Rasûlullah'ın hizmetçilerinden biri de Mikdad b. Esved Ebu Ma-bed el-Kindî'dir. Bu zat, Beni Zühre kabilesinin müttefiki idi.
İmam Ahnıed b. Hanbel, Affan kanalı ile Mikdad b. Esved'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İki arkadaşımla birlikte Medine'ye geldik. Konuştuğumuz hiç kimse bizi misafirliğe kabul etmedi. Nihayet Peygamber (s.a.v.)'in yanma gittik. Durumu ona anlattık, O da bizi evine götürdü. Evinde dört keçisi vardı.
- Ey Mikdad, bunları sağ. Sütlerini dörde ayır, herkese bir kısmını içir, dedi. Ben de böyle yapıyordum. Bir gece Rasûlullah (s.a.v.), eve gelmekte gecikti. Ben de onun payını kaldırıp bir yere koydum. Yatağıma uzandım. Kendi kendime dedim ki: Nasıl olsa Peygamber (s.a.v.) bu gece Ensâr'dan birinin evine gitmiştir. Orada birşeyler ye-yip içmiştir. Ben kalksam, onun payını içsem ne olur ki? Bu istek bende ısrarlı bir şekilde devam etti. Nihayet kalktım. Onun payı olan sütü içtim. Süt karnıma girip yerleşince yaptığıma pişman oldum ve dedim ki: İşte şimdi Peygamber (s.a.v.), aç ve susuz gelir, bardağında da süt göremez!
Ben böyle diyerek elbisemi yüzüme örttüm. Sonra Peygamber (s.a.v.) geldi. Uyumayana işittirecek, uyuyanı da uyandırmayacak bir ses tonu ile selam verdi. Gidip süt kabının kapağını açtı. İçinde birşey göremedi. Başını semaya dikip:
- Allahım, bana içirene içir, bana yedirene yedir, dedi.
Ben de onun bu duasını ganimet bildim. Fırsatı değerlendirmek için kalktım, bıçağı elime aldım. Keçilerin yanma yanaştım. Hangisi daha semiz ise onu keseyim, dedim. Elim onlardan birinin memesine değince baktım ki; memesi süt dolmuş. Diğerine baktığımda diğerinin de memesinin süt dolu olduğunu gördüm. Hepsini kontrol ettim. Hepsinin de memeleri süt dolmuştu. Sütleri bir kaba sağdım. Rasûlul-lah'a getirerek; "Buyur iç." dedim. O da:
- Neler oluyor ey Mikdad? diye sordu. Ben de:
- Önce sütü iç, sonra sana anlatayım, dedim. O da:
- Bu, senin kötülüklerinden biridir ey Mikdad, dedi. Sütü içti. Sonra bana da:
- Sen de iç, dedi. Ben dedim ki:
- Ey Allah'ın peygamberi! Sen iç.
Sütü doyasıya içti. Sonra ben kabı alıp içmeye başladım. İçtikten sonra durumu kendisine anlattım. Peygamber (s.a.v.):
- Eee... Anlat bakalım hele, dedi. Ben de ona:
- Şöyle ve şöyle oldu, dedim. Peygamber (s.a.v.) bana dedi ki:
- Bu gökten inen bir berekettir. Niye daha önce söylemedin de arkadaşlarına içirseydim?
Ben dedim ki:
- Bu bereketi ben ve sen içtikten sonra diğerleri umurumda değildir.»
İmam Ahnıed b. Hanbel, bunu Ebu Nadir tariki ile de rivayet etmiş ve önceki rivayette geçenleri anlattıktan sonra şu ilavede bulunmuştur: «Daha önce sütle dolduramayacaklarını sandıkları bir kabı eline alan Mikdad, götürüp keçilerin sütünü o kaba sağdı, sağdı. Nihayet köpükleri taştı. Alıp Rasûlullah'a getirdiğinde o:
- Siz bu geceki sütünüzü içmemiş miydiniz ey Mikdad? diye sordu.
Mikdad diyor ki: Ben de ona şu cevabı verdim:
- Sen iç ya Rasûlallah.
Rasûlullah içti. Sonra kabı bana uzattı. Ben ona: .
- Sen iç ya Rasûlallah, dedim. İçti, sonra kabı bana uzattı. Ben de kabı aldım, içinde kalan sütü içtim. Rasûlullah'ın doyasıya içtiğini anladığımda onun duasına mazhar oldum. Bunun üzerine güldüm. Katıla katıla güldüğüm için yere yıkıldım. Rasûlullah bana:
- Ey Mikdad, bu senin kötülüklerinden biridir, dedi. Ben de dedim ki:
- Ya Rasûlallah, benim başımdan şöyle ve şöyle bir olay geçti. Ben şöyle ve şöyle yaptım. Rasûlullah buyurdu ki:
- Bu, Allahm rahmetinden başka birşey değildir. Niçin bunu sütü içmeden önce bana söylemedin de diğer iki arkadaşını da uyandırsay-dın, onlar da bundan istifade etselerdi?
Ben dedim ki:
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben ve sen bu rahmetten ve bereketten istifade ettikten sonra diğerlerinin istifade etmemiş olması umurumda bile değil.»

