Hafız el-Beyhakî, Ebu Abdulah el-Hafız kanalı ile Humeyd b. Menheb'in şöyle dediğini rivayet eder: Dedem Hureym b. Evs Harise'nin, ana bir kardeşine şöyle dediğini işittim: Tebük dönüşünde Ra-sûlullah (s.a.v.)'m yanma hicret ederek gittim. Abbas b. Abdülmutta-lib'in şöyle dediğini işittim: - Ya Rasûlallah, seni övmek istiyorum. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
- Söyle, Allah senin ağzını kapatmasın. Bunun üzerine Abbas şöyle bir şiir okudu:
"Daha Önce gölgelerde, dinlenme yerlerinde yaprakların örtülü olduğu mahallerde hoşça vakit geçiliyordun.
Sonra beldelere indinki, oralarda ne bir insan, ne bir sperma, ne bir kan pıhtısı vardı.
Bilakis gemiye binen bir sperma vardı ki, o ortamda gagalara kadar ulaşan sel suları ve canlıları boğan tufan vardı.
Sen, ataların sırtlarından, anaların rahimlerine intikal ettin. Alem geçip gittikçe bir tabaka ortaya çıkıyordu.
Nihayet senin satvetli evini Mekke'nin üst taraflarından çevreledi ki, onun altında bir kuşak ve kemer vardı.
Sen doğunca yeryüzü aydınlandı. Ufuklar senin nurunla ışıklandı.
İşte bizler bu aydınlık, bu nur ve doğruluk yolu içinde yolumuza devam etmekteyiz."
Beyhakî dedi ki: Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bu beyaz Hire, yükseltilip bana gösterildi. Şu Şeyma binti Nü-
feyle el-Ezdiye de doru bir katırın üzerinde idi, siyah bir bab Örtüsü
örtünmüştü." Ben dedim ki;
- Ya Rasûlallah, eğer biz Hire'ye girdiğimizde Şeyma'yı tavsif ettiğin şekilde bulursam o benim olsun mu?
Bunun üzerine:
- O senin olsun, dedi.
Ravi diyor ki: Bilahare irtidad hadiseleri cereyan etti. Tay kabilesinden hiç kimse irtidad etmemişti. Biz yakınımızdaki Araplarla İslâm üzere savaşıyorduk. Kays kabilesiyle de savaşıyorduk. O kabilede Uyeyne b. Hısn vardı. Beni Esed kabilesiyle de savaşıyorduk. Onlarda da Talha b. Hüveylid vardı. Halid b. Velid bizi medhediyor-du. Methiyesinde şöyle diyordu:
"Allah Tay kabilesine diyarında sevab versin. Bahadırların savaştığı alanda onlara hayırlı mükafatlar versin.
Onlar, toleranslı kimseler olup bayrak sahibidirler. Saba rüzgarı bütün çadırları eğip bükerken onlar bayrak sahibi idiler.
Ta karanlığın ve körlüğün çağmasına icabet etmelerinden sonra onlar,
Din üzere Kayslılarla savaştılar. Onları vurdular."
Ravi diyor ki: Halid b. Velid, daha sonra Müseylemetü'l-Kezzab üzerine yürüdü. Biz de onunla beraber idik. Müseyleme'nin işini tamamladıktan sonra Basra nahiyesine yöneldik. Orada Kazime mıntıkasında ordusuyla birlikte Hürmüz'le karşılaştık. Onun askerleri bizimkinden çoktu. Acemlerden Hürmüz kadar hiç kimse, Araplara ve İslâmiyet'e düşman değildi. Halid ona karşı çıktı. Onu mübarezeye davet etti. O da karşısına çıktı. Halid onu öldürdü. Bu haberi Halid, Ebu Bekir esSıddık'a mektubla bildirdi. Hürmüz'ün üzerindeki eşyayı çıkarıp ganimet olarak aldı. Hürmüz'ün tacı 100.000 dirhem idi. İranlılar arasında bir adam, çok şerefli olup yüksek mevkilere geldiğinde tacı 100.000 dirhem ederdi.
Sonra Taffyolu ile Hire'ye döndük. Oraya girişimizde bizi ilk karşılayan -Rasûlullah (s.a.v.)'m de buyurduğu gibi- doru bir katır üzerinde, siyah bir başörtüsüne bürünmüş Şeyma binti Nüfeyle oldu. Hemen onu tuttum ve:
- Bu, Rasûlullah (s.a.v.) tarafından bana hibe edilmiştir, dedim. Halid b. Velid, benden bunun isbatmı istedi. Ben de isbatladım. İsba-tım, Muhammed b. Mesleme ile Muhammed b. Beşir elEnsârî'nin şa-hidlikleri sayesinde mümkün oldu. Bunun üzerine Halid, Şeyma'yı bana verdi. Şeyma'mn kardeşi Abdülmesih, barışmak ve sulh yapmak için yanıma geldi. Bana:
- Kardeşimi bana sat, dedi. Ben de dedim ki:
- Vallahi ben onu 1.000 dirhemden eksiğe satmam.
Bunun üzerine o, bana 1.000 dirhemi verdi. Ben de Şeyma'yı ona teslim ettim.
Bana denildi ki:
- Eğer 100.000 dirhem deseydin bile kardeşi, Şeyma'yı kurtarmak için sana verirdi.
Bunun üzerine dedim ki:
- 1.000 dirhemden daha fazla bir sayı bulunduğunu sanmıyordum. Onun için 1.000 dirhem dedim.

