El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Lakit B. Amir B. Müntefîk Ebu Rezin El-Akilinin Rasûlullah (S.A.V)'a Elçi Olarak Gelişi

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah, Asım b. Lakit'in şöyle dediğini rivayet eder: "Lakit, elçi olarak Nüheyk b. Asım b. Malik b. Müntefik adındaki bir arkadaşıyla birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına gitmek üzere …

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah, Asım b. Lakit'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Lakit, elçi olarak Nüheyk b. Asım b. Malik b. Müntefik adındaki bir arkadaşıyla birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına gitmek üzere yola çıktı.

Lakit dedi ki: Ben ve arkadaşım yola çıktık. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma receb ayının sona ermek üzere olduğu günlerde vardık. Onunla buluştuk. Sabah namazından yeni çıkmıştı. Kalkıp insanlara hitapta bulundu ve şöyle dedi:

- Ey insanlar! Haberiniz olsun ki ben dört günden beri sesimi sizden gizledim. (Konuşmadım ki) sesimi şimdi size duyurabileyim. Dikkat edin. Kavmi tarafından elçi olarak gönderilen bir adam var mı?"

- Ya Rasûlallah ne diyeceksen buyur söyle.

- Dikkat edin. Belki böyle biri vardır da kendi kendisiyle konuştuğu veya arkadaşıyla konuştuğu veya sapıklık kendisini meşgul ettiği için kendini açığa vuramıyordur. Dikkat edin. Ben mesulüm. Size tebliğ ettim mi? Dikkat edin, dinleyin ve yaşayıp geçinin. Oturun, oturun!

İnsanlar oturdular. Ben ve arkadaşım kalktık. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'m kalbi ve gözü bize yöneldi. Ben dedim ki:

- Ya Rasûlallah, senin yanında gayb ilminden ne vardır? Güldü, başını salladı ve benim, onun yanlışlığım yakalamak istediğimi anladı. Sonra şöyle dedi:

- Allah'ın hayatına yemin ederim ki Aziz ve Celil olan Allah, gay-bın anahtarlarından beşini elinde tuttu, onu Allah'tan başkası bilmez.

Böyle derken eliyle işaret etti. O beş şeyin ne olduğunu sordum.

Bana şu cevabı verdi:

- Ölüme dair bilgi. Hanginizin ne zaman öleceğini o bilir, ama siz bilmezsiniz. Döl suyunun ana rahminde ne olacağını (erkek mi yoksa dişimi olacağım) o bilir, ama siz bilmezsiniz. Yarın ne olacağım, yarın ne yiyeceğini o bilir ama sen bilmezsin. Kuraklık ve kıtlık içinde olduğunuz zaman yağmurun hangi günde üzerinize geleceğini bilir ve bu halinize güler.

Lakit dedi ki:

- Hayır için gülen Rab'dan mahrum olmayacağız demek! Rasûlullah (s.a.v.) sözüne devamla, Allah'ın, kıyametin ne zaman

kopacağım bildiğini de söylemişti.

Biz dedik ki:

- Ya Rasûlallah! Senin bildiğin ama insanların bilmediği şeylerden bazısını bize öğret. Çünkü biz, herhangi bir kimseyi tasdik etmeyen bir kabiledeniz. İçinde yaşadığımız kabile, Mezhec kabilesidir. Çevremizde de Has'am kabilesi vardır. Bizim aşiretimiz de oradandır.

Rasûlullah buyurdu ki:

- Bir süre bekleyeceksiniz. Sonra Peygamberiniz vefat edecektir. Sonra yine bir müddet bekleyeceksiniz. Sonra çağına gönderilecektir (kıyamet kopacaktır.). Senin ilâhının hayatına yemin ederim ki, yeryüzünde ölmedik birşey kalmayacaktır. Her şey ölecektir. Rabbinle beraber olan melekler de ölecektir. Aziz ve Celil olan Rabbin yeryüzünde dolaşacak ve her yer ıssız kalacaktır. Beldelerde kimseler kalmayacaktır. Rabbin semaya emir verecek, Arş'm yanından yağmurlar yağacaktır. Senin Rabbinin ömrüne yemin ederim ki, yeryüzünde öldürülmüş kimsenin yaptığı ve ölü kimsenin defnedildiği yerlerin tamamı yarılacak, mezarlar açılacak, mezarlardaki cesetler başucun-dan itibaren yeniden dirilecek ve tastamam kalkıp oturacaklardır. Aziz ve Celil olan Rabbin onlara: "Ne var?" diye soracak. Onlar da şu cevabı vereceklerdir: "Ya Rab, dün ve bugün." Onlar hayattan sanki biç ayrılmamış olduklarını zannederek böyle cevap verirler.

