Peygamber (s.a.v.), Veda haccı dönüşünde bu sene başında artık Medinetu n-Nebevîye'de ikamete başlayıp başka bir yere gitmeme kararı aldı.
Bu senede çok önemli hadiseler cereyan etti. Bunlardan en önemlisi Rasûlullah (s.a.v.)'ın vefatı idi. Aziz ve Celil olan yüce Allah, onu bu fani diyardan alıp ebedi nimetler yurduna, yüksek makama, üstün dereceler yeri olan Cennet'e intikal ettirdi. Oradan daha yüksek ve daha üstün bir yer yoktur. Nitekim yüce Allah, bir ayet-i kerimede ona hitaben şöyle buyurmuştur:
«Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnud olacaksın.»(ed-Duhâ, 4-5.)
Rasûlullah (s.a.v.), risaleti tam olarak eda ettikten ve Cenâb-ı Allah'ın kendisine tebliğini emrettiği ilâhi mesajları ümmetine ulaştırdıktan, onlara öğüt verip, kendileri için en hayırlı olduğunu bildiği şeye rehberlik ettikten, dünyada ve ahiretlerinde zararlarına olacak şeylerden kendilerini sakındırıp menettikten sonra Allah, onu bu fani diyardan alıp baki aleme intikal ettirdi.
«Bugün size dininizi bütünledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslâmiyet'i beğendim.» (el-Mâide, 3.)
Yukarıdaki ayet-i kerime, Rasûlullah'a Arefe'de vakfe yaptığı cuma gününde nazil olduğu zaman Ömer b. Hattab hazretleri, Buharı ve Müslim'in de rivayet ettiği gibi ağlamaya başlamıştı. Kendisiner
- Niçin ağlıyorsun? diye sorulduğunda o, Hz. Peygamberin vefat edeceğini hissettiği için şu cevabı vermişti:
- Kemalden sonra noksanlık gelir. Yani bir iş bütüniendikten sonra artık eksilmeye başlar.
Müslim'in, Cabir'den rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.v.) de Akabe Cemresini taşladıktan sonra biraz durmuş ve cemaata şöyle demişti:
«Menasikinîzi benden öğrenin. Muhtemeldir ki bu senemden sonra haccetmeyeceğim.»
Daha önce de naklettiğimiz gibi Ebu Bekir el-Bezzar ile Beyhakî, Ibn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
«Teşrik günlerinin ortasında en-Nasr sûresi nazil oldu. Rasûlullah (s.a.v.), bunun veda olduğunu anladı. Kasva adlı bineğinin hazırlanmasını emretti. Bineğini hazırladılar. Bindikten sonra o günde hutbesini irad etti.»
Abdullah b. Abbas'a, bir sahabe topluluğu huzurunda Ömer b. Hattab tarafından en-Nasr sûresinin tefsiri sorulduğu zaman o böyle demiştir. Hz. Ömer, onun faziletini, âlimliğini ve öncelikli bir şahsiyet olduğunu sahabelere göstermek için bu soruyu İbn Abbas'a sormuştu. Çünkü bazı sahabeler Hz. Ömer'i, İbn Abbasi öne geçirip Bedir meşayihi ile bir yerde oturtmasından dolayı kınamışlar, o da onlara: "O, sizin bildiğiniz yerdendir." diye cevap vermişti. Sonra İbn Ab-bas'm da hazır bulunduğu bir yerde sahabelere şu sûrenin tefsirini sormuştu:
«Ey Muhammed! Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek teşbih et. Ondan bağışlama dile. Çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.»(en-Nasr, 1-3.)
Hz. Ömer'in sorusu üzerine sahabeler, bu sûreyi şöyle tefsir etmişlerdi:
- Fetih bize müyesser olduğu zaman Allah'ı zikretmek, O'na ham-detmek ve O'ndan mağrifet dilemekle emrolunmuşuzdur, bu sûrede.
Bunun üzerine Hz. Ömer, İbn Abbas'a yönelerek:
- Sen ne diyorsun ey İbn Abbas? diye sormuş, o da şu cevabı vermişti:
- Bu sûre, Rasûlullah (s.a.v.)'m ecelinin geldiğini ve vefatının yaklaştığını haber vermektedir.
Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demişti:
- Ben de senin anladığın gibi anlıyorum.»
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v..), kadınlarıyla birlikte hac ettiği zaman onlara şöyle demişti:
- Bu, benim son haccımduv Bundan sonra (evlerinizde) hasırların üzerinde oturun, bir yere ayrılmayın.»
Kısaca demek istediğimiz şudur ki, insanlar, Peygamber (s.a.v.)'-in o sene vefat edeceğini
hissetmişlerdi. Biz de bununla ilgili hadis ve eserleri Allah'ın yardımı ile nakledeceğiz. Önce
Muhammed b. İshak b. Yesar, Ebu Cafer b. Cerir, Ebu Bekir el-Beyhakî gibi imamların bu
konudaki rivayetlerini; Hz. Peygamberin kaç kere haccettiğini, kaç gazve yaptığını, kaç seriyye
gönderdiğini, hükümdarlara gönderdiği mektup ve elçilerini anlatacağız. Bunları onun vefatından
önceye aldık. Bunları kısaca Özetledikten sonra vefat bahsini işleyeceğiz.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Zeyd b. Erkam'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), ondokuz gazve yaptı. Hicretten sonra Veda haccı yaptı. Daha sonra
haccetmedi.»
