Daha önce de anlatıldığı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Sakif ten dönerken, ashab tarafından onlara beddua etmesi istenildiğinde o, Sakifli-ler için hidayet duasında bulundu.
Yine önceki sayfalarda anlatıldığı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Malik b. Avf en-Nasrî'nin Müslüman olması esnasında Malik'e ihsanda bulunmuş, kavminden Müslüman olan kimselerin başına emir tayin etmişti. O da Sakiflilerin beldelerine karşı hücum ediyor, onları sıkıntıya düşürüyordu. Nihayet onları İslâm'a girmeye mecbur etti.
Yine Önceki sayfalarda geçtiği gibi Malik b. Avf en-Nasrî, Sakifli-leri kalelerinden inip Rasûlullah'm hükmüne boyun eğmeye mecbur bırakmıştı. Onları alıp Medine-i Münevvere'ye getirmişti. Bütün bunları, Rasûlullah'm izni üzerine yapıyordu.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), ramazanda Tebük'ten Medine'ye geldi. İşte bu ayda Sakiflilerin elçiler heyeti onun yanma geldi. Rasûlullah (s.a.v.), onlardan ayrıldığı zaman Urve b. Mesud es-Sakafî onun izine düştü. Nihayet ona Medine'ye varmadan Önce kavuştu ve Müslüman oldu. Rasûlullah'tan kavmine İslâm'ı iletmek için geri dönme izni istedi. Rasûlullah da ona: "Onlar seni Öldürürler." dedi.
Rasûlullah (s.a.v.), onların inad ve serkeşliklerini biliyordu. Urve de şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Ben onlara, onların ilk çocuklarından daha sevgiliyim.
Urve, Sakifliler arasında sevilen ve itaat edilen bir kimse idi. Kavmini İslâm'a çağırmak üzere yola çıktı. Onların kendisine muhalefet etmeyeceklerini umuyordu. Çünkü onların arasında onun bir makamı ve mertebesi vardı. Onlara yönelmek için kendisinin odasına çıktığı zaman onları İslâm'a davet ederken ve dinini onlara açıklarken, onlar onu her taraftan oklarla vurdular. Ona bir ok isabet etti ve onu Öldürdü.
Beni Malik kabilesinin adamları derler ki; onu kendilerinden bir adam öldürdü. Ona, Beni Salim b. Malik'in kardeşi Evs b. Avf denilir. Müttefikler de derler ki, onlardan bir adam onu Öldürmüştür. Öldüren kişi, Attab oğullarından Vehb b. Cabir'dir. Vurulduktan sonra
Urve'ye şöyle denildi:
- Senin kanın için ne düşünüyorsun? O da şöyle dedi:
- Bu, Allah'ın bana lütfettiği bir ikramdır ve bana gönderdiği bir şehidliktir. Benim kanım, ancak Rasûlullah'm bu şehirde, gitmeden Önce öldürülen şehidlerin kanı gibidir. Beni de onlarla birlikte defnediniz.
Onlar da onu diğer şehidlerle birlikte defnettiler. Rasûlullah'm, onun hakkında şöyle dediği iddia edilir:
- Onun kavmi içindeki durumu, Yasin sûresinde adı geçen ve kavmini hidayete davet eden adamın durumu gibidir."
Sakif kabilesi, Urve'nin öldürülmesinin ardı sıra birkaç ay öyle kaldı. Kabile mensupları, daha sonra aralarında müşavere yaptılar. Etraflarında bey'at etmiş ve Müslüman olmuş olan Araplarla savaşmaya güçlerinin yetmeyeceği kanaatine vardılar. Yapılan müşavere neticesinde Amr b. Ümeyye (Beni İlacın kardeşi)'nin görüşüne uygun olarak kendilerinden bir adamı, Medine'de bulunan Rasûlullah'm yanma göndermeye karar verdiler. Abdi Yaleyl b. Amr b. Umeyr'i, beraberinde müttefiklerden iki kişi ve Malik oğullarından da üç kişi ile birlikte toplam altı kişilik bir heyetle Medine'ye gönderdiler. Heyetteki altı kişinin adlan şöyle idi: Abdi Yaleyl, Hakem b. Arar b. Vehb b. Muattib, Şurahbil b. Gaylan b. Seleme b. Muattib, Osman b. Ebu'l-As, Evs b. Avf (Beni Salimin kardeşi) ve Nümeyr b. Hareşe b. Rebia.
