El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Peygamber (s.a.v.)'in Köleleri, Cariyeleri, Hizmetçileri, Katipleri Ve Sırdaşları

Bunların adlarını harf sırasına riayet ederek sıralayacak ve bazı haberlerini nakledeceğiz. Allah'ın yardımına dayanarak bu konuda gelen bütün rivayetleri nakledeceğiz. Rasûlullah'ın azadlılarından birisi, Üsame b. Zeyd …

Bunların adlarını harf sırasına riayet ederek sıralayacak ve bazı haberlerini nakledeceğiz. Allah'ın yardımına dayanarak bu konuda gelen bütün rivayetleri nakledeceğiz.

Rasûlullah'ın azadlılarından birisi, Üsame b. Zeyd b. Harise Ebu Zeyd el-Kelbî'dir. Ona, Ebu Yezid denildiği gibi Ebu Muhammed de denilirdi. Rasûlullah'ın azadlısı, azadlısınm oğlu, sevgilisi ve sevgilisinin oğlu idi. Anası, Ümmü Eymen idi. Ümmü Eymen'in asıl adı Be-reke idi. Bu kadın, Rasûlullah (s.a.v.)'m küçüklüğünde bakıcılığını yapmış ve bisetinden sonra ona iman edenlerin ilklerinden olmuştu.

Rasûlullah (s.a.v.), hayatının son günlerinde Üsame'yi komutan yapmıştı. O zamanlar Üsame, onsekiz veya ondokuz yaşında idi. O, büyük bir ordunun komutanı iken Rasûlullah vefat etmişti. Bu orduda Ömer b. Hattab da vardı. Ebu Bekir es-Sıddık'm da ordunun neferleri arasında bulunduğu söylenir, ama bu zayıf bir rivayettir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), o zaman Ebu Bekir'i imamlığa tayin etmişti.

Daha önce de anlattığımız gibi Rasûlullah, Üsame'nin ordusu Cürf mevkiinde konaklamış iken vefat etti. O zaman Ebu Bekir, yanında kalıp görüşü ile aydınlanması için Ömer b. Hattab'ı Üsame'den istedi. Üsame de Ebu Bekir'in talebi üzerine Ömer'i ordudan mezun saydı. Üsame ordusunun göreve gitmemesi için sahabelerin çoğunun kendisine müracatta bulunmasına rağmen Ebu Bekir, Üsame ordusunu göreve gönderdi. Sahabelerin bu konudaki ricalarını kabul etmedi ve şöyle dedi:

- Yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v.)'m bağladığı bir bayrağı direğinden söküp indirmem (Yani bu orduyu mutlaka göreve gönderirim.).

Nihayet Üsame ordusu yola çıktı. Bu ordu, Şam diyanndaki Bel-ka sınırına ulaştı. Zaten Üsame'nin babası Zeyd ile Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revana hazretleri de orada öldürülmüşlerdi. Üsame, bu beldelere hücum etti. Ganimet elde etti. Esirler ele geçirdi ve sağ salim, muzaffer olarak geri döndü.

Bu yüzden olacak ki Ömer b. Hattab, Üsame ile karşılaştığı zaman ona hep:

- Selam sana ey komutan, derdi.

Rasûlullah (s.a.v.), Üsame için emirlik ve komutanlık bayrağını bağladığı, yani onu komutanlığa tayin ettiği zaman bazı insanlar onun komutanlığına dil uzattılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), hutbe irad edip şöyle dedi: _

- Eğer siz Üsame'nin komutanlığına dil uzatıyorsanız, doğrusu siz, ondan önce babasının da komutanlığına dil uzatmıştınız. Allah'a yemin ederim ki o, komutanlığa çok layıktır. Ve babasının vefatından sonra o, insanlar içinde en çok sevdiğim kişidir.

Sahih-i Buharî'de sabit olan bir rivayette Üsame (r.a.) şöyle demiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), beni ve Hasanı kucağına alıp şöyle derdi: Al-lahım! Ben bunların ikisini de seviyorum. Sen de bunları sev.»

Şa'bî tariki ile Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle diyordu:

«Allah ve Rasûlünü seven kimse, Zeyd oğlu Üsame'yi de sevsin.»

Bu sebepledir ki, Ömer b. Hattab, insanları divana kaydedip maaş bağladığı zaman Üsame'ye 5.000 dirhemlik maaş bağladı. Oğlu Abdullah b. Ömer'e ise 4.000 dirhemlik maaş bağladı. Abdullah b. Ömer, babasına bu konuda itirazda bulununca babası ona şu cevabı verdi:

- Ey Abdullah! Rasûlullah, Üsame'yi senden daha çok seviyordu. Onun babasını da senin babandan daha çok seviyordu.

Abdürrezzak, Mamer kanalı ile Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Üsame'yi üzerinde kadife semer bulunan bir merkepte terkisine aldı. Sa'd b. Ubade'ye böyle gittiler. Bu hadise, Bedir vak'asmdan önce olmuştu.»

Ben derim ki: Rasûlullah (s.a.v.), Arafat'tan Müzdelife'ye giderken Üsame'yi devesinin terkisine bindirmişti. Nitekim biz bunu Veda haccmda da anlatmıştık.

Birçok kimselerin anlattığına'göre Üsame, Hz. Ali'nin savaşlarına katılmamış ve beraberinde bulunmamıştır. Mazeret olarak şu açıklamada bulunmuştur: Ben, "Lâ ilahe illallah" diyen bir adamı öldürdüğümde Rasûlullah beni kınayarak:

- Kıyamet gününde Lâ ilahe illallah diyen bir adamı öldürdüğün için senin lehinde kim müdafaacı olacak? O adam "Lâ ilahe illallah" dedikten sonra onu öldürdün değil mi? Kıyamet gününde "Lâ ilahe illallah" diyen adamı öldürmüş olduğundan senin lehinde kim müdafaacı olacak? demişti.»

Usame (r.a)'ın faziletleri ve üstünlükleri çoktur. Gece gibi simsiyahtı. Şahin burunlu, tatlı, güzel, düzgün konuşan, âlim ve dindar bir kimse idi. Allah, ondan razı olsun. Babası da öyleydi. Ancak babası aşırı denecek derecede beyaz tenli idi. Kendisi ise simsiyah idi. Bu sebeple onun, babasından olmadığını sanan bazı kimseler, nesebine dil uzatmışlardı. İkisi bir kadifede uyumakta ve ayakları kadifenin altından dışarı çıkmış vaziyette iken Mücezzir el-Müdlicî yanlarına uğradı. Üsame'nin siyah tenli, babasının ise beyaz tenli olduğunu görünce şöyle dedi:

- Sübhanallah! Şu ayaklardan bir kısmı, diğer ayaklardan doğmuştur!

Mücezzir'in bu sözleri, Rasûlullah'ın çok hoşuna gitti ve sevinç içinde yüzü parıl parıl parlayarak Hz. Aişe'nin yanma gidip şöyle dedi:

- Bak hele ey Aişe! Az önce Mücezzir, Zeyd b. Harise ile Üsame b. Zeyd'in yanma uğradı ve «Şu ayakların bir kısmı, diğerlerinden doğmuştur!» dedi.