Ebu İshak'ın ifadesine göre Hz. Peygamber, Mekke'de iken bir kere haccetmiştir. Ebu İshak es-
Sebiğî de böyle demiştir. Zeyd b. Hu-bab, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), üç hac yaptı. İkisi hicretten önce, biri de hicretten sonraki hacadır. Hicretten
sonraki haccıyla beraber bir de umre yapmıştır. Beraberinde otuzaltı kurbanlık deve götürmüş, Ali
bunların tamamını Yemen'den getirmişti.»
Aralarında Enes b. Malikin de bulunduğu birden fazla sahabenin rivayetine göre -ki bu rivayet
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde de yer almaktadır- Peygamber (s.a.v.), Hudeybiye umresi,
Umretü'l-Kazâ, Cirâne umresi ve Veda haccıyla beraber yaptığı umresi olmak üzere dört kez umre
yapmıştır.
Hz. Peygamberin gazvelerine gelince, Buharî, Ebu Asım en-Nebil kanalı ile Seleme b. Ekva'nm
şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte yedi gazveye; Zeyd b. Harise'yle birlikte dokuz gazveye katıldım.
Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd'i o gazvelerde başımıza emir tayin etmişti.»
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, Seleme b. Ekva'nm şöyle dediği rivayet edilmiştir: .. ,
«Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte yedi gazveye katıldım. Gönderdiği seriyyelerle birlikte dokuz gazve
yaptım. Bir defasında komutanımız Ebu Bekir, bir defasında da Üsame b. Zeyd idi.» _
Buharı nin sahihinde, Bera'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), on beş gazve yaptı.»
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, Bera'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), ondokuz gazve yaptı. Bunlardan onyedisinde bizzat hazır bulundu. İlki Uşeyr
ya da Useyir gazvesi idi.»
Müslim, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte onaltı gazveye katıldım.»
Müslim, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte on dokuz gazveye katıldım. O, bunların sekizinde savaştı.»
Yine ondan bu senedle gelen bir rivayette şöyle denmektedir: Rasûlullah (s.a.v.), yirmi dört seriyye gönderdi. Bedir, Uhud, Hendek, Müreysi, Hayber, Hüneyn ve Mekke fethi savaşlarında bizzat savaştı.
Sahih-i Müslim'de Ebu Zübeyr tariki ile Cabir "in şöyle dediği rivayet edilmektedir:
«Rasûlullah (s.a.v.), yirmibir gazve yaptı. Ben de onunla birlikte bunların ondoküzuna katıldım. Bedir ve Uhud gazvelerine katılmadım. Çünkü babam bana engel olmuştu. Uhud gününde babam öldürüldüğü zaman artık Rasûlullah'm yaptığı gazvelerden hiçbirinden geri kalmadım.»
Abdürrezzak, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) onsekiz gazve yaptı.
Ravi diyor ki: Said'in bir defasında da: «Rasûlullah, yirmidört gazve yaptı.» dediğini işittim. Bilemiyorum, bu onun bir yanılması mıdır, yoksa bundan sonra kendisinden duyduğum birşey midir?»
Katade dedi ki: «Rasûlullah (s.a.v.), ondokuz gazve yaptı. Bunların sekizinde bizzat savaştı. Yirmidört seriyye de gönderdi. Gazve ve seriyyelerinin toplamı kırküçtür.»
Urve b. Zübeyr, Zührî, Musa b. Ukbe, Muhammed b. İshak, b. Ye-sar ve diğer sîret imamları, Hz. Peygamberin hicri ikinci sene ramazan ayında Bedir'de savaştığını, hicri üçüncü sene şevval ayında Hendek ve Beni Kurayza gazvelerinde savaştığını söylemişlerdir. Bazıları, Hendek ve Beni Kurayza gazvelerinin hicri beşinci senede yapıldığını söylemişlerdir. Bundan sonra hicri beşinci senenin şaban ayında Müreysi ve Mustalik oğullarıyla savaşmıştır. Hicri yedinci sene safer ayında Hayber gazvesini yapmıştır. Bazıları, bu gazvenin hicri altıncı senede yapıldığını söylemişlerdir. Gerçek olan şu ki; bu gazve, hicri altıncı senenin sonu ile yedinci senenin başlarında yapılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra hicri sekizinci sene ramazan ayında Mek-kelilerle savaşmıştır. Yine sekizinci senenin şevval ayı ile zilhiccenin bir kısmında Taiflilerle savaşmış, onları muhasara altına almıştır. Bununla ilgili açıklama daha önce geçmişti. Hicri sekizinci senede Mekke valisi Attab b. Üseyd insanlara hac vecibesini ifa ettirmiştir. Dokuzuncu senede ise Ebu Bekir es-Sıddık bu vecibeyi ifa ettirmiştir. Onuncu senede de Rasûlullah (s.a.v.) bu vecibeyi Müslümanlara ifa ettirmiştir.
Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m bizzat yaptığı gazveler yirmiye di dir. Veddan gazvesi (Ebva gazvesi), daha sonra Radva taraflarında Buvat gazvesi yapılmıştır. Bunun peşi sıra Batn-ı Yenbu'da Uşeyre gazvesi yapılmıştır. Bundan sonra Kürz b. Cabir'i yakalamak amacıyla ilk Bedir gazvesi yapılmıştır. Bundan sonra Büyük Bedir gazvesi yapılmıştır ki, bu gazvede Cenâb-ı Allah, Kureyş'in ileri gelenlerini öldürmüştür. Büyük Bedir gazvesinden sonra Beni Süleym gazvesi yapılıp Küdür mevkiine kadar gidilmiştir. Sonra Ebu Süfyan b. Harb'i ele geçirmek için Sevik gazvesi yapılmıştır. Bundan sonra Gatafan gazvesi yapılmıştır ki, buna Zi-Emer gazvesi de denir. Bundan sonra Hicaz'da Bahran gazvesi yapılmıştır. Bundan sonra Uhud, ondan sonra HamraulEsed, ondan sonra da Beni Nadir gazvesi yapılmıştır.
Bundan sonra Zatü'r-Rikâ gazvesi Nahl mevkiinde yapılmıştır. Zatü'r-Rikâ'dan sonra son Bedir gazvesi yapılmıştır. Son Bedir gazvesinden sonra Devmetü'l-Cendel, daha sonra da Hendek gazvesi yapılmıştır. Hendek'ten sonra Beni Kurayza gazvesi yapılmıştır. Bundan sonra Hüzeyl tarafından Beni Lihyan kabilesi ile yapılan gazve vuku bulmuştur. Bundan sonra Zi-Kared, ardı sıra Beni Mustalik gazvesi yapılmıştır. Bu gazve, Huzaalılarla yapılmıştı. Beni Mustalik gazvesinden sonra Hudeybiye gazvesi yapılmıştır ki, bununla savaş amacı güdühnemişti. Müşrikler, Rasûlullah'ı Mekke'den geri çevirmişlerdi. Hudeybiye'den sonra Hayber gazvesi yapılmış, sonra Umretü'1-Kazâ, bunun ardı sıra Fetih gazvesi, daha sonra Hüneyn gazvesi yapılmıştı. Hüneyn'den sonra Taif, ondan sonra da Te-bük gazveleri yapıldı.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m savaştığı dokuz gazvenin isimleri şöyledir: Bedir, Uhud, Hendek, Kurayza, Mustalik, Hayber, Mekke Fethi, Hüneyn ve Taif.
Ben derim ki: Bütün bunlar, yerlerinde şahid ve delilleriyle genişçe anlatılmıştır. Hamd iyiah'a mahsustur.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m gönderdiği seriyye ve heyetlerin sayısı otuzsekizi bulmuştur. Merhum İbn İshak, böyle dedikten sonra bu seriyye ve heyetlerin tafsilatını vermeye başlamıştır. Biz bunları ya da bunların çoğunu yerinde anlattık. Hamd ve minnet Allah'adır.
Biz burada İbn İshak'm anlattıklarını özetleyeceğiz. Şöyle ki: Ubeyde b. Haris, Seniyyetü Zi'1Merve'nin aşağı taraflarına gönderildi. Sonra Hamza b. Abdülmuttalib, İs nahiyesindeki kıyıya gönderildi. Bazı kimseler, bu seriyyenin Ubeyde seriyyesinden önce yola çıkarıldığını söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Sa'd b. Ebi Vakkas, Harrar mıntıkasına gönderilmiş; Abdullah b. Cahş, Nahle mıntıkasına gönderilmiş; Zeyd b. Harise, Karade mıntıkasına gönderilmiş; Muhammed b. Mesleme, Ka'b b. Eşrefi öldürmeye gönderilmiş; Mersed b. Ebi Mersed, Reci'ye gönderilmiş; Münzir b. Amr, Bir-i Maune'ye gönderilmiş; Ebu Ubeyde, Zi'1-Kassa'ya gönderilmiş; Ömer b. Hattab, Beni Amir diyarmdaki türbeye gönderilmiş; Ali ise Yemen'e gönderilmişti.
Galib b. Abdullah el-Kelbî, Kedid mıntıkasına gönderilmiş. Beni Mülevvih'i vurmuştu. Geceleyin onlara hücum etmiş, onlardan bir grup adamı Öldürerek davarlarım önlerine katıp götürmüştü. Adamları, davarları istemek için gelmişlerdi. Yaklaştıklarında bir dereden akmakta olan sel suları onlara engel olmuştu. Bu gelişlerinde Haris b. Malik b. Bersa'ı esir almışlardı. İbn İshak, bu konuyu burada teferruatıyla anlatmıştır. Biz bunun tafsilatını daha önceki sayfalarda verdik.
Ebu Talib oğlu Ali, Fedek diyarına gönderilmiş; Ebu'1-Avca es-Sü-lemî, Beni Süleym kabilesine gönderilmiş, kendisi ve arkadaşları vurulmuşlardı. Ükkaşe, Gamre'ye gönderilmiş; Ebu Seleme b. Abdile-sed ise, Katan mıntıkasına gönderilmişti. Katan, Necid'de Beni Esed kabilesine ait bir suyun adıdır.
Muhammed b. Mesleme, Hevazin taraflarındaki Karta'a mıntıkasına gönderilmiş; Beşir b. Sa'd, Fedek'teki Beni Mürre kabilesine gönderilmişti. Ayrıca Hüneyn taraflarına da gönderilmişti. Zeyd b. Harise, Beni Süleym diyarmdaki Cümum mıntıkasına gönderilmişti.
