El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Peygamberin Sekerat Ve Vefatı

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.)'in yamna girdim. Ateşler içinde idi. Elimi mübarek vücuduna dokundurarak: - Ya Rasûlallah! Çok şiddetli bir ateş içindesin, …

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'in yamna girdim. Ateşler içinde idi. Elimi mübarek vücuduna dokundurarak:

- Ya Rasûlallah! Çok şiddetli bir ateş içindesin, dedim.

- Evet, ben sizden iki adamın ateşi kadar ateş görmekteyim, dedi. Ben de:

- Evet, öyleyse senin iki sevabın vardır, dedim. O, şu cevabı verdi:

- Evet. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde herhangi bir kimseye hastalık veya başka bir sebeple bir musibet gelirse, o musibetten dolayı Genâb-ı Allah onun günahlarım ağacın yapraklarını silkmesi gibi silkip atar.»

Hafız Ebu Ya'lâ el-Musilî, Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Elimi Peygamber (s.a.v.)'in vücudunun üzerine koydum ve şöyle dedim:

- Allah'a yemin ederim ki, ateşinin şiddetinden dolayı, elimi vücudunun üzerine koymaya takat getiremiyorum.

- Biz peygamberler topluluğuna sevap kat kat geldiği gibi, bela da kat kat geliyor. Doğrusu peygamberlerden biri bir kurtçuk ile nıübte-la olur. İmtihan edilir, nihayet onu öldürür. Bir adam da çıplaklıkla imtihan edilir. Nihayet bir aba alır, ona cep yapar ve giyer. Peygamberler rahatlık ve bollukla ferahlanıp sevindikleri gibi, belaya uğradıklarında da ferahlanıp sevinirler.»

Buharı, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.) kadar şiddetli ağrılara maruz olan bir kimse görmedim. Rasûlullah (s.a.v.), vefat ederken başı çenemle göğsüm a-rasmda idi. Rasûlullah'tan sonra herhangi bir kimsenin ölümünün şiddetinden rahatsız olmuş değilim. (Hiç kimse onun kadar ölüm şiddetine maruz kalmadı.)»

Buharı, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İnsanların en çok belaya uğrayanı peygamberlerdir. Sonra salih-lerdir. Sonra bu, sırayla gider. Kişi dindarlığı oranında belaya uğrar. Eğer dinine sıkı sıkıya bağlı ise, belası da şiddetli olur.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Üsame b. Zeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m hastalığı ağırlaşmca bir cemaatla Medine'ye indik. Rasûlullah'm yanma girdik. Susmuş, konuşmuyordu. Ellerini semaya kaldırdı. Sonra yüzüne sürdü. Anladım ki o, benim için dua ediyor.»

İmam Malik, "Muvatta" adlı eserinde İsmail b. Ebu Hakim kanalı ile Ömer b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s,a.v.)'m söylediği son söz şu oldu: Allah, Yahudi ve Hristiyanları kahretsin. Onlar, peygamberlerinin mezarlarını mescid edindiler. Oysa Arap diyarında iki din bir arada kalmayacaktır.»

Buharı ile Müslim, Aişe ve İbn Abbas'ın şöyle dediklerini rivayet etmişlerdir:

«Rasûlullah (s.a.v.), hastalandığında kare şeklindeki bir kumaş parçasına bürünmeye başladı. Sıkıldığı zaman yüzünü açardı. Bu halde iken şöyle dedi:

"Allah'ın laneti Yahudiler ve Hristiy ani arın üzerine olsun. Onlar peygamberlerinin mezarlarını mescid edindiler." Böyle demekle Müslümanları, onlar gibi davranmaktan sakındırıyordu.»

Hafız el-Beyhakî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Vefatından üç gün önce Rasûlullah (s.a.v.)'ın: "Allah hakkında iyi zanda bulunun." dediğini işittim.»

