El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İbn Asakir'in anlattığına göre Rasûlullah'ın emin saydığı şahsiyetlerden biri Ebu Ubeyde Amir b. Abdillah b. Cerrah el-Kureşi el-Fihrî'dir. Bu zat, "aşere-i mübeşşere"den yani Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. …

İbn Asakir'in anlattığına göre Rasûlullah'ın emin saydığı şahsiyetlerden biri Ebu Ubeyde Amir b. Abdillah b. Cerrah el-Kureşi el-Fihrî'dir. Bu zat, "aşere-i mübeşşere"den yani Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Rasûlullah'ın emin olarak kabul ettiği zatlardan biri de Abdurrahman b. Avf ezZührî'dir.

Buharî, Enes tariki ile rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), Ebu U-beyde hakkında şöyle buyurmuştur: "Her ümmetin emin bir şahsiyeti vardır. Bu ümmetin emin (güvenilir) şahsiyeti ise Ebu Ubeyde b. Cerrah'tır."

Bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Necran'dan gelen Abdülkays kabilesinin heyetine şöyle demiştir:

"Sizinle birlikte tam güvenilir (emin) bir kişiyi göndereceğim." Böyle dedikten sonra onlarla birlikte Ebu Ubeyde'yi göndermişti.

İbn Asakir'in anlattığına göre Rasûlullah'ın emin saydığı güvenilir şahsiyetlerden biri de Muaviye b. Ebi Fatıma ed-Devsîüir. Bu zat, Beni Abdu ş-Şems'in kölesi idi. Rasûlullah'ın mührünü mektuba vurmakla görevli idi. Mührü muhafaza ederdi. Anlatıldığına göre bu zat, Rasûlullah'ın hizmetinde bulunurmuş. Başkalarının anlattığına göre islâm'ın ilk döneminde Müslüman olmuş, sahabelerle birlikte Habeşistan'a hicret etmiş, sonra da Medine'ye hicret etmiştir. Bedir ve müteakip gazvelere katılmıştır. Mühürdarlık yaparmış. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer onu, beytü'l-malın idaresi ile görevlendirmişlerdi. Cüzzam hastalığına yakalandığı zaman Hz. Ömer b, Hattab emir vermiş, onu Hanzel (Ebu Cehil karpuzu) ile tedavi etmişler ve hastalığı ilerlemeden yerinde durdurulmuştu. Hz. Osman'ın halifeliği zamanında hicri kırkıncı senede vefat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahnıed b. Hanbel, Yahya b. Ebi Bükeyr kanalı ile Muay-

kib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), secdeye giderken alnının değeceği yerdeki toprağı eliyle düzelten bir adama şöyle dedi: Eğer bunu mutlaka yapman gerekiyorsa bari bir kez yap."

İmam AhmecL b. Hanbel, Halef b. Velid tariki ile Muaykib'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Abdest alırken kuru bırakılan topukların Cehennem'deki vay haline!"

Ebu Davud ile Neseî, Hz. Peyganıber'in mühürdarı Muaykib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.)'m mührü demirden olup gümüş kaplamalı idi. Çoğu kez elimde bulunurdu."

Ben derim ki: Sahih kavle göre Rasûlullah (s.a.v.)'ın mührü gümüştendi. Yazı yeri de gümüştendi. Nitekim bu husus, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde anlatılmıştır. Önceleri Rasûlullah, altından bir mühür edinmişti. Sonra onu atıp: "Vallahi ben bunu parmağıma takmam." demişti. Ondan sonra gümüş bir mühür edinmişti. Üzerinde şu yazı vardı: "Muhammed" kelimesi bir satır, "Rasûl" kelimesi bir satır, "Allah" kelimesi de bir satır idi. Toplam üç satırlık yazı vardı. Rasûlullah'm vefatından sonra bu mühür, Hz. Ebu Bekir'in elinde idi. Ondan sonra Hz. Ömer'in, ondan sonra da Hz. Osman'a intikal etti. Hz. Osman'ın elinde altı yıl kaldı. Sonra Eriş kuyusuna düştü. Onu kuyudan çıkarmaya çalıştıysa da çıkaramadı. Merhum Ebu Davud, Rasûlullah'm mühür hakkındaki hadislerine dair müstakil bir kitap yazmıştır. Yakında inşallah bu kitaptan ihtiyaç duyduğumuz kadarını nakledeceğiz. Yardımına başvurulacak olan zat, yüce Allah'tır.