Musa b. Ukbe dedi ki: "Bu heyet on küsur adamdı. Aralarında Ki-nane b. Abdi Yaleyl de vardı. Bu, heyetin reisi idi. Aralarında Osman b. Ebu'l-As da vardı. Osman, heyettekilerin yaşça en küçüğü idi."
İbn İshak dedi ki: "Medine'ye yaklaşıp Kanat Vadisi'ne indikleri zaman orada Muğire b. Şube'yi buldular. O, Rasûlullah'm sahabelerinin binek develerini otlatma nöbetini tutuyordu. Sahabeler, bu develeri nöbetleşe otlatıyorlardı. Muğire onları görünce develeri Sakifli heyetin yanında bıraktı. Rasûlullah (s.a.v.)'a onların geliş müjdesini vermek için koşarak Medine'ye gitti. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma girmeden önce Ebu Bekir es-Sıddık ona rastladı. O da ona Sakif heyetinin bey'at ve İslâm'ı amaçlayarak geldiklerim haber verdi. Onlar şu şartla gelmişlerdi H, kabileleri, malları ve memleketleri için Rasûlullah (s.a.v.)'dan yazılı bir emir alsınlar. Bunun üzerine Ebu Bekir, Muğire'ye and içirdi ki: "Benden önce Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma varmayacaksın ki, ona haberi veren ben olayım."
Muğire de bunu kabul etti. Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına girdi ve onların gelişlerini ona haber verdi. Sonra Muğire, arkadaşlarının yanma çıktı ve onlarla birlikte develeri, barınaklarına götürdü. Onlara, Rasûlullah (s.a.v.)'a nasıl selam vereceklerini öğretti.
Fakat onlar böyle yapmadılar. Cabiliye selamı ile Rasûlullah'a selam verdiler.
Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldikleri zaman onun mescidinin bir kenarında onlar için bir çadır kuruldu. Yazılı antlaşmayı almalarına kadar onlarla Rasûlullah (s.a.v.) arasında gidip gelen kişi Halid b. Said b. As oldu. Rasûîullah (s.a.v.)'dan onlara gelen yemekten Halid yemedikçe onlar yemiyorlardı. Nihayet Müslüman oldular. Bu yazılı emri onlar için Halid yazdı.
Rasûlullah (s.a.v.)'dan istedikleri şeylerden biri, Tağiye putunu onlara bırakması idi. Tağiye, Lafın başka bir adıdır. Rasûlullah'dan, üç seneye kadar onu yıkmamasını taleb ettiler. Rasûlullah (s.a.v.) ise buna razı olmadı. Şartlarını kabul etmedi. İki seneye, nihayet bir seneye kadar yıkmamasını istediler. Bu isteklerini ısrarla sürdürdüler. Fakat Rasûlullah (s.a.v.) kabul etmedi. Nihayet gelişlerinden sonra bir ay kalmasını istediler. Rasûlullah (s.a.v.), bu isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Bu isteklerini ileri sürmelerindeki amaçları, kendi memleketlerindeki beyinsizlerin itirazlarından emin olmak ve onların kalblerini İslâm'a ısındırmak idi. Rasûlullah hiçbir isteklerini kabul etmedi. Sadece Tağiye (Lat) putunu yıkmaları için kendileriyle birlikte Ebu Süfyan b. Harb ve Muğire b. Şube'yi göndermesine dair taleblerini kabul etti.
