El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Peygamber (s.a.v.)İn Taiften Dönüşü Ve Hüneyn Gününde Hevazinlilerden Ele Geçirdiği Ganimetleri Mekke'ye Umre İçin Girmeden Önce Cirâne'de Paylaştırması

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Taif ten ayrılıp Dehna üzerinden yola çıktı ve beraberindeki insanlarla birlikte Cirâ-ne'de konakladı. Yanında da Hevazinlilerden birçok esir bulunmaktaydı. Sakif ten …

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Taif ten ayrılıp Dehna üzerinden yola çıktı ve beraberindeki insanlarla birlikte Cirâ-ne'de konakladı. Yanında da Hevazinlilerden birçok esir bulunmaktaydı. Sakif ten ayrılıp yola çıktığı gün ashabından bir adam ona şöyle demişti:

- Ya Rasûlallah onlara beddua et. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle demişti:

- Allah'ım, Sakiflilere hidayet nasib et. Onları Medine'ye getir. Sonra Hevazin'in elçileri, Cirâne'de Rasûlullah'm yanma geldiler.

Rasûlullah in yanında Hevazin'in esirlerinden 6.000 çocuk ve kadın vardı. Develerden ve koyunlardan ise ganimetlerin ne miktarda olduğu bilinemeyecek kadar çoktu.

İbn İshak, Amr b. Şuayb'ın dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hüneyn'de Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber idik. Hevazinlilerin mallarını ve esirlerini ele geçirdiği zaman Hevazin heyeti Müslüman olarak Cirâne'de gelip Rasûlullah'la görüştü ve ona şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, biz senin ehil ve aşiretiniz. Sana gizli kalmayan bir bela bize isabet etmiştir. Bize lütfeyle ki, Allah da sana lütfetsin.

Hatipleri Züheyr b. Sured Ebu Sured kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, senin teyzelerin ve sana küçükken bakan, süt emziren, bakıcı kadınlar şimdi ağıllardadır. Eğer biz Haris b. Ebi Şemr'e veya Numan b. Münzir'e süt emzirmiş olsaydık, sonra başımıza gelen bu musibet gibi bir musibet üzerimize gelseydi, onun bize şefkat ve ltitfunu umardık. Oysa ki, sen, kendisine bakılıp büyütülenlerin en hayırhsısm."

Hatip böyle dedikten sonra şu şiiri okumaya başladı:

"Ya Rasûlallah, bize kerem edip lütfeyle.

Çünkü sen, kendisinden kerem umup lütuf beklediğimiz bir kimsesin.

Kader tarafından engellenen bir memlekete lütfet.

Ki, zaman boyunca onun durumları perişan ve darmadağındır.

Zaman boyunca keder ve hüzün üzere esefleniriz.

Kalblerimizin üzerinde keder ve hüzün örtüleri vardır.

Yayılan ve her tarafa saçılan nimetlerle bu zayiatımız telafi edilmezse,

Ey insanlar içinde en fazla yumuşak huylu olan ve ne dendiğinde halim olan,

Küçüklüğünde sütünü emdiğin kadınlara lütfet.

O kadınlar ki, memelerinden senin ağzına saf inciler dolardı.

Küçüklüğünde sütünü emdiğin kadınlara lütfet.

Hani her gidip gelişinde bakımını yapıp süslerlerdi seni.

Bizi ölümü gelen kimseler gibi kılma.

Bize hayat hakkı tam, biz çiçekler gibi az bir aşiretiz.

Nimetlere başkaları tarafından nankörlükle mukabele edilse bile biz şükrederiz.

Bugünden sonra da bizde çok iyilikler saklı kalacaktır."

Rasûlullah (s.a.v.) da onlara şöyle sordu:

- Sizin çocuklarınız ve kadınlarınız mı size daha sevgilidir, yoksa mallarınız mı?

- Ya Rasûlallah, bizi mallarımızla soylarımız ve haseblerimiz arasında muhayyer kıldın. Aksine biz kadınlarımızı ve çocuklarımızı geri alırsak, bu bizim daha çok hoşumuza gider.

- Benim ve Abdülmuttalib oğullarının elinde bulunanlar sizindir. Ben öğle namazını insanlara kıldırdığım zaman kalkınız ve: "Biz Ra-sûhıllah'm Müslümanlara, Müslümanların da Rasûlullah'a, çocuklarımızla kadınlarımız hakkında bize şefaatçi olmasını diliyoruz." deyin. Ben de kendimdekileri veririm ve sizin için onlardakini de isterim.