Bu yüzden Şafiî ve Ahmed b. Hanbel gibi bazı hadis fıkıhçıları, neseblerin birbirine karışması ve benzerliklerin ortaya çıkması durumunda insanların benzerliklerinden hareket ederek nesebleri tesbit eden kimselerin sözüne göre amel edilebileceği görüşünü kabul etmişlerdir.

Demek istediğimiz şudur ki; Ebu Ömer'in de tashih ettiği gibi Üsame b. Zeyd, hicri kırkbeşinci senede vefat etmiştir. Başkaları ise-onun ellisekiz veya ellidokuzuncu hicri senede vefat ettiğini söylemişlerdir. Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur. Kütüb-ü Sitte'de de böyle bir rivayet vardır.

Rasûlullah'ın azadhlarından biri de Eşlem idi. Bu şahsın adı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Buna göre adının İbrahim Sabit veya Hürmüz Ebu Rafi el-Kıptî olduğu söylenmiştir. Bedir gavzesin-den önce Müslüman olmuştur. Ancak bu gazveye katılmamıştır. Çünkü bu zat, efendileri olan Abbas ailesi ile birlikte o zaman Mekke'de idi. Ok temreni yapardı. Bedir vak'ası anlatılırken bu zat ile Ebu Le-heb arasında geçen bir hadiseden bahsetmiştik. Hamd Allah'a mahsustur.

Bu zat, daha sonra hicret etti. Uhud gazvesine ve sonraki gazvelere katıldı. Katip idi. Kûfe'de Hz. Ali'nin yanında katiblik yapardı. Mufaddal b. Gassan el-Gallabî böyle demiştir. Bu zat, Hz. Ömer'in zamanında Mısır fethinde hazır bulunmuştur.

Önceleri Abbas b. Abdülmuttalib'in mülkiyetinde idi. Ancak Abbas, onu Rasûlullah (s.a.v.)'a hibe etti. Rasûlullah da onu azad etti. Onu, azadlısı cariyelerinden Selma ile evlendirdi. Selma, ona birkaç çocuk doğurdu. Rasûlullah (s.a.v.)'m yolculuk eşyalarının başında bulunur, bunların idaresiyle meşgul olurdu.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Rafi'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Mahzum oğullarından bir adamı zekat toplamak üzere gönderdi. O adam, Ebu Rafi'e:

- Bu zekattan istifade etmek için sen de benimle arkadaşlık yap, dedi. Ancak Ebu Rafi:

- Hayır, Rasûlullah (s.a.v.)'a gidip sorarım. Eğer uygun görürse seninle beraber gelirim, dedi. Gelip bunu Rasûlullah'a sordu. Rasûlullah da ona:

- Sadaka (zekat) bize helal olmaz (Sen bizim azadlımızsm). Kavmin azadhsı da kavimdendir, dedi.» Ebu Ya'lâ, "Müsned" adlı eserinde der ki: «Biz Hayber'de iken şiddetli bir soğuğa maruz kaldık. Rasûlullah (s.a.v.) da; «Yorganı olan kimse yorgansızı yorganın içine alsın.» dedi.

Ebu Rafi dedi ki: Beni yorganının altına alacak bir kimse bulamadım. Rasûlullah'm yanma geldim. O da yorganını benim üzerime örttü, beraberce uyuduk. Nihayet sabahladık. Sabah olunca Rasûlullah (s.a.v.), ayak ucunda bir yılan gördü ve:

- Ey Ebu Rafi, şu yılanı öldür, öldür! dedi.»

Ebu Rafi, Hz. Ali'nin hilafeti döneminde vefat etti.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Enese b. Ziyad Ebu Mişrah'-tır. Buna Ebu Misrah da denilir. Cariyelerden doğmadır. Muhacirdir. Urve, Zührî, Musa b. Ukbe, Muhammed b. İshak, Buharı ve birçoklarının anlattıklarına göre bu zat, Rasûlulİah'm meclisine girmek için izin isteyenlere izin veren mabeyincilerdendi.

Halife b. Hayyat, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m azadhsı Enese, Bedir gazvesinde şehid edildi.»

Vakidî dedi ki: Bu husus, bizim nezdimizde sabit değildir. İlim ehli kimseler, onun Uhud gazvesine de katıldığını ve bir zaman daha yaşadığını, Ebu Bekir (r.a.)'in halifeliği döneminde vefat ettiğini söylemişlerdir.

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Eymen b. Ubeyd b. Zeyd el-Habeşî'dir. İbn Mende, onu Avf b. Hazrec'e mensup saymıştır. Ancak bu hususta ihtilaf vardır. Bu zat, Ümmü Eymen Bereke hanımın oğludur. Üsame'nin anne bir kardeşidir.

İbn İshak dedi ki: Eymen, Rasûlullah (s.a.v.)'ın abdest ibriğinin başında idi. Onun muhafazasıyla görevliydi. Hüneyn gününde sebat eden kimselerdendi. O ve arkadaşları hakkında şu ayet nazil olmuştur:

"Rabbine kavuşmayı uman kimse, yararlı iş işlesin ve Rabbine. kullukta hiç ortak koşmasın." (clKehf, ııo.)

Şafiî dedi ki: Eymen, Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında iken öldürüldü.

Mücahid, Eymen el-Habeşî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.), bir kalkan hadisesi dışında, hiçbir hırsızın elini kesmedi. O gün bir kalkanın değeri bir dinardı.»

Bu da Eymen'in, Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonrada yaşadığını gerektirmektedir. Şayet rivayet ettiği hadis, müdelles bir hadis değilse, belki de Eymen el-Habeşî ile başka bir zat kastedilmiştir. İbn İshak ve diğerlerinin anlattıklarına göre Eymen, Hüneyn gününde öldürülen sahabeler arasında idi. Doğrusunu Allah bilir.

Eymen'in oğlu Haccac ile Abdullah b. Ömer arasında da bir hadise cereyan etmiştir.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Bazam idi. Tahman'dan bahsedilirken bundan da bahsedilecektir.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Sevban b. Bücdüd idi. Ona İbn Cahder Ebu Abdillah denildiği gibi, Ebu Abdülkerim ve Ebu Ab-durrahman denildiği de olmuştur. Serat kökenlidir. Serat, Mekke ile Yemeîı arasında bir yerin adıdır. Himyerli olup Yemen halkından olduğu da söylenir. Han beldesinden olduğunu ifade eden zayıf bir rivayet de bulunmaktadır. Hakem b. Sa'd el-Aşire kabilesinden olduğu da söylenmiştir. Bu kabile, Mezhic kabilesine bağlıdır. Gahiliye döneminde bu zat yani Sevban esir alınmıştı. Onu, Rasûlullah satın alıp azad ederek kavminin yanma gidip gitmemekte serbest bıraktı. Şayet yanında kalırsa onun ehl-i beytten sayılacağını söyledi. Bunun üzerine o, Rasûlullah (s.a.v.)'m velayeti altında kaldı. Rasûlullah vefat edinceye kadar hazarda ve seferde onun yanından ayrılmadı. Hz. Ömer zamanında Mısır fethinde hazır bulundu. Daha sonra Humus'a indi. Orada bir ev yaptı. Hicri ellidördüncü seneye kadar orada kaldı. Ve o sene vefat etti. Kırkdördüncü senede vefat ettiğini söyleyen bir rivayet varsa da bu yanlıştır. Mısır'da vefat ettiği de söylenmiştir. Sahih kavle göre Humus'ta vefat etmiştir. Nitekim bunu daha önce de söylemiştik. Doğrusunu Allah bilir.

