İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. İsa kanalı ile Said b. Ebi Ra-şid'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Kayser Herakliyus'un, Rasûlullah (s.a.v.)'a elçi olarak gönderdiği Tennuhlu adamı Humus'ta gördüm. Orada piri fani olmuş bir ihtiyar komşum idi. Ona:
- Kayser Herakliyus ile Hz. Peygamber Efendimiz arasında geçen yazışmayı anlatır mısın? dedim. O da dedi ki:
- Rasûlullah (s.a.v.), Tebük'e gelmiş ve Dıhyetu 1-Kelbî'yi Herakli-yus'a göndermişti. Herakliyus da Peygamber Efendimizin mektubunu okuduktan sonra Rumların keşiş ve patriklerini kendi odasında toplayıp üzerlerine kapıyı kilitledi ve onlara şöyle dedi:
- Bu adam (Muhammed), bildiğiniz yere kadar gelmiş ve bana üç yoldan birini seçmem için bir mektup göndermiştir. Beni, ya dinine tabi olmaya, ya toprağımız elimizde kalmak üzere ona malımızdan vergi vermeye, veyahut onunla savaşmaya davet ediyor. Ne diyorsunuz? Çok. iyi bilirsiniz ki, eğer ona tabi olmaz veyahut vergi vermezsek ayaklarımızın altındaki şu yeri bile bizden alacaktır. Zira kitaplarda bunu açık olarak okuyoruz. Gelin de ona tabi olalım. Veya vergi verelim ki, toprağımız elimizde kalsın.
Bunun üzerine hepsi başlarındaki külahları atıp homurdandılar:
- Sen bizi Hristiyanlık dininden ayrılmaya veya Hicaz'dan buraya kadar gelmiş bir Arap bedevisine köle olmaya mı çağırıyorsun? dediler.
Kayser yanından çıkar çıkmaz onların halkı ayaklandırıp kendisini tahtından düşüreceklerini anlayınca şöyle dedi:
- Ben sizi denemek ve dininize olan bağlılığınızı anlamak için bunu söyledim.
Sonra Tecib kabilesinden ve Hristiyan Arapların başında bulunan adama; "Bana Arapça'yı bilen ve hafızası kuvvetli olan bir adam bul, onunla şu zatın bana gönderdiği mektuba cevap yazıp göndereyim," dedi.
Arayıp beni buldular. Herakliyus'un yanına gittiğim zaman bana şöyle dedi:
- Şu mektubu oraya götür ve kendisine verirken ne söylerse hafızanda tut. İlk Önce bak, bana gönderdiği mektubtan bahsediyor mu etmiyor mu? Mektubumu açıp okuduğu zaman geceden bahsediyor-mu, etmiyor mu? Sırtına da bak... Onda herhangi bir işaret var mı, yok mu? Araştır.
Ben kendisinden mektubu alıp yola çıktım. Tebük'e vardığım zaman Peygamber (s.a.v.)'in su başında, ashabı arasında oturduğunu gördüm. Onlara:
- Adamınız hangisidir? diye sordum. Bana:
- Şudur, dediler.
Bunun üzerine ilerleyip yanına vardım ve Önüne oturup mektubu kendisine uzattım. O da mektubu benden alıp eteğine koydu ve bana:
- Nerelisin? dedi.
- Tennuhluyum, dedim. Bana:
- Babanız İbrahim'in dini olan İslâmiyet'e girmez misin? dedi.
- Ben başka bir milletin elçisiyim ve onların dini üzerindeyim. Onların yanına bir daha dönmeden dinlerinden dönemem, dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah gülümsedi ve:
"Ey Muhammedi Sen, sevdiğini doğru yola eriş tir eme zsin. Ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir." (ei-Kasas, 56.) ayetini okudu ve bana şöyle dedi:
- Ey Tennuhlu kardeş! Ben Kisra'ya bir mektup gönderdim. O ise mektubumu parçaladı. Allah da onu ve mülkünü parçalayacaktır.
Ben, Necaşi'ye de bir sahife yazıp gönderdim. O, mektubumu yırttı. Allah da onu yırtacak, mülkünü parçalayacaktır. Senin sahibine (He-rakliyus'a) da bir mektub yazdım. Ama o mektubu yanında koydu. Onun için iyilikle yaşadığı müddetçe o, halk üzerindeki nüfuzunu ve gücünü yitirmeyecektir. İçimden, bu Herakliyus'un unutmamamı tavsiye ettiği üç şeyden biridir, dedim ve okluğumdan bir ok çekip onunla kılıcımın kını üzerindeki derisini işaretledim. Sonra o, mektubu sol tarafındaki bir adama uzatıp:
- Al oku, dedi ve adam mektubu açıp okumaya başladı. Onlara:
- Mektubu okuyan bu adam kimdir? diye sordum. Bana:
- Muaviye'dir, dediler.
Mektup okunurken baktım ki, Kayser mektubunda, "Sen beni, göklerin ve yerin genişliğince olan Cennet'e davet ediyorsun. Eğer Cennet göklerin ve yerin genişliğini içine alan bir büyüklükte ise, o zaman Cehennem nerede oluyor?" diye yazmıştı.
Hz. Peygamber de:
- Sübhanallah! Bu ne biçim bir sorudur? Sanki Allah'ın yeri mi yok? Öyle ise ben de ona, gündüz geldiği zaman gece nerede oluyor? diye sorayım, dedi.
Bunun üzerine okluğumdan bir ok daha çekip kılıcımın derisi üzerine bir işaret daha yaptım. Mektubun okunması tamamlandıktan sonra Hz. Peygamber bana dönüp:
- Sen haklısın, çünkü sen bir elçisin. Eğer sana verecek bir hediyemiz olsaydı verirdim. Ama biz, azıkları bitmiş bir yolcu kafilesiyiz, dedi.
Ama kafilenin içinde birisi: "Ben ona hediye vereyim." diye bağırda ve yükünü açıp içinden birşey çıkardı. Benim tarafıma doğru ilerleyip eteğime koydu. Baktım ki, Yemen yapısı sarı renkli bir elbisedir.
Ben:
- Bu adam kimdir? diye sordum.
- Osman'dır, dediler. Bundan sonra Hz. Peygamber :
- Bu adama kim refakat edecektir? diye sordu. Ensâr'dan bir genç:
- Ben refakat ederim ya Rasûlallah, dedi ve onunla beraber kalktım.
Biz kafilenin içinden çıkınca Peygamber (s.a.v.) arkadan bana:
- Ey Tennuhlu! diye seslendi.
Bunun üzerine geri döndüm ve eski yerime oturdum. Bu sefer Rasûlullah (s.a.v.) sırtından elbisesini çıkarıp:
- Şu tarafa dön de sana dendiği şekilde iyice bak, dedi.
Ben de arkasına geçip sırtına baktığımda, kürek kemiği yanında
hacamat yeri kadar bir mühür bulunduğunu gördüm."

