İbn İshak dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'yi fethettiği, Tebük'-teki işini bitirdiği, Sakiflilerin Müslüman olup bey'at ettikleri zaman her taraftan Arap âleminin elçileri heyetler halinde gelmeye başladılar."
İbn Hişam dedi ki: "Ebu Ubeyde bana şu haberi verdi: Bu geliş, hicri dokuzuncu senede idi. Ve o sene, "elçiler senesi" diye adlandırılıyordu."
İbn İshak dedi ki: "Araplar, Kureyş kabilesine bakarak islâm'a girmekten geri durdular. Çünkü Kureyş kabilesi, onların önderi ve yol göstericisi, Beyt-i Haramın sahipleri, İsmail b. İbrahim (a.s)'in öz çocukları idiler. Arapların önde gelenleri ise bunu yadırgamıyorlardı. Kureyş kabilesi, Rasûlullah (s.a.v.) ile savaşmak için ortaya çıkmış yegane kimselerdi. Ve onun muhalifleri idiler. Mekke fethedildiği ve Kureyş ona yaklaştığı, İslâmiyet'in Kureyşlilerin boynunu eğdiği, onları itaat altına aldığı ve Araplarda kendileri için Rasûlullah (s.a.v.) ile savaşmaya, ona düşmanlık etmeye güçlerinin kalmadığını anladıkları zaman, yüce Allah'ın dediği gibi, bölük bölük Allah'ın dinine girdiler. Onlar, her taraftan Rasûlullah'm yanma geliyorlardı. Yüce Allah, peygamberine şöyle diyordu:
"Ey Muhammed! Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek teşbih et. Ondan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir."
(en-Nasr, 1-3.)
Yani ya Muhammedi Dininin yüceldiğini, üstün olduğunu gördüğün zaman Allah'a hamd-ü senada bulun. Ondan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir.
Amr b. Seleme'nin şöyle dediğini daha önce nakletmiştik: Araplar, İslâm'a girmek için fethi bekliyor ve şöyle diyorlardı: "Muhammedi ve kavmini başbaşa bırakın. Eğer o, kavmine galip gelirse gerçek ve doğru sözlüdür, peygamberdir." Mekke fethedildiği zaman bütün kavimler acelece gelip Müslüman oldular. Benim kavmim de hemen Müslüman oldu. Rasûlullah 'm yanma geldi. Dönüşlerinde şöyle dediler: Vallahi size gerçek bir peygamberin yanından geliyoruz. Falan vakitte, falan vakitte namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde biriniz ezan okusun. En çok Kur'ân okuyanınız da imamlık yapsın."
Yüce Allah buyurdu ki:
"İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden (infak eden) ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler. Berikiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine Cennet'i vadetmiştir." (el-Hadid, 10.)
Önceki sayfalarda da geçtiği gibi, Rasûlullah (s.a.v.), Mekke fethi gününde şöyle buyurmuştur:
"Bundan böyle hicret yoktur. Ama cihad ve niyet vardır."
Şu halde Mekke fethinden önce Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelen ve gelişi hicret sayılan heyetlerle, Mekke fethinden sonra gelen ve Allah'ın kendilerine hayır ve iyilik vadettiği heyetler arasında ayırım yapmak gerekir. Cenâb-ı Allah, bu sonunculara her ne kadar hayır ve güzellik vaadinde bulunmuşsa da onların sevab ve faziletleri önceki-lerinki kadar değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Şu kadar var ki, Rasûlullah'a gelen elçilik heyetlerinden bahseden ve bu konuya itina gösteren siyer imamları, bu nakillerinde bazı şeyleri gözardı edip anlatmamışlardır. Biz ise, Allah'ın lütuf ve hamdi ile bu hususları nakledecek ve dikkat edilmesi gereken hususlara dikkatleri çekeceğiz. Onların ihmal ettiği bazı hususları inşallah biz anlatacağız, güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.
Muhammed b. Ömer el-Vakidî, Abdullah el-Müzenî'nin babasının şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'a ilk gelen heyet, Mu-dar'dan olup Müzeyneliler idi. Bunlar 400 kişiydi. Ve hicri beşinci senenin receb ayında gelmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.), kendi yurtlarında kalmalarına rağmen onları Muhacir saymış, hicret sevabına nail olacaklarını beyan ederek şöyle demişti:
"Siz bulunduğunuz yerde de Muhacirsiniz. Artık mallarınızın başına dönün." Bunun üzerine onlar da kendi beldelerine dönmüşlerdi."