Zeyd b. Harise, Beni Huşeyn diyarmdaki Cüzam mıntıkasına gönderilmişti. İbn Hişam dedi ki: Burası Husma diyarmdandır. İbn İshak ile diğerlerinin anlattıklarına göre bu seriyyenin gönderiliş sebebi şudur: Dıhye b. Halife, Kayser'in yanından döndüğünde Rasûlul-lah (s.a.v.)'m mektubu kendisine ulaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), göndermiş olduğu bu mektubunda onu Allah'a imana davet ediyordu. O da Rasûlullah'a çeşitli hediye ve armağanlar gönderdi. Beni Cüzam diyarmdaki Şenar vadisine vardığında Duleya kabilesinden Henid b. Us ile oğlu Us b. Henid ona hücum ettiler. Beraberindeki malları ele geçirdiler. Onlardan Müslüman olmuş bir grup insan koşup geldiler. Dıhye'nin alman mallarını onlardan kurtardılar ve kendisine geri verdiler. Dıhye, Rasûlullah'm yanına döndüğünde başından geçenleri anlattı. Henid ile oğlunun öldürülmesini istedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd b. Harise'nin emrine az sayıda asker verip yola çıkardı. Bu seriyye Evlac taraflarına gitti. Harne nahiyesindeki Makise hücum etti. Buldukları mallan ve adamları topladılar. Henid ile oğlunu, Beni Ahnef kabilesinden iki adamı ve Beni Hasib kabilesinden de bir adamı öldürdüler.
Zeyd, bunların mallarını, çoluk çocuklarını elegeçirip yola çıktı. Bunlar, Rufaa b. Zeyd başkanlığında bir heyet oluşturdular. Rasûlullah in kendisini imana davet eden bir mektubu, Rufaa'ya gelmişti. Rufaa, bu mektubu onlara okudu. Onlardan bir grup, bu mektuptaki davete icabet edip Müslüman oldular. Zeyd b. Harise ise, bu durumu bilmiyordu. Bunlar, bineklerine binip üç günde Medine'ye, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldiler. Mektubu ona verdiler. O da mektubun insanlar huzurunda yüksek sesle okunmasını emretti. Sonra şöyle buyurdu:
- Ölüler için ne yapabilirim ki? Bu sözünü üç kez tekrarladı. On- / lardan Ebu Zeyd b. Amr adında bir adam kalkıp şöyle dedi:
-Ya Rasûlallah! Esir alınan adamlarımızı serbest bırak, ölmüş olanlara gelince onların kanları ayağımın altındadır.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Talib oğlu Ali'yi onlarlabirlikte Zeyd b. Harise'ye gönderdi. Yalnız Ali, hareket etmeden önce: - Ya Rasûlallah, Zeyd, benim emrime itaat etmez, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), kendisi tarafından gönderilmiş olduğunu ispatlayan bir alamet olsun diye kılıcını Hz. Ali'ye verdi. Hz. Ali de onlara ait bir deveye binip onlarla birlikte yola çıktı. Fifau 1Fahle-teyn denilen yerde Zeyd ve askerleriyle karşılaştılar. Bunların malları ve çoluk çocukları, Zeyd ve askerlerinin yanında idi. Ali, bu malları ve çoluk çocuğu alıp sahiplerine teslim etti. Hiçbir şeyleri eksilme-
mişti.
Yine Zeyd b. Harise, Vâdi'l-Kurâ'ya Fezare oğulları üzerine gönderildi. Arkadaşlarından bir kısmı Öldürüldü. Kendisi de ağır şekilde yaralandı. Gazve dönüşünde, onlarla tekrar gazve edinceye kadar cü-nüplükten ötürü başını yıkamamaya yemin etti. Yarası biraz iyileşince Rasûlullah (s.a.v.), ikinci kez onu bir grup askerle birlikte onların üzerine gönderdi. Onları Vâdi'l-Kurâ'da öldürdü. Ümmü Kirfe Fatıma binti Rebia b. Bedri esir aldı. Bu kadın, Malik b. Hüzeyfe b. Bedir'in yanında idi. Yanında bir kız çocuğu da vardı. Zeyd b. Harise, Kays b. Musahhar el-Yamurî'ye emir verdi. O da Ümmü Kirfe'yi öldürdü. Kızını hayatta bıraktı. Bu kadın, şerefli bir ailedendi. Ümmü Kirfe adı, şeref ve asalette darb-ı mesel haline gelmişti. Ümmü Kirfe'nin kızı Seleme b. Ekva ile beraber idi. Rasûlullah, onu kendisine hibe etmesini Seleme'den istedi. Seleme de kızı Rasûlullah'a verdi. Rasûlullah da o kızı, dayısı Hazm b. Ebi Vehb'e hibe etti. Ve bu evlilikten Abdur-rahman adında bir erkek çocuk doğdu.
Abdullah b. Revaha seriyyesi, Hayber'e iki defa gönderilmişti. Bunlardan birinde Yüseyr b. Rizam'ı vurmuştu. Yüseyr, Rasûlullah'la savaşmak için Gatafanlıları topluyordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), aralarında Abdullah b. Enis'in de bulunduğu birkaç kişiyi Abdullah b. Revaha komutasında oraya gönderdi. Oraya vardıklarında onu Rasûlullah'm yanma götürmek için aradılar, buldular ve yanlarına alıp Medine'ye götürmek üzere yola çıktılar. Hayber'e altı millik mesafedeki Karkara mıntıkasına vardıklarında Yüseyr, onlarla birlikte Medine'ye gittiğine pişman oldu. Abdullah b. Enis, bu durumu farketti. Kılıcını alıp ona vurdu ve ayağını kopardı. Yüseyr de bastonu ile Abdullah'ın kafasına vurdu, kafasını yardı. Bu durumu gören seriyyedeki her Müslüman kişi, kendilerine teslim edilmiş olan Yahudileri vurmaya başladılar. Sadece bir Yahudi kaçıp kurtuldu.
