El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicri Dokuzuncu Sene Tebük Gazvesi

Tebük gazvesi, hicri dokuzuncu senenin receb aynıda yapılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Doğrusu müşrikler pistirler. Bu sebeble, bu yıllardan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten …

Tebük gazvesi, hicri dokuzuncu senenin receb aynıda yapılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Doğrusu müşrikler pistirler. Bu sebeble, bu yıllardan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkar-sanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir.

Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar

savaşm." (et-Tevbe, 28-29.)

İbn Abbas, Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Katade, Dahhak ve diğerlerinden rivayet olunduğuna göre Cenâb-ı Allah, müşriklerin hac ve umre gibi durumlarda Mescid-i Haram'a yaklaşmaktan men edilmelerini emir buyurduğu zaman Kureyşliler şöyle demişlerdi: "Hac mevsimlerindeki ticaret ve panayırlarımız sona erdi. Bu zamanlarda ele geçirdiğimiz kar da elden gitti."

Cenâb-ı Allah, bu kayıplarının yerini şöyle doldurdu: Müslüman oluncaya veya boyunlarını bükerek cizye verinceye kadar Ehl-i Kitap ile savaşmalarını onlara emretti.

Ben derim ki: Rasûlullah (s.a.v.), Bizanslılarla savaşmaya azmetti. Çünkü onlar İslâm'a ve Müslümanlara daha yakın idiler. Böylece Rasûlullah'a, insanların en yakım ve hakka davete en layık olan kimseler idiler. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştu:

"Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın. Sizde kendilerine karşı sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir." (et-Tevbe, 123.)

Rasûlullah (s.a.v.), Tebük senesinde Bizanslılarla şiddetli derecede sıcak bir mevsimde savaşmaya karar verdiği zaman -ki o zamanda Müslümanların durumu çok sıkıntılı idi- insanlara kararını açıkladı ve çevresindeki Arap kabilelerini kendisiyle birlikte gazaya gelmeye davet etti. İleride de açıklanacağı gibi 30.000'e yakın insan onunla birlikte gaza yoluna koyuldu. Diğerleri ise geride kaldılar. Mazeretsiz olarak gazadan geri kalan münafık ve taksirli kimseleri Cenâb-ı Allah kınadı. Onları şiddetli bir şekilde azarladı. Rezil rüsvay etti. Onlar hakkında Kur'ân'm okunan ayetlerini inzal buyurdu. Durumlarım Berae sûresinde açıkladı. Nitekim bu hususu tefsirimizde detaylı olarak izah ettik. Şu ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi Allah, mü'-minlerin her halükarda savaşa gitmelerini emretti:

"İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

Ey Muhammedi Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı. Fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi. Kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor." (et-Tevbe,4142).

"İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi Öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece yanlış hareketlerden çekinirler." (et- Tevbe, 122.)

Denildi ki; bu ayet, -yukarıdaki ayeti neshetmiştir. Bazıları ise böyle bir durumun söz konusu olmadığım söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak dedi ki: Sonra Rasûlullah (s.a.v.), zilhicce ile receb ayları arasında Medine'de ikamet etti. Sonra Rumlarla savaş için ashabına hazırlanmalarını emretti. Zührî, Yezid b. Ruman, Abdullah b. Ebu Bekir, Asım b. Ömer b. Katade ve onlardan başka âlimlerimiz bu durumu bize anlattılar. Her biri Tebük gazvesi hakkında, o gazveden kendisine ulaşan haberi nakletti. Birinin haber vermediğini, diğerleri haber verdi.

t Rasûlullah (s.a.v.), ashabına Bizans savaşı için hazırlanmalarını emretti. Bu olay, halkın sıkıntıda bulunduğu, sıcağın şiddetli olduğu kıtlık zamanında idi. Meyvelerin olgunlaştığı ve halkın bahçelerin gölgelerinde kalmayı arzuladıkları, içinde bulundukları halden hoşnut olmadıkları bir zamanda idi. Rasûlullah (s.a.v.), gazveye çıktığında çoğu zaman gitmek istediği yeri gizlerdi. Başka bir yere gideceğini söylerdi. Fakat Tebük gazvesinde nereye gideceğini açıkça söyledi. Çünkü yolun uzaklığından ve zamanın şiddetinden, hedeflediği düşmanın çokluğundan o gazveyi halka açıkladı ki, onun için gerekli hazırlıklarını yapsınlar. Teçhizatlarını hazırlamalarını söyledi ve Bizans'ı hedeflediğini onlara haber verdi.

Rasûlullah (s.a.v.), bir gün bu savaş için hazırlanırken Beni Seleme kabilesinden Ced b. Kays'a şöyle dedi:

- Ey Ced, bu sene Beni Asfer (Rumlar) ile kılıçla vuruşmak istemez misin?

O da şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, bana izin versen, beni fitneye düşürmesen olmaz mı? Vallahi kavmim de bilir ki, kadınlara karşı benden daha tutkun bir adam yoktur ve ben, Beni Asfer'in (Rumların) kadınlarını görürsem sabredememekten korkarım.

Rasûlullah (s.a.v.) da ondan yüz çevirdi ve: "Sana izin verdim." dedi. Bunun üzerine Ced b: Kays hakkında şu ayet-i kerime nazil oldu:

"Onlardan, "Bana izin ver, beni fitneye düşürme." diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır." (et-Tevbe, 49.)

Münafıklardan bir kavmin fertleri birbirlerine şöyle dediler: "Sıcakta savaşa çıkmayınız."