Ben dedim ki:

- Ya Rasûlallah, rüzgarlar, çürüme ve canavarlar bizi dağıttıktan sonra, Rab vücudumu nasıl toplayıp bir araya getirecektir? Rasûlullah (s.a.v.), şöyle cevab verdi:

- Allah'ın yeryüzündeki nimetlerinden sana bir örnek vererek bunu anlatayım: Kurumuş yeryüzüne baktığın zaman: "Bu yeryüzü artık canlanmaz." dersin. Sonra Rabbin oraya yağmur yağdırır, çok geçmeden orada Hanzel ağacının bitmiş olduğunu görürsün. Senin Rab-binin hayatına yemin ederim ki, O, yeryüzünün bitkilerini toplamaktan daha çok sizleri sudan yaratıp bir araya getirip toplamaya daha çok muktedirdir. Mezarlarınızdan ve yattığınız yerlerden çıkar, ona bakarsınız. O da size bakar.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Biz, yeryüzü doluşunca insanlarız. Aziz ve Celil olan Rab ise bir tek şahıstar. Nasıl olur da hem o bize bakar, hem de biz ona bakarız?

Rasûlullah buyurdu ki:

- Sana bu hususta Allah'ın nimetlerinden misal vererek açıklamada bulunayım. Güneş ile ay, Allah'ın küçük birer mucizesidirler. Onları görürsünüz, onlar da sizi görürler. Bu karşılıklı görme, aynı anda cereyan eder. Bunları görürken de herhangi bir zarara uğramaz ve sıkıntı görmezsiniz. Senin Rabbinin hayatına yemin ederim ki O, sizin güneş ile ayı zarar gömleksizin ve sıkıntıya uğramaksızın görmenize, onların da sizi görmelerine nisbetle sizin kendisini görmenize ve kendisinin de sizi görmesine daha muktedirdir.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Huzuruna vardığımızda Rabbimiz ne yapacaktır?

Dedi ki:

- Amel defterleriniz açılmış olarak Rabbinize arzedilirsiniz. Sizin hiçbir ameliniz O'na gizli kalmayacaktır. Aziz ve Celil olan Rabbim, bir avuç su alıp tararınıza serpecektir. İlâhının hayatına yemin ederim ki, o sudan hepinizin yüzüne değecektir. Müslüman kişinin yüzüne beyaz, yumuşak ve ince kumaş parçası gibi değecektir. Kaflrinkine ise kara kömür parçası gibi çarpılacak ve gagalayacaktır.

Dikkat edin, sonra peygamberiniz sizden ayrılıp gidecektir. Onun peşi sıra salih kimseler de ayrılıp gideceklerdir. Siz ateşten bir köprünün üzerinden geçeceksiniz. Sizden biri ateş közüne basacak ve öldüm, diyecektir. Aziz ve Celil olan Rabbim de tam vaktidir, diyecektir. Çok susamış olarak Rasûlullah'm havuzunun yanı başına geleceksiniz. Ondan içilecektir. Yemin ederim ki onu daha önce görmemişim. İlahının hayatına yemin ederim ki, sizden biri o havuza elini uzatınca mutlaka eline bir bardak düşecek ve o bardak dolusu onu necasetten, pislikten ve idrardan temizleyecektir. O gün güneş ile ay hapsedilecek ve ikisinden birini dahi göremeyeceksiniz. Dedim ki:

- Ya Rasûlallah, o zaman ne ile göreceğiz? Dedi ki:

- Şu anda gözünle gördüğün gibi göreceksin. Ve güneşin doğup yeryüzünü aydınlattığı ve dağları parlattığı gibi göreceksin.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! İyilik ve kötülüklerimizin karşılığını ne kadar

göreceğiz? Dedi M:

- İyiliğin on misli mükafatım göreceksiniz. Kötülüğün de sadece misli kadar cezasını göreceksiniz. Ancak affedilirse onu da görmeyeceksiniz.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Ya Cennet ve Cehennem'e ne dersin? Dedi ki:

- İlâhının hayatına yemin ederim ki, Cehennem'in yedi kapısı vardır. Onun iki kapısı arasındaki mesafeyi bir süvari ancak yetmiş senede kat edebilir. Cennet'in de sekiz kapısı vardır. Onun iki kapısı arasındaki mesafeyi de bir süvari ancak yetmiş senede katedebilir.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Cennet'te ne göreceğiz? Dedi ki:

- Saf baldan ırmaklar göreceksiniz. Öyle ırmaklar göreceksiniz M, ondan bir bardak içince sizde başağrısı ve pişmanlık kalmayacaktır. Tadı değişmeyen süt ırmakları da göreceksiniz. İçimi kolay su ırmakları da göreceksiniz. Meyveler göreceksiniz. İlâhının hayatına yemin ederim ki, mislini bilmediğiniz hayırlar ve tertemiz arınmış zevceler göreceksiniz.

Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Cennet'te bizim eşlerimiz olacak, ancak onlardan muslih olanlar var mıdır?

Dedi ki:

- Saliha kadınlar salih erkeklere verilecektir. Dünyada olduğu gibi onlardan lezzetleneceksiniz. Onlar da sizlerden iezzetleneceklerdir. Ancak onlar orada doğum yapmayacaklardır.

Lakit dedi ki: Ben şu soruyu da Rasûlullah (s.a.v.)'a sordum:

- Biz Cennet'te hangi mertebelere varacağız? Rasûlullah, bu soruyu cevaplamadı. Dedim ki:

- Ya Rasûlallah! Ne üzerine seninle bey'atleşeceğim.? Rasûlullah (s.a.v.) elini uzattı ve şöyle buyurdu:

- Namaz kılmak, zekat vermek, şirkten ayrılmak» Allah'tan başka bir tanrıyı Allah'a ortak koşmamak üzere benimle bey'atleyeceksin.

Dedim ki:

- Doğu ile batı arası bizim içindir.

Benim böyle demem üzerine Peygamber (s.a.v.) elini yumdu. Sonra parmaklarını açtı. Kendisine, karşılığını bana vermeyeceği bir şartı koşacağımı zannetti.

Dedim ki:

- O şeylerden, dilediğimizden vazgeçeriz. Kişi sadece kendi şahsı aleyhine suç işler.

Benim böyle demem üzerine Rasûlullah, elini açtı ve şöyle dedi:

- Bu senin için olur. Dilediğin şeyden vazgeçersin ve sadece kendi şahsın aleyhine suç işlersin.

Bundan sonra biz Rasûlullah'm yanından ayrılıp gittik. Beni Kilab kabilesinden biri olan Ka'b b. Hudarî:

- Ya Rasûlaüah, Müntefik oğulları buna ehil midirler? diye sordu.

- Senin ilâhının hayatına yemin ederim ki, bu ikisi dünya ve ahi-rette insanların en takvalılarındandırlar.

Biz, RasûluHah'm yanından ayrılıp onun yanma gittik." Ravi burada hadisin tamamını naklediyor. Sonunda şöyle diyor: "Ya Rasûlallah, geçmişte, cahiliye döneminde işlenen hayırların sahibine faydası var mıdır?

Kureyş'in ortasından bir adam şöyle dedi:

- Vallahi senin baban Müntefik, Cehennem ateşindedir.

Onun böyle demesi üzerine yüzümün derisi ile eti arasına sanki bir sıcaklık düştü. Çünkü insanların ortasında o kişi babam hakkında böyle yakışıksız birşey söylemişti. Ben de: 'ya senin baban ey Allah'ın Rasûlü?" demeye niyetlendimse de sonra baktım ki; "Ya Rasûlallah, ya senin ailenin durumu?" diye sormak daha hoş olacak. Onun için bu soruyu sordum. O şöyle cevap verdi:

- Allah'ın hayatına yemin ederim ki, ailemin durumu da aynıdır. Sen, Amirî veya Kureyşî bir müşrikin mezarı başına vardığın zaman şöyle de: "Muhammed, beni sana gönderdi ve senin hoşuna gitmeyen şeyleri sana müjdelememi söyledi. Sen şimdi yüzün ve karnın üzerine Cehennem ateşinde sürünmektesin!"

Dedim ki;

- Ya Rasûlallah, onlar niçin bu duruma düşmüşlerdir? Oysaki onlar çok güzel bildikleri amelleri işliyorlardı. Onlar, iyi yaptıklarını zannederek o amelleri işliyorlardı.

Dedi ki:

- Şundan ki, Cenâb-ı Allah, her yedi ümmetin sonunda bir peygamber göndermiştir. Her kim kendi peygamberine asi olursa sapıklardan olur. Her kim kendi peygamberine itaat ederse hidayet bulmuşlardan olur."

Bu, cidden garib bir hadistir. Bazı lafızlarında münkerlik vardır. "Ba's ve Nüşur" kitabında Hafız elBeyhakî bu hadisi zikretmiştir. Abdülhak el-İşbilî de, "Akibe" adlı kitabında bunu zikretmiştir, "etTezkire fi Ahvali'l-Ahire"

adlı kitabında Kurtubî de bunu zikretmiştir.