Rasûlulîah (s.a.v.), cemaata öğle namazını kıldırdığı zaman Sa-kifliler ayağa kalktılar ve Rasûlullah'm onlara öğrettiği şekilde konuştular. Rasûlullah da şöyle dedi:

- Benim ve Abdülmuttalib oğullarının yanında olanlarını size veriyorum.

Bunun üzerine Muhacirler şöyle dediler:

- Bizdekiler de Rasûlullah (s.a.v.)'mdır. Ensâr da şöyle dedi:

- Bizdekiler de Rasûlullah (s.a.v.)'mdır. Akra b. Habis ise şöyle dedi:

- Ama ben ve Beni Temim kabilesi hiçbir şey vermeyiz. Uyeyne b. Hısn da şöyle dedi:

- Bana ve Beni Fezara'ya gelince biz de vermeyiz. Abbas b. Mirdas es-Sülemî şöyle dedi:

- Hayır, bilakis yanımızda olan şey, Rasûlullah (s.a.v.)ındır. Abbas b. Mirdas, Beni Süleym kabilesine, "Beni zayıf bıraktınız."

dedi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- Dikkat edin. Sizden kim bu esirlerden hakkını elinde tutarsa na her şahıs karşılığında (bundan sonra) elime geçen ilk esirlerden altı hisse verilecektir. Artık çocukları ve kadınlarını geri veriniz.

Rasûlullah (s.a.v!) daha sonra bineğine bindi. Halk da onun peşine düştü. Şöyle diyorlardı:

- Ya Rasûlallah! Bize ganimetlerimizi taksim et.

Öyle ki, onu bir ağaca sığınmaya zorladılar. Cübbesi ağaca takıldı. O, şöyle buyurdu:

- Ey insanlar! Bana cübbemi veriniz. Vallahi eğer sizin için Tiha-me'nin ağaçları sayısınca develer ve sığırlar olsa, elbette onu size taksim ederdim. Ben ne cimriyim, ne korkağım, ne de yalancıyım. Benden böyle birşey göremeyeceksiniz.

Sonra bir devenin yanına vardı. Hörgücünden biraz yün aldı ve onu parmakları arasına koydu. Sonra yukarı kaldırıp şöyle buyurdu:

- Ey insanlar, vallahi benim sizden alman ganimetinizden ve şu yün parçasından ancak beşte bir hissem vardır. Beşte birde size geri verilmiştir. İpliği, iğneyi geri veriniz. Çünkü hıyanet, ehli üzerine utanç olur. Kıyamet gününde ateş ve utançların en çirkini olacaktır.

Bunun üzerine Ensâr'dan bir adam, kıl ipliklerinden bir büklüm getirdi ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, bu büklüm ipliği aldım ki, onunla benim sırtı yaralı binek deveme eğer altından bir keçe yapayım.

- İşte ondaki payım senin olsun.

- İş bu dereceye varınca benim ona ihtiyacım yok.

Ensârî böyle dedikten sonra o yünü ganimet mallarının içine at-

bit .

Bu ifadelerin akışından da anlaşılıyor ki Peygamber (s.a.v.), ganimet taksiminden Önce esir aldıkları cariyeleri onlara geri vermiştir. Nitekim Muhammed b. İshak b. Yesar da -Musa b. Ukbe ile diğerlerinin hilafına- bu görüşe katılmıştır.

Sahih-i Buharî'de, Leys tariki ile Mervan b. Hakem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hevazin heyeti, Müslüman olarak geldikleri ve mallarıyla kadınlarının kendilerine geri verilmesini istedikleri zaman, Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp onlara şöyle dedi: "Gördükleriniz benimle beraberdir. Sözün en çok hoşuma gideni doğru olanıdır. İki grubtan birini seçin. Ya cariyeleri veya malları alın. Ben bunu sizin için bekletmiştim."

Taif dönüşünden sonra Rasûlullah (s.a.v.), esir olarak alman kadınları ve ganimetleri taksim etmedi. Taif heyetini on küsur gece bekledi. Taifliler, Rasûlullah (s.a.v.)'m mallarını ve cariyelerini birlikte değil de, ikisinden birini kendilerine vereceğini anlayınca dediler ki: "Biz esir olarak alınan kadınlarımızı geri almayı tercih ederiz."

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Müslümanlar arasından kallap Allah'a layıkıyla hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"İmdi, şu (Taifli) kardeşleriniz tevbe ederek gelmişlerdir. Ben de kendilerinden alman esir kadınları iade etmeyi uygun görüyorum. Sizden de bunu hoş gören varsa böyle yapsın. Yok eğer payını elinde tutmak isteyeniniz varsa yine bunlara iade etsin ki, Allah'ın bize ganimet olarak vereceği ilk maldan kendisine verelim de kendisini razı edelim."