Vakidî, daha sonra Hişam b. Kelbî'den şöyle bir rivayette bulunmuştur: Müzeyne'den Rasûlullah'm yanına gelen ilk kişi, Huzai b. Abd Nehm'dir. Beraberinde on kişilik Müzeyne heyeti vardı. Rasûlullah (s.a.v.)'a kendi kavminin İslâm'a girmesi üzerine bey'at yaptı. Kavmine döndüğünde onları sandığı gibi bulamadı. Onlar onun İslâm davetine icabet etmekten geri durdular. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Hassan b. Sabit'e emir verdi ki, hicvetmeksizin Huzaî'ye tarizde bulunsun. Hassan da bazı beyitler zikretti. Bu beyitler, Huza-î'ye ulaştığı zaman o, kavmini toplayıp onlara şikayette bulundu. Onlar da toplandılar, onunla birlikte Müslüman oldular. O da onları Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdi. Fetih günü olduğu zaman Rasûlullah, Müzeyne kabilesinin sancağım -ki o zaman onlar 1.000 kişi idiler- Hu-zaî'ye verdi."
Ravi diyor ki: Bu rivayette sözü edilen Huzaî, Abdullah Zü'l- Bi-cadeyn'in kardeşidir.
Beni Temim heyeti ile ilgili babta merhum Buharı, Ebu Nuaym kanalı ile İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet eder: "Beni Te-mim'den bir grub insan, Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Peygamber (s.a.v.), onlara şöyle dedi:
- Ey Temim oğulları! Size müjdeler olsun.
- Ya Rasûlallah, bizi müjdeledin. Bari bize birşeyler ver! Rasûlullah (s.a.v.)'m bu cevab karşısındaki hoşnudsuzluğu yüzünde görüldü. Sonra Yemen'den bir grub geldi. Onlara şöyle dedi:
- Size müjdeler olsun. Müjdeyi kabul edin. Çünkü Temim oğulları müjdeyi kabul etmediler.
Onlar da dediler ki:
- Müjdeni kabul ettik ya Rasûlallah."
Buharî, İbrahim b. Musa kanalı ile Abdulah b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: "Beni Temim kabilesinden bir kafile, Peygamber (s.a.v.)'in yanına geldi. Ebu Bekir (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'e:
- Bunların başına Ka'ka' b. Mâbed b. Zürare'yi emir tayin et, dedi. Ömer' (r.a.) ise:
- Hayır, Akra' b. Habis'i bunların başına emir tayin et, dedi. Ebu Bekir, Ömer'e:
- Sen sadece bana muhalefet etmek istedin, dedi. Ömer de:
- Ben sana muhalefet etmek istemedim, diye cevab verdi. İkisi tartıştılar. Sesleri yükseldi. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:
"Ey inananlar! Allah'tan ve peygamberinden öne geçmeyin. Allah'tan sakının. Doğrusu Allah işitir ve bilir.
Ey inananlar, seslerinizi peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin." {ei-Hucm-ât, 1-2.)
Bu ayetlerin nüzulünden sonra Ebu Bekir ile Ömer arasındaki tartışma sona erdi."
Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma Arapların elçilik heyetleri geldikleri zaman Utarit b. Hacib b. Zürare b. Ades et-Temimî de Beni Temim'in eşrafiyla birlikte Rasûlullah'a geldi. Bunlar arasında Akra' b. Habis et-Temimî, Zibirkan b. Bedir et-Temimî (Beni Sa'd kabilesindendir.), Amir b. Ehtem, Habbab b. Ye-zid, Nuaym b. Yezid, Kays b. Haris ve Beni Sa'd'ın kardeşi Kays b. A-sım da vardı. Yine bunlar arasında Uyeyne b. Hısn b. Herzeyfe b. Bedir el-Fezarî de vardı. Akra' b. Habis ile Uyeyne, Mekke fethinde, Hü-neyn ve Taif gazvelerinde Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte bulunmuşlardı. Beni Temim heyeti geldiğinde bunlar da heyet arasında idiler.