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Hüneyn'dir. Bu, İbrahim b. Abdullah b. Hüneyn'in dedesidir. Rasûlullah (s.a.v.)'a hizmet eder, ona abdest aldırırdı. Rasûlullah (s.a.v.), abdestini aldıktan sonra abdest artığı suyu alıp ashaba götürürdü. Kimi o suyu içer, kimi de eline yüzüne sürerdi. Hüneyn, bu suyu yanındaki bir çömlek içinde sakladı. Fakat durumu fark eden sahabeler, onu Rasûlullah'a şikayet ettiler. Rasûlullah da ona:

- Sen bu suyu ne yapıyorsun? diye sordu. O da:

- Ya Rasûlallah, bu suyu yanımda biriktiriyor ve içiyorum, diye cevab verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- Bunun biriktirip muhafaza ettiği kadar biriktirip muhafaza eden bir genç gördünüz mü?

Sonra Rasûlullah (s.a.v.), onu amcası Abbaö'a hibe etti. O da onu azad etti. Allah ikisinden de razı olsun.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Zekvan idi. Tahman'dan bahsederken bundan da bahsedeceğiz. Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Rafı veya Ebu Rafı idi._ Ona Ebu'1-Behi de denirdi.

Ebu Bekir b. Ebu Hayseme dedi ki: Ebu Rafi, Ebu Uhayha Said b. As el-Ekber'in mülkiyetinde idi. Ebu Uhayha'mn ölümünden sonra oğulları ona varis oldular. Oğullarından üçü ondaki paylarından feragat ederek onu azad ettiler. Ebu Rafî, Bedir gazvesine onlarla birlikte katıldı. Onların üçü de öldürüldü. Ebu Rafi, daha sonra Said b. Asım oğullarının kalan paylarını satın aldı. Sadece Halid b. Said'in payı kaldı. Halid, onun üzerindeki payını Rasûhıllah'a hibe etti. Rasûlullah da kabul edip Ebu Rafi'i azad etti. Ebu Rafî:

- Ben Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısıyım, derdi. Onun vefatından sonra oğulları da böyle derlerdi.

Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Rebah el-Esved idi. Rasûlullah oturduğu zaman yanına girilmesi için o izin verirdi. Ömer b. Hat-tab için de Rasûlullah'tan o izin almıştı. Nitekim Ömer b. Hattab, Rasûlullah'ın kadınlarından ilâ yapıp uzlete çekildiği odasında yalnız başına iken yanma girmek için izin istemişti. Bu izni ona Rebah el-Esved sağlamıştı.

Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Rüveyfi idi. Mus'ab b. Hayseme, Rasûlullah'an azadlılanmn isim listesini böylece sıralamıştır. Rüveyfi'ııin oğlu, halifeliği döneminde Ömer b. Abdülaziz'in yanma "gelmişti. Ömer de ona maaş bağlamıştı. Ancak Mus'ab ile Ebu Bekir b. Ebi Hayseme, Rüveyfî'in çocuğunun olmadığını söylemişlerdir.

Gerçekten Ömer b. Abdülaziz, Rasûlullah'ın azadlılarına karşı çok itinalı idi. Onları tanımak ve ihsanda bulunmaktan hoşlanırdı. Halifeliği döneminde Medine ehlinin âlimi Ebu Bekir b. Hazm'a bir mektup yazmış ve ona, Rasûlullah'ın kadın-erkek azadlılannı araştırıp bulmasını, hizmetlerim tesbit etmesini emretmişti.

Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Zeyd b. Harise el-Kelbî idi. Mu'te gazvesinde Öldürülüşünü anlatırken bunun hakkında bilgi vermiştik. Öldürülüşü, Mekke fethinden kısa bir süre önce hicretin sekizinci senesi cemaziyelevvel ayında vuku bulmuştu. Mu'te gazvesinde ilk komutan o idi. Onun şehid edilmesinden sonra Cafer komutanlığı ele almış, Cafer'in şehadetinden sonra Abdullah b. Revaha komutan olmuştu.

Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd b. Harise'yi hangi seriyyede gönderirse, mutlaka onu seriyye komutanı yapardı. Eğer kendisinden sonra hayatta kalacak olsaydı, Rasûlullah onu halife seçerdi.»

Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Zeyd Ebu Yesar idi.

"Mucemu's-Sahabe" adlı eserde Ebu'l-Kasım el-Beğavî dedi ki: Bu zat, Medine'de ikamet etmiş, sadece bir tek hadis rivayet etmiştir. Başka hadis rivayet ettiğini bilmiyorum. O hadis de şudur:

«Bir kimse savaştan firar etmiş olsa bile, kendisinden başka tanrı bulunmayan, diri ve zatı ile kaim olan Allah'tan mağfiret talep ediyor ve ona tevbe ediyorum, derse günahı bağışlanır.»

Rasûlullah'ın azadlılarından biri de Sefine Ebu Abdurrahman'dır. Ona Ebu'l-Bahteri künyesi verilmiştir. Asıl adı Mehran'dır. Adının Abs olduğunu söyleyenler olduğu gibi Ahmer olduğunu söyleyenler de vardır. Ayrıca adının Ruman olduğunu diyenler de olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.), ileride anlatacağımız bir sebebten ötürü onu böyle la-kapl andırmış ti. O, bu lakabı ile anılırdı. Bu zat, Ümmü Seleme'nin kölesi idi. Ölünceye kadar Rasûlullah'a hizmet etmesi şartı ile onu azad etti. O da bu şartı kabul etti ve: «Hanımım, sen bu şartı bana karşı ileri sürmesen bile ben Rasûlullah'tan ayrılmam.» dedi. Onu Arap bir kadın doğurmuştu. Aslı Parslardandır. Asıl adı Sefine b. Mafenneh'dir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Sefine'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Ümmetimde halifelik otuz sene devam edecek. Ondan sonra hükümdarlık olacaktır.»

Hadisin ravilerinden Said b. Cumhan diyor ki: Sefine, daha sonra bana şöyle dedi: Ebu Bekir'in halifelik dönemini, Ömer'in halifelik dönemini, Osman'ın halifelik dönemini, Ali'nin halifelik dönemini üs-tüste koyup topla.

Ben de topladım. Otuz yıl olduğunu gördüm. Bundan sonra gelen halifelerin hilafet dönemlerine baktım. Onlar için otuz yılın denk geldiğini görmedim. Ben Said'e dedim ki:

- Sen Sefineye nerde rastladın?