İnsanlar kalkıp şöyle dediler:

- Ya Rasûlallah; biz senin teklifini hoş gördük. Ellerimizdeki esir kadınları sahiplerine geri vereceğiz.

Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:

- Şimdi bu esir kadınları Taiflilere geri vermemize sizden kim izin veriyor, kim izin vermiyor. Biz bunu bilemiyoruz. Herkes geri dönsün. Ancak temsilcileriniz kararınızı bize bildirmeye gelsinler.

Oradaki insanlar geri döndüler. Temsilcileriyle konuştular. Sonra temsilcileri, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip arkadaşlarının bu teklifi hoş karşıladıklarım ve esir kadınları Taiflilere geri vermeye müsaade ettiklerini beyan ettiler."

Hevazinli esir kadınlar hakkında bize ulaşan haber budur.

Buharı, ez-Zührî kanalı ile Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn dönüşünde bir ara Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında idim. Bazı kimseler de onun yanında duruyorlardı. Ganimetlerin kendilerine taksim edilmesini istediler. Öyle ki, Araplardan bazıları onu sıkıştırdılar. O da bir ağacın altına sığınmak mecburiyetinde kaldı. Abası ağacın dallarına takıldı ve üzerinden sıyrıldı. O da durup şöyle buyurdu:

- Abamı bana geri verin. Eğer şu dikenler sayısınca yanımda ganimet olsaydı bile onu aranızda taksim ederdim. Sonra siz beni ne cimri, ne yalancı, ne de korkak bulurdunuz."

İbn İshak, Ebu Vecre Yezid b. Abid es-Sa'dî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebi Talib'e Rayta binti Hilal b. Hayyan b. Umeyre adındaki cariyeyi verdi. Osman b. Affan'a da Zeyneb binti Hayyan b. Amr b. Hayyan adındaki cariyeyi verdi. Ömer'e de bir cariye verdi. Ömer, bu cariyeyi oğlu Abdullah'a hibe etti."

İbn ishak, Nafı kanalı ile Ömer'in oğlu Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

'Ben o cariyeyi Beni Cumah'tan olan dayılarımın yanına götürdüm ki; benim için süsleyip hazırlasınlar. Ben de Beyt'i tavaf edeyim, sonra onların yanma gideyim ve o cariye ile gerdeğe gireyim. Mescid-i Haram'a geldim. Bir de baktım ki, insanlar koşuşuyorlar, onlara:

- Neyiniz var, size ne oluyor? diye sordum.

Onlar da:

- Rasûlullah (s.a.v.), kadınlarımızı ve çocuklarımızı bize geri verdi, dediler.

Ben de:

- İşte cariyeniz. Beni Cumah kabilesindedir, gidin alın, dedim. Onlar da gidip onu oradan aldılar." İbn İshak dedi ki: "Uyeyne b. Hısn'a gelince; o, Hevazinli esirlerden acuze (yaşlı) bir kadını aldı. Alırken de: "Acuze bir kadın alıyorum. Öyle sanıyorum ki, kabilesi içinde soyludur. Belki de fidyesi büyük olur." dedi. Rasûlullah (s.a.v.), esir kadınları Hevazinlilere altı hisse ile geri verdiğinde Uyeyne, o acuze esireyi geri vermeye yanaşmadı. Züheyr b. Sured ona şöyle dedi:

- Onu gönder, vallahi o kadının ağzı serin değildir. Memesi tombul değildir. Karnı çocuk doğuracak değildir. Kocası da onu kaybettiğine üzülecek değildir. Hele sütü hiç bol değildir. Allah'a yemin ederim ki o kadın, yaşça kadınların orta hallisi değildir. Vücudça da ideal değildir.

Bunun üzerine Uyeyne, altı hisse karşılığında o acuze esireyi geri verdi."

Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Cirâne'de ganimetleri taksim ettiğinde her erkeğe dört deve ve kırk koyun düştü.

Muhammed b. İshak tariki ile Seleme, Abdullah b. Ebi Bekr'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Hüneyn'de hazır bulunan bir adam şöyle dedi:

"Vallahi ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanı başında devem üzerinde gitmekte idim. Ayağımda sert bir ayakkabı vardı. Devem, Rasûlullah (s.a.v.)'m devesini sıkıştırdı. Ayakkabımın ucu Rasûlullah (s.a.v.)'m bacağına değdi ve onu incitti. O da ayağıma kırbacıyla vurup: "Beni incittin. Biraz öteye git." dedi. Ben de yanından ayrıldım. Ertesi sabah Rasûlullah (s.a.v.)'m beni aramakta olduğunu gördüm. Dedim ki: "Vallahi ben dün Rasûlullah (s.a.v.)'ın ayağını incittiğim için beni arıyor." Yanma gittim, ne söyleyeceğini beklemeye başladım. Şöyle dedi:

- Dün benim ayağımı incittin. Ben de kırbaçla senin ayağına vurdum. Şimdi o kırbaç darbesinin karşılığını sana vermek için seni buraya çağırdım.