Muaykib'in bu mührü elinde tutması, parmağına geçirmesi, onun cüzzam hastalığına yakalandığına dair varid olan nakillerin zayıf olduğunu göstermektedir. Nitekim İbn Abdilberr ile diğerleri de bu konuda rivayetler nakletmişlerdir. Ama onun cüzzam hastalığına yakalandığına dair rivayet meşhurdur. Belki de o, Peygamber (s.a.v.)'den sonra cüzzam hastalığına yakalanmıştır. Veya. bu hastalık onda mev-cud idi de başkasına sirayet etmedi. Veya tevekkülü kuvvetli olduğu için bu, Peygamber (s.a.v.)'e mahsus bir hal idi. Nitekim Peygamber (s.a.v.), bu cüzzamlı zata, elini çanağa koyarken şöyle demişti: "Allah'a güvenip tevekkül ederek yemeğini ye."

Bunu, Ebu Davud rivayet etmiştir.

Sahih-i Müslim'de rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

"Aslandan kaçar gibi cüzzamlıdan kaç." Doğrusunu Allah bilir.

Rasûlullah (s.a.v.)'ın kumandanlarının isimlerini seriyyelerden bahsederken birer birer naklettik. Hamd ve minnet Allah'adır.

Sahabelerin toplam sayısı hususunda insanlar ihtilaflı sayılar vermişlerdir. Ebu Zür'â'dan nakledildiğine göre o demiş ki: "Sahabeler, toplam olarak 120.000 kişidirler."

Merhum Şafiî'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

" Rasûlullah (s.a.v.) vefat etti. Onu dinleyip gören Müslümanların sayısı 60.000 kadardır."

Hakim Ebu Abdillah dedi ki: Hadisler, 5.000'e yakın sahabe tarafından rivayet olunmuştur.

Ben derim ki: Hadislere ittilam çokluğu, rivayet ettiği hadislerin fazlalığı, bu amaçla yaptığı seyahatlerin çokluğu ve imametine rağmen İmam Ahmed b. Hanbel, 987 sahabeden hadis rivayet etmiştir. Kütüb-ü Sitte'de ise buna ek olarak 300 sahabeden daha rivayette bulunulmuştur. Allah'ın rahmeti kendilerine olsun.

Hadis hafızlarından bir grup şahsiyet, bu sahabelerin adlarını vermiş, yaşantılarını ve vefatlarını bildirmişlerdir. Bu hadis hafızlarının en kıymetlilerinden biri Ebu Ömer b. Abdilberr et-Temrî'dir. "el-İstiab" adlı kitapta bunlardan söz etmiştir. Ebu Abdillah Muhammed b. İshak b. Mende ile Ebu Musa el-Medinî de bu hadis hafızlarm-dandır. Daha sonra kendilerinden hadis rivayet edilen sahabelerin adlarını Hafız İzzeddin Ebu'l-Hasen Ali b. Muhammed b. Abdülkerim el-Cezerî, manzum olarak beyan etmiştir. Bu zat, İbnu's-Sahabe diye bilinir. Kendilerinden hadis rivayet edilen sahabelerle ilgili olarak, "el-Gabe" adlı kitabını tasnif etmiş ve bu eserini güzel ve faideli olarak meydana getirmiştir. Derli-toplu bilgiler vermiş, amacına ve emeline ulaşmıştır. Allah ona ve sahabelere rahmet etsin, mükafatlandırsın. Amin ya Rabbe'l-âlemîn.