- Haccac zamanında. Batn-ı Nahle'de rastladım. Yanında üç gece kaldım. Ona Rasûlullah'ın hadislerini sordum ve kendisine dedim ki:

--Senin adın nedir?

- Ben bunu sana söylemem. Ancak Rasûlullah, bana Sefine adını taktı.

- Sana niçin Sefine adını taktı?

- Rasûlullah ve ashabı yola çıktılar. Yükleri kendilerine ağır geldi. Rasûlullah bana: «Abanı çıkar da yere ser.» dedi. Ben de abamı çıkarıp yere serdim. Eşyalarım abamın içine koydular. Sonra bana yüklediler. Rasûlullah bana: «Taşı bakalım, sen ancak bir Sefine (ge-mi)sin.» dedi. O gün ben bir, iki, üç, dört, beş, altı veya yedi deve ağırlığınca yük taşısaydım yine de bana ağır gelmezdi. Ancak onlar daha fazla artırsalar ve mübalağa etselerdi o başka.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Sefine'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Biz bir yolculukta idik. Yol arkadaşlarımızdan herhangi biri yoruldukça elbiselerini, kalkan ve kılıcım üzerime atardı. Öyle oldu ki, ben çok eşya taşır oldum. Bu hali gören Peygamber (s.a.v.) bana:

- Sen Sefine (gemi)sin, dedi.

Bu zata, Sefine adı verilmesi ile ilgili meşhur rivayet işte budur.»

Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Ümmü Seleme'nin azadlısımn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber idik. Bir vadiden veya nehirden geçiyorduk. Ben insanları karşı tarafa geçiriyordum. Bunu gören Rasûlullah, bana: "Bugün sen ancak bir gemi gibisin." dedi.»

Ebu Abdillah b. Mendeh, Sefine'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir deniz yolculuğunda binmekte olduğum gemi kırıldı. Bir tahta parçası üzerinde kaldım. Denizin dalgaları beni bir sazlığa sürükledi. Orada bulunan bir arslan beni görünce bana doğru ilerleyip geldi. Ona:

- Ey Ebu Haris! Ben Rasûlullah'm azadlısıyım, dedim.

Bu sözüm üzerine arslan başını eğdi ve ite ite beni sazlığın içinden çıkarıp yola bıraktı. Ondan sonra bana birşeyler söyler gibi oldu. Benimle vedalaşmak istediğini tahmin ettim. Uzaklaşıp gitti de bir daha onu görmedim.»

Yine Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Rasûlullah'm azadlısı Sefine'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir aslanla karşılaştım. Ona:

- Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısı Sefine'yim, dedim. Bunun ü-zerine aslan kuyruğunu yere vurup oturdu.»

Müslim ile Sünen sahiplerinin rivayetine göre Sefine, Batn-ı Nahle'de ikamet ederdi. Haccac zamanına kadar hayatta kaldı.

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Selman-ı Farisî'dir. Künyesi Ebu Abdillah Mevle'lİslâm'dır. İran asıllıdır. Olaylar ve durumlar, onu halden hale geçirmiş, nihayet Medine Yahudilerinden bir adamın kölesi olmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye hicret ettiği zaman Selman Müslüman olmuş, Rasûlullah (s.a.v.) da efendisi ile mü-kateblik akdi yapmasını ona emretmiş, mükateblik bedelini ödemesi hususunda ona yardımcı olmuştu. Bu sebeple Rasûlullah'a nisbet edilmiş, yani onun ailesinden sayılmıştı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): «Selman bizim ailedendir. Ehl-i bey timiz dendir.» demişti.

Kitabımızda onun memleketinden hicret edişini ve birer birer o rahiplerle arkadaşlık edişini, nihayet Medine'ye gelişini, Hz. Peygamberin Medine'ye hicretinin ilk zamanlarında nasıl Müslüman olduğunu anlatmıştık. Hz. Osman döneminin son günlerinde hicretin otuz-beş veya otuzaltmcı senesinde vefat etmiştir. Hz. Ömer'in zamanında vefat ettiğini söyleyenler olmuşsa da kuvvetli rivayetlere göre Hz. Os-nian zamanında vefat etmiştir.

Abbas b. Yezid el-Bahranî dedi ki: Selman'm 250 sene yaşadığı hususunda ilim ehlinin şüphesi yoktur. Ancak 250 seneden fazla olarak 350 yaşma kadar yaşayıp yaşamadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Bazı müteahhirin hadis hafızları onun, yüz seneden fazla yaşamadığını iddia etmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Şükran el-Habeşî'dir. Asıl adı Salih b. Adiy'dir. Rasûlullah (s.a.v,)'a babasından miras kaldı.

Mus'ab ez-Zübeyrî ile Muhammed b. Sa'd dediler ki: Şükran, Ab-durrahnıan b. Avfm kölesi idi. Abdurrahman b. Avf, onu Peygamber (s.a.v.)'e hibe etti.

Ahmed b. Hanbel, Ebu Ma'şer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Şükran, Bedir gazvesine katılmıştı. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), ona ganimetten pay vermedi.

Muhammed b. Sa'd, Bedir gazvesine katılanlar arasında Şukran'-dan da bahsetmiş, ancak onun köle olduğunu, bu yüzden ona ganimet payı verilmediğini, Rasûlullahm onu esirler üzerine bekçi tayin ettiğini, esiri olan her adamın ona bir miktar mal verdiğini, böylece onun bir paydan daha fazla mala sahip olduğunu anlatmıştır.

Yine Muhammed b. Sa'd dedi ki: Bedir'de Şukran'dan başka üç köle daha savaşta hazır bulunmuştu. Bunlardan biri Abdurrahman b. Avf in kölesi, biri Hatib b. Ebi Beltea'nm kölesi, diğeri de Sa'd b. Mu-az'm kölesi idi. Rasûlullah bunlara ganimetten sehim vermemiş, ancak senimden (hisse, pay) az bir miktar mal vermişti.

Ebu'l-Kasım el-Beğavî dedi ki: Zührî'nin kitabında, Bedir gazvesine katlanlar arasında Şükranın adından bahsedilmemektedir. Ibn İshak'm kitabında da onun adından bahsedilmemiştir.

Vakidî, Ebu Bekir b. Abdillah b. Ebi Cehm'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v,), Müreysilerin yüklerinden düşen eşyayı, silah, koyun, keçi gibi şeyleri ve geride kalan çoluk çocuğu toplamakla Şükranı görevlendirdi.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Rasûlullah (s.a.v.)'ın azadlısı Şükranın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ı Hayber'e bir eşek üzerinde giderken ima ile namaz kılar vaziyette gördüm.»

Bu hadislerden de anlaşıldığına göre Şükran, bu gazvelerde hazır bulunmuştur.

Tirmizî, Şukran'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Vallahi mezarda, Rasûlullah'm altına kadifeyi ben serdim.» Cafer, babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.)'in mezarını Ebu Talha kazdı. Mezarın içine kadifeyi koyan da Şukran'dı.»