Ayağıma vurduğu darbeye karşılık, Rasûlullah (s.a.v.) bana seksen koyun verdi."

Bundan da anlaşılıyor ki Rasûlullah (s.a.v.), ganimetlerin taksiminden sonra Hevazinlilere, kendilerinden esir olarak alman kadın-' lan iade etmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Arim kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mekke'yi fethettik. Sonra Hüneyn gazvesine gittik. Müşrikler -gördüğüm en güzel yünlü elbiseleri giyinmiş olarak- karşımıza çıktılar. Süvariler sıraya dizildiler. Sonra savaşçı piyadeler saf tuttular. Sonra arkada kadınlar saf tuttular. Kadınların arkasında küçük baş hayvanlar, onların da arkasında büyük baş hayvanlar sıraya dizildiler. Kalabalık bir ordu teşkil etmiştik. Sayımız 6.000 kadardı. Süvarilerin başında Halid b. Velid vardı. Sonra süvarilerimiz arkamıza sığınmaya başladılar. Çok geçmeden süvarilerimiz geri çekildiler. Bedeviler de firar ettiler. Bildiğimiz bazı kimseler de kaçtılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

- Ey Muhacirler, ey Muhacirler, ey Ensâr neredesiniz? diye seslenmeye başladı.

Biz de:

- Buyur ya Rasûlallah, diye cevab verdik. Rasûlullah (s.a.v.) ilerledi. Allah'a yemin ederim ki, düşmanın karşısına çıktığımızda Allah onları hezimete uğrattı. İşte biz o ganimetleri orada ele geçirdik. Sonra Taife gittik. Onları kırk gece kadar muhasara altında tuttuk. Sonra Mekke'ye döndük. Mekke'ye inip konakladık. Rasûlullah (s.a.v.), her adama yüz veya ikiyüz hisse veriyordu. Ensârîler, kendi aralarında konuşmaya başlayıp şöyle dediler: "Kendisiyle savaşana hisse veriyor da, kendisine karşı savaşmayana vermiyor, bu nasıl iştir?"

Onların bu sözleri Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştı. O da Muhacirlerle Ensâr'm reislerinin yanma gelmelerini emir buyurdu ve şöyle dedi: "Ensârımdan (veya Ensâr'dan) başkası yanıma girmesin." Biz de bu emir üzerine Rasûlullah'm çadırına girdik. Çadırı doldurduk. O şöyle buyurdu:

- Ey Ensâr topluluğu, kulağıma gelen bu sözler nelerdir?

- Sana ne gelmiş ya Rasûlallah?

- Bana bir söz geldi.

- Şana ne geldi ya Rasûlallah?

- İstemez misiniz ki, insanlar malları alıp götürsünler, siz de Ra-sûlullah'ı alıp götüresiniz ve onu evlerinize koyasmız? Siz buna razı olmaz mısınız?

- Razı olduk ya Rasûlallah."

Bu rivayette garib olan bazı sözler vardır. Şöyle ki: Güya Müslümanlar, Hevazin savaşma 6.000 kişi olarak katılmışlardır. Oysa ki onlar o savaşta 12.000 kişi idiler. Yine bu rivayette geçen bir cümlede şöyle denmektedir: "Müslümanlar, Taifi kırk gece kuşatma altında tuttular." Oysa ki, Taif i bir aya yakın veya yirmi geceden az süre ile kuşatma altında tutmuşlardı. Doğrusunu Allah bilir.

Buharî, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Cenâb-ı Allah'ın, Hevazinlilerin mallarından ganimet olarak bir kısmını Rasûlüne vermesi esnasında o, bazı kimselere yüzer deve pay vermişti. Bunun üzerine Ensâr'dan bazıları şöyle demişlerdi:

- Allah, Rasûlullah (s.a.v.)'ı affetsin. O, Kureyşlilere ganimet malı veriyor, ama bizim kılıçlarımızdan Kureyşlilerin kanları damlamakta olduğu halde bize pay vermiyor.