Sakif heyeti, Tağiye putunun terkedilmesiyle birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'dan kendilerini namazdan affetmesini ve putlarını kendi elleriyle kırdırmamasını istemişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle demişti:
- Putlarınızın sizin ellerinizle kırılmasına gelince, sizi bundan affedeceğiz. Ama namaza gelince, namazı olmayan bir dinde hayır yoktur.
Onlar da:
- Her ne kadar alçaklık ise de biz bu şartı senin için yerine getireceğiz, dediler."
imam Ahmed b. Hanbel, Affan ve Muhammed b. Mesleme kanalı ile Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Sakif heyeti, yanma geldiğinde Rasûlullah -kalblerini daha yumuşatsın diye- onları mescitte misafir etti. Onlar, Rasûlullah (s.a.v)'a şu şartları ileri sürdüler: "Bizi başkalarıyla savaştığın zaman savaşa çağırmayacaksın. Bizden öşür almayacaksın. Bizden vergi almayacaksın. Bizden başkalarını üzerimize vali tayin etmeyeceksin."
Rasûlullah (s.a.v.), onlara şöyle cevap verdi:
- Başkalarıyla savaştığım zaman sizi savaşa çağırmayacağım. Sizden vergi almayacağım. Başkalarını da sizin üzerinize vali tayin etmeyeceğim. Ancak içinde rükû (namaz) bulunmayan bir dinde hayır yoktur, (namaz kılmama şartınızı kabul etmiyorum.)
Osman b. Ebu'l-As: "Ya Rasûlallah, bana Kur'ân'ı öğret ve beni kavmimin imamı yap." dedi."
Ebu Davud, Hasan b. Sabah kanalı ile Vehb'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah'la bey'atleştikleri zaman Sakif heyetinin durumunu Cabir'e sordum. O da şöyle cevap verdi:
"Zekat ve cihadla yükümlü olmamaları şartını Rasûlullah'a karşı ileri sürdüler. Ama ben bu şartı ileri sürmelerinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m onlara şöyle dediğini işittim:
"Müslüman olduğunuz takdirde zekat verecek ve cihad edeceksiniz."
İbn İshak dedi ki: "Müslüman oldukları ve Rasûlullah (s.a.v.) onlar için antlaşmayı yazdığı zaman onların üzerine Osman b. Ebu'l-As 'ı emir olarak tayin etti. Bu, onların yaşça en küçükleri idi. Onun emir kılınmasının sebebi, onun İslâmî bilgi ve Kur'ân Öğrenmeye daha çok düşkün olması idi. Ebu Bekir es-Sıddık, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, ben onlar içinden bu delikanlıyı, İslâmî bilgileri edinmeye ve Kur'ân'ı öğrenmeye hevesli gördüm."
Musa b. Ukbe'nin anlattığına göre onlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldiklerinde Osman b. Ebu'1As'ı kendi yüklerinin yanında bırakmışlardı. Öğle vakti yüklerinin yanma geri döndüklerinde bu defa Osman, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelmiş, ondan İslâmî bilgileri ve Kur'ân okumayı kendisine öğretmesi talebinde bulunmuştu. Osman, Rasûlullah'ı uykuda gördüğü zaman Ebu Bekir es-Sıddık'm yanma giderdi. İslâmî bilgileri öğreninceye kadar bu halini devam ettirdi. Rasûlullah (s.a.v.) da onu çok sevdi.
İbn İshak, Said b. Ebu Hind vasıtasıyla Osman b. Ebu'1-As'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Beni, Sakife gönderdiği zaman Rasûlullah (s.a.v.)'m söylediği son söz şu oldu:
"Ey Osman, namazı hafif tut. İnsanlara -en zayıflarını gözönünde bulundurarak- takdirde bulun. Çünkü onların arasında yaşlı, küçük, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır."
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan vasıtasıyla Osman b. Ebu'1-As'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Dedim ki:
- Ya Rasûlallah, beni kavmimin imamı yap. Buyurdu ki:
- Sen onların imamısın. Onların en zayıf olanlarını gözönünde bulundurarak onlara imamlık yap. Ezan okuma karşılığında ücret almayan bir kimseyi de müezzin tut."