Tirmizî, bunun hasen ve garip bir hadis olduğunu söylemiştir. Daha önce de anlatıldığı gibi Şükran, Rasûlullah'm cenazesinin yıkanmasında hazır bulunmuş ve mezarına inmiştir. Üzerinde namaz kıldığı kadifeyi de mezara koyup, Rasûlullah'm altına sermiştir. Sererken de: «Vallahi senden sonra hiç kimse bu kadifeyi giyemez.» demiştir.

Hafiz Ebu'l-Hasen b. el-Esir, "el-Gabe" adlı eserde dedi ki: Şükranın nesli münkariz oldu. Kendi neslinin Medine'deki en son neferi olarak kaldı ve Reşid'in zamanında vefat etti.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Dumeyre b. Ebi Dumeyre el-Himyerî'dir. Cahiliye döneminde esir düşmüştür. Peygamber (s.a.v.), onu satın alıp azad etmiştir. Mus'ab ez-Zübeyrî, bunun hakkında şöyle der: «Onun Baki'de bir evi, bir de çocuğu vardı.»

Abdullah b. Vehb, Dunıeyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.), Ümmü Dumeyre ye uğradı. O esnada Ümmü Dumeyre ağlamakta idi. Rasûlullah, ona şöyle bir soru sordu:

- Niçin ağlıyorsun? Aç mısın, yoksa çıplak mısın? O da şu cevabı verdi:

- Ya Rasûlallah, beni ve oğlumu birbirimizden ayırdılar. Rasûlullah buyurdu ki:

- Ana ile çocuğu birbirinden ayrılmazlar.

Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra bu kadının oğlu Dumeyre'nin yanında bulunduğu adama haber gönderdi. Onu yanma çağırttı. Bedelini vererek karşılığında Dumeyre'yi aldı.»

ibn Ebi Zi'b dedi ki: O bana yanında bulunan bir mektubu okuttu. Mektupta şunlar yazılıydı:

«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Allah Rasûlü Mu-hammed'den Ebu Dumeyre ve ailesine yazılmış bir mektubtur ki, Rasûlullah onları azad etmiştir ve onlar Araplardan bir ailedirler. İsterlerse Rasûlullah'm yanında ikamet ederler. İsterlerse kavimlerine dönerler. Onlara sadece hak ile karşı çıkılır. Müslümanlardan onlarla karşılaşan olursa onlara iyi davransın.»

Bu mektubu Übey b. Ka'b yazmıştı.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Tahman idi. Ona Zekvan-di-yenler olduğu gibi, Mehran diyenler ve Meymun diyenler de vardı. Hatta Keysan diyenler olduğu gibi Bazam diyenler de olmuştur. Tahman, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Zekat, bana ve ehl-i beytime helal olmaz. Kavmin azadlısı da kavmin kendisindendir.»

Rasûlullah'm aza dlıl arından biri de Ubeyd'dir.

Ebu Davud et-Teyalisî, Şube kanalı ile Süleyman et-Teymî tariki ile bir şeyhin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.)'in a-zadlılarından Ubeyd'e şöyle bir soru sordum:

- Peygamber (s.a.v.), farz namazdan başka bir namaz kılınmasını emreder miydi?

Dedi ki:

- Akşamla yatsı arasında nafile bir namazın kılınmasını emrederdi.»

İbn Asakir, Peygamber (s.a.v.)'in azadlılarından Ubeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İki kadın oruç tutuyorlardı. Ama insanların gıybetini de yapıyorlardı. Rasûlullah, (s.a.v.), bir kase getirilmesini emretti. O iki kadına: «Kusun bakalım.» dedi. Onlar da o kasenin içine kustular. Ağızlarından kan ve çiğ et çıktı. Sonra Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurdu:

- Bu iki kadın helale karşı oruçlu oldular. Ama harama karşı oruçsuz oldular (Yani helal şeyi yemeyip, içmeyip oruç tuttular. Ama haram şeyleri yaparak oruçlarının sevabını gidermiş oldular.).» Rasûlullah'm azadlılanndan biri de Fedale idi.

Muhammed b. Sa'd, Vakidî kanalı ile Utbe b. Hayre el-Eşhelî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ömer b. Abdülaziz, Ebu Bekir Muhammed b. Amr b. Hazm'a: «Bana Rasûlullah'm kadm-erkek hizmetçi ve azadZılarını araştırıp bildir.» diye bir emirname gönderdi.

Ebu Bekir de ona cevabi bir mektup gönderdi. Mektubunda Feda-le'nin, Rasûlullah'm azadlısı olup Yemenli olduğunu, ama daha sonra Şam'a yerleştiğini bildirdi. Ebu Müveyhibe de Müzeynelilerin çocuğu idi. Ömer b. Abdülaziz onu azad etti.»

İbn Asakir dedi ki: Fedale'nin Rasûlullah'm azadlıları arasında adı geçtiğini mektubla öğrendim.

Rasûlullah'm azadlılanndan biri de Kafiz'dir.

Ebu Abdillah b. Mendeh, Ebu Bekir b. Abdillah b. Enis'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v)'m Kafîz adında bir kölesi vardı.»

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılanndan biri de Kirkere idi. Bazı gazvelerinde Rasûlullah (s.a.v.)'m eşyasına bekçilik yapardı. Ebu Bekir

b. Hazm, Ömer b. Abdülaziz'e yazdığı mektubunda bu zattan bahsetmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan kanalı ile Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v)'in yük ve ağırlıklarının bekçiliğini yapmakta olan Kirkere adında biri vardı, öldü. Rasûlullah, onun Cehennem'de olduğunu söyledi. Bunun üzerine sahabeler onun cenazesinin yanına gidip baktılar. Üzerinde ganimet malından çaldığı bir aba veya kaftan vardı.»

Ben derim ki: Bunun hikayesi, Beni Nasib kabilesinden Rifaa adındaki kişinin Rasûlullah'a hediye ettiği Mid'am adındaki kölenin hikayesine benzemektedir. Nitekim bununla ilgili açıklama ileride gelecektir.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Keysan'dır.

Beğavî, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe kanalı ile Ata b. es-Saib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hz. Ali'nin kızı Ümmü Külsüm'ün yanına gittim. Bana dedi ki: Peygamber (s.a.v.)'in azadhlarından Keysan adında biri, Peygamber (s.a.v.)'in zekatla ilgili olarak kendisine şöyle dediğini bana anlattı: «Biz ehl-i beyt, zekat yemekten menedildik. Bizim azadlılarımız da bizdendirler. Onlar da zekat yemesinler.»

Peygamber (s.a.v.)'in azadlılarından biri de iğdiş edilmiş Kıpti Me'bur'dur. Bunu ona Mariye ve Şirin ile birlikte İskenderiye sahibi hediye etmişti. Bunlarla birlikte bir katırı da Rasûlullah'a hediye etmişti. Mariye (r.anha)'nin biyografisini anlatırken bundan da yeterince bahsetmiştik.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Mid'am'dır. Siyahi idi. Şam badiyesinin Hışma mıntıkasında doğmuştu. Onu, Rasûlullah'a Rifaa b. Zeyd el-Cüzamî hediye etmişti. Rasûlullah hayatta iken Hayber dönüşünde öldürülmüştü. Bunlar, Vâdi'l-Kurâ'ya ulaştıklarında Mid-am, Rasûlullah (s.a.v.)'ın bineğinin üzerindeki yükü indirirken kör bir ok gelip ona isabet etmiş ve onu öldürmüştü. Oradakiler:

- Mid'am'm şehidliği kutlu olsun, dediler. Rasûlullah (s.a.v.), onlara şu karşılığı verdi:

- Hayır, nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, bunun, Hayber gününde paylaştırmaya katılmadan ganimet malından almış olduğu örtü, üzerinde ateş olarak parlayacaktır.