Ensâr'm böyle dedikleri Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştırıldı. O da En-sârîlere haber salıp yanma çağırttı. Onları deriden yapılma çadırında topladı. Çadırına Ensâr'dan başkasını çağırmamıştı. Onlar, çadırda toplandıklarında ayağa kalkıp şöyle sordu:

- Sizden bana ulaşan söz nedir? Ensâr'm fakihleri şu cevabı verdiler:

- Ya Rasûlallah, bizim reislerimiz herhangi birşey söylemiş değildirler. Ama bizden yeni yetme bazı kimseler dediler ki: "Allah, Rasûlullah (s.a.v.)'ı affetsin. Kureyşlilere ganimet malından pay veriyor, ama bizim kılıçlarımızdan Kureyşli kafirlerin kanları damlamakta olduğu halde bize pay vermiyor." Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Ben, küfürden yeni ayrılmış bazı kimselere mal vererek onların kalblerini İslâm'a ısındırıyorum, ama siz, insanların malları alıp götürmelerine ve sizin de peygamberi kendi evlerinize götürmeye razı olmaz mısınız? Vallahi sizin Rasûlullah'ı beraberinizde götürmeniz, ganimetleri yanınızda götürmenizden daha hayırlıdır.

- Razı olduk ya Rasûlallah.

- İleride siz daha şiddetli dışlanmalar göreceksiniz. Allah'a ve Rasûlüne kavuşuncaya kadar sabredin. Ben Havz-ı Kevser'in başında bulunacağım."

Enes dedi ki: Ensârîler sabredemediler.

Buharî ve Müslim, İbn Avf kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Hüneyn günü olduğunda Hevazinlilerle karşı karşıya gelindi. Peygamber (s.a.v.)'in yanında 10.000 kişi vardı. Fetih esnasında serbest bırakılan Mekkeliler de beraberinde idiler. Ancak bunlar cepheden döndüler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

- Ey Ensâr topluluğu! diye seslendi. Onlar da:

- Buyur ya Rasûlallah, sana saadetler dileriz ve işte senin huzu-rundayız, dediler. Rasûlullah (s.a.v.), bineğinden inip şöyle dedi:

- Ben, Allah'ın kulu ve elçisiyim.

Müşrikler, hezimete uğradılar. Rasûlullah (s.a.v.), Mekkelilere ve Muhacirlere ganimetten pay verdi. Ama Ensar'a birşey vermedi. Onlar da bu hususta biraz konuştular. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), onları çağırdı ve çadırında topladı. Onlara şöyle dedi:

- İnsanların koyunları ve develeri alıp götürmelerine, sizin de Rasûlullah'ı alıp götürmenize razı olmaz mısınız? Eğer insanların hepsi bir vadiye doğru gitseler, Ensâr da başka bir vadiye doğru gitse, ben mutlaka Ensâr'ın gittiği vadiye giderim."

Sonra Buharî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Ensâr'ı topladı. Onlara şöyle dedi:

- Doğrusu Kureyşliler, cahiliyetten ve musibetten yeni kurtulmuşlardır. Ben onların yaralarını sarmak ve gönüllerini İslâm'a ısındırmak istedim. İnsanların dünyalığı alıp geri gitmelerine ve sizin de Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte evlerinize geri dönmenize razı olmaz mısınız?

- Evet, razı oluruz.

- İnsanların tamamı bir vadiye, Ensâr da başka bir vadiye gitse, mutlaka Ensâr'm gittiği vadiye giderim."

İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Süfyan'a, Uyeyne'ye, Akra'a, Süheyl b. Amr'a, Hüneyn gününde sondaki kimseler arasında ganimet payı verdi, Ensâr şöyle dedi:

~ Kureyşli müşriklerin kanları bizim kılıçlarımızın ağzından damlamakta iken Rasûlullah, onlara ganimet payı veriyor ve onlar bu _ malları alıp götürüyor. Bu nasıl iştir?

Bu söz, Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştı. O da Ensâr'ı kendi çadırında toplantıya çağırdı. Ensâr geldi, çadır dolup taştı. Rasûlullah kalkıp onlara şöyle sordu:

- Sizden başkası aranızda var mıdır?

- Hayır, sadece kız kardeşlerimizin oğulları vardır.

- Kız kardeşlerin oğulları da kavimden sayılır. Şimdi siz şöyle ve şöyle dediniz mi?

- Evet...

- Siz benim iç çamaşınmsmız. Başkaları ise üst çamaşırlarımdır. İnsanların koyun ve develeri alıp götürmelerine, sizin de Rasûlullah (s.a.v.)'ı kendi diyarınıza götürmenize razı olmaz mısınız?

- Evet, razı oluruz.

- Ensâr, benim sırdaşım ve yakmlarımdır. Eğer bütün insanlar bir vadiye gitseler, Ensâr ise başka bir vadiye gitse mutlaka ben, Ensâr'm gittiği vadiye giderim. Eğer hicret olmasaydı, ben Ensâr'dan bir adam olurdum."

İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi Adiy kanalı ile Enes'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ey Ensâr topluluğu! Ben size geldiğimde siz sapık kimseler değil iniydiniz ki, Allah benim vasıtamla sizi hidayete erdirdi? Ben sizin yanınıza geldiğimde siz darmadığınik halde değil miydiniz ki, Allah benim vasıtamla sizleri derleyip toparladı? Ben size geldiğimde sizler birbirinize düşman değil miydiniz ki, Allah benim vasıtamla kalbleri-nizi birbirinize ısındırdı?

- Evet ya Rasûlallah, öyleydik.

- Peki niye demiyorsunuz ki, sen korkulu halde iken yanımıza geldin. Biz sana emniyet verdik. Sen kovulmuş olarak yanımıza geldin. Biz seni barındırdık. Sen yardımsız olarak yanımıza geldin. Biz sana yardım ettik?

- Hayır, aksine Allah ve Rasûlünün minneti bizim üzerimizdedir." Buharı, Musa b. İsmail kanalı ile Abdullah b. Zeyd b. Asım'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Hüneyn gününde ele geçirdiği ganimetleri müellefe-i kuluba taksim etti. Ensâr'a birşey vermedi. Onlar diğerlerinin ganimet ele geçirmesine rağmen kendilerine birşey verilmediği için kalblerinde bir kırgınlık hissettiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), onlara hitapta bulunarak şöyle dedi:

- Ey Ensâr topluluğu! Ben size geldiğimde siz sapık kimseler değil miydiniz ki, Allah benim vasıtamla sizi hidayete erdirdi. Siz darmadağın kimseler değil miydiniz ki, Allah benim vasıtamla sizin kalblerinizi birbirine ısındırdı? Ben yanınıza geldiğimde siz muhtaç kimseler değil miydiniz ki, Allah benim vasıtamla sizleri zengin kıldı?

Buna benzer bazı şeyler daha söyledi. Nihayet Ensâr şöyle dedi:

- Allah ve Rasûlünün minneti bizim üzerimizde daha fazladır.

- Ama isterseniz siz de şöyle diyebilirsiniz: Sen bizim yanımıza gelirken şöyle ve şöyle idin. Durumun şöyle ve şöyle idi Ama siz, insanların koyunları ve develeri alıp götürmelerine, sizin de Rasûlul-lah'la birlikte evlerinize gitmenize razı olmaz mısınız? Eğer hicret olmasaydı ben Ensâr'dan bir adam olurdum. İnsanların tamamı bir vadiye gitseler, Ensâr ise başka bir vadiye gitse ben mutlaka Ensâr'ın vadisine giderim. Ensâr benim iç çamaşırımdır. Diğer insanlar ise benim üst çamaşırlarımdır. Benden sonra siz daha şiddetli dışlanmalarla karşılaşacaksınız. Ama havuz başında benimle buluşuncaya dek sabredin."

Yunus b. Bükeyr, Muhammed b. İshak kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.), ele geçirdiği ganimetleri Kureyşli müelîefe-i kuluba ve diğer Araplara taksim etti. Ensâr'm ise bu ganimetlerden az veya çok payı olmadı. İşte bu Ensârîler, kendi içlerinde bir kırgınlık hissettiler. Öyle ki, sözcüleri:

- Allah'a yemin ederim ki, Rasûîullah, kendi kavmi ile buluştu artık, dedi. Sa'd b. Ubade de Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah» Ensâr'dan şu grub sana karşı içlerinde bir kırgınlık hissetmişlerdir.

- Niçin?

- Şu ganimetleri kendi kavmine ve diğer Araplara taksim etmenden ve Ensâr'a birşey vermemenden dolayı.

- Ey Sa'd! Bu hususta sen hangi taraftansın?

- Ben kendi kavmimden bir adamım.

- Öyleyse kavmini şu bahçede benim için topla. Toplandıkları zaman bana haber ver.

Sa'd, Rasûlullah'm yanından çıktı.. Ensâr'ı toplantıya çağırdı. Onları Rasûlullah'm gösterdiği bahçede topladı. Muhacirlerden bir adam geldi. Ona da izin verildi. Hepsi toplantı yerine girdiler. Başkaları geldiğinde onları geri çevirdi. Ensâr'm bütün fertleri toplantıya iştirak ettiler. Sonra Sa'd gidip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Ensârîler, toplamamı emrettiğin yerde toplanmış, seni bekliyorlar.

Rasûlullah (s.a.v.) da toplantıya geldi. Kalkıp hitabta bulundu. Layıkı veçhiyle Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

- Ey Ensâr topluluğu! Ben size geldiğimde siz sapık kimseler değil miydiniz ki, Allah sizi hidayete erdirdi, siz yoksul kimseler değil miydiniz ki, Allah sizi zengin kıldı. Siz düşman kimseler değil miydiniz ki, Allah kalblerinizi birbirine ısındırdı?