Abdullah b. Enis, Medine'ye geldiğinde Rasûlullah (s.a.v.), onun kafasına tükürdü ve yarası irinlenmedi, kendisine eziyet vermedi.
Ben derim ki: Abdullah b. Revaha'mn ikinci seriyyesi, Rasûlullah (s.a.v.)'m, Hayber hurmalıklarmdaki ürünün miktarını tahmin etmesi için Hayber'e gönderdiği seriyyedir. Doğrusunu Allah bilir.
Abdullah b. Atik ve arkadaşlara Hayber'e gönderildiler. Yahudi Ebu Rafi'i öldürdüler.
Abdullah b. Enis, Halid b. Süfyan b. Nübeyh'e gönderildi. Onu Urene'de öldürdü. İbn İshak, onun kıssasını, uzun uzadıya anlatmıştır. Bununla ilgili açıklama, hicri beşinci sene hadiseleri meyanında geçmişti. Doğrusunu Allah bilir.
Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha, Şam di-yanndaki Mu'te gazvesine gönderildiler. Daha önce de anlatıldığı gibi her üçü de öldürülüp şehid edildiler.
Ka'b b. Ümeyr, Şam diyarındaki Zatı-Atlah mıntıkasına gönderildi. Bu seriyyedeki adamların tamamı öldürüldüler.
Uyeyne b. Hısn b. Hüzeyfe b. Bedir, Temim kabilesinin Beni An-ber kolu üzerine gönderildiler. Onlara hücum ettiler. Onların bir kısmını öldürdüler. Sonra o kabilenin heyeti, bineklerine binip Rasûlul-lah'm yanına gelerek esirlerinin serbest bırakılması ricasında bulundular. Rasûlullah da o esirlerden bir kısmını azad etti. Bir kısmını da fidye karşılığında serbest bıraktı.
Galib b. Abdullah, Beni Mürre diyarına gönderildi. Orada Mirdas b. Nehik öldürüldü. Nehik, Cüheyne taraflarında Hurkahlardan olup onların müttefiki idi. Onu, Üsame b. Zeyd ile Ensâr'dan bir adam öldürmüşlerdi. Bunlar ona silah çektiklerinde Nehik, "Lâ ilahe illallah" demişti. Ama yine de öldürmüşlerdi. Medine'ye döndüklerinde Rasû-hıllah-(s.a.v.), onu öldürdükleri için Üsame ile Ensârî'yi şiddetle kınamıştı. Onlar özür dilediler ve adamın öldürülmekten kurtulmak için Lâ ilahe illallah dediğini söyledilerse de Rasûlullah Üsame'ye:
- Onun kalbini mi yardın? diye çıkıştı. Sonra yine Üsame'ye şöyle diyordu:
- Kıyamet gününde "Lâ ilahe illallâh'a" karşı kim sana yardımcı olacak!
Üsame dedi ki: Rasûlullah, bu sözünü hep tekrarlıyordu. Öyle ki, keşke o güne kadar Müslüman olmasaydım da, o gün Müslüman olsaydım ve önceki günahlarım affedilseydi, diye içimden geçirdim.
Amr b. As, Beni Özre diyarında Zatu s-Selâsil mıntıkasına gönderildi. Görevi, Arapları Şam'a karşı alarma geçirmekti. Çünkü Ümmü As b. Vail, Beli kabilesinden idi. Bu sebeple Rasûlullah, kendilerine daha yararlı olsun ve onları alarma geçirsin diye Amr'ı oraya gönderdi. Amr, onlara ait Selsel denen suyun yanma vardığında onlardan korktu. Kendisine takviye kuvveti göndermesi için Rasûlullah'a haber saldı. Rasûlullah da aralarında Ebu Bekir ve Ömer'in bulunduğu, Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasındaki bir takviye kuvvetini ona gönderdi. Bu takviye kuvvet oraya vardığında Amr, bunların komutasını da ele aldı ve:
- Siz sadece bana takviye olmak için gönderildiniz, dedi. Bu takviye kuvvetinin komutanı Ebu Ubeyde, ona karşı zorluk çıkarmadı. Çünkü Ebu Ubeyde, dünya işlerinde kolaylık gösteren, yumuşak huylu, müsamahakar bir adamdı. Amr'a teslim oldu, itaati altına girdi. Amr, onların hepsine namazda da imamlık ediyordu. Bu sebeple Medine'ye döndüğü zaman Rasûlullah'a şöyle bir soru sormuştu:
- Ya Rasûlallah, insanların en çok hangisini seversin?
- Aişe'yi.
- Ya erkeklerden?
- Aişe'nin babasını.
Abdullah b. Ebi Hadred, Mekke fethinden önce Batn-ı İdem'e gönderildi. Orada Muhallim b. Cessame kıssası cereyan etmişti. Bu hadise, hicri yedinci senede vuku bulmuştu. Bununla ilgili geniş açıklama, önceki sayfalarda verilmiştir. Abdullah b. Ebi Hadred, ayrıca Gabe'ye de gönderilmiştir.
Abdurrahman b. Avf, Devmetu 1-Cendel'e gönderilmişti.