Oradakiler, Rasûlulîah'm bu sözünü duyduklarında adamın biri ganimet malından çalmış olduğu bir veya iki ayakkabı bağını getirip Rasûlullah'a teslim etti. Bunun üzerine Rasûlullah da şöyle buyurdu:

- Ateşten bir ayakkabı bağı veya ateşten iki ayakkabı bağı!.. Rasûlullah'm azadlılarından biri de Mehran'dır. Ona Tahman da denir. Hz. Ali'nin kızı Ümmü Külsüm, Haşimilerle azadlılarına zekatın haramlığını beyan eden hadisi bu zattan rivayet etmiştir. Nitekim bunu önceki sayfalarda nakletmiştik.

Rasûlulîah'm azadlılarından biri de Meymun'dur. Bu, Mehran'-dan önce idi.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Nafî'dir.

Hafız İbn Asakir, Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısı Nafi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: İhtiyar zinakar, kibirli miskin ve işlediği ameli Aziz ve Celil olan Allah'a minnet eden kimseler Cennet'e girmezler.»

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Nufey'dir. Ona Mes-ruh da denilir. Nafi b. Mesruh da denilmiştir. Doğrusu Amr b. İlaç b. Seleme b. Abdil Uzza b. Bekre es-Sakafî'dir. Anasının adı, Sümeyye Ümmü Ziyad'dır. Bu ve birkaç köle, Taif surlarından kendilerini aşağı sarkıtıp İslâm ordusunun safları arasına katılmışlar. Rasûlullah da onları azad etmiştir. Kaleden inişi sabah erken olduğu için Rasûlullah (s.a.v.), ona Ebu Bekre (sabah babası) anlamına gelen bir künyeyi takmıştı. Ebu Nuaym dedi ki: Nufey, salih bir adamdı. Rasûlullah (s.a.v.), onu Ebu Berze el-Eslemî'ye kardeş yaptı.

- Ebu Bekre (Nufey), Cemel vak'asmda hazır bulunmadığı gibi Sıf-fîn savaşında da hazır bulunmamıştır. Hicri ellibirinci senede vefat etmiştir. Elliikinci senede vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur.

Rasûlullah'm azadlılarından biri de Vakid veya Ebu Vakid'dir.

Hafız Ebu Nuaym el-İsbahanî, Ebu Amr b. Hamdan kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'ın azadlısı Vakid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Allah'a itaat eden kimse -namazı, orucu ve Kur'ân okuyuşu az da olsa- Allah'ı zikretmiştir. Allah'a isyan eden kimse -namazı, orucu ve Kur'ân okuyuşu çok da olsaAllah'ı zikre tmemiştir.»

Rasûlullah'm azadlılanndan'biri de Hürmüz Ebu Keysan'dır. Önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi buna Tahman da denilmiştir.

İbn Vehb, Ali b. Abis kanalı ile Hürmüz (Ebu Kaysan)'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: Biz ehl-i beyte sadaka (zekat) helal olmaz. Azadlılarımız da bizden sayılırlar. Siz de sadaka (zekat) yemeyin.»

Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Mansur b. Ebi Mezahim kanalı ile Muavi-ye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bedir gazvesine yirmi köle katıldı. Bunlardan biri de Peygamber (s.a.v.)'in Hürmüz adındaki kölesi idi. Peygamber (s.a.v.), onu azad etti ve ona şöyle dedi:

- Allah seni hürriyetine kavuşturdu. Kavmin azadlısı kavimdendir. Biz ehl-i beyt zekat yemeyiz. Sen de yeme.»

Peygamber (s.a.v.)'in azadlılarından biri de Hişam'dı.

Muhammed b. Sa'd, Süleyman b. Ubeydullah er-Rakî kanalı ile Peygamber (s.a.v.)'in azadlısı Hişam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Adamın biri gelip şöyle dedi:

- Ey Allah'ın Rasûlü, benim kanm kendisine dokunanın elini geri çevirmez.

Peygamber (s.a.v.) ona:

- Öyleyse sen de onu boşa, dedi. Adam:

- Ama ben o kadını çok beğeniyorum. Hoşuma gidiyor, dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

- Öyle ise ondan yararlan (Onunla olan evliliğini devam ettir.), dedi.»

Peygamber (s.a.v.)'in azadlılarından biri de Yesar idi. Denildiğine göre onu işkence ile Ureniler öldürmüşlerdir.

Vakidî, Yakub b. Utbe'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) Kar-karatu'l-Küdür gazvesinde Yesar'ı Beni Gatafan ve Süleym kabilelerinin davarlarıyla birlikte ele geçirmişti. Ganimet malları arasında bulunduğundan Müslümanlar Yesar ı Rasûlullah'a hibe etmişler, Rasûlullah da onların bu hibesini kabul etmiştir. Çünkü o, Yesar'm gizlice namaz kıldığını görmüş ve onu azad etmişti. Sonra gerideki davarları gazveye katılanlara paylaştırmış, gazveye katılanlardan her şahsa yedi deve düşmüştü, gazveye toplam 200 kişi katılmıştı.

Peygamber (s.a.v.)'in azadlılarından ve hizmetçilerinden biri de Ebu Hamra'dır. Asıl adının Hiîal b. Haris olduğu söylenir. Dedesinin adının Muzaffer olduğu söylenmiştir. Bazıları ise, dedesinin Zufr es-Sülemı olduğunu söylemişlerdir. Cahiliye devrinde esir düşmüştür.

Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Duhaym, Ahmed b. Hazım kanalı ile Ebu'l-Hamra'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Medine'de yedi ay nöbet tuttum. Bu bana bir günlük nöbet gibi geldi. Peygamber (s.a.v), Ali ile Fatıma'nm kapısına her sabah gelip şöyle derdi: "Namaza, namaza kalkın. Ey peygamberin ev halkı! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.» ,

Ahmed b. Hazim, Ubeydullah b. Musa kanalı ile Ebu'l-Hamra'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.), yanındaki bir kabta yiyecek maddesi bulunan bir adama uğradı. Elini kaba soktu, sonra: "Sen buna hile katmışsın! Bize hile yapan bizden değildir." dedi.»

Abbas ed-Durî, İbn Main'in şöyle dediğini rivayet etmiştir. Ebu'l -Hamra, Rasûlullah (s.a.v.)'m arkadaşı ve sahabesi idi. Asıl adı Hilal b. Haris idi. Rasûlullah'tan sonra Humus'ta ikamet ediyordu. Orada onun bir çocuğunu da gördüm.

