İbn Mace, Velid b. Amr b. Sükeyn kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), kendisi ile insanlar arasındaki bir kapıyı açtı -veya bir perdeyi araladı-. Baktı ki, insanlar, Ebu Bekir'in arkasında namaz kılıyorlar. Onların bu güzel halini görünce kendisinden sonra da böyle davranacaklarını ühıid ederek Allah'a harnd edip şöyle dedi:
«İnsanlardan -veya mü'minlerden- herhangi biri bir musibete maruz kalırsa başına gelen bu musibetine karşı benden başkasına isabet eden musibetle benim musibetimi görüp mukayese ederek teselli bulsun. Çünkü benden sonra ümmetimden hiçbir kimseye benim musibetimden daha şiddetli bir musibet isabet etmeyecektir.»
Hafız el-Beyhakî, Ebu İshak İbrahim b. Muhammed el-Fakih kanalı ile Cafer'in babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kureyş'ten bazı adamlar, babam Ali b. Husayn'm yanma girdiler. Babam onlara:
- Rasûlullah (s.a.v.)'dan size bahsedeyim mi? diye sorunca onlar:
- Evet, bize Ebu'l-Kasım'dan (Rasûlullah'tan) bahset, dediler.
- Rasûlullah (s.a.v.) hastalandığı zaman Cebrail ona gelip şöyle dedi: "Ya Muhammed! Doğrusu Allah sana ikramda bulunmak, seni onurlandırmak için özel olarak beni sana gönderdi ki, O'nun senden daha iyi bildiği birşeyi sana sorayım. Kendini nasıl buluyorsun?"
- Ey Cebrail, kendimi kederli görüyorum. Ey Cebrail, kendimi sıkıntılı görüyorum.
Ertesi gün Cebrail bir daha gelip kendisine aynı şeyleri söyledi. Rasûlullah da ona aynı cevablan verdi. Üçüncü gün yine geldi. Aynı şeyleri söyledi. Rasûlullah da aynı cevabı verdi. Cebrail'le beraber başka bir melek daha gelmişti. Ona İsmail deniyordu. 100.000 meleğin başında idi. Her meleğin de emrinde 100.000 melek vardı. Rasû-lullah'm yanma girmek için izin istedi. Rasûlullah, onun kim olduğunu sorunca Cebrail dedi ki:
-Bu ölüm meleğidir. Yanma gelmek için izin istiyor. Oysa senden önce hiçbir ademoğlundan izin istemiş değildir. Ve senden sonra da insanoğlunun hiçbirinden izin isteyecek değildir.
- Öyleyse ona izin ver de içeri gelsin.
Ona izin verildi. İçeri girip Rasûlullah'a selam verdi. Sonra şöyle dedi:
- Ya Muhammed! Allah beni sana gönderdi. Eğer ruhunu teslim almamı emredersen teslim alırım. Eğer seni hayatta bırakmamı emredersen seni hayatta bırakırım.
- Emrimi yerine getirir misin ey ölüm meleği?
- Evet, zaten ben bununla emrolundum. Sana itaat etme emri aldım.
Peygamber (s.a.v.), Cebrail'e baktı. Cebrail de ona şöyle dedi;
- Ya Muhammed! Doğrusu Allah seninle buluşmayı arzulamaktadır.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ölüm meleğine şöyle dedi:
- Emrolunduğun şeyi yerine getir.
Bunun üzerine ölüm meleği, Rasûlullah'm ruhunu teslim aldı.
Rasûlullah (s.a.v.), vefat edince Beyt tarafından taziye edici bir ses duydular. Sesin görünmeyen sahibi şöyle diyordu:
- Selam size ey ehl-i beyt. Allah'ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun. Doğrusu her musibete karşı Allah'ta teselli vardır. Her yok olan şeyin yerini Allah doldurur. Her elden giden şeyin karşılığını yine Allah verir. Allah'a güvenin. O'ndan ümid edin. Asıl musibete uğrayan kişi, sevabtan mahrum olan kişidir.
Hz.-Ali, orada bulunanlara şöyle dedi:
- Bunun kim olduğunu biliyor musunuz? Bu Hızır (a.s.)'dır.»
Bu, mürsel bir hadistir. Senedinde zayıflık vardır. Şu var ki Hafız el-Beyhakî de bunu, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), vefat edince kendisim göremedikleri bir şahsın şöyle seslendiğini duydular:
- Selam size ey ehl-i beyt. Allah'ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun. Doğrusu her musibete karşı Allah'ta teselli vardır. Elden giden herşeyin yerini dolduracak O'dur. Yok olan herşeyin karşılığını da verecek olan O'dur. Öyleyse Allah'a güvenin. O'ndan ümid edin. Asıl mahrum kişi, sevaptan mahrum olandır. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun.»
Ebu Abdillah el-Hafiz, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) vefat edince, ashabı onu çevreledi. Etrafında toplanıp ağladılar. Kumral sakallı, endamı düzgün, aydınlık çehreli bir adam, cemaatın omuzları üzerinden atlayarak meclise gelip ağladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabına dönüp şöyle dedi:
- Doğrusu her musibetin tesellisi Allah'tadır. Elden kaçan her şeyin karşılığı O'ndadır. Yok olan her şeyin yerini O doldurur. Öyleyse Allah'a dönün. O'na rağbet edin. O'nun size tecellisi belalardadır.
O-na bakın. Doğrusu musibete uğrayan, eksiği ve gediği tamamlanmayan kişidir.
Böyle dedikten sonra o adam oradan ayrılıp gitti. Oradakilerden bir kısmı bir kısmına dediler ki:
- Bu adamı tanıyor musunuz?
Ebu Bekir ile Ali şöyle cevap verdiler:
- Evet bu, Rasûlullah (s.a.v.)'ın kardeşi Hızır'dır.».
Beyhakî, bunun tamamıyla münker bir hadis olduğunu söylemiştir. Haris b. Ebi Üsame, Ebu Hazm el-Medenî'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«Cenâb-ı Allah, Rasûlullah'm ruhunu teslim aldığı zaman Muhacirler grup grup üzerine namaz
kılarak dışarı çıkıyorlardı. Sonra En-sâr da aynı şekilde gelip namaz kılip dışarı çıkıyorlardı. Sonra
Medineliler gelip namazlarını kıldılar. Erkekler namazlarını tamamlayınca, kadınlar gelip kıldılar.
Kadınların o kadar feryad ve figanları oldu ki, evde yüksek bir ses duydular. Bunu duyunca sustular.
Baktılar ki, bir ses onlara şöyle diyor:
- Doğrusu her ölenin tesellisi Allah'tadır. Her musibetin karşılığı O'ndadır. Her elden kaçan şeyin
yerini O doldurur. Eksiği ve gediği sevap ile tamamlanan kişinin hiçbir eksik ve gediği kalmaz.
Ama musibete uğrayan kişi, eksik ve gediği sevab ile kapanmayan kişidir.»