Muhammed b. İshak, Ata b. Ebi Rebah'ın şöyle dediğini rivayet
etmiştir:
«Basralılardan bir adamın, sarığın ucunu arkadan sarkıtmanın hükmünü Abdullah b. Ömer'e sorduğunu gördüm. Abdullah b. Ömer,
ona şu cevabı verdi:
- İnşaallah bunun hükmünü sana anlatacağım. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın mescidinde bulunan on sahabenin onuncusu idim. Bunlar şu zatlardı: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Abdurrahman b. Avf, İbn Mesud, Muaz b. Cebel, Hüzeyfe b. Yeman, Ebu Said el-Hudrî ve ben. Rasûhıllah'la beraber idik. O esnada Ensâr'dan bir genç gelip Rasûlullah'a selam verdi. Sonra oturdu ve şöyle bir soru sordu:
- Ya Rasûlallah! Mü'minlerin hangisi daha faziletlidir?
- Ahlakça güzel olanları...
- Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır?
- Ölümü en çok ananları ve ölüm için en güzel hazırlık yapanları. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.
Rasûlullah'm bu cevabı karşısında o genç sustu. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), bize dönüp şöyle dedi:
- Ey Muhacirler topluluğu! Beş şey vardır ki, bunlar sizin üzerinize inerlerse -üzerinize inmemeleri için Allah'a sığınıyorum- şunu bilin: Lut kavminde fuhuş zahir olmamıştı ki; onlar, fuhşa yenik düştükleri zaman aralarında veba zuhur etti. Geçmişleri arasında görülmeyen ağrılar ve sancılar kendilerinde görülmeye başladı. Onlar, ölçü ve tartıda eksiklik yaptıkları zaman kıtlığa, azık azlığına ve hükümdarın zulmüne maruz kaldılar. Mallarının zekatını vermedikleri zaman gökten üzerlerine yağmur yağmaz oldu. Eğer hayvanlar olmasaydı, onlara yağmur hiç yağmazdı. Allah'a ve Rasûlüne verdikleri sözü yerine getirmeyince; Allah, kendilerinden başka düşmanları onlara musallat kıldı. Ellerindeki malların bir kısmını o düşmanlar aldılar. Onların imamları, Allah'ın kitabı ile hükmetmedikleri ve Allah'ın indirdiği ahkamın gereğini yapmadıkları için Allah, aralarına savaş koydu.»
Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah, daha sonra Abdurrah-man b. Avfın bir seriyyeye hazırlanmasını emretti. Sabah olunca Ab-durrahman b. Avf, başına ham bezden siyah renkli bir sarık sarmıştı. Rasûlullah onu yanına çağırdı. Başındaki sangı çözdü. Yeniden kendi . eliyle sardı ve arka taraftan dört parmaklık veya ona yakın uzunlukta bir kısmı sarkıtıverdi. Sonra da:
- İşte böyle ey Abdurrahman b. Avf. Böyle sarık sar. Bu daha güzel ve daha uygun şekildir, dedi. Daha sonra sancağı Abdurrahman'a vermesi için Bilal'e emir verdi. Bilal de sancağı Abdurrahman'a teslim etti. Rasûlullah, Allah'a hamd edip kendi nefsine salat-ü selam okuduktan sonra şöyle dedi:
- Al bakalım sancağı ey İbn Avf! Allah yolunda hepiniz gaza edin. Allah'ı inkar edenle savaşın. Aşırı gitmeyin. Hainlik yapmayın. Kimseye işkence yapmayın. Çocukları öldürmeyin. Bu, Allah'ın sizden aldığı bir sözdür. Ve peygamberinizin de sizin aranızdaki uygulaması böyledir.
Abdurrahman b. Avf sancağı aldı. İbn Hişam'm ifadesine göre Devmetü'l-Cendel'e gitti.
Ebu Ubeyde b. Cerrah seriyyesi, Sifu'l-Bahr'e gitti. Seriyyesinde 300'e yakın süvari vardı. Rasûlullah (s.a.v.), onlara dağarcıklar içinde hurma verdi. Bu seriyyede denizin kıyıya attığı büyük balıkla ilgili bir kıssa cereyan etmiştir. Serriyyedeki askerler, o balığın etini yiyerek bir ay boyunca gıdalarını temin etmişler, hatta şişmanlamışlar di. Etinin bir kısmını dilimleyip kurutmuşlardı. Rasûlullah'ın yanına geldiklerinde balığın etinden ona da yedirmişlerdi.
İbn Hişam dedi ki: İbn İshak'm burada bahsetmediği seriyyeler-den biri de Amr b. Ümeyye edDamrî'nin, Ebu Süfyan Sahr b. Harb'i öldürmek için görevlendirilen seriyyesidir. Bu seriyye, Hubeyb b. Adiyy ile arkadaşlarının öldürülmesinden sonra görevlendirilmişti. Bununla ilgili açıklama önceki sayfalarda anlatılmıştı. Amr b. Ümeyye ile beraber Cebbar b. Sahr da vardı. Ama bunlar, Ebu Süfyan'ı değil başka bir adamı öldürmüşlerdi. Hubeyb'i de darağacmdan indirmişlerdi. Bekkailerden Salim b. Unıeyr serriyyesi, Beni Amr b. Avf kabilesinden Ebu Afek'i öldürülmesi üzere görevlendirilmişti. Rasûlullah (s.a.v.), Haris b. Süveyd b. Samit'i öldürdüğü zaman Ebu Afek'in münafıklığı ortaya çıkmıştı. Ebu Afek, öldürülen Haris b. Süveyd için ağıt dökmüş ve İslâm'a girmeyi kınamıştı. Allah ona lanet etsin. Ağıtında şöyle diyordu:
«Bir zaman boyu yaşadım ve insanların içinde, çağrıldığı zaman akidleştikleri kimselere Kayle'nin çocuklarından ahdine daha sadık ve daha vefakar ne bir aile, ne de bir toplumu görmedim.