Müslim, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ hakkında iyi zanda bulunmadan hiçbiriniz ölmesin.» Kudsî bir hadiste de yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

«Ben kulumun beni zannettiği gibi olurum. O, benim hakkımda iyi zanda bulunsun.»

Beyhakî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Vefat hastalığı ve sekeratı döneminde Rasûlullah (s.a.v.)'m genellikle vasiyeti şu idi:

"Namaza ve sağ ellerinizin malik olduğu kimselere (kölelerle cariyelere) dikkat edin. Onlara iyi davranın." Can boğaza geldiği zaman dahi bunu söylüyordu. Ama dili iyi açıklayamıyordu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Talib oğlu Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), bana bir tabakayı kendisine getirmemi emretti ki o tabaka üzerine bir yazı yazsın da kendisinden sonra ümmeti o yazıya uyarak sapıklığa düşmesin. Ama ben tabakayı getirmeye giderken, onun vefat edeceğinden korktuğum için gitmedim ve dedim ki: "Ya Rasûlallah, sen diyeceğini de. Ben hafızama yerleştirir, ezberlerim." Bunun üzerine Rasûlullah, bana şöyle dedi: - Namazı, zekatı ve kölelerle cariyeleri size tavsiye ediyorum.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m vefat ettiğini ve yanında bir bardak suyun bulunduğunu gördüm. Vefat edeceği esnada elini su bardağına daldırıyor, sonra elini yüzüne sürüp ıslatıyor ve: "Can çekişme esnasında bana yardım et Allah'ım." diyordu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Cennet'te Aişe'nin elinin beyazlığını gördüm ya, artık bu hastalık şiddeti bana vız gelir.»

Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Senedinde sakıncalı bir durum yoktur. Bu hadis, Hz. Peygamberin Aişe'yi çok sevdiğini ispatlamaktadır. Onu çok sevdiğine dair bu anlamda birçok hadis varid olmuş ise de hiçbiri bu dereceye ulaşmış değildir. Çünkü diğer rivayetlerdeki ifadeler, hakikati olmayan abartılardır. Bu rivayetteki ifadeler ise, gerçek söz olup şüpheli bir unsuru içermemektedir.

Hammad b. Zeyd, Eyyüb kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), benim evimde, başı göğsümle çenem arasında iken vefat etti. Hastalandığı zaman Cebrail bir dua okuyup, Allah adı ile koruyordu. Ben de aynı şeyi yapmaya başladım. Gözünü semaya dikip şöyle dedi: "Allah'ım, beni Refik-i A'lâya ulaştır. Refik-i A'lâya ulaştır." Abdurrahman b. Ebu Bekir içeriye girdi. Elinde yaş bir hurma dalı vardı. Rasûlullah o dala baktı. Ben ona ihtiyaç olduğunu zannettim. Dalı Abdurrahman'm elinden alıp silkeledim ve Rasûlullah'a verdim. Rasûlullah o dal ile dişlerini güzelce bir misvakladı. Sonra bana uzattı. Ama dal elinden yere düştü. Dünyadaki son gününde ve ahirete gidiş başlangıcının da ilk gününde Allah, onu tükürüğü ile benim tükürüğümü birleştirdi.»

Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hanz kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Allah'ın bana bir nimetidir ki, Rasûlullah (s.a.v.) benim sıramda ve benim evimde vefat etti. Vefat ederken başı göğsümle çenem arasında idi. Ve Allah onun vefatı esnasında benim tükrüğüm ile onun tükrüğünü birleştirdi. Vefat edeceği esnada kardeşim elinde bir misvak ile yanıma geldi. Rasûlullah da başını göğsüme dayamıştı. Kardeşimin elindeki misvaka baktığını gördüm. Onun misvak sevdiğini biliyordum. "Misvakı kardeşimin elinden senin için alayım mı?" diye sordum. O da başı ile evet, diye işaret etti. Misvakın ucunu onun için yumuşattım. Kendisine verdim. Oda misvakı ağzına sürdü. Yanımda, içinde su bulunan bir kab vardı. Elini su kabına daldırıyor, sonra ıslak elini yüzüne sürüyor ve şöyle diyordu:

- Lâ ilahe illallah, doğrusu ölümün sekeratı vardır.