Beni Temim'in elçilik heyeti, Mescid-i Nebevî'ye girdiği zaman Rasûlullah (s.a.v.)'m hücrelerinin ardından ona şöyle seslendiler:
- Ey Muhammedi Yanımıza gel hele!
Rasûlullah (s.a.v.) da onların bağırmalarından rahatsız oldu. Çıkıp yanlarına geldi. Ona şöyle dediler:
- Ey Muhammedi Sana geldik ki, karşılıklı olarak seninle iftihar-laşalım. O halde bizim şairimize ve hatibimize izin ver ki, konuşsunlar.
- Sizin hatibinize izin verdim, konuşsun. Bunun üzerine Utarit b. Hacib kalkarak:
- O Allah'a hamdolsun ki, onun üzerimizde nimet ve lütfü vardır. Ve O, hamdın ehlidir. O, bizi melikler kıldı ve bize büyük mallar bahşetti. O mallar vasıtasıyla iyilik yapıyoruz. Bizi meşrik ehlinin en azizi ve sayıca en çoğu, hazırlıkça da en varlıklısı kıldı. O halde insanların içinde bizim gibi kimseler vardır. Biz, insanların başlan ve onların fazilet sahihleri değil miyiz? O halde kim bize karşı iftihar ederse bizim saydıklarımızın mislini saysın. Eğer biz düeseydik, elbette sözü uzatabilirdik. Fakat biz verilen şeyler hakkında çok söz etmekten utanırız. Biz bununla tanınırız. Bunu söylüyorum ki, sözümüzün mislini ve durumumuzdan daha üstününü gösteresiniz." dedikten sonra oturdu.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Beni Haris b. Hazrec'in kardeşi Sabit b. Kays b. Şemmas'a şöyle dedi:
- Kalk, bu adamın hitabesine karşılık cevap ver. Sabit kalktı ve cevaben şöyle dedi:
"- O Allah'a hamdolsun ki, göklerle yer O'nun yaratığıdır. Onlar da emrini yerine getirmiştir. Onun Kürsüsünü ilmi kuşatmıştır. Her şey O'nun fazlının ve lütfunun eseridir. Bizi melik yapması, onun kudretinin eseridir. Halkının en hayırlısından bir Rasûl seçmiştir. Halkının nesebçe en üstünü, sözce en doğrusu, soyca en faziletlisidir. Ona kitabını indirdi. Ve onu halkı üzerinde emin kıldı. Böylece, Allah'ın âlemlerden seçtiği varlık oldu. Sonra insanları ona inanmaya çağırdı. Böylece kavminden ve akrabalarından Muhacirler, Rasûlullah'a iman ettiler.
O, insanların soyca en üstünü, yüzce en güzeli, yaptığı işler bakımından da en hayırhsıdır. Sonra icabet etme yönünden halkın en evvelidir. Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a imana davet ettiği zaman biz ona icabet ettik. Biz, Allah'ın dininin yardımcılarıyız. Rasûlullah'm destekçileriyiz. İnsanlarla Allah'a iman etmelerine kadar savaşırız.
Şu halde kim Allah'a ve Rasûlüne iman ederse, onun malı ve canı bize karşı korunur. Kim de inkar ederse, Allah yolunda onunla sonsuza kadar cihad ederiz. Onun Öldürülmesi, bize çok kolaydır. İşte bu sözümü söylüyor ve kendim, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için Allah'tan af diliyorum. Selam üzerinize olsun."
Bunun üzerine Zibirkan b. Bedir kalktı ve şöyle dedi:
"Kerimler ve âlicenâb kimseler bizleriz. Size denk olacak bir kabile yoktur.
Melikler bizdendir. Dua ve ibadet yerleri bizde dikilir.
Kabilelerin hepsinden çok kimseleri, ganimet esnasında yendik.
Tabi olunacak şey ise, güçlülüğün fazlıdır.
Biz o kimseleriz ki, kıtlık zamanı yediricimiz, doyurucumuz, yağmur yağmadığı ve kıtlık olduğu zaman kebab yedirip doyurur.
İnsanları gördüğüm şeyle her bir yerden onların efendileri süratle bize gelirler, sonra biz işleriz.
Böylece konuk olup inenler için bu kerem, bu cömertlik bizde bir asalet olarak bir illet olmaksızın hörgüçleri büyük dişi develeri boğazlarız.
Konuk oldukları zaman insanlar yanımızda doyarlar.
