İbn İshak dedi M: "Rasûlullah (s.a.v.), Hevazin heyetine Malik b. Avfm ne yaptığını sordu. Onlar da, onun Taif te Sakiflilerle beraber olduğunu söylediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- Ona haber verin ki, eğer o Müslüman olarak bana gelirse, kendisine ailesini ve malını geri vereceğim gibi, ayrıca yüz tane de deve veririm, dedi.
Bu haber Malik'e ulaşınca o, Sakiflilerin arasından gizlice ayrılarak Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldi. O esnada Rasûlullah, Cirâne veya Mekke'de idi. Malik, Müslüman oldu. İslâmiyet'i güzelce yaşadı. Rasûlullah da ona ailesini ve malını geri verdi. Sonra da yüz deve verince Malik b. Avf (r.a.), şu şiiri okudu:
"İnsanlar arasında Muhammed gibisini görmedim ve işitmedim.
Kendisinden cömertlik istendiğinde bol bol verir.
Ne zaman dilersen, yarın neler olacağını sana haber verir.
Semheri'de ordu birlikleri dişlerini gösterip ağızlarından alevler çıktığında ve kesici kılıçla vurduğunda,
Sanki o, savaş tozlarının ortasında, ininde yavrularının üzerinde duran bir arslan gibidir."
Rasûlullah (s.a.v.) onu, kavminden Müslüman olan kimselerin başına vali tayin etti. Müslüman olan o kabileler, Sümale, Selime ve Fehm kabileleri idiler. Malik, bu kabileleri yanma alarak Sakiflilerle savaşıyordu. Sakiflilerin bir davar sürüsü dışarı çıktığında mutlaka o sürüye hücum edip yağmalıyor, onları sıkıştırıyordu."
Buharî, Musa b. İsmail kanalı ile Amr b. Tağlib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bazılarına ganimet verdi. Bazılarım mahrum bıraktı. Mahrum bırakılanlar, onu kınar gibi oldular. Bunun üzerine o şöyle buyurdu:
- Sabırsızlıklarından ve şikayetlerinden korktuğum bazı kimselere ganimet payı veriyorum. Ama Cenâb-ı Allah'ın, kalblerinde yaratmış olduğu hayır ve zenginliğe kendilerini havale ettiğim bazı kimselere ise vermiyorum. İşte bunlardan biri de Amr b. Tağlib'dir.
Amr diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m benim hakkımda söylediği bu sözler, kızıl tüylü davarların (veya develerin) bana verilmesinden daha çok hoşuma gitti."
ibn Hişam'm anlattığına göre Hassan b. Sabit (r.a.), ganimet hususunda geri bırakılan Ensâr hakkında şu şiiri söylemiştir:
"Hüzün ve kederler arttı. Gözün yaşı çoğalıp damlalar toplanarak döküldü ve aşağıya indi.
Şemma'ya (bir kadın adı) üzülerek, zira Şemma çok etlidir, koltuk altları ince ve zayıfçadır. Onda ne bir kir, ne de bir zaaf vardır.
Şemma'yı bırak, zira onun sevgisi azaldı. Kavuşan kimsenin kavuşmasının en fenası, sevgisi az olmaktır.
Rasûle git ve de ki: Ey insanların sayıldığı zaman mü'minler için en hayırlı emin olan kimse!
Kendisi uzak olduğu halde ne sebeble Süleym öyle bir kavmin Önünde çağrılır ki, onlar, sizi barındırdılar ve yardım ettiler.
Allah, onlara Ensâr ismini verdi. Çünkü onlar, Allah yolunda koştular. Musibetlere sabrettiler, hıyanet etmediler, güç ve sıkıntılı duruma gelmediler.
Oysa ki insanlar senin hakkında bize karşı toplanmışlardır. Bizim için başka birşey olmayıp sadece kılıçlarla mızrakların uçları sığınak yeridir.
İnsanlarla kılıçla vuruşuruz. Hiç kimseye acımayız. Sûrelerde vahiy yoluyla gelen hükümleri zayi etmeyiz, gereğini yaparız.
Savaşın derinliklerine doğru gelen kimseler, bizim meclisimizi hoş bulmazlar.
Biz savaşın ateşi yandığı zaman savaşı yakar ve onu alevlendiririz.
Nitekim Bedir'de münafıkları, taleb ettikleri şeylere karşı geri çevirdik.
Ve bizim hakkımızda zafer iniyordu göklerden. Biz Uhud'da dağın eteği altında savaşılan günde senin askerlerindik.
Bir zamanda ki, Mudarlılar sevincinden ve tekebbüründen hiziplerini toplamışlardı.
Biz ne zaafa düştük, ne korkaklık ettik, ne de kaydığımızı ve ayağımızın tökezlediğini sana haber verebildiler.
Oysa bütün insanlar, tökezleyip ayakları kaymaktaydı."