Böyle dedikten sonra sol elinin işaret parmağını dikip şöyle dedi:

- Allah'ım, beni Refik-i A'lâya ulaştır. Refik-i A'lâya ulaştır. Vefat edinceye kadar böyle dedi ve elini yanındaki su kabına daldırdı.»

Ebu Davud et-Teyalisî, Şube kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah'm dünya ve ahiretten birini seçme hususunda serbest bırakıhncaya kadar vefat etmeyeceğini söylüyorduk. Vefat ile neticelenen hastalığına yakalandığı zaman sesi kısıldı. Söylediğini işittim:

«... İşte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!» (en-Nisâ, 69.)

Hz. Aişe dedi ki: İşte onun dünya ve ahiretten birini seçme hususunda serbest bırakıldığını bu durumdan anladık.»

Zührî, Said b. Müseyyeb kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah, sağlıklı iken şöyle diyordu: Peygamberlerden hiçbiri, Cennet'teki yerini görmeden ve dünya ile ahiretten birini seçme hususunda muhayyer bırakılmadan vefat ettirilmemiştir.»

Hz. Aişe dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), hastalandığı zaman başı uyluğumun üzerinde idi. Bir süre bayıldı. Sonra ayıldı ve gözlerini evin tavanına dikip şöyle dedi: «Allah'ım, beni Refik-i A'lâya ulaştır.»

Böyle demesinden onun sağlıklı iken bize söylediği şeyin, yani Cennet'teki yeri kendisine gösterilmeden ve dünya ile ahiretten birini seçme hususunda muhayyer bırakılmadan hiçbir peygamberin vefat ettirilmeyeceğim anladım ve: «Şu halde Rasûlullah bizi seçmiyor.» dedim. Rasûlullah (s.a.v.)'m söylediği son söz: «Allah'ım, beni Refik-i A'lâya ulaştır.» oldu.»

Süfyan-ı Sevrî, İsmail b. Ebu Halid kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), başı kucağımda iken bayıldı. Elimi yüzüne sürmeye ve kendisi için şifa duası okumaya başladım. Ama o şöyle dedi:

- Hayır, aksine ben Allah'tan diliyorum ki beni Cebrail, Mikail ve İsrafil'le birlikte en mesud olan Refik-i A'lâya ulaştırsın.»

Beyhakî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Vefat etmeden önce başını göğsüme dayamış iken, kulağımı Rasûlullah'm ağzına yaklaştırdım. O şöyle diyordu:

- Allah'ım, beni bağışla. Bana merhamet et ve beni Refik-i A'lâya ulaştır.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz, Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), benim evimde, başı göğsüm ile çenem arasında iken vefat etti. Ben (evimde bulunmasından dolayı diğer kumalarıma) hiç zulmetmedim. Yaşımın küçüklüğü ve toyluğum sebebiyle Rasûlullah (s.a.v.), benim kucağımda iken vefat etti. Sonra başım yastığın üzerine koyup diğer kadınlarla birlikte yüzüme vurmaya, kendimi tokatlamaya başladım.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), sağlığında şöyle derdi: Her peygamber vefat ettirildikten sonra sevabı kendisine gösterilir. Ruhu kendisine yine geri verilir. Ondan sonra hayatta kalmak ve vefat etmek arasında seçim yapma hakkına sahip kılınır.»