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan vasıtasıyla Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Taife vali olarak tayin edilip yanından ayrılacağım zaman Ra-sûlulah (s.a.v.), son olarak bana şöyle dedi:
- Bir kavme namaz kıldırdığın zaman, namazlarını hafif tut. Böyle derken, bana el-Alâk sûresini veya Kur'ân'dan benzeri sûreleri okumamı söyleyerek, namazı kıldırma süremi belirledi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'rn bana söylediği son sözü şu oldu:
"Bir kavme imamlık yaptığın zaman, namazlarını hafif tut."
Müslim, Osman b. Ebu'1-As'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), beni Taife vali tayin etti. Yanından ayrıldığımda bana söylediği son söz şu oldu:
"İnsanlara namaz kıldırırken namazlarını hafif tut."
İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Said kanalı ile Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.), kavmime imamlık yapmamı bana emretti. Sonra şöyle buyurdu:
"Bir kimse, bir kavme imamlık yaparsa namazlarını hafif tutsun. Çünkü onların içinde zayıf, yaşlı ve ihtiyaç sahipleri vardır. Kişi yalnız başına namaz kıldığı zaman dilediği gibi kılsın."
İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle dedi: Kavmine imamlık yap. Bir kavme imamlık yaptığın zaman namazlarını hafif tut. Çünkü onların içinde yaşlılar, küçükler, zayıflar, hastalar ve ihtiyaç sahipleri de namaz kılmaktadırlar."
İmam Ahmed b, Hanbel, İsmail b. İbrahim kanalı ile Ebu'1-Ala b. eş-Şihîr'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Osman dedi ki:
- Ya Rasûlallah, şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına girmektedir.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Bunu yapan Hanzep adındaki bir şeytandır. Sen onu hissettiğin zaman ondan Allah'a sığın ve sol tarafına üç kez tukur.
Osman dedi ki: Ben böyle yaptım. Sonra Allah, o şeytanı benden uzaklaştırdı."
İmam Malik, İmam Ahmed, Müslim, Tirmizî, İbn Mace, Ebu Da-vud ve Neseî, Nafi b. Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Osman b. Ebu'l-As, vücudundaki bir ağrıdan ötürü halini Rasûlullah'a şikayet etti. Rasûlullah da ona şöyle dedi:
"Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç-kez Bismillah de, yedi kez de: "Hissettiğim ve çektiğim ağrının şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınırım." de."
Bir rivayete göre Osman b. Ebu'l-As, şöyle demiştir: "Ben Rasûlullah (s.a.v.)'m dediğini yaptım. Allah, vücudumdaki ağrıyı giderdi.. Sonra aile efradıma ve başkalarına da hep böyle yapmalarını tavsiye ederdim."
Ebu Abdillah b. Mace, Muhammed b, Beşşar vasıtasıyla Osman b. Ebu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), beni Taife vali tayin ettiği zaman namazımda bazı şeylerle karşılaşıyordum. Öyle ki, namaz kıldığımın bile farkına varamıyordum. Bu durumu görünce Rasûlullah (s.a.v.)'a gittim. Bana şöyle sordu:
- Sen Ebu'l-As'ın oğlu musun?
- Evet, ya Rasûlallah.
- Niçin geldin?
- Ya Rasûlallah, namaz kılarken öyle bir durumla karşılaşıyorum ki, namaz kıldığımın bile farkına varamıyorum.
- O şeytandır. Sen yanıma yaklaş hele.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma yaklaştım. Ayak taraklarınım yüzü üzerine oturdum. O da eliyle göğsüme vurdu ve ağzıma tükürdü. Sonra:
- Ey Allah'ın düşmanı çık, dedi. Bunu üç kez yaptı. Sonra:
- Haydi işinin başına git bakalım, dedi. Osman dedi ki:
- Ömrüme yemin ederim ki, artık o şeytanın bana geldiğini sanmıyorum."