Onların topluluğundan dağları yıkanlar vardı. Ve hıyanet etmezler.
Onlara gelen bir süvari onları dağıttı.
Çeşitli şeylere birlikte "helaldir, haramdır." dedi.
Eğer güçlülüğü veya mülkü tasdik etseydiniz, Yemen hükümdarlarından bir Tübba'a tabi olurdunuz.»
Rasûlullah (s.a.v.): Şu habisi kim benim için öldürecek? diye sorunca Salim b. Umeyr, Rasûlullah'ın bu çağrısına icabet etti ve onu öldürdü. Bununla ilgili olarak Ümame el-Müridiye şöyle dedi:
«Allah'ın dinini ve Ahmed'i yalanlıyorsun.
O kimseye yemin ederim ki, seni unuttu. Bu ne kötü bir unutulmaktır!
Bir Müslüman, gecenin sonunda sana bir süngü dürtüğü verdi. Ey Ebu Afek, yaşın ilerlemesine rağmen onu al.»
Umeyr b. Adiy el-Hatmî, Beni Ümeyye b. Zeyd kabilesinden olup İslâmiyet'i ve Müslümanları yeren Asma binti Mervan adındaki kadını öldürmek üzere görevlendirildi. Ebu Afek denen mahut kişi öldürüldüğü zaman bu kadın münafıklığını açığa vurdu ve şöyle dedi:
«Beni Malik, Nebit ve Avfın Beni Hazrec'in duygusuyla, sizin gayrınızdan olan garip bir kimseye itaat ettiniz. Ne Murad'dandır. Ne Mezhic'den. Başlan kestikten sonra ondan daha ne umuyorsunuz. Nitekim pişmiş çorba umulduğu gibi. Başını çeken aldanır, umanın ümidinden de kesilir.»
Hassan b. Sabit de o kadına cevaben şöyle dedi:
«Beni Vail, Beni Vakif ve Hatme, Beni Hazrec'ten aşağıdadır. Yazıklar olsun o kadına ki, ne zaman beyinsizlik ederek yüksek sesiyle çağırırsa ölümler gelir.
O kadın, ırkı ve şerefli, girişleri ve çıkışı kerim bir yiğidi sarstı.
Gecenin bir saatinden sonra o da o kadını kızıl kana buladı.»
Haber Rasûlullah (s.a.v.)'a vardığı zaman, «Mervan'm kızının başını kim koparacaktır?» diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.)'m bu sözünü Umeyr b. Adiyy el-Hatmî işitti. O da orada idi. İşte o gecenin akşamı olduğu zaman o kadının evinde onun üzerine yürüdü ve kadını öldürdü. Sonra sabahleyin Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, ben o kadını öldürdüm.
- Ey Umeyr, Allah'a ve Rasûlüne yardım ettin.
- Ya Rasûlallah, o kadın hakkında benim üzerime birşey lazım gelir mi?
- Onun hakkında iki keçi bile birbirlerini boynuzla toslamazlar. (Yani onun işi pek önemli değildir). Umeyr kavmine döndü. Beni Hatme'nin, o zaman Mervan'm kızının durumu hakkındaki sözleri çok karışık idi. O kadının beş oğlu vardı. Umeyr b. Adiy, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanından onlara geldiği zaman dedi ki:
- Onu ben öldürdüm. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bana istediğinizi yapın. Ve beni hiç bekletmeyin. İşte bugün, İslâm'ın, Beni Hatme yurdunda güç ve kuvvet bulduğu ilk gündür.
İslâm'ın güçlendiğini görünce Beni Hatme kabilesinden birçok insan Müslüman oldular.
Sonra İbn Hişam, Sümame b. Usul el-Hanefî'yi esir alan seriyyeyi ve Sümame'nin İslâm'a girişini anlatır. Bu konuda sahih hadisler, önceki sayfalarda verilmiştir.
İbn Hişam, Rasûlullah (s.a.v.)'m Sümame hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: «Muinin tek bağırsakta yer, kafir ise yedi bağırsakta yer.»
Sümame, Müslüman olduktan sonra yemeği azalttığı için Rasûlullah böyle demişti. Sümame, Medine'den ayrılınca Mekke'ye umre için gitti'. Giderken telbiye getiriyordu. Mekkeliler, telbiye getirmesini yasakladılar. O, bu yasağa riayet etmedi ve Yemame'ye geldikleri takdirde kendilerinden azığı keseceğini söyleyerek tehditte bulundu. Yemame'ye dönünce onlara artık azık vermedi. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), ona bir mektup yazdı. O da onlara yeniden azık vermeye başladı. Beni Hanife'den biri şöyle demişti:
«Ebu Süfyan'a rağmen haram aylarda bizden Mekke'de aşikare telbiye getiren kimseler vardır.»