Onun bu sözünü hafızamda tutmuştum. Vefat edeceği zaman başım göğsüme yaslamıştı. Boynu büküldüğü zaman ona baktım ve: «Vefat etti.» dedim. Sağlığında iken söylediği sözü hatırladım. Ruhu bedeninden çıkıp yükseldiği ve gözlerini semaya diktiği zaman: «Vallahi Rasûlullah bizi seçmiyor.» dedim. O da şöyle dedi:

«Refik-i A'lâ ile Cennet'te, Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.) vefat ederken, başı göğsüm ile çenem arasında idi. Ruhu bedeninden çıktığı zaman öyle bir koku hissettim ki, daha önce onun kadar güzel bir koku hissetmiş değildim.»

Beyhakî, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Vefat ettiği günde elimi Rasûlullah (s.a.v.)ın göğsü üzerine koydum. Aradan bir cuma geçti. Yemek yiyor, abdest alıyordum. Ama o misk kokusu elimden hiç çıkmıyordu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bürde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hz. Aişe'nin yanma gittim. Bize Yemen imalatı, kalın dokunmuş bir izar ile müiebbede dedikleri bir elbise getirip gösterdi ve:

- İşte Rasûlullah (s.a.v.), bu iki elbise içinde iken vefat etti, dedi.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Babnos'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir arkadaşımla birlikte Aişe'nin yanına gittik. İçeri girmek içinizin istedik. Girmemize izin verdi. İçeri girdiğimizde önümüze bir yastık attı. Üzerine bir örtü örttü. Arkadaşım dedi ki;

- Ey mü'minlerin annesi. Aybaşı kanaması hakkında ne dersin?

- Ay başı kanaması da ne demek?

Bunun üzerine arkadaşımın omuzuna vurdum (susmasını istedim.). Hz. Aişe dedi ki:

- Sus bakalım, arkadaşına eziyet veriyorsun. Aybaşı kanaması ne demek? Siz, Cenâb-ı Allah'ın aybaşı kanaması hakkındaki sözlerini söylevin. Aslında Rasûlullah (s.a.v.), benim aybaşı kanaması geçirdiğim dönemde benimle kuçaklaşır, başımı tutardı. Aramızda bir örtü . vardı. Rasûlullah (s.a.v.), benim kapıma uğradığı zaman Allah'ın bana fayda vereceği bir kelimeyi söylerdi. Bir gün yine bana uğradı. Birşey demedi. Sonra yine uğradı. Yine birşey demedi. Bu durumu iki ya da üç kez tekrarladı. Ben de cariyeme şu emri verdim:

- Ey cariye, benim için kapının önüne bir yastık bırak.

Yastığı bıraktı. Gidip oraya uzandım. Başıma da bir bez sardım. Rasûlullah yine yanıma uğradı ve: - Ey Aişe, neyin var? diye sordu. Ben de:

- Başım ağrıyor, dedim. Bunun üzerine o:

- Benim de başım ağrıyor, vay başım! dedi. Çekip gitti. Çok geçmeden kendisini bir beze sarmış olarak yanıma getirdiler. Odama girdi. Kadınlarına haber gönderip çağırttı. Onlara şöyle dedi:

- Ben hastalandım. Kendimde aranızda dolaşacak gücü bulamıyorum. Bana izin verin de Aişe'nin yanında kalayım.

Ben, Rasûlullah'm hasta bakıcılığını yapıyordum. Daha önce hiç kimsenin hasta bakıcılığını yapmış değildim. Vefatı sırasında başı omuzumun üzerinde idi. Başı yana kaydı. Zannettim ki, benden birşey isteyecek. Başımı ona eğdim. Baktım ki, ağzından soğuk bir su damlası çıktı. O damla, göğsümün üzerine düştü. Cildim ürperdi. Bayıldığını zannettim. Üzerine bir örtü örttüm.