İbn İshak dedi ki: İsa b. Abdulllah, Atiyye b. Süfyan b. Rebia es-Sakafî kanalıyla Sakif heyetinden birinin şöyle dediğini bana anlattı:
"Müslüman olduğumuz ve Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte ramazandan kalan günleri oruç tuttuğumuz zaman Bilal bize iftar yemeğimizi ve sahur yemeğimizi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanından getiriyordu. O, bize sahur yemeğini getiriyorken biz şöyle diyorduk:
- Biz, fecrin doğmuş olduğunu görüyoruz. O da şöyle diyordu:
- Rasûlullah (s.a.v.)'ı henüz sahur yemeğini yerken bıraktım ve buraya geldim.
Bilal, bize iftar yemeğimizi getiriyorken biz:
- Güneşin henüz tam battığım göremiyoruz, diyorduk. Bilal ise, şöyle cevap veriyordu:
- Rasûlullah (s.a.v.) yemeğini yedi. Sonra ben size geldim.
Sonra kendisi de elini tabağa koyuyor ve ondan yiyordu." İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve İbn Mace, Evs b. Hüzey-fe'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Sakif heyeti içinde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldik. Müttefikler Muğire b. Şube'ye konuk oldular. Rasûlullah (s;a.v.), Malik oğullarını kendi çadırında misafir etti. Her gece yatsı namazından sonra yanımıza gelir, ayak üstü bizimle konuşurdu. Sohbeti uzun sürdüğü ve uzun müddet ayakta durduğu için ayakları sallamrdı. En çok da Kureyşlilerden çektiği eza ve cefaları bize anlatırdı. Sonra şöyle derdi:
- Üzülmüyorum, biz Mekke'de iken mustaz'af ve horlanmış kimseler idik. Medine'ye geldiğimizde aramızda savaş dolabı döndü. Bazen biz onları yendik, bazen onlar bizi yendiler.
Bir gece Rasûlullah, normal vaktinden geç geldi. Ona:
- Bu gece bize gelmekte geciktin, dedik. O da şu cevabı verdi:
- Bu gece aniden Kur'ân hizbimi okuma işi ortaya çıktı. Onu tamamlamadan size gelmek istemedim. Evs, Rasûlullah (s.a.v.)'a dedi ki:
- Kur'ân'ı nasıl hiziplendiriyorsunuz? O, şu cevabı verdi:
- Üçe, beşe, yediye, dokuza, onbire, onüçe bölerek hiziplendiriyo-rum. Mufassalın hizbi birdir."
İbn İshak dedi ki:" Sakif heyeti, işlerini bitirdikleri ve geri dönüp beldelerine yöneldikleri zaman Rasûlullah (s.a.v.), onlarla birlikte Ebu Süfyan b. Harb ve Muğire b. Şubeyi Tağiye putunun yıkılması için gönderdi. Onlar da bu topluluk ile birlikte yola çıktılar. Taife geldikleri zaman Muğire b. Şube, Ebu Süfyan'ı önden göndermek istedi. Ebu Süfyan kabul etmedi ve: "Kavminin yanına sen gir." dedi. Ebu Süfyan malı ile Zu'1-Hedim'de kaldı. Muğire b. Şube girdiği zaman o, Tağiye putuna balta ile vurmak üzere üstüne çıktı. Kavmi olan Beni Muattib, onun önünde durdular. Urve gibi onunda vurulmasından korktular. Sakif in kadınları ise, Tağiye için ağlayarak ve şöyle diyerek başları açık bir vaziyette ortaya çıktılar:
- Bizi koruyan, bize menfaat ve zarar veren Tağiye putuna ağlansın ki, onu kötü, yaramaz kişiler teslim ettiler. Onlar, kılıçlarla vuruşmasını bilmediler."