Bizi hiçbir kabileye karşı övünür olarak görmezsin ki, istifade etmesinler ve onlar kesilen bir baş olmasınlar.
Kim bize karşı bir hususta iftiharlanırsa onu biliriz ve haberler dinliyor olarak geri döneriz.
Biz karşı çıkarız, hiçbir kimse bize karşı çıkamaz.
Biz işte böyle övünme esnasında yükseliriz."
Ibn Ishak dedi ki: "Hassan, o sırada burada yoktu. Rasûlullah (s.a.v.), ona haber gönderdi. Yanma çağırttı.
Hassan diyor ki: Rasûlullah'm elçisi bana geldi. Yanma çağırdığını söyledi. Bunun üzerine ben çıkıp Rasûlullah'm yanma gittim. Kavmin şairi kalktı, bazı şiirler okudu. Ben de onun sözüne karşı cevab verdim. Onun tarzında konuştum.
Zibirkan, sözünü tamamladığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), Hassan b. Sabit'e şöyle dedi:
- Ey Hassan, kalk ve adamın sözlerine cevab ver.
Hassan da kalktı ve şu şiiri okudu:
"Fikir ve kardeşlerinden olan efendiler, insanlara bir sünnet beyan etmişlerdir ki, ona uyulur. Kalbi, ilahın takvası olan ve her hayrı yapan kimse, onlara razı olur.
Bir kavimdir ki, savaştıkları zaman düşmanlarına zarar verirler ve taraftarlarına fayda vermek isterlerse fayda verirler.
işte bu onların seciye ve karakteridir. Sonradan icat edilmiş huylan değildir.
Zira bil ki, yaratıkların en kötüsü bid'atlardır. Eğer onlardan sonra insanların içinde ileri geçenler olursa, her bir geçiş onların en aşağı geçişine tabidir.
Savunma esnasında insanlar ellerinin yıktığı şeyi onarmazlar, onardıklan şeyi de yıkmazlar.
Eğer bir gün insanlar birbirini geçmek için yarış ederlerse»
Onların geçişi başarıya ulaşır veya insan ile şeref sahibi kimselerle boy ölçüşürlerse ziyade olurlar. İffetlidirler, onların iffetleri vahiyde anıldı. Ne kirlenirler, ne de bir tamah onları alçaltır.
Cimrilik edip mallarını komşularından esirgemezler. Ne de kirlilik tamamdan hiçbir şey onlara dokunur.
Bir kabileye karşı düşmanlık ettiğimiz zaman, yavrusunun vahşi ineğe doğru yürümesi gibi o kabileye hücum etmeyiz.
Savaş bize tırnaklarından çengellerini taktığı zaman,
İnsanların etrafları ve tabileri zelil oldukları zaman yerimizden kalkarız.
Düşmanlarına musibet eriştirdikleri zaman övünüp böbürlenmezler.
Eğer kendilerine felaket erişirse zelil olmaz ve korkmazlar. Sabırsız halde gelmezler.
Sanki onlar savaştadır, ölüm de yaklaşmıştır.
Yemen'deki bir arslanhkta arslanlar olup bileklerinde bir yana eğiklik vardır.
Öfkelendikleri zaman meşakkatsiz gelen şeyi onlardan al.
Senin kasdın, vermedikleri şey olmasın, onların düşmanlığını ter-ket. Çünkü onlarla savaşmakta zehirli otlarla karışık zararlar vardır.
Bir kavme ikram et ki, Rasûlullah onların taraftarıdır.
O zaman da ki, hevalar, bid'atlar ve taraftarlar farklılık arzeder-ler.
Bir kalbi ki, sevdiğim şeylerde sözü güzel yapan tırmalayıcı bir lisan yardım eder.
İşte o kalb, onlara medhedişimi hediye etti.
Çünkü onlar, bütün kabilelerin en üstünüdür.
İster insanlara ciddi konuşsun, ister şaka yapsınlar."
îbn Hişam dedi ki: "Şiir hakkında bilgisi olan Beni Temim'den birinin bana haber verdiğine göre Zibirkan, Beni Temim heyetiyle birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'a geldiği zaman kalkıp şu şiiri okudu:
"Mevsimler gelip çattığı esnada (toplandıkları zaman) sana geldik ki insanlar bizim faziletimizi bilsinler.
Şöyle ki; biz her mevkide insanların dalları ve şubeleriyiz.