Cihaddan kaçındıkları, haktan şüpheye düştükleri ve Rasûlullah (s.a.v.)'a yalan haber verdikleri için böyle dediler. Bunun üzerine kutlu ve yüce Allah, onlar hakkında şu ayeti inzal buyurdu:

"Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke bilselerdi.

Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar." (et-Tevbe, 81-82.)

İbn Hişam, İshak b. İbrahim kanalı ile Abdullah b. Harise'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir haber geldi: "Münafıklardan bir grub, Yahudi Süveylim'in Casum mmtıkasmdaki evinde toplanıyorlar. Halkı, Rasûlullah (s.a.v.)'dan, Tebük gazvesine gitmekten geri çevirmek istiyorlar.

Bunun üzerine Hz. Peygamber, Talha b. Ubeydullah'ı, ashabından bir takım kişilerle birlikte onlara gönderdi ve ona Süveylim'in evini, onların üzerine yakıp yıkmalarını emretti. Talha da bunu yaptı. Dahhak b. Halife, evin arkasından atladı ve ayağı kırıldı. Onun arkadaşları da atladılar, kaçıp kurtuldular. Bunun üzerine Dahhak şöyle dedi:

"Allah'ın Beyt'ine andolsun ki, az kaldı ki Muhammed'in ateşi ile Dahhak ve İbn Ubeyrik yanıyordu.

Süleym'in küçücük evinin üstüne çıkmış iken kırılmış bir vaziyette ayağımın ve dirseğimin üzerine düşmüştüm.

Allah'ın selamet ve bereketi sizin üzerinize olsun.

Bunun benzerine bir daha gelmeyeceğim, korkuyorum. Ateş kimi kuşatırsa o kişi yanar."

ibn ishak dedi ki: Sonra Rasûlullah (s.a.v.), yola çıkmaya çalıştı.

Halka toparlanmalarını ve hazırlanmalarını emretti. Zengin kişileri, Allah yolunda infakta bulunmaya ve sefere götürecekleri yükleri vermeye teşvik etti. Bunun üzerine zengin kimselerden bir takım'adam-lar yükleri verdiler ve sevablarını Cenâb-ı Allah'tan beklediler. Osman b. Affan, bu iş için büyük bir harcamada bulundu ki, o zamana kadar onun kadar hiçbir kimse bu uğurda harcamada bulunmuş değildi.

İbn Hişam dedi ki: Kendisine güvendiğim birisi bana şu haberi verdi: Osman b. Affan, Tebük gazvesinde dar durumda olan orduya 1.000 dinarlık mali yardımda bulundu. Rasûlullah (s.a.v.) da o zaman şöyle dedi: "Allahım, Osman'dan razı ol. Çünkü ben ondan razıyım."

İmam Ahmed b. Hanbel, Harun b. Maruf kanalı ile Abdurrahman b. Semüre'nin azadlısı Kesse'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Osman b. Affan, Rasûlullah (s.a.v.)'ın sıkıntı içindeki Tebük gazvesine gidecek orduyu teçhiz etmesi esnasında eteğine 1.000 dinar koyup getirdi ve o paraları Rasûlullah (s.a.v.)'m kucağına boşalttı. Rasûlullah (s.a.v.) da onları eli ile evirip çevirip şöyle diyordu:

"Bugünden sonra ne yaparsa yapsın. Hiçbir ameli Osman'a zarar veremeyecektir."

Abdullah b. Ahmed, babasının "Müsned" adlı eserinde Ebu Musa el-Anezî kanalı ile Abdurrahman b. Habbab es-Sülemî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah (s.a.v.), hutbe irad etti. İnsanları, Tebük gazvesine gidecek olan ve mali darlık içindeki orduyu teçhiz etmeye ve gerekli yardımı yapmaya teşvik etti, Osman b. Affan: "Sırtındaki çulu ve palanı ile birlikte 100 deveyi ben veririm." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), minberden bir basamak aşağı indi. Sonra yine insanları bu orduya yardıma teşvik etti. Osman: "Sırtındaki çulu ve palamyla 100 deve daha veririm." dedi. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m, Osman'ın bu cömertliğim takdir edercesine elini sallayıp hareket ettirdiğini ve şöyle dediğim gördüm: "Bu günden sonra yapacağı olumsuz davranışlar ve ameller Osman'a zarar vermez."

Bu, bu şekli ile gariptir.

Beyhakî, Amr b. Merzuk kanalı ile Seken b. Muğire'nin de böyle bir rivayette bulunduğunu ve Osman'ın mezkur sözünü üç kez tekrarladığını, yanı sırtlarmdaki çul ve palanlanyla birlikte 300 deve vermeyi taahhüd ettiğini beyan etmiştir.

Abdurrahman dedi ki: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m minber üzerinde iken şöyle dediğini gördüm:

"Bugünden sonra yapacağı olumsuz davranış ve ameller Osman'a zarar vermez."

Ebu Davud et-Teyalisî, Ebu Avane kanalı ile Ahnef b. Kays'm şöyle dediğini rivayet eder:

Osman b. Affan'm, Sa'd b. Ebu Vakkas, Ali, Zübeyr ve Talha'ya şöyle dediğini işittim: "Allah aşkına söyleyin. Rasûlullah (s.a.v.)'m: "Zorluk ordusunu (Tebük gazvesine giden orduyu) teçhiz eden kimseyi Allah bağışlasın." dediğini biliyor musunuz? Ben o orduyu teçhiz ettim. Öyle ki, ne bir yulara, ne de bir ayak bağına ihtiyaçları kalmadı. Siz bunu biliyor musunuz?" Bunun üzerine onlar: "Allah için evet" biz bunu biliyoruz."dediler.

(bu bölüm eksiktir)