Abbas'tan başkaları dediler ki: Ebu'l-Hamra'mn evi, Hurmus kapısının dışında idi.

Ebu'1-Vazi, Semure'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ebu'l-Hamra, mevalidendir. Rasûlullah'ın azadlılarından biri de çobanı Ebu Seleme'dir. Ona Ebu Sellam da deniliyordu. Asıl adı ise, Hureys'tir.»

Ebu'l-Kasım el-Begavî'nin, Kamil b. Talha kanalı ile rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.)'m çobanı Ebu Seleme şöyle demiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Rasûlullah olduğuna şahadet getirip ölüm sonrası dirilişe ve hesaba iman etmiş olarak Allah'ın huzuruna çıkan kimse Cennet'e girer.»

Ravi diyor ki: Biz Ebu Seleme'ye: «Sen bunu Rasûlullah'ın kendisinden mi işittin?» diye sorduk. Bunun üzerine o parmakları ile kulaklarını göstererek şöyle dedi: «Ben bunu bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, birçok defalar Rasûlullah'ın kendisinden işittim.»

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Ebu Safîye'dir.

Ebu'l-Kasım el-Begavî, Ahmed b. Mikdam kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısı Ebu Saflye'den rivayet etti ki, onun önüne deriden bir sofra serilir, sonra içinde çakıl taneleri bulunan bir zenbil getirilir, o da o çakıl taneleriyle sabahtan öğleye kadar tesbihatta bulunur, sonra bu zenbil ve sofra kaldırılır, öğle namazını kıldıktan sonra yine o akşama kadar tesbihatta bulunurdu.

Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlılarından biri de Dumeyre'nin babası Ebu Dumeyre'dir. Bu zat, Ümmü Dumeyre'nin kocasıdır. Oğlunun tercüm-i halinden bahsederken bunların tercüme-i halleri, haberleri ve Rasûlullah'ın kendileri için yazmış olduğu mektubu da anlatılmıştı.

"Tabakat" adlı eserde Muhammed b. Sa'd, İsmail b. Abdullah b. Üveys el-Medenî kanalı ile Hüseyin b. Abdullah b. Ebi Dumeyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: - «Rasûlullah (s.a.v.)'m Ebu Dumeyre'ye yazdığı nıektub şu idi:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Rasûlullah Muhammed'den Ebu Dumeyre ve ailesine mektubtur. Bunlar, Araplardan bir ailedirler. Ve Cenâb-ı Allah'ın Rasülüne ganimet olarak verdiği esirlerdendirler. Rasûlullah, onları azad etmiştir. Sonra Ebu Dumeyre'yi serbest bırakmıştır: Dilerse kavminin yanma gider ve bu hususta ona izin verilmiştir. Dilerse Rasûlullah'la, beraber kalır, onun aile efradından olur. Ama Ebu Dumeyre, Allah ve

Rasûlünü seçip İslâm'a girdi. Herhangi bir kimse onların karşısına ancak hayır ve iyilikle çıksın. Müslümanlardan, onlarla karşılaşan bir kimse, onlara iyi davransın. Bu mektubu Übey b. Ka'b yazmıştır.»

İsmail b. Ebi Üveys dedi ki: Bu kişi, Rasûlullah'm azadhsı olup Himy erliler dendir. Bunlardan bir grup insan yolculuğa çıkmışlardı. Rasûlullah'm bu mektubu onlarla beraberdi. Hırsızlara yakalandılar. Hırsızlar, yanlarındaki eşyaları aldılar, fakat bunlar Rasûlullah'm mektubunu hırsızlara gösterince hırsızlar okudular ve bunlardan almış oldukları malları iade ettiler ve kendilerine zarar vermediler.

Ravi diyor ki: Hüseyin b. Abdullah b. Ebu Dumeyre, emirü'1-mü'-minin Mehdi'nin yanma geldi, yanında Rasûlullah'm mektubu da vardı. Mehdi, mektubu ondan alarak gözünün üzerine koydu ve Hü-seyn'e de 300 dinar bahşiş verdi.

Rasûlullah'm az adlıların dan biri de Ebu Ubeyd idi.

İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Ebu Ubeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'a bir koyun pişirdim. Koyunu tenceresiyle birlikte götürdüm. Rasûlullah (s.a.v.) bana:

- Bunun paçasını bana ver, dedi. Ben de verdim, yine:

- Bunun paçasını bana ver, dedi. Paçayı ona verdim, yine:

- Bunun paçasını bana ver, dedi. Bunun üzerine dedim ki:

- Ey Allah'ın peygamberi! Koyunun kaç paçası olur ki? Buyurdu ki:

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer sussaydın, istediğim kadar bana koyun paçası verecektin!»

Rasûlullah'm azadlı kölelerinden biri de Ebu Asib'tir. Bazıları bunun adının Ebu Asim olduğunu söylemişlerse de ilk görüş, daha sahihtir. Bazı kimselerse, bu ikisinin ayrı şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Önceki sayfalarda da geçtiği gibi bu zat, Peygamber (s.a.v.)'in cenaze namazında ve defninde hazır bulunmuştur. Yine bu zat, Muği-re b. Şubenin kıssasını rivayet etmiştir.

Haris b. Ebi Üsame, Yezid b. Harun kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'-m azadlısı Ebu Asib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: Cebrail, bana sıtma ve vebayı getirdi. Ben sıtmayı Medine'de tuttum. Vebayı Şam'a gönderdim. Veba, ümmetim için şehidlik ve rahmet, kafir içinse azabtır.»

Ebu Abdillah b. Mendeh, Muhammed b. Yakub kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısı Ebu Asib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), bir gece dışarı çıktı. Yanıma uğradı. Beni çağırdı. Sonra Ebu Bekir'e uğradı, onu çağırdı. O da çıkıp yanma geldi. Sonra Ömer'e uğradı, onu çağırdı. O da çıkıp yanma geldi. Sonra yürümeye başladı. Nihayet Ensâr'dan birinin bahçesine geldi. Rasûlul-

lah (s.a.v.), bahçe sahibine:

- Bize hurma çağlası yedir, dedi'. O da hurma çağlası getirip önümüze koydu. Rasûlullah (s.a.v.) ve arkadaşları hep birlikte yediler. Sonra su istedi. Getirilen suyu içti, sonra:

- Doğrusu bu, bir nimettir. Ve kıyamet günü sizden bunun hesabı sorulacaktır, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, hurma dalını alıp yere çaldı, üzerindeki hurmalar etrafa saçıldı. Sonra şöyle dedi:

- Ey Allah'ın peygamberi, kıyamet gününde bizden bunun mu hesabı sorulacak?

Rasûlullah, cevaben şöyle dedi:

- Evet, bunun hesabı sorulacaktır. Sadece üç şeyin hesabı sorulmayacaktır: Kişinin kendi ayıp yerlerini örtmek için kullandığı bez parçası, açlığını gidermek için yediği ekmek parçası, kendisini sıcaktan ve soğuktan korumak için içine girip barındığı odası.»

