Bu, başh başına müstakil bir ibadettir. Bununla ilgili bu hadisi, burada nakletmeyi uygun gördük. Çünkü bu rivayet, telbiye ve diğer hususları içermektedir. Bununla ilgili açıklamalar önceki sayfalarda geçtiği gibi, ileriki sayfalarda da gelecektir. Bu rivayetin tariklerini ve lafızlarını nakledecek, sonrada bu manada teyid edici bahisleri serdedeceğiz. Yardımına başvurulacak olan zat, yüce Allah'tır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Said kanalı ile Cafer'in babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Beni Seleme yurdunda bulunan Cabir b. Abdullah'ın yanma gittik. Rasûlullah'm haccmı ona sorduk. O da bize şöyle dedi:
"Rasûlullah (s.a.v.), Medine'de dokuz senelik ikameti süresince haccetmedi. Sonra (onuncu senede) hacca gideceği hususunda insanlara duyuruda bulunuldu. Medine'ye birçok insan geldi. Orada konakladılar. Hepsi de hac hususunda Rasûlullah'a uymak istiyor ve onun yaptığı gibi haccetmek niyetinde idiler. Nihayet zilkadenin bitimine beş gün kala Rasûlullah (s.a.v.), Medine'den yola çıktı. Biz de onunla birlikte yola çıktık. Zu'1-Huleyfe'ye geldiğinde Esma binti Umeys, Ebu Bekir'in oğlu Muhammedi doğurdu. Esma, ne yapması gerektiğini Rasûlullah'a haber göndererek sordu, Rasûlullah da ona şöyle dedi:
- Yıkan, izarını bacaklarının arasından sokup sırtına bağla, sonra telbiye getir.
Rasûlullah (s.a.v.), yola devam etti. Devesi onu Zu'1-Huleyfe ilerisindeki Beyda'ya getirince telbiye getirmeye başladı:
"Buyur Allah'ım buyur. Buyur, senin ortağın yoktur, buyur. Doğrusu hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk de senindir. Ortağın yoktur." O telbiye getirince beraberindekiler de telbiye getirdiler. Onlar telbiyelerine "Ey yüksek derecelerin sahibi, buyur" cümlesini de ekliyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), onların bu eklemesini duyduğu halde onlara birşey demiyordu.
Rasûlullah'm önündeki yaya ve süvarilere göz attım. Arkadakilere baktım. Sağındaki ve solundakilere de baktım. Göz alabildiğince kalabalık vardı. Rasûlullah (s.a.v.) da aramızda idi. Kur'ân kendisine nazil oluyor, o da Kur'ân'm tevilini biliyordu. O Kur'an'a göre ne amel işlediyse biz de aynı ameli işliyorduk. Sırf hac niyetiyle yola çıktık. Ka'be'ye geldiğimizde Hz. Peygamber (s.a.v.), hacer-i esvedi istilam etti. Sonra tavafın yedi turundan üçünü remel (koşma) yaparak yerine getirdi, geri kalan dört turunu da yürüyüşle yerine getirdi. Tavafı tamamlayınca Makam-ı İbrahim'e gitti. Orada makamın arkasında iki rekat namaz kıldı. Sonra da:
"ibrahim'in Makamını namaz yeri edinin." ayetini okudu.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Abdullah (Cafer)'m şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.), Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kıldıktan sonra Tevhid ve Kafirûn sûrelerini okudu.
Sonra hacer-i esvedi istilam etti. Ardı sıra Safa tepesine gitti. Orada:
"Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir." ayetini okudu. Bundan sonra şöyle dedi: Allah'ın ayette sözünü ettiği Safa tepesinden başlayarak say yapacağız.
Sonra Safa tepesinin üzerine çıktı. Beyt'e baktı. Tekbir getirdi. Sonra da şöyle dedi:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Sadece O vardır. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, herşeye güç yetirendir. O'ndan başka ilâh yoktur. Sadece O vardır. Vadini yerine getirdi. Sözünü doğruladı. Düşman gruplarını yalnız başına mağlup etti (ya da hezimete uğrattı.)."