O esnada Ömer ile Muğire b. Şube geldiler. İçeri girmek için izin istediler. Ben de örtündükten sonra içeri girmelerine izin verdim, Ömer, Rasûlullah'a bakıp:

- Vay be, Rasûlullah ne kadar da şiddetli şekilde bayılmış, dedi. Sonra ikisi kalkıp çıkmak istediler. Kapıya yaklaştıklarında Muğire:

- Ey Ömer, Rasûlullah vefat etti, dedi. Ben de:

- Yalan söylüyorsun. Sen fîtnekar bir adamsın. Allah münafıkları tamamen yok etmedikçe Rasûlullah vefat etmeyecektir, dedim.

Sonra Ebu Bekir geldi. Perdeyi kaldırdım. Rasûlulîah'a baktı ve:

- Doğrusu biz Allah'a aidiz. Ve O'na döneceğiz. Rasûlullah vefat etmiştir, dedi. Sonra Rasûlullah'm yanıbaşma geldi. Eğilip alnından öptü. Sonra:

- Vah benim peygamberime, dedi. Başını kaldırdı. Sonra yine eğilip Rasûlullah'm alnından öptü ve: - Vah benim seçkin arkadaşıma, dedi. Başını kaldırdı. Yine eğilip alnından öptü ve:

- Vah benim dostuma, Rasûlullah (s.a.v.) vefat etmiş, dedi. Çıkıp mescide gitti. O esnada Ömer, insanlara hitab ediyor ve:

- Doğrusu Allah, münafıkları tamamen yok etmedikçe Rasûlullah ölmeyecektir, diyordu. Ebu Bekir söze başladı. Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

. - Yüce Allah buyurdu ki: «Ey Muhammedi Şüphesiz sen de öleceksin. Onlar da ölecekler.» (ezZümer, 30.)

Ve yine yüce Allah buyuruyor ki:

«Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan Önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz?" (âi-i Imrân,144.)

Her kim Allah'a tapıyorsa, doğrusu Allah diridir, ölmez. Her kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Hz. Ömer dedi ki:

- Bu söylediklerin Allah'ın kitabında mıdır? Ben bunların Allah'ın kitabında olduğunu duymamıştım. Ey insanlar! Bu, Ebu Bekir'dir ve Müslümanların en kıdemlisidir, en önde gelenidir. Ona bey'at edin.

Bunun üzerine oradakiler Ebu Bekir'e bey'at ettiler.» Hafiz el-Beyhakî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ebu Bekir, Sunh mevkiindeki evinden çıkıp ata binerek mescide geldi, içeri girdi. Kimse ile konuşmadan Aişe'nin odasına geçti. İçeri girdi. Rasûlullah (s.a.v.)'a yöneldi. Rasûlullah'm üzerine Yemen yapısı hibre kumaşı örtülmüştü. Yüzünü açtı. Üzerine eğilip öptü. Sonra ağlamaya başladı ve şöyle dedi:

- Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah! Yemin ederim ki, Allah, senin üzerinde iki ölümü bir araya getirmeyecektir. Kaderine yazılmış olan ölüme gelince zaten sen Öldün.»

Zührî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ebu Bekir, Aişe'nin odasından çıkıp mescide geldiğinde Ömer insanlarla konuşuyordu. Ona:

- Otur ey Ömer! dedi. Ömer oturmak istemedi. Yine ona:

- Otur ey Ömer! dedi. Ömer yine oturmak istemedi. Ebu Bekir, kelime-i şahadet getirdi. İnsanlar ona yöneldiler. Bunun üzerine o konuşmaya başladı ve şöyle dedi:

- Sizden her kim Muhammed'e tapıyor idiyse bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah, diridir, ölmez. Yüce Allah buyurdu ki:

«Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz?» (câi-i imrân,144.)

İbn Abbas diyor ki: Yemin ederim ki Ebu Bekir, bu ayetleri oku-yuncaya kadar insanlar daha önce bu ayetlerin Allah tarafından indirilmiş olduğunu sanki bilmiyorlardı. Herkes bu ayeti, Ebu Bekir'den dinledi. Onu dinleyen herkes bu ayeti okuyordu.»

