İmam Ahmed b. Hanbel, Şureyh kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), kılıcı Zülfîkar'ı, Bedir gününde ganimet olarak ele geçirdi. Uhud savaşında bu kılıcıyla ilgili bir rüya görmüştü. Bu rüyasında kılıcı Zülfîkar'ın ağzında bir gedik görmüştü ve bunu sahabelerde bir bozgun ve safları arasında bir gedik açılacağı şeklinde yorumlamıştı. Sonra rüyasında bir koçu takip ettiğini görmüş ve bunu da müşrik ordusunu takip edeceği şeklinde yorumlamıştı. Yine rüyasında sağlam bir zırh içinde bulunduğunu görmüş ve bunu Medine şehri şeklinde yorumlamıştı. Rüyasında boğazlanmakta olan bir sığır görmüş ve bunu şu şekilde yorumlamıştı: "Sığır.... Vallahi bu hayırdır. Sığır... Vallahi bu hayırdır."
Rasûlullah (s.a.v.)'m bu rüyası, tevil ettiği şekilde gerçekleşti.»
Sünen sahiplerinin anlattıklarına göre bir sesin şöyle dediği duyulmuştu:
"Zülfikar'dan başka kılıç yoktur, Ali'den başka delikanlı ve bahadır yoktur."
Tirmizî, Mezide b. Cabir el-Abdî el-Asrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s;a.v.), Mekke'ye girdi. Kılıcının üzerinde altın ve gümüş işlemeler vardı."
Bu, garip ve tuhaf bir hadistir.
"eş-Şemail" adlı eserinde Tirmizî, Muhammed b. Beşşar kanalı ile Said b. Ebu'l-Hasan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m kılıcının kabzası gümüştendi."
Osman b. Sa'd, İbn Şirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kılıcımı, Semüre'nin kılıcına benzer şekilde yaptım. Semüre de, kılıcım Rasûlullah'm kılıcına benzer şekilde yapmış olduğunu iddia etti. Onun kılıcı Hanefi denen cinstendi."
Rasûlullah'm kılıçlarından biri, Hz. Ali'nin çocuklarına intikal etmişti. Hüseyin b. Ali, Kerbela'da Taf denen yerin yanında Öldürüldüğü zaman bu kılıç onun beraberinde idi. Bunu, Ali b. Hüseyin b. Zeynel Abidin aldı. Yezid b. Muaviye'nin yanma girdiği zaman yanında Şam'a getirdi. Sonra Medine'ye götürdü.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Misver b. Mahreme'den rivayet olunduğuna göre Yezid b. Muaviye, onu yolda karşılamış ve ona:
- Bana bir emrin var mı? Bir ihtiyacın varsa söyle, demişti. O da:
- Hayır, deyince Yezid:
- Rasûlullah (s.a.v.)'m kılıcını bana verir misin? Çünkü ben milletin onu senden zorla almalarından korkuyorum. Allah'a yemin ederim ki, onu bana verecek olursan benim vücudumu çiğneyip öldürme-dikçe hiç kimse onu benden alamaz, dedi.
Peygamber (s.a.v.)'in bundan başka silahları bulunduğu da anlatılmıştır. Saib b, Yezid ile Abdullah b. Zübeyr gibi şahısların anlattıklarına göre Rasûlullah (s.a.v.)'ın zırhları vardı. Hatta bunların rivayetine göre Rasûlullah (s.a.vO, Uhud savaşında üst üste iki zırh giymişti.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Enes'ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), fetih gününde başında miğfer olduğu halde Mekke'ye girmişti. Miğferini başından çıkardığında kendisine:
- Ya Rasûlallah, işte İbn Hatal, Ka'be'nin astarına (örtüsüne) tutunmuş, dediler. O da:
- Öyleyse onu öldürün, dedi.
Müslim'in sahihinde Cabir'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), fetih gününde Mekke'ye girerken başında siyah bir sarık vardı."
Vekî, Cafer b. Amr b. Hureys'ten rivayet etti ki, babası Anır b.Hureys şöyle demiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), başında rengi siyaha çalan bir sarık olduğu halde insanlara hutbe irad etti."
Tirmizî, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), başına sarık sardığı zaman bir ucunu omuzları arasına sarkıtırdı."
"Müsned" adlı eserinde Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Enes b. Ma-lik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m küçük bir değneği yanında idi. O vefat e-dince değneğini de gömleği arasına böğrünün yanma koyarak onunla birlikte defnettim."