- Evet..

- Ey Ensâr topluluğu! Niye cevap vermiyorsunuz?

- Ne diyelim ya Rasûlallah? Sana ne cevap verelim? Allah ve Rasûlünün minneti üzerimizdedir.

- Vallahi isteseydiniz şöyle diyebilirdiniz, doğru söyler ve sözünüz de tasdik edilirdi. Şöyle diyebilirdiniz: Sen yanımıza kovulmuş olarak geldin, biz seni barındırdık. Sen yanımıza yoksul olarak geldin, biz sana ihsanda bulunduk. Sen ürkmüş olarak yanımıza geldin. Biz sana güven verdi'k ve emniyete aldık. Sen yardımsız olarak yanımıza geldin, biz sana yardım ettik.

- Asıl minnet, Allah ve Rasûlünündür.

- Ey Ensâr topluluğu! Bir kavmin kalbini İslâm'a ısındırmak için kendilerine verdiğim azıcık bir dünyalıktan ötürü kalbinizde kırgınlık mı hissettiniz? Oysa ben, Allah'ın size İslâmiyet'i pay olarak verişine sizleri bırakmıştım. Ey Ensâr topluluğu! İnsanların deve ve koyunları alıp evlerine dönmelerine, sizin ise Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte evlerinize dönmenize razı olmaz mısınız? Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, insanların tamamı bir vadiye doğru gitseler, öte yandan Ensâr da başka bir vadiye doğru gitse, ben mutlaka Ensâr'm gittiği vadiye giderim. Eğer hicret olmasaydı ben En-sâr'dan bir adam olurdum. Allahım, Ensâr'a, Ensâr'm çocuklarına, çocuklarının çocuklarına merhamet et.

Rasûlullah'm bu konuşması üzerine orada toplananlar sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar ve:

- Rab olarak Allah'a, ganimet payı olarak da Rasûlüne razı olduk, dediler ve oradan ayrılıp gittiler." İmam Ahnıed b. Hanbel, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ensâr'dan bir adam, kendi arkadaşlarına şöyle dedi: Ama vallahi ben size şunu anlatıyordum ki, eğer işler düzene girseydi, o başkalarını size tercih ederdi!

Bu sözü diyen adamı şiddetle reddettiler ve kovdular. Bu haber Rasûlullah (s.a.v.)'a varınca o, Ensâr'm yanma gelip onlara bazı şeyler söyledi ki, sözlerini aklımda tutamadım. Ensâr da: "Evet, öyledir ya Rasûlallah." dediler. Sonra Rasûlullah: "Siz ata binmiyordunuz." dedi. O, onlara ne dediyse onlar: "Evet, öyledir ya Rasûlullah." diye cevap veriyorlardı."

Süfyan b. Uyeyne, Ömer b. Said b. Mesruk kanalı ile Rafi b. Ha-dic'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v,), Hüneyn ganimetinden müellefe-i kuluba yüzer deve verdi. Ebu Süfyan b. Harb'e 100, SafVan b. Ümeyye'ye 100, Uyeyne b. Hısn'a 100, Akra b. Habis'e 100, Alkame b. Ulase'ye 100, Malik b. Avf a 100 deve verdi. Abbas b. Mirdas'a 100'den az verdi. Bunun üzerine Abbas, şöyle dedi:

"Benim yağmam ile Ubeyd'in yağmasını, Uyeyne ile Akra'nın yağması ortasında taksim ettin.

Hısn ile Habis, toplumda Mirdas'tan daha üst kimseler değildiler. Ben onlardan daha aşağı bir kimse değilim. Bugün alçalan kimse artık yükselenıez. Ben savaşta savunan bir kimse idim. Bana ne birşey verildi, ne de verilmedi."

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Abbas b. Mirdas'm payım da 100'e çıkardı."

Musa b. Ukbe ile Urve b. Zübeyr ve İbn İshak'm rivayetlerine göre Abbas b. Mirdas şöyle demiştir: "Bir yağma idi ki, onu atın tayı üzerinde ovalık yerde hamle yaparak, uyumakta olan kavmimi uyandırmakla, insanlar uyudukları zaman kendim uyumadığım bir zamanda elde etmiştir.

Böylece benim yağma ettiğim, ganimet olarak aldığım ve Ubeyd'in ganimet aldığı şeyler, Uyeyne ile Akra arasında taksim edildi.

Oysa ki, ben savaşta kavmimden düşmanı geri savan bir kişiliğe sahiptim. Bana ne birşey verildi, ne de verilmedi.

Ancak birkaç küçük deve ki, ancak onların dört ayaklarının sayısınca bana verildi.