Muğire, balta ile Tağiye putuna vururken, Ebu Süfyan şöyle diyordu:
- Vah yazık, ah yazık!
Muğire, Tağiye'yi yıktı ve malı ile ziynetlerini aldı. Ebu Sufyan'a haber gönderdi. Ona şöyle dedi: "Rasûlullah (s.a.v.), Urve b. Mesud ile kardeşi ve Karib'in babası Esved b. Mesud'un borçlarının, Tağiye putunun malı ile Ödenmesini bize emretti." Bunun üzerine o mallar ile o iki zatın borçlarım ödediler."
Ben derim ki: Esved, müşrik olarak öldü. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), onun kalbim İslâm'a ısındırmak ve oğlu Karib'in gönlünü alıp ikramda bulunmak için borcunun bu şekilde ödenmesini emretmiştir. Musa b. Ukbe'nin anlattığına göre Sakif kabilesinden gelen heyette on kadar adam vardı. Bunlar, Medine'ye geldiklerinde -Kur'ân dinlesinler diye- Rasûlullah (s.a.v.), kendilerini mescidde misafir etti. bunlar riba muamelesi yapmak, zina etmek, içki içmek için Rasûlul-lah'tan müsaade istediler. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), bütün bunları onlara haram kıldı.
Heyettekiler, Rabbe putuna ne yapılacağım sordular. Rasûlullah:
- Onu yıkın! dedi.
- Heyhat! Eğer Rabbe putu senin kendisini yıkmak istediğini bilse, kendi ehlini öldürür, dediler.
Ömer b. Hattab dedi ki:
- Yazık sana ey Abdi Yaleyl'in oğlu! Ne kadar da cahilmişsin. Rabbe, sadece bir taş parçasıdır.
- Ey Hattab'm oğlu! Biz senin yanına gelmedik. Sonra dediler ki:
- Ya Rasûlallah, onu yıkmak işini sen kendin üstlen. Biz onu asla yıkmayız.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Onu, sizin yerinize yıkacak birini size göndereceğim, Rasûlullah (s.a.v.)'la anlaştılar. Antlaşma metnini yazdılar. Ancak Rasûlullah'nı elçilerinden önce kendilerinin memleketlerine gitmelerine izin verilmesini istediler. İzin verildi, yola çıktılar. Kavimlerine geldiklerinde kavmi onları karşıladı ve; "Arkanızda ne haberler var?" diye sordular. Onlar da üzüntülerini açığa vurarak; kaba, katı» merhametsiz, kılıç çeken bir adamın yanından gelmekte olduklarını söylediler. O adamın (Rasûlullah'ın) dilediği gibi hüküm verdiğini, A-rapları ezdiğim, ribayı, zinayı, içkiyi haram kıldığını, Rabbe putunun yıkılmasını emrettiğini söylediler.
Sakifliler kaçıp:
- Biz bu adama asla itaat etmeyiz, dediler.
Savaşa hazırlandılar. Silah ve teçhizat hazırladılar. İki veya üç gün bu halde beklediler. Sonra Cenâb-ı Allah, kalblerine korku saldı. Görüşlerinden ve davranışlarından vazgeçerek: "Muhammed'in yanına gidin. Bu şartlarla onunla anlaşın ve barış antlaşması yapın." dediler. Bu defa elçilik heyeti: "Biz zaten böyle yaptık. Onu insanların en takvalısı, en vefakarı, en merhametlisi, en doğru sözlüsü olarak gördük. Onun yanına gidişimiz ve onunla yapmış olduğumuz antİaşma, hem bizim hem de sizin için mübarek ve hayırlı olsun. Şimdi siz bu meseleyi anlayın, bu hükme razı olun ve Allah'ın afiyetine yönelin." dediler.
Kabiledekiler, elçi olarak Rasûlullah'm yanma gidip gelen heyete sordular:
- Peki niçin ilk etapta bunları bizden gizlediniz?
- Cenâb-ı Allah'ın, sizin kalbinizde bulunan şeytan kibrini çıkarıp atmasını istedik.
