Rafîziler, bu konuda bilgisizce konuştular. Hakkında bilgileri bulunmayan şeye giriştiler. İlmini kapsamadıkları hususta yalan söylediler. Kendilerine tevili gelmeyen konu hakkında yalan beyanda bu-
lundular. Burunlarını kendilerini ilgilendirmeyen şeye soktular. Bazıları, Ebu Bekir'in zikrettiği hadisi, "Kur'ân'a muhaliftir." diye reddetmeye çalıştılar. Bunu söylerken şu ayeti delil gösterdiler:
«Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.» (en-Nemi, ıe.)
Cenâb-ı Allah, Zekeriyya peygamberin şöyle dediğini haber vererek buyurur ki:
«Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızam kazanmasını da sağla.» (Meryem, 5-6.)
Rafizilerin, bu ayetleri ileri sürerek istidlalde bulunmaları, birkaç bakımdan geçersizdir. Şöyle ki:
1- «Süleyman Davud'a varis oldu.» ayet-i kelimesindeki varislikten kasıt, hükümdarlık ve peygamberlik varisliğidir. Yâni Cenâb-ı Allah bu ayette demek istiyor ki: Biz Süleyman'ı, Davud'dan sonra hükümdarlığı ve reayayı (halkı) idare etme hususunda halefi kıldık. İsrail oğulları arasında ondan sonra gelen bir hükümdar yaptık. Yine onu, babası gibi değerli bir peygamber laldık. Babası hem hükümdar ve hem peygamber olduğu gibi, onu da babasından sonra hükümdar ve peygamber kıldık.
Bu ayette sözü edilen mirasçılıktan kasıt, mala mirasçı olmak değildir. Tefsircilerin çoğunun anlattığına göre Davud peygamberin çok evladı varmış. Hatta yüz evladı olduğu da söylenir. Böyle olunca ne diye yüz evlad arasından sadece mal mirasçılığı hususunda Süleyman'dan bahsedilsin. Eğer amaç mal mirasçıhğı olsaydı, sadece Süleyman'dan bahsedilmezdi. Demek ki, ayette kastedilen mirasçılıktan maksat, babası Davud'tan sonra hükümdarlık ve peygamberlik hususunda Süleyman'ın onun makamına varis olmasıdır. Bu sebeple Cenâb-ı Allah: «Süleyman, Davud'a varis oldu.» demiştir ve yine yüce Allah buyurdu ki: «(Süleyman): Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur, dedi.»(en-Neml, 16.)
Tefsirimizde bu konuda yeterince açıklamada bulunduk, Allah'a çok hamd ve minnet olsun.
Zekeriyya peygambere gelince o, kıymetli ve şerefli peygamberlerdendi. Malına mirasçı olsun diye Allah'tan çocuk istemeyecek kadar dünya onun nazarında hakir ve önemsizdi. O, bir marangoz idi ki, kendi el emeğini yerdi. Nitekim Buharî de böyle bir rivayette bulunmuştur. Zekeriyya peygamber, kendine yetecek miktarda azığından fazlasını biriktirmezdi ki malına mirasçı olması için Allah'tan bir çocuk istesin. O sadece peygamberlikte kendisine halef olsun diye sa-Hh bir evlad istemişti ki, o çocuğu İsrailoğullarınm maslahatlarını temin etsin, onlara doğru yola iletsin. Bu sebeple, yüce Allah şöyle buyurmuştur:
«Kâf Hâ-Ya-Ayn-Sâd. Bu, Rabbimin, kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır. O, Rabbine içinden yalvarmıştı. Şöyle demişti: «Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı. Saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup birşeyden mahrum kalmadım.» Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.»
Nihayet Zekeriya şöyle demişti:
«Bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun.»
Yani tefsirimizde de açıkladığımız gibi peygamberlik hususunda benim yerime geçsin, demişti. Hamd ve minnet Allah'adır.
Önceki sayfalarda da geçtiği gibi Ebu Seleme, Ebu Bekir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.): "Peygambere mirasçı olunmaz." dedi. Bu cümlede geçen peygamber kelimesi, bir cins ismi olup bütün peygamberleri kapsamına alır.»
Tirmizî, bu hadisin hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Başka bir hadiste de Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
«Biz peygamberler topluluğuna mirasçı olunmaz.»