"et-Tabakat" adlı eserde Muhammed b. Sa'd, Musa b. İsmail kanalı ile Meymune binti Ebi Asib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ebu Asib, üç şeyi devam ettirirdi: Oruç tutardı. Kuşluk namazını ayakta kılardı, ama artık ayakta durmaktan aciz kalmıştı. Bir de eyyam-ı biydde (her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde) oruç tutardı. Kanepesinin yanında bir çıngırak vardı. Onunla beni çağırdığı zaman sesi kendisini rahatsız ederdi. Çıngırağı hareket ettirdiği zaman yanma giderdim.» ,

Rasûlullah (s.a.v.)'ın azadlılarından biri de Ebu Kebşe el-Enma-rî'dir. Bu zat, meşhur görüşe göre Mezhiç kabilesinin Enmar kulundandır. Asıl adı hususunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Meşhur kavle göre Adı Süleym'dir. Amr b. Sa'd olduğu da söylenmiştir. Bunun aksini söyleyenler de vardır. Aslen Devs diyarındandır. Bedir gazvesine katılmıştır. Vakidî'nin ifadesine göre bu zat, Uhud ve sonraki gazvelere de katılmıştır. Ömer b. Hattab'm halife seçildiği gün vefat etmiştir. Vefat ettiği gün, hicri onüçüncü senenin cemaziyelahir ayının bitimine sekiz gün kalmıştı.

Halife b. Hayyat dedi ki: Ebu Kebşe, hicretin yirmiüçüncü senesinde vefat etmiştir.

Önceki sayfalarda Ebu Kebşe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Tebük'e giderken Hicr'e uğramış, insanlar orada Se-mud kavminin evlerine girmişlerdi. Bunun üzerine onlara, "Haydin namaza!" diye çağrıda bulunulmuştu. Bu çağrı üzerine insanlar toplanmış, Rasûlullah (s.a.v.) da onlara:

- Allah'ın kendilerine gazab ettiği bu kavmin evlerine sizi girdiren şey nedir? diye sormuş, adamın biri:

- Onların durumlarım merak ettiğimiz için evlerine giriyoruz ya Rasûlallah, diye cevab vermişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.),şöyle buyurmuştur:

- Size bundan daha hayret verici bir şeyi haber vereyim mi? Sizden biri (yani ben), sizden önce olan ve sizden sonra olacak hadiseleri size haber veriyor!

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Mehdi kanalı ile Ebu Kebşe el-Enmarî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), ashabı arasında oturmakta idi. Kalkıp evine gitti. Sonra çıkıp geldi. Gusül yapmıştı. Dedik ki:

- Ya Rasûlallah, bir şey mi oldu? Bize cevaben dedi ki:

- Evet, bana falan kadın uğradı. İçime kadınların şehveti düştü. Ben de kadınlarımdan birinin yanma gidip cinsel ilişkide bulundum. Siz de böyle bir durumla karşılaşırsanız böyle yapın. Çünkü amellerinizin hayra en yakın olanı, helal olan işi yapmaktır.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Veki' kanalı ile Ebu Kebşe el-Enmarî'-den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Bu ümmetin durumu, dört kişinin durumuna benzer. Şöyle ki:

Allah, bir adama mal ve ilim verir. O da ilmi ile amel edip malını hak ettiği yere harcar.

Allah, bir adama ilim verir, ama ona mal vermez. O adam der ki: "Eğer falan adamın malı gibi benim de malım olsaydı, onun malından amel ettiği şekilde ben de amel ederdim. Yani onun malını harcayarak yaptığı iyilikleri ben de yapardım."

İşte bu ikisi sevabta eşittirler.

Allah, bir adama da mal verir ama ilim vermez. O, rastgele harcar, malı haketmediği yere sarfeder. Allah, bir adama da ne mal verir, ne de ilim. Ancak o der ki: "Benim falan adam gibi malım olsaydı, ben de onun malı ile yaptığı gibi yapardım."

Bu ikisi de günahta eşittirler.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Abdi Rabbih kanalı ile Ebu Kebşe el-Enmârî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Adamın biri yanıma gelip şöyle dedi:

- Atını bana emanet olarak ver. Çünkü ben Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: Her kim (atım) bir Müslümana emanet olarak verir, atı rahvanlaşıp habire koşarsa sanki Aziz ve Celil olan Allah yolunda (cihad için) yetmiş kişiyi o ata bindirmişçesine sevap kazanır.»

Tirmizî, Muhammed b. İsmail kanalı ile Ebu Kebşe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Uç şey üzerine yemin ederim. Size bir hadisi nakledeceğim ki, onu aklınızda tutunuz: Sadaka, kulun malını eksiltmez. Bir kul, haksızlığa uğrar da sabrederse, Allah mutlaka onun onurunu artırır. Bir kul dilenme kapısını açarsa, Allah mutlaka ona fakirlik kapısını açar.»

Tirmizî, bunun hasen ve sahih bir hadis olduğunu söylemiştir.

Ebu Davud ile İbn Mace, İbn Kebşe el-Enmarî'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Rasûlullah (s.a.v.), başına ve omuzlarının arasına hacamat vur-dururdu.»

Tirmizî, Ebu Kebşe el-Enmarî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabının sarığı, başına yapışık idi. Havada sallanıyor değildi.»

Rasûlullah (s.a.v.)'ın azadlılarmdan biri de Ebu Müveyhibe idi. Bu, Müzeynelilerden doğmadır. Rasûlullah (s.a.v.), onu satın aldıktan sonra azad etti. Asıl adının ne olduğu bilinmemektedir.

Ebu Mus'ab ez-Zübeyrî dedi ki: Ebu Müveyhibe, Müreysi gazvesine katılmıştır. Hz, Aişe'nin devesini güdüyordu.

Daha önce de naklettiğimiz gibi İmam Ahmed b. Hanbel, onun, Rasûlullah (s.a.v.)la birlikte geceleyin Baki mezarlığına gittiğini, Rasûlullah'm orada durup ölüler için dua ettiğini, onlar için istiğfarda bulunduğunu, sonra şöyle dediğini nakletmiştir:

«İnsanların içinde bulunduğu hale göre sizin içinde bulunduğunuz hal hayırlı ve mübarek olsun. Çünkü gece karanlıkları gibi üst üste fitneler gelmiştir (gelecektir). Son geleni, öncekinden daha şiddetlidir. İçinde bulunduğunuz hal size mübarek olsun.»

- Rasûlullah, daha sonra Baki mezarlığından döndü ve Ebu Mü-veyhibe'ye şöyle dedi:

«Ey Ebu Müveyhibe! Doğrusu ben, benden sonra ümmetime açılacak Cennet kapılarının anahtarlarım almakla Rabbimin huzuruna çıkmak arasında serbest bırakıldım. Ben de Rabbimin huzuruna çıkmayı tercih ettim.»

Ravi diyor ki: Rasûlullah, bundan sonra sadece yedi veya sekiz gün yaşadı. Sonra vefat etti.

Böylece Rasûlullah (s.a.v.)'m azad etmiş olduğu köleleri görmüş olduk.

10.Bölüm