Yerinde kendisine ağlamakta olduğu kimseye ağlıyorlardı, insanlar ise hüzün içerisindeydiler.

Hiçbir ölünün gününün büyük musibeti, içinde Muhammed'in öldüğü günün büyük musibetine denk tutulur mu?

O gün ki, onda vahyin indiği yer onlardan kesildi. Orası nurlu bir yer idi ki, aşağı iner, yukarı çıkardı. Ona uyan kimse Rahman'a götürülür.

Rezalet ve rüsvayhkların felaket ve şiddetinden kurtulur ve doğru yola ererdi.

Onlar için imamdır ki, gayret ile onları hakka hidayet eder, doğru yol gösterirdi.

Doğruluk muallimdir. Eğer ona itaat ederlerse, mutluluğa ererler.

Hataları çok affedicidir. Onların özürlerini kabul eder.

Eğer iyilik ederlerse, Allah hayrı bolca verendir.

Eğer bir felaket inerse, onu taşımayı beceremezler.

Onun katında, şiddetli, çetin gelen şeylerin kolaylaştırılması vardır.

Onlar, Allah'ın nimeti içindeyken onların arasında bir delil vardır ki, onunla açık seçik yoldan gidilir.

Hidayetten, doğru yoldan sapmaları, onun üzerine güç ve ağır gelir.

Onların doğru yolda olmalarına ve hidayete ermelerine ise düşkündür.

Onların üzerine şefkatli ve merhametlidir. Kanadını hiçbir yana eğmez.

Onların üzerine gerer ve onlar için döşer.

Onlar, işte bu nur içinde iken birden onların nurlarına isabet e-den ölümden bir ok gitti.

Böylece o, Allah'a dönerken övülmüş oldu, melekler ona ağlıyor ve onu övüyorlardı.

Bildiğin vahiyden olan şeyin kaybolmasından dolayı haram beldelerinin parçaları ıssız oldu.

Lahdin mamuresinden gayrı her taraf otsuz, susuz ve kıtlık oldu.

Oraya bir kayıp indi ki, düz yerler, ağaçlar ve onun mescidi ona ağlarlar.

O halde onun kaybolmasından ötürü insanların çıkıp gittikleri yerler boştur.

Onun için orada ayakta durma ve oturma yeri vardır. Cemre-i Kübradan boşalıp gitmişlerdir. Onun için orada evler, yurtlar, sahalar, mahalle ve doğum yeri vardır.

O halde ey gözüm, Rasûlullah'a gözyaşı akıtarak ağla.

Bütün zaman gözyaşının kuruduğunu, muhakkak bilmiyorum.

Sana ne oldu ki, insanlar üzerine olan bir nimetin sahibine ağlamıyorsun.

Onlardan çok ve tamca olanı vardır. Gizli olanı vardır.

Onun üzerine gözyaşlarını akıt ve bütün zaman emsalsiz kimsenin kaybından dolayı yüksek sesle ağla.

Geçmişlerin kaybı, Muhammed'in misli değildir. O, en iffetli idi, ahidce en vefalı olan idi. Kendisinden nimete nail olmak kolay idi. Nail olan kimseye az bahşiş verilmezdi.

Eskiden kalmış malla bahşişte, cimrilik edilmiş bir zamanda yeni elde edilmiş ve eskiden kazanılmış malını ihsan etmekte en önde gelen idi.

Nisbet edildiği zaman evlerde güzel anma yönünden en kerim idi.

Efendi kılman, Mekkeli olarak ve dede yönünden en kerim idi.

Zirveleri en iyi koruyan, yüceleri en sabit tutan, müstahkem, yüksek kale gibi binaların onur direkleridir.

Köklerde .kökleşme yönünden bitiş ve gövde olma bakımından sabit, istikrarlı idi.

Onu bulup gıdalandınr ve gövdede yumuşak ve eğilendir.

Temcid ve tazim olunmuş Rab, onu çocukluğunda terbiye etti ve onun kemali, hayratın en kerimi üzere tamamlandı.

Müslümanların vasileri, onun eliyle son hedefe vardılar.

O halde ne ilim alıkonulmuş, ne de fikir ayıplanmıştır.

Derim ki; benim insanlardan sözüme bir ayıplayana rastlanmaz. Ancak aklı ermeyen müstesna.

Aşkın ve hevesin, onun senasından ve övgüsünden uzak kalan değildir.

Belki de bundan dolayı Huld (ebediyet) Cenneti'nde Mustafa ile birlikte ebedi olarak kahrım.

Bu sebeple onun komşuluğunu ümid ederim.

İşte o güne kavuşup nail olmak için gayret ve çaba harcarım.»

Hanz Ebu Kasım es-Süheylî, "er-Ravd" adlı kitabının sonunda dedi ki: Ebu Süfyan b. Haris b. Abdülmuttalib, Rasûlullah (s.a.v.)'m üzerine ağlayarak şöyle dedi:

«Uykum kaçtı, gece devam ediyor, sona ermiyor, kardeşimin gecesinde de musibet vardır, uzundur. Ağlamak beni mutlu etti. Çünkü Müslümanlar musibete uğradılar. Bu mutlulukta azdı.

Musibetimiz büyük ve dehşetli oldu. Rasûlullah'ın vefat ettiği günün akşamında.

Diyarımız üzerindeki bütün şeylerle birlikte kayacak gibi oldu. Çünkü vahyi kaybettik. Daha önce Cebrail, sabah akşam bize Kur'ân getiriyordu.

Bu musibet sebebiyle insanların nefisleri aksa, ruhları gitse de haktır.

Bir peygamber ki, kendisine inen vahiyleri okuyarak ve kendisi hadisleri söyleyerek şüphelerimizi giderip kalbimizi parlatıyordu. Bizi doğru yola iletiyordu, sapıklıktan korkmuyorduk. Rasûl aramızda rehberdi.

Ey Fatıma, eğer sabredemez, ağlarsan mazursun. Ama ağlayıp sızlamasan, işte bu doğru yoldur. Senin babanın mezarı, bütün mezarların efendisidir. Çünkü onda insanların efendisi Rasûl vardır.»