Bazıları diyorlar ki, Hz. Peygamber, Veda haccmda ihrama girerken, hac veya umre için ihrama girdiğini önce belirlememiş, sonra bunlardan birisi için ihrama girdiğini ifade etmişti. Şafii'den de naklolunduğuna göre faziletli olan, mutlak olarak ihrama girmektir. Ancak bu zayıf bir kavildir. Merhum Şafiî dedi ki: Süfyan, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etti: "Rasûlullah (s.a.v.), Medine'den çıkarken hac veya umre ismini belirlemedi, o, ilâhi hükmü bekliyordu. Safa ve Merve arasında iken kendisine ilâhi hüküm nazil oldu. Hac için ihrama girip telbiye getirdi, ancak beraberinde kurbanlığı bulunmayan sahabelerine bu ihramlarını umre ihramına dönüştürmelerini emretti ve şöyle buyurdu: "Eğer bunu (hac aylarında umre yapılabileceğini) daha önceden bilmiş olsaydım, kurbanlığımı sevk etmezdim. Ne var ki, ben, saçımı birbirine yapıştırıp keçeleştirdim. Kurbanlığımı da sevk ettim. Artık kurbanımı kesmeden ihramdan çıkacak değilim."
Bunun üzerine Süraka b. Malik kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, bize öyle bir hüküm ver ki, sanki onlar bugün doğmuşlardır. Şimdi bu umremiz bu senemize mi ait olarak böyledir, yoksa ebediyete kadar mı böyledir?
Rasûlullah, cevaben buyurdu ki:
- Hayır, ebediyete-kadar böyledir. Kıyamet gününe kadar umre hacca dahil olmuştur."
O esnada Hz. Ali, Yemen'den gelip Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna vardı. Peygamber (s.a.v.) ona:
- Nasıl telbiye getirdin? diye sordu. Ö da şöyle cevap verdi:
- Telbiyelerinden i>iri şöyle idi: "Peygamber (s.a.v.)'rn telbiyesi gibi Lebbeyk." Diğeri de şöyle idi: "Peygamber (s.a.v.)'in haccı gibi Leb-beyk."
Bu, Tavus'tan mürsel olarak rivayet edilmiştir ve gariblik içermektedir. İmam Şafiî merhumun kuralına göre kendisi, salt mürsel rivayetleri -başka rivayetlerle teyid edilmedikçe- kabul etmezdi. Ancak rivayetin sahibi, tabiinin büyüklerinden olursa o zaman kabul ederdi. Nitekim, "Risale" adlı kitabında bundan bahsetmiştir. Çünkü ekseriyette tabiin büyükleri, sahabelerden mürsel olarak rivayette bulunurlardı. Doğrusunu Allah bilir. Ancak bu mürsel rivayet, bu tür rivayetlerden değildir. Aksine önceki hadislerin tamamına muhaliftir. Yani ifrad haccı, temettü haccı ve kıran haccına dair varid olan hadislerin bütününe aykıdır ki, bu hadislerin senetleri -Önce de söylendiği gibi- sahihtir. Böyle olunca o sahih hadisler, bu mürsel rivayetten öne geçmektedir. Bu sahih hadisler, bu mürsel rivayetin reddettiği şeyi işbatlamaktadır. İsbatlayan şey ise, reddeden şeyden öne çıkar. İkisi birbirine denk olsalar bile bu böyledir. Kaldı ki, müsned sahihtir, mürsel ise bu bakımdan hüccet sayılmaz. Çünkü senedi kopuktur. Doğrusunu Allah bilir.
Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hafiz kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte hac yoluna koyulduk. Ancak hacdan veya umreden söz etmiyorduk. Mekke'ye geldiğimizde Rasûlul-"~lah, ihramdan çıkmamızı emretti. Mina'dan Mekke'ye dönme gecesinde Safiye binti Hüyey âdet görmeye başladı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: - O uğursuz ve şeametli kadın sizin hareketinize engel olur. Sizi işinizden alıkor."
Böyle dedikten sonra Peygamber (s.a.v.), Safiye'ye şöyle sordu:
- Kurban bayramının birinci gününde tavaf ettin mi?
- Evet.
- Öyleyse Mekke'ye dön.
- Ya Rasûlallah, ben umre yapmadım.
- Öyleyse Ten'im'e git ve oradan umreye niyet et. Sonra umreni
yap-
Bunun üzerine Safiye, kardeşiyle birlikte Ten'im'e gitti. Geceleyin Rasûlullah'la karşılaştı. Rasûlullah da ona şöyle dedi:
- İşte senin yerin şurası ve şurasıdır."
Buharî, Muhadir b. Müverri'in de böyle bir rivayette bulunduğunu, ancak rivayetinde şu ifadelere yer verdiğini söylemiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Mekke yoluna çıktık. Sadece hacdan bahsediyorduk."
Bu, bu konuda daha önce geçen hadislere çok benzemektedir. Ama Müslim, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte yola çıktık. Hacdan veya umreden bahsetmiyorduk."
Buharî ve Müslim, Mansur kanalıyla Hz. Aişe'nin şöyle dediğini
rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Yolculuğumuzun sade-. ce hac için olduğunu biliyorduk." Bu rivayet, daha sahih ve daha gerçektir. Doğrusunu Allah bilir.
Yine bu bakımdan Hz. Aişe'den gelen bir rivayette o şöyle demiştir:
"Telbiye getirerek yola çıktık. Hacdan veya umreden söz etmiyorduk." yani Hz. Peygamber ve sahabeler, telbiye getirirken hacdan veya umreden bahsetmiyorlardı. Ama ihrama girerken hac için mi, yoksa umre için mi ihrama niyet ettiklerini belirtiyorlardı. Nitekim Enes'in hadisinden de bu anlaşılmaktadır: «Rasûlullah (s.a.v.)ın şöyle dediğini işittim: "Ey Allahım, hac ve umre için Lebbeyk." Enes dedi ki: Müslümanların hac ve umre için telbiye getirdiklerini işittim.»
Müslim, Ebu Said el-Hudrî ile Cabir'in şöyle dediklerini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'Ia birlikte Medine'den Mekke'ye geldik. Hac için olanca sesimizle telbiye getiriyorduk."
Bu, bu konuda varid olan müşkil bir hadistir. Doğrusunu Allah bilir.