Böyle dedikten sonra dua etti. Sonra yine aynı sözleri söyledi. Bundan sonra tepeden indi. İki tepe arasındaki vadinin orta yerlerine yaklaşınca remel yaptı. Yokuşa geldiğinde normal yürüyüşe geçti. Nihayet Merve tepesine ulaştı. Tepenin üzerine çıktı. Ka'be'ye baktı. Safa tepesinin üzerinde söylediği şeyleri Merve tepesi üzerinde de söyledi. İki tepe arasında gidip geldi. Yedinci şavtını Merve'de tamamladıktan sonra şöyle dedi:
"Ey insanlar, eğer şimdi bildiğimi (yani hac aylarında umre yapılabileceğini) başta bilmiş olsaydım kurbanlığımı sevk etmezdim. Ve bu nüsükümü umreye dönüştürürdüm. Beraberinde kurbanlığı bulunmayan kimse ihramdan çıksın ve bu nüsükünü umreye dönüştürsün."
Böyle demesi üzerine bütün insanlar ihramdan çıktılar.
Vadinin aşağısında bulunan Süraka b. Malik b. Cu'şum dedi ki:
- Ya Rasûlallah, bu sadece bu seneye mi mahsustur, yoksa ebediyete kadar mı böyledir?
Süraka'mn bu sorusu üzerine Rasûlullah (s.a.v.), parmaklarını birbirine geçirip üç kez;
- Ebediyete kadar bu böyle olacaktır, dedi. Sonra sözüne şunları ekledi:
- Kıyamet gününe kadar umre hacca dahil oldu.»
Ali, Yemen'den kurbanlık getirdi. Rasûlullah da kurbanlığını Medine'den sevk etmişti. Ali geldiğinde Fatıma'mn ihramdan çıkıp boyalı elbiseler giydiğini, gözüne sürme sürdüğünü gördü. Bunu yadırgadı. Ama Fatıma:
- Böyle yapmamı babam bana emretti, dedi. Ali, Kûfe'de şöyle demişti:
- Bunun üzerine ben de, Fatıma'yı hesaba çekme niyetiyle söylemiş olduğu sözleri Rasûlullah'a sormaya gittim. Ona şöyle dedim:
- Fatıma boyalı elbiseler giymiş, gözüne sürme sürmüş, böyle yapmasını da sizin kendisine emretmiş olduğunuzu söyledi.
Bunun üzerine Rasûlullah, şöyle cevap verdi:
- Fatıma doğru söyledi, doğru söyledi. Böyle yapmasını ona ben emrettim.
Cabir diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye şöyle sordu:
- Nasıl telbiye getirdin?
- Allahım, senin Rasûlünün getirdiği şekilde telbiye getiriyorum,dedim.
Hz. Ali dedi ki: Beraberimde kurbanlığım vardı. Ancak Rasûlullah ihramdan çıkmamamı emretti.
Ravinin ifadesine göre, Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanlar ile Rasûlullah'm getirmiş olduğu kurbanların toplamı 100 idi. Rasûlullah (s.a.v.), bunlardan altmış üç tanesini bizzat kendi eliyle kesti. Ali'yi kurbanlıklarına ortak etmişti. Sonra her deveden bir parça etin kazana konulmasını emretti. O etlerden yediler. Çorbasının suyundan da içtiler.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"Ben burada kurban kestim. Mina'mn her tarafında kurban kesilebilir."
Arafe'de de dururken şöyle demişti:
"Ben burada durdum. Ama Arefe'nin her tarafında durulabilir."
Rasûlullah, Müzdelife'de durmuş ve şöyle demişti:
"Ben burada durdum. Ama Müzdelife'nin her tarafında durulabilir."