Bunun üzerine kabile derhal Müslüman oldu. Birkaç gün geçtikten sonra Rasûlullah'm elçileri onlara geldi. Bu elçilerin başında emir olarak Halid b. Velid bulunuyordu. Heyette Muğire b. Şube de vardı. Lat putuna yöneldiler. Sakif kabilesinin erkekleri, kadınları ve çocukları Lat putuna yaklaşmadılar. Kızlar bile örtülü yerlerinden çıkmışlardı. Sakiflilerin topluluğu, o putun yıkıldığım görmek istemiyordu. O putun korunacağım, yıkılamayacağmı zannediyorlardı. Muğire b. Şube kalktı, eline kazmayı aldı ve arkadaşlarına:
- Vallahi Sakiflilere karşı sizi güldüreceğim, dedi. Kazmayı aldı. Sonra düşer gibi yaparak ayağını yere vurdu. Taif halkı sevinerek hep bir ağızdan çığlık attı ve:
- Allah, Muğire'yi rahmetinden uzak etsin. Rabbe putu onu öldürdü! dediler ve geride duran arkadaşlarına da:
- Sizden de isteyen varsa yaklaşsın bakalım şu putun yanına, diye meydan okudular.
Muğire, kalktı ve şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki ey Sakif topluluğu! Rabbe putu, dağlık ve ovalık yerlerin en alçağıdır. Siz, Allah'ın afiyetini kabul edin ve O'na ibadet edin.
Böyle dedikten sonra kapıya vurarak kırdı. Sonra putun bulunduğu mahallin duvarının üzerine çıktı. Bazı erkekler de onunla birlikte duvarın üzerine çıktılar. Taşları birer birer yıkıp yere attılar. Nihayet Rabbe putunu yerle bir ettiler.
Rabbe putunun bakıcılığını yapan şöyle diyordu:
- Putun temeli öfkelenip gazaba gelecek ve kendisini yıkanları yere batıracaktır!
Muğire, bu sözü işitince Halid'e şöyle dedi:
- Bırak beni şu putun temelini de kazayım.
Böyle dedikten sonra temeli de kazdılar, toprağını yerden çıkardılar, suyunu ve binasını topladılar. İşte o esnada bütün Sakif kabilesi hayretler içinde dona kaldı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yamna döndüler. Rasûlullah, o gün Rabbe putunun yanında bulunan malları taksim etti. Dinini kuvvetlendirdiği, Rasûlüne yardım ettiği için Allah'a hamdettiler.
İbn İshak dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.)'m Sakiflilere yazmış olduğu mektup şu idi:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah Rasûlü Muham-med'den müminlere. Şüphesiz Vec mıntıkasının, İda demlen dikenli ağaçları ve oranın ağacı kesilmez. Böyle birşey yapan olursa, ona kırbaç vurulur ve üzerindeki elbiseleri çıkarılır. Eğer daha ileri giderse, yakalanarak Peygamber Muhammed'e götürülür.
İşte bu, Peygamber Muhammed'in emridir."
Bu mektubu, Halid b.. Said yazdı. Bu, Rasûl Muhammed b. Abdullah'ın emridir/Hiç kimse sınırı aşmamalıdır. Şayet haddi tecavüz ederse, Muhammed Rasûlullah (s.a.v.)'m emrettiği şeyde kendine zulmetmiş olur."
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Haris kanalı ile Urve b. Zü-beyr'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Liyye dağının yanından geldik. Sid-re mevkiine vardığımızda o, dağın tepesinin hizasında durdu ve gözünü vadiye dikerek bütün insanlar durduktan, sonra şöyle dedi:
- Vec mıntıkasının hayvanlarının avlanması ve ağaçlarının kesilmesi Allah için haram kılınmıştır.
Rasûlullah (s.a.v.), Taife inmeden ve Sakiflileri kuşatma altına almadan böyle demişti."

