Buharı, Müsedded kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber (s.a.v.), sabaha dek Zi-Tuva'da kalıp geceledi, sabah olduktan sonra Mekke'ye girdi." Ravi diyor ki: ibn Ömer de böyle yapardı.
Müslim'in rivayetinde ise şu ilave vardır:
"Peygamber (s.a.v.), sabah namazım kılıncaya (veya sabahlayın-caya) kadar Zi-Tuva'da kaldı."
Müslim, Ebu Rabi ez-Zehranî kanalı ile Nafi'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"İbn Ömer, Mekke'ye gelirken Zi-Tuva'dan geçer, orada sabaha dek kalır, geceyi geçirir, sabahleyin gusleder, gündüz Mekke'ye girer ve Peygamber (s.a.v.)'in de böyle yaptığını söylerdi."
Buharî ve Müslim'in başka bir tarikten yaptıkları rivayete göre İbn Ömer, Mekke'ye gelişinde Harem'e en yakın yerde telbiyeye son verir, sonra Zi-Tuva'da geceyi geçirirdi.
Biraz önce de geçtiği gibi, Buharî ile Müslim, Nafî'den rivayet ettiler ki; İbn Ömer şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye geldiği zaman Zi Tuva'da geceler, sabaha kadar orada kalırdı. Sabah namazını orada kılardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m namazgahı, kayalık bir tepede idi. Ka'be cihetinde kendisi ile uzun dağın arasındaki iki dağ oyuğuna yönelerek namaz kılardı. Orada inşa edilen mescid, kaya tepe tarafında olup kendisinin namazgahının sol kısmına düşer. Rasûlullah (s.a.v.)'m namazgahı oradan daha aşağılardaki siyah tepeciğin üzerinde idi. Tepecikten on zira veya ona yakın bir mesafeyi geride bıraktıktan sonra kendisi ile Ka'be arasındaki dağın iki oyuğuna yönelerek namaz kılardı."
Özetle diyeceğimiz şudur ki, Peygamber (s.a.v.), yolculuğunun sonuna geldiğinde Zi Tuva da denen Harem'le sınırdaş olan Mekke'ye yakın yerde telbiyeye son verirdi. Çünkü artık amacına ulaşmış oluyordu. Zi Tuva'da geceyi geçirir, sabahlar ve orada az öncede tasvir ettiğimiz uzun dağın iki oyuğuna yönelerek sabah namazını kılardı.
Rivayetlerde geçen bu namaz yerlerini basiret gözü ile düşünen kimseler, bu yerleri iyi bilip tanırlar. Rasûlullah'm namaz kılmış olduğu yerleri öğrenirler.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girmek için Zi Tuva'da boy abdesti aldı. Sonra bineğine bindi. Gündüz açıktan açığa Batha'daki yüksek tepeden Mekke'ye girdi. Oraya Keda denilir. İnsanlar kendisini görsünler ve kendisi de onları yukarıdan görsün diye giriş yeri olarak orayı seçmişti. Önceki sayfalarda anlattığımız gibi fetih gününde de oradan Mekke'ye girmişti.
Malik, Nafi tariki ile ibn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye Seniyetu 1-Ulya denen yüksek tepecikten girmiş ve Seniyetü's-Süfla denen aşağıdaki tepeden çıkmıştı."
İmam Şafiî'nin "Müsned'ındeki rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v), Ka'be-i Muazzama'yı görünce ellerini kaldırıp şöyle dua etti:
"Allahım, şu Beyt'in şerefini, azametini, kıymet ve heybetini artır, onu şereflendiren, ona ikramda bulunan, hac veya umre maksadıyla ziyaretine gelen kimselerin de şereflerini kıymetlerini, saygınlık ve iyiliklerini artır."
Hafız el-Beyhakî, Mekhul'ün şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber (s.a.v.), Mekke'ye girip de Ka'be'yi görünce ellerini kaldırıp tekbir getirdi ve şöyle dua etti:
"Allahım, sen selamsın, selam sendedir. Ey Rabbimiz, bize esenlikle selam ver. Allahım, şu Beyt'in şerefini, azametini, kıymetini, heybet ve iyiliğini artır. Beyt'i hac veya umre niyetiyle ziyaret edenlerin de kıymetlerini, saygınlık ve iyiliklerini arttır."
İmam Şafiî, İbn Abbas'tan rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Namazda eller kaldırılır, Beyt görüldüğünde eller kaldırılır. Safa ve Merve tepesinin üzerinde eller kaldırılır. Arefe akşamında namazlar cem' edilirken kaldırılır, iki cemreye taş atımı esnasında eller kaldırılır. Ölü üzerine namaz kılınırken eller kaldırılır."
Peygamber (s.a.v.), daha sonra Beni Şeybe kapısından Mescid-i Haram'a girdi.
Hafız el-Beyhakî, Ata b. Ebi Rebah'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Harem'e dilediği kapıdan girebilir. Peygamber (s.a.v.), Beni Şeybe kapısından Mescid-i Haram'a girdi. Beni Manzum kapısından çıkıp Safa tepesine gitti."
Beyhakî, bu rivayetini, Mescid-i Haram'a Beni Şeybe kapısından girmenin müstehab oluşuna delil olarak göstermiştir ve bunu şu rivayetle de teyid etmiştir: Ebu Davud et-Teyalisî, Hz. Ali (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Cürhümlülerden sonra Ka'be yıkıldığı zaman Kureyşliler, onu yeniden inşa ettiler. Sıra hacer-i esvedi yerine koymaya gelince bu taşı kimin duvara yerleştireceği hususunda Kureyşliler anlaşmazlığa düştüler. Neticede Beni Şeybe kapısından ilk olarak Mescid-i Haram'a gelecek olan kimsenin o taşı duvardaki yerine yerleştirmesi hususunda antlaştılar. Beni Şeybe kapısından ilk olarak Rasûlullah (s.a.v.), Mescid-i Haram'a girdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'ı hakem tayin ettiler. O da bir yaygı getirilmesini emretti. Yaygıyı getirip yere serdiler. O da hacer-i esvedi kendi mübarek eliyle yaygının ortasına koydu ve her kabileden bir temsilcinin, yaygının bir ucundan tutmasını emretti. Böylece hacer-i esvedi kaldırdılar. Duvardaki yerinin yanma getirdiler. Rasûlullah (s.a.v.) da taşı alıp duvardaki yerine koydu."
Biz bu konuyu bisetten önce Ka'be'nin yeniden yapılışı babında teferruatlı olarak anlatmıştık. Bu rivayeti ileri sürerek Beni Şeybe kapısından Mescid-i Haram'a girmenin müstehab oluşunu söylemekte ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.