İmam Ahmed b. Hanbel ile Müslim'in ifadelerin deki farklı ilavelerden anladığım kadarıyla Rasûlullah (s.a.v.), bir defasında Hz. Ali'ye, Fatıma'yla ilgili olarak şöyle demiştir:
- Fatıma doğru söyledi, doğru söyledi. Sen hacca niyet ederken ne
söyledin?
- Dedim ki: Allahım, senin Rasûlünün telbiye getirişi gibi telbiye getiriyorum (onun niyet ettiği gibi niyet ediyorum.).
Hz. Ali diyor ki:
"Beraberimde kurbanlık hayvanlar vardı. Ama Rasûlullah ihramdan çıkmamamı söyledi."
Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanlıklar ile Rasûlullah'm getirdiği kurbanlıkların toplamı 100 idi.
İnsanların tamamı ihramdan ^ıkıp saçlarını kısalttılar. Sadece Peygamber (s.a.v.) ile beraberinde kurbanlığı bulunan kimseler ihramdan çıkmadılar.
Terviye günü olunca Arafat'a yöneldiler. Hac için telbiye getirdiler. Rasûlullah (s.a.v.), orada öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarım kıldı. Biraz bekledi. Güneş doğunca kıldan örülmüş çadırının kurulmasını emretti. Nemire mıntıkasında çadırını kurdular. Rasûlullah (s.a.v.), yürümeye başladı. Kureyşlilerin cahiliyette yaptıkları gibi Rasûlullah'm Meş'ar-i Haram'da durmuş ve vakfe yapmış olduğu hususunda Kureyşliler şüphe etmiyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), orayı da geçti. Arefe'ye gelince, çadırının Nemire'de kendisi için kurulmuş olduğunu gördü, orada'konakladı. Güneş zevale erince Kasva adlı devesinin getirilmesini emretti. Devesini hazırladılar. Vadinin
içine geldi, orada insanlara şu hutbeyi irad etti:
"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da Öyle mukaddestir. Her türlü taarruzdan korunmuştur. Cahiliyetten kalma her türlü çirkin âdetler ayaklarımın altındadır. Onları çiğniyorum. İptal ettiğim ilk kan davası, İbn Rebia b. Haris'in kan davasıdır. O, Beni Sa'd kabilesinde süt emmişti. Onu Hüzeyl öldürmüştü.
Kaldırdığım İlk faiz de Abdülmuttalib'in oğlu Abbas'm faizidir, o tamamen kaldırılmıştır.
Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Allah namına söz vererek onların harim-i ismetine girebilmek hakkım kazanıyorsunuz. Allah'ın emaneti ile onları elde ettiniz. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, aile döşeğini, aile namusunu yad ayaklara çiğnetmemeleridir. Eğer böyle yaparlarsa onları çok incitecek bir şekilde olmaksızın dövün. Ama onların da rızıklarım ve elbiselerini örfe uygun miktarda vermekle yükümlüsünüz.
Benden sonra aranızda öyle birşey bırakıyorum ki, ona bağlı kaldığınız müddetçe sapıklığa düşmeyeceksiniz. O, Allah'ın kitabıdır. Size benim hakkımda soracaklardır. Onlara ne diyeceksiniz? - Risaleti tebliğ ettiğine, nasihat verdiğine emaneti eda ettiğine şahadet ederiz.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), işaret parmağını semaya kaldırıp insanlara doğru sallayarak:
- Allahım, şahid ol. Allahım, şahid ol. Allahım, şahid ol, dedi. Sonra ezan okunup kamet getirildi. O da öğle namazını kıldırdı. Tekrar kamet getirildi. İkindi namazını kıldırdı. İki namaz arasında başka bir namaz kılmadı.
Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra bineğine bindi, vakfe yerine geldi. Devesi Kasva'nın karnını kayalıklara dayadı. Muşat dağını karşısına aldı. Kıbleye yöneldi. Güneş batmcaya kadar vakfeye devam etti. Güneşin sanlığı gitti, nihayet güneş kursu tamamen kayboldu. Bundan sonra Üsame b. Zeyd'i bineğinin terkisine aldı. Rasûlullah (s.a.v.), bineğini yürüttü. Fakat yular, Kasva'yı sıkıştırmıştı. Hayvancağızın boynu geriye doğru çekilmiş gibiydi. Öyle ki, başı neredeyse üzengiye ulaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), sağ eliyle işaret ederek:
- Ey insanlar! Sakin olun, sakin olun, diyordu. Her bir dağın yanma geldiğinde bineğinin yularını azıcık gevşetiyordu ki, hayvancağız tırmanabilsin.
Nihayet Müzdelife'ye geldi. Orada akşam ve yatsı namazlarını bir ezan ve iki kamet ile kıldı. İki namaz arasında tesbihat yapmadı. Sonra uzanıp yatağa girdi. Fecir doğunca kalktı, ortalık aydınlanınca ezan ve kamet getirildi, sabah namazını kıldı. Kavsa'ya binerek Meş'-ar-i Haram'a geldi. Kıbleye yönelip dua etti. Allah'a hamd edip tekbir getirdi. Tehlil ve tevhid yaptı. Ortalık iyice aydmlanmcaya kadar orada kaldı. Güneş doğmadan önce bineğine binip yola çıktı. Fadl b. Ab-bas'ı bineğinin terkisine aldı. Fadl, güzel saçlı, beyaz tenli, vücudu yakışıklı bir kimse idi. Rasûlullah (s.a.v.), bineğini hareket ettirince oradan bazı kadınlar koşarak geçtiler. Fadl, onlara bakmaya başladı. Rasûlullah (s.a.v.), elini Fadl'm yüzüne kapadı ve Fadl, Rasûlullah'm elini öbür tarafa çevirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ise elini öbür taraftan Fadl'm yüzüne dayadı ve o da yüzünü öbür tarafa çevirerek kadınlara baktı.
Nihayet Batn-ı Muhassir'e gelindi. Orada azıcık hareketten sonra Rasûlullah (s.a.v.) orta yoldan büyük cemreye giden yola koyuldu. Ağacın yanında bu cemreye yedi taş attı. Her atışında tekbir getiriyordu. Bu taşları vadinin içinde atıyordu.
Sonra kurban kesme yerine gitti. Mübarek eliyle altmış üç kurban kesti. Kalanlarını Ali'ye verdi. O da onları kesti. Ali'yi kurbanlıklarına ortak etti. Sonra her kurbanlık deveden bir parça et kesilip kazana konularak pişirilmesini emretti. O etlerden yediler ve suyundan da içtiler.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bineğine bindi. Beyt'e gitti. Öğle namazını Mekke'de kıldı. Abdülmuttalib oğullarının yanma geldi. Onlar, insanlara Zemzem suyunu dağıtıyorlardı. Kendilerine şöyle dedi:
- Ey Abdülmuttalib oğulları, su çekip insanlara verin. Eğer -insanlar bunu bir ibadet zannederek üzerinize üşüşüp de- sizi mağlup etmeselerdi, (bu işi elinizden almaya teşebbüs edecek olmasalardı) ben de sizinle beraber su çekerdim.
Bunun üzerine onlar, Rasûlullah (s.a.v.)'a bir kupa Zemzem suyu verdiler. O da o kupadan içti."
Sonra Müslim, Ömer b. Hafs tariki ile böyle bir rivayette bulunmuş olup Ebu Seyyare'yi ve onun semersiz bir merkep üzerinde cahi-liyet ehlini defettiğini anlatmış, sonrada Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Ben burada kurban kestim. Mina'mn her tarafında kurban kesilebilir. Eşyalarınızın ve yüklerinizin yanında da kurban kesebilirsiniz.
(Arefe'de iken de şöyle demiştir): Ben burada vakfe yaptım. Ara-fe'nin her tarafında vakfe yapılabilir.
(Müzdelife'de de şöyle demiştir): Ben burada durdum. Müzdelife'-nin her tarafında durulabilir."