Zührî, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ebu Bekir bu ayetleri okuduğu zaman yemin ederim ki, bunun gerçek olduğunu anladım. Korkuya kapıldım. Öyle ki, ayaklarım beni taşıyamaz oldu. Nihayet yere düştüm. Bu ayetleri Ebu Bekir'in okuduğunu duyduğum zaman Rasûlullah'm vefat ettiğini anladım.»

Rasûlullah (s.a.v.)'ın vefatını anlatırken Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini Hafız el-Beyhakî, İbn Lehia kanalıyla rivayet etmiştir:

«Ömer b. Hattab, kalkıp insanlara hitapta bulundu. Rasûlullah'm öldüğünü söyleyecek olanları öldürmek veya boyunlarını kesmekle tehdit etti. Şöyle dedi:

- Rasûlullah baygındır. Eğer öldüğünü söyleyen olursa kalkar, onu öldürür ve boynunu keserim.

Bu esnada Anır b. Kays b. Zaide b. Asam b. Ümmü Mektum da mescidin gerisinde: «Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti.» mealindeki ayet-i kerimeyi okuyordu. İnsanlar ise mescitte ağlaşıyor, dalgalanıyor ve bu ayeti işitmiyorlardı. Abbas b. Abdülmuttalib, insanların huzuruna çıkıp şöyle dedi:

- Ey insanlar! Rasûlullah'm vefatı hususunda söylediği birşeyi bileniniz varsa bize söylesin.

Onlar da hayır, dediler. Bunun üzerine Abbas b. Abdülmuttalib:

- Ey Ömer, senin bu hususta bilgin var mı? diye sordu. O da hayır diye cevap verince Abbas şöyle karşılık verdi:

- Ey insanlar! Şahid olun, hiç kimse Rasûlullah'm kendi vefatı hususunda birşeyler söylemiş olduğuna tanıklıkta bulunmuyor. Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v.) ölümü tadmıştır!»

Ebu Bekir de Sunh mevkiindeki evinden çıkıp bineğine binerek geldi. Mescidin kapısı önünde indi. Üzgün ve kederli olarak, kızı Ai-şe'nin odasına yöneldi. İçeri girmek için izin istedi. Girmesine izin verildi. İçeri girdi. Rasûlullah, yatağında vefat etmiş idi. Kadınlar onun çevresinde yüzlerini örtmüşlerdi. Ebu Bekir'i görünce geriye çekilip gizlendiler. Yalnız Aişe, orada kaldı. Ebu Bekir, Rasûlullah'm yüzünü açtı. Üzerine eğilip Öpmeye, ağlamaya başladı ve şöyle dedi: «Hat-tab'm oğlunun söylediği şey önemli değildir. Aslında Rasûlullah, vefat etmiştir. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah artık vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun ya Rasûlallah. Sen diri iken de, ölü iken de çok güzel kokuyorsun.»

Böyle dedikten sonra Rasûlullah'm üzerine bir örtü örttü. Sonra acele ile mescide gitti. İnsanların boyunlarının üzerinden adım atarak ilerledi. Nihayet minberin yanma vardı. Ömer, onun kendisinedoğru geldiğini görünce yerine oturdu. Ebu Bekir de minberin yanında dikilerek insanlara seslendi. Oturup onu dinlediler. Ebu Bekir bildiği şekilde şahadet getirip şöyle dedi:

- Aziz ve Celil olan Allah, daha sizin aranızda diri iken öleceğini peygamberine haber vermişti. Sizin de öleceğinizi haber vermişti. Bu ölümdür. Hiçbiriniz hayatta kalmayacaksınız. Ancak Aziz ve Celil olan Allah, baki kalacaktır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti...»

Ömer dedi ki:

- Bu ayet Kur'ân'da mıdır? Allah'a yemin"ederim ki, bu ayetin bugüne kadar nazil olduğunu bilmiyordum!