2- Rasûlullah (s.a.v.), bazı hükümlerde diğer peygamberlerden ayrılmıştır. Bu hükümler, sadece ona mahsustur. Diğer peygamberler bu hükümlerde ona ortak olmazlar. Nitekim Siretimizin (Siyer) sonunda inşaallah bu konuda müstakil bir bab düzenleyeceğiz. Şayet diğer peygamberlere mirasçı olunduğu takdir edilirse -ki hakikat böyle değildir- o zaman aralarında Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin de bulunduğu adlarını zikrettiğimiz sahabelerin rivayet ettikleri hadis, Peygamber Efendimiz'in özel olarak bu hükme tabi olduğunu açıklar.
3- Bu hadise göre amel etmek ve halifelerin de hükmettiği gibi bunun gereğince hüküm vermek icab eder. Bu hadisin şahinliğini âlimler itiraf etmişlerdir. Bunun Peygamber Efendimiz'e has, olup olmaması neticeyi değiştirmez. O, bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
«Bize mirasçı olunmaz. Bizim terekemiz sadakadır.» «Terekemiz sadakadır.» lafzından muhtemelen anlaşılan mana şudur: Bu cümle, Peygamber Efendimiz'in verdiği bir hükmü veya kendisiyle birlikte diğer peygamberlerin de vermiş olduğu bir hükmü haber vermektedir. Lafzın zahirinden anlaşılan mana budur. Belki bu sözü ile o, bir vasiyette bulunmak istemiştir. Ve bu vasiyetiyle şunu demek murad etmiştir: «Bize mirasçı olunmaz. Çünkü bizim terekemizin tamamı sadakadır.» Belki de bütün malını sadaka kılmış olduğundan bu hüküm sadece Peygamber Efendimiz'e mahsustur. Ama birinci ihtimal daha kuvvetlidir ki, cumhur-u ulema, bu ihtimali esas almıştır. Bu Malik ile diğerlerinin Ebu Hüreyre'den rivayet ettikleri ikinci manayı da takviye etmektedir. Bu rivayet tarikine göre Rasû-iullah (s.a.v.), bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
«Benim mirasçılarım dinar paylaşmazlar. Kadınlarımın nafakalarından ve işçimin azığından arta kalan terekem sadakadır.» Bu lafız, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde kayıtlıdır ve bu, Şia'dan bir grup cahilin bu hadisin rivayetinde geçen sadaka kelimesini mansub olarak okumalarını ve böylece hadisi tahrif etmelerini reddetmektedir. Bunlar, bu rivayete göre hadisi, okumuşlardır. Burada " " harfini nafiye ma'sı olarak ve sadaka kelimesini de mansub olarak okumuşlardır. Buna göre hadisin manası şöyle olur: «Biz peygamberler sadaka bırakmadık. (Yani terekemiz sadaka değildir.).» Ama böyle olsa bile bu cümle, hadisin evveli ile bağdaşmaz. Çünkü hadisin evvelinde şöyle demiştir: « Bize mirasçı olunmaz.»
Yine Şia'dan olan cahil grubun hadisi bu şekilde okumuş olması, şu rivayetle de bağdaşmamaktadır: «Kadınlarımın nafakasından ve işçimin azığından sonra kalan terekem, sadakadır.»
Onların mezkur hadisi, böyle okumaları şu hikayeye benzer: Mu-tezile'den biri, ehl-i sünnet âlimlerinden birine:
ayetindeki Allah lafzını mansub olarak okumuştur. Ayetin manası: «Allah, Musa'ya hitab etti.» iken bu yanlış okuma yüzünden mana: «Musa, Allah'a hitab etti.» şekline dönüşmüştür. Bunun üzerine ehl-i sünnet âlimi, Muteziiî adama şu cevabı vermiştir:
- Yazıklar olsun sana, sen bu ayeti, böyle yanlış okursan şu ayetle nasıl bağdaştırırsın?»
«Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca.....»(el-A'râf, 143.)
Demek istediğimiz şudur ki; Peygamber (s.a.v.)'in, «Bize mirasçı olunmaz. Bizim terekemiz sadakadır.» hadisi ile amel etmek vacibtir. Lafız ve manası ile muhtemel olan her takdiri göz önüne aldığımız halde bu hadis, miras ayetinin genel anlamını tahsis etmekte, yani özelleştirmektedir. Peygamber (s.a.v.)'i ya yalnız olarak ya da diğer peygamber kardeşleriyle birlikte ayetin genel kapsamı dışına çıkarmaktadır. Allah'ın salat-ü selamı üzerlerine olsun.