Hicaz topraklarında Darim gibisi yoktur.
Ve biz savaşta bilinmek için kendilerim alametlendiren kişileri tekebbür edip böbürlendikleri zaman defeder, onları koyarız.
Tekebbüründen boynunu sağa ve sola eğmeyen, böbürlenen kimsenin başını vururuz.
Arap topraklarında veya Acemlerin diyarında yağma ettiğimiz her bir yağmada ganimet mallarında dörtte birlik pay bizim içindir."
Hassan b. Sabit de kalkıp Zibirkan'a şu cevabı verdi:
"Şeref, efendilik, ihsan, lütuf , meliklerin-itiban ve büyük şeyleri yüklenmektir.
Peygamber Muhammed'e yardım ettik ve başımız üzerinde barındırdık.
O Maad ve Rağim'den razıdır.
Biricik bir kabile ile ki, onun aslı ve servetleri Acemlerin ortasında Cabiye-i Cevlan'dadır.
Memleketlerimizin ortasına yerleştiği zaman ona karşı olan her azgın ve zalime kılıçlarımızla yardım ettik.
Oğullarımızı ve kızlarımızı onun Önünde kıldık ve ganimetlerin paylaştınlmasmda onun için gönlümüzü hoş tuttuk.
İnsanlar onun dinine tabi oluncaya kadar onlara keskin kılıçlarla vurduk.
Biz Kureyş'ten, onların büyüklerini doğurduk. Haşim soyundan olan hayır peygamberini doğurduk. Ey Beni Darim! Övünmeyiniz. Çünkü sizin övüncünüz, üstünlükleri, anıldığı zaman insanlar ağırlık duyar, rahatsız olurlar.
Bize karşı övünüyorsunuz, çocuğunuzu ve aklınızı kaybettiniz.
Oysa ki siz, bizim için süt anası ve hizmetçi olma arasında, köle ve cariyelerdiniz.
Eğer siz canlarınızı korumak, mallarınızın başkaları tarafından paylaşılmasını engellemek için gelmişseniz,
Allah'a herhangi birşeyi ortak koşmayın, Müslüman olun. A-cemlerin kılık-kıyafetlerini giymeyin." Hassan b. Sabit sözünü tamamladığı zaman Akra' b. Habis şöyle dedi:
- Babamın başına yemin ederim ki, bu adam elbette muvaffak kılınmıştır. Onun hatibi, bizim hatibimizden daha hitabetlidir. Onun şairi, bizim şairimizden daha iyi bir şairdir. Onların sesleri bizimkilerden daha yüksektir.
Akra' konuşmasını tamamladığı zaman onlar Müslüman oldular. Rasûlullâh (s.a.v.) da onları mükafatlandırdı. Onlara güzel armağanlar verdi.
Amr b. Ehtem'e gelince, kavmi onu eşyalarının yanında bırakmışlardı. O, onların yaşça en küçükleri idi. Amr b. Ehtem'e kızan Kays b. Asım dedi ki:
- Ya Rasûlallah, o bizim yolculuk eşyalarımızın yanında kaldı. Genç biridir. Ben onu Önemsemediğim için getirmedim.
Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.), heyettekilere verdiği armağanların aynısını Amr b. Ehtem'e de verdi. Amr b. Ehtem, Kaysın böyle söylediğini duyduğu zaman, onu yererek şöyle dedi:
"Dübürü yere' döşeyici olarak Rasûlün katında bana küfretmeye başladın. Ne doğru söyledin, ne de isabet ettin.
Sizi geniş bir şekilde bir efendilikle, şereflilikle efendi ve şerefli yaptık. _
Sizin efendiliğinizin dişleri açıktır ve uylukları üzerine oturmuştur."
Hafız el-Beyhakî, Yakub b. Süfyan tariki ile Muhammed b. Zü-beyr el-Hanzelî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Zibirkan b. Bedir, Kays b. Asım ve Amr b. Ehtem, Rasûlullâh (s.a.v.)'m yanına geldiler. Rasûlullâh (s.a.v.), Amr b. Ehtem'e:
- Bana Zibirkan'ı anlat. Ama Kays b. Asım hakkında sana soru soracak değilim, dedi.