Ne Hısn, ne de Habis toplumda babam Mirdas'tan üstün olamadılar.

Onlardan herhangi birinin aşağısında değilim. Bugün alçalan kişi yüks elemez."

Urve ile Musa b. Ukbe, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet ettiler: Abbas b. Mirdas'm bu şiiri, Rasûlullah (s.a.v)'a ulaştı. O da Abbas'a şöyle sordu:

- Benim ganimetim ve Ubeyd'in ganimeti, Akra ile Uyeyne arasında taksim edilir oldu, diyen sen misin?

Ebu Bekir dedi ki:

- Ya Rasûlallah, böyle demedi, ama vallahi sen bir şair değilsin ve bu şiir de sana yaraşmaz.

- Ya nasıl söyledi?

Ebu Bekir de şiiri okudu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İkisi de aynıdır. Hangisi ile başlarsa sana zarar vermez."

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "Onun dilini benden kesin." dedi. insanlar gerçekten onun dilinin kesilmesi istendiğini sanarak korktular. Oysa ki Rasûlullah (s.a.v.), ona ganimetten bir miktar daha verilmesini kasdetmişti. Yukarıdaki şiirde geçen Ubeyd, şairin atının adıdır.

Buharî, Muhammed b. Ala kanalı ile Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mekke ile Medine arasındaki Cirâne'de konaklamakta olan Rasûlullah (s.a.v,)'m yanında idim. Yanında Bilal de vardı. Bedevinin biri, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip ona şöyle dedi:

- Bana verdiğin sözü yerine getirmeyecek misin?

- Sana müjdeler olsun.

- Bana bu sözü çok söyledin.

Rasûlullah (s.a.v.), öfkeli halde Ebu Musa'ya ve Bilal'e dönüp: "Bu adam müjdeyi reddetti. Siz kabul edin." dedi. Sonra bir bardak su getirilmesini emretti. O su ile elini ve yüzünü yıkadı. Sonra o suyun içine tükürdü ve:

- Bu sudan için, bunu yüzünüze ve boğazınıza dökün ve müjdelenin, dedi. Onlar da o su bardağını aldılar ve emredileni yaptılar. Perde gerisinden Ümmü Seleme:

- O sudan birazını da annenize ayırın, dedi. Onlar da suyun bir kısmını ayırıp ona verdiler.

Buharî, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.)la birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran yapısı, kaim astarlı bir aba vardı. Bedevinin biri gelip abasını sertçe çekti. Öyle ki, abanın Rasûlullah'm yakasında o sertçe çekmeden dolayı iz bıraktığını gördüm. Bedevi ona şöyle dedi:

- Allah'ın, senin yanındaki malmdan bir kısmının bana verilmesini emret.

Rasûlullah, ona dönüp baktı, güldü, sonra ona bir miktar mal verilmesini emretti."

İbn İshak, Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m kendilerine yüzer deve ganimet verdiği kimselerin adlarım şöyle sıralamıştır: Ebu .Süfyan Sahr b. Harb, Ebu Süfyan'm oğlu Muaviye, Hakim b. Hizam, Haris b. Kelde (Beni Abdud-Dar'm kardeşidir.), Alkame b. Ulase, Ala b. Harise es-Sekafî (Beni Zühre'nin müttefikidir.), Haris b. Hişarn, Cübeyr b. Mut'im, Malik b. Avf en-Nasrî, Süheyl b. Amr, Hüveytib b. Abdil-Uzza, Uyeyne b. Hısn, SafVan b. Ümeyye ve Akra b. Habis.

İbn İshak, Muhammed b. İbrahim b. Haris et-Teymî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ashabtan biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Uyeyne b. Hısn ile Akra b. Haris'e yüzer deve verdin. Cüayl b. Süraka ed-Damrî'ye ise birşey vermedin.

- Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, Cüayl b. Süraka, dünya doluşunca Uyeyne b. Hısn ve Akra b. Habis gibilerden daha hayırlıdır. Fakat ben o ikisini İslâm'a ısındırmak için kendilerine ganimet malından verdim. Cüayl b. Süraka'yı ise kendi İslâmiyet'ine ısmarladım."

Bundan sonra İbn İshak, Rasûlullah (s.a.v.)'m kendilerine 100 deveden aşağı miktarda ganimet verdiği kimselerin adlarını sıralamıştır.

Sahih hadiste Safvan b. Ümeyye'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), yaratıklar arasında en çok kızdığım kimse idi ki, Hüneyn ganimetlerinin bir kısmını bana vermeye devam etti. Nihayet öyle bir hale geldim ki, onun kadar sevdiğim bir kimseyi Allah yaratmış olmadı."