Rasûlullah (s.a.v.), kardeşi Vakkas b. Mücezzez'in intikamını alması için Alkame b. Mücezzez elMüdlicî'yi de gönderdi. Vakkas, Zi-Kared gününde öldürülmüştü. Alkame, kardeşini öldürenleri takip etmek için Rasûlullah'tan izin istemişti. Rasûlullah da ona bu izni verdi. Ve onu bir grup insanın başına komutan tayin etti. Dönüşlerinde aralarından bir gruba daha önceden gidebilmeleri için izin verdi. Başlarına da Abdullah b. Hüzafe'yi komutan vekili yaptı. Onda biraz şakacılık vardı. Bir ateş yaktı, askerlerin ateşe girmelerini emretti. Bazı askerler ateşe girmeye kastedince o: «Ben gülmek için böyle yaptım. Sakın ateşe girmeyin.» dedi. Bu haber Peygamber (s.a.v.)'e ulaşınca şöyle dedi: «Her kim Allah'a isyanı içeren bir işi yapmanızı emrederse, sakın ona itaat etmeyin.»
Kürz b. Cabir, Medine'ye gelen grubu öldürmek için görevlendirilmişti. Bu grup, Kays kabilesinden olup Becile mıntıkasından gelmişti. Medine'nin havasını beğenmemişler, hastalanmışlardı. Rasûlullah (s.a.v.), Medine dışındaki zekat develerinin yanma gitmelerini, develerin sütlerini ve sidiklerini içmelerini emretmişti. Bunlar gidip iyileşince develerin çobanını öldürdüler. Bu çoban, Rasûlullah'ın azadlısı Yesar idi. Adamı boğazlayıp gözüne diken soktular. Develeri de önlerine katıp götürdüler. Onları takibe birkaç kişi ile birlikte Kürz b. Cabir görevlendirildi. Bu seriyye, onları Becile'de yakaladı. Zi-Kared gazvesinden dönüşünde Rasûlullah'a getirip teslim etti. Rasûlullah emir verdi. Elleri ve ayakları kesildi. Gözlerine mil çekildi.
Eğer bu grup, Enes'ten rivayet edilen ve Buharı ile Müslim tarafından şahinliği üzerinde ittifaka varılan hadiste anlatılan Ukel veya Ureyne'den gelmiş sekiz kişi ise.-ki hadisin zahirinden de anlaşılan budur- bunlarla ilgili kıssa önceki sayfalarda uzun uzadıya anlatılmıştır. Eğer bunlar başka bir grup iseler, işte bununla ilgili olarak İbn Hişam'ın verdiği önemli noktaları naklettik. Doğrusunu Allah bilir.
İbn Hişam dedi ki: Ebu Talib oğlu Ali'nin iki kez yaptığı gazvesine gelince, bununla ilgili olarak Ebu Amr el-Medenî şöyle demiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Ali'yi Yemen'e gönderdi. Başka bir grup askerle birlikte de Halid'i gönderdi. Halid'i gönderirken şu talimatı verdi: Eğer bir araya gelirseniz komutan Ebu Talib oğlu Ali'dir.»
İbn îshak, Halid'in gönderilişini anlatmıştır. Ancak onun bu gönderilişini seriyye ve heyetler zımnında zikretmemiştir. Şu halde Ra-sûlullah in seriyye ve gazvelerinin sayısının otuz dokuz olması gerekir.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Üsame b. Zeyd b. Harise'yi Şam'a gönderdi. Atlarını Belka ve Darum beldelerinin sınırlarına kadar götürmelerini emretti. Bu iki belde, Filistin diyarındadır. İnsanlar, sefer hazırlığına başladılar. Üsame ile birlikte ilk Muhacirler de bu sefere katıldılar.
İbn Hişam dedi ki: Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'m gönderdiği son seriy-yesi idi.
Buharî, İsmail kanalı ile Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.), bir seriyye gönderdi. Başlarına Üsame b. Zeyd'i komutan yaptı. İnsanlar, onun komutanlığına dil uzattılar. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) kalkıp şöyle dedi:
- Siz, Üsame'nin komutanlığını eleştiriyorsunuz. Daha önce onun babasının komutanlığını da eleştirmiştiniz. Allah'a yemin ederim ki; o, komutanlığa çok layıktı ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse idi. Bu da babasından sonra insanlar arasında en çok sevdiğim kimsedir.»
İlk Muhacirlerden ve Ensâr'dan birçok büyük şahsiyet, Üsame ordusuna katılmıştı. Bunların en büyüklerinden biri Ömer b. Hattab idi. Ebu Bekir'in de aralarında bulunduğu söylenen kimse yanılmıştır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)'m hastalığı ağırlaşmca, Üsame ordusu Cüruf te konaklamış idi. Peygamber (s.a.v.) -ileride de anlatılacağı gibi- insanlara namaz kıldırması için Ebu Bekir'i emir tayin etti. Alemlerin Rabbinin elçisinin izniyle Müslümanların imamı olan Ebu Bekir, nasıl olur da orduda bir asker olurdu? Faraza onun kendiliğinden o orduya katılmış olduğunu düşünürsek şeriat koyucusu, nass ile onu namaz imamlığı için istisna etmiştir. Namaz ise, İslâm rükünlerinin en büyüğüdür. Peygamber (s.a.v.) vefat edince Ebu Bekir, Üsame'den Ömer b. Hattab'ı, kendisine vermesini istemişti. Üsame de, Ömer'in Ebu Bekir yanında kalmasına izin vermişti. Ebu Bekir, Üsame ordusunun göreve devamını tasdik etmişti.