Öyle sanıyorum ki, Rasûlullâh, Kays'ı daha önceden tanıyordu. Bunun üzerine Amr, şöyle dedi:
- Akrabaları arasında kendisine itaat edilir. Hitabeti kuvvetlidir. Arkasındakileri koruyandır.
Zibirkan da şöyle dedi:
- Amr söylediklerini söyledi. O da biliyor ki ben, onun anlattığından daha üstün ve faziletliyim.
. Arar, şöyle cevab verdi:
- Vallahi ben seni mürüvveti eksik, sıkıntı zamanında sabır ve tahammülü az, babası ahmak, dayısı alçak bir kimse olarak biliyorum.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah'a hitaben şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, bütün söylediklerim doğrudur. Beni memnun etti, bildiğimden daha güzel şeyler söyledim. Beni öfkelendirdi, bildiğimden daha kötü şeyler söyledim.
Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Doğrusu bazı sözler büyü gibidir."
Bu konuşma, bu şekli ile mürseldir.
Beyhakî, Ebu Cafer Kamil b. Ahmed kanalı ile İbn Abbas'm şöyle
dediğini rivayet eder:
"Temim kabilesinden Kays b. Asım ile Zibirkan b. Bedir ve Amr b. Ehtem gelip Rasûlullâh (s.a.v.)'ın yanında oturdular. Zibirkan,
övünerek şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, ben, Temim kabilesinin efendisiyim. Onlar arasında itaat edilen, çağrısına icabet edilen bir kimseyim. Onları zulümden korurum. Haklarını başkalarından alırım. Şu adam da (Amr b. Ehtem de) benim bu Özelliklerimi bilir.
Amr b. Ehtem, bu söze karşı şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki ya Rasûlallah! Bu adam benim hakkımda söylediği sözlerden başka özelliklerimi de bilmektedir. Ancak beni çekemediği için gerçekleri söylemedi.
Amr b. Ehtem ise, ona şu karşılığı verdi:
- Ben mi seni çekemiyecekmişim! Allah'a yemin ederim ki, sen dayısı alçak bir kimsesin. Sonradan görmesin. Baban da ahmaktır. Aşiretin arasında Önemsenmeyen bir insansın.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah'a hitaben şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki ya Rasûlallah! Ben ilk başta söylediğim sözleri gerçek olarak söyledim. Sonradan söylediğim sözlerde de asla yalan söylemedim. Ancak ben öyle bir adamım ki, memnun edildiğim takdirde bildiğimden daha güzelini söylerim. Öfkelendirildiğim takdirde ise görüp müşahede ettiğim şeylerden daha çirkinim söylerim. Aslında ben hem ilk başta, hem de sonda doğruyu söyledim.
Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.), şöyle buyurdu:
- Doğrusu bazı sözler büyü gibidir."
Bu, cidden garib bir senettir.
Vakidî, onların Rasûlullâh in yanma geliş sebeblerini şöyle anlatır:
"Onlar, Huzaalılara silah çekmişlerdi. Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.), -aralarında Ensâr'dan ve Muhacirden kimsenin bulunmadığı-elli kişilik bir seriyyeyi Uyeyne b. Bedir komutasında üzerlerine gönderdi. Bu seriyye, onlardan onbir erkek, onbir kadın ve otuz çocuğu esir aldı. İşte bu Temim kabilesinin reisleri, esirlerini serbest bırakması için Rasûlullah'm yanma geldiler. Anlatıldığına göre gelen heyet, seksen ya da doksan kişi imiş. Aralarında Utarit, Zibirkan, Kays b. Asım, Kays b. Haris, Naim b. Sa'd, Akra' b. Habis, Rebah b. Haris ve Amr b. Ehtem de varmış. Bunlar, Mescid-i Nebeviye girdikleri zaman Bilal-i Habeşî öğle ezanını okumakta idi. Cemaat, gelip kendilerine namaz kıldırması için Rasûlullâh (s.a.v.)'ı beklemekte idi. Ama bunlar sabırsızlık gösterip acele ettiler. Rasûlullah'ı odalarının gerisinden yüksek sesle çağırdılar. Bunun üzerine haklarında Kur'ân a-yeti nazil oldu."
Vakidî, bu heyetin hatiplerinden ve şairlerinden, ayrıca Rasûlul-lah (s.a.v.)'m onlardan her adama onikişer buçuk okiyelik hediye verişinden söz etmiştir. Ancak