Hz. Ebu Bekir sözüne devamla şöyle dedi:

- Yüce Allah, Muhammed (s.a.v.)'e şöyle demiştir: «Ey Muhammedi Şüphesiz sen de öleceksin. Onlar da Ölecekler.» (ez-Zümer, 30.)

«Ondan başka herşey yok olacaktır. Hüküm O'nundur. O'na döndürüleceksiniz.» (el-Kasas, 88.)

«Yeryüzünde bulunan herşey fanidir. Ancak yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.» (erRahmân, 26-27.)

«Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir.» (âı-i imrân, 185.) Hz. Ebu Bekir, sözünü şöyle sürdürdü:

- Doğrusu yüce Allah, ilâhi dini yeryüzüne dikip Allah'ın emrini hükümran kılmcaya ve ilâhi mesajı tebliğ edip Allah yolunda cihad edinceye kadar Muhammed (s.a.v.)'i yaşattı. Sonra O'nu bu halde iken vefat ettirdi. Sizi yolda bıraktı. Artık bir kimse helak olacaksa beyyineden, belgeden ve bahtsızlıktan sonra helak olacaktır. Allah, her kimin Rabbi ise bilsin ki, Allah diridir, ölmez. Her kim Muham-med'e tapıyorduysa ve onu ilâh mesabesine koyuyorduysa bilsin ki, onun ilâhı yok olmuştur! Ey insanlar! Allah'a karşı gelmekten sakının. Dinine sarılın. Rabbinize tevekkül edip dayanın. Zira Allah'ın dini, dimdik ayaktadır. Allah'ın kelimesi tamdır. Allah, kendi dinine yardım edene yardımcı olacaktır. Ve dinini güçlendirecektir. Allah'ın kitabı aramızdadır. O kitap, nur ve şifadır. O kitap vasıtasıyla Ce-nâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i doğru yola iletti. Onda, Allah'ın helal ve haramı vardır. Yemin ederim ki, Allah'ın yarattıklarından her kim bize hücum ederse aldırmayız. Allah'ın kılıçları kınlarından çekilmiştir. Artık bu kılıçlan elimizden düşürecek değiliz. Bize muhalefet edenlere karşı tıpkı Rasûlullah'm yaptığı gibi cihad edeceğiz. Hiç kimse haddi aşıp tecavüzde bulunmasın. Aksi halde kendi aleyhine davranmış olur!

Bundan sonra Muhacirler, Ebu Bekir (r.a.)'le birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m naaşmın yanma gittiler.» Hadisin bu kısmından; sonra ravi, Rasûlullah in yıkanmasını, ke-fenlenmesini, üzerine namaz kılınmasını ve defnedilmesini anlatır.

Bazı şeyhlerinden rivayette bulunan Vakidî şöyle demiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'in vefat edip etmediği hususunda insanlar şüpheye düştüler. Bazıları, "Vefat etmiştir." dediler. Bazılarıysa, "Vefat etmemiştir." dediler. Esma binti Ümeys, elini Peygamber (s.a.v.)1-in iki omuzu arasına koydu ve şöyle dedr;

- Rasûlullah (s.a.v.) vefat etmiştir. Ve peygamberlik mührü omuzlarının arasından kaldırılmıştır!

İşte onun vefat etmiş olduğu böylece bilindi.»

Hafız el-Beyhakî, "Delâilü'n-Nübüvve" adlı kitabında Vakidî tariki ile böyle bir nakilde bulunmuştur. Ancak Vakidî zayıftır. Şeyhlerinin adları ise burada bildirilmemiştir. Sonra bu rivayet, her bakımdan sahih rivayetlere aykırı olduğu gibi sened bakımından da mün-katidir. Çünkü şiddetli bir garabeti içermektedir. Bu garabet de, vefatından sonra peygamberlik mührünün Rasûlullah'm omuzları arasından kaldırılmış olduğuna dair ifadedir. Doğruyu elbette ki yüce Allah daha iyi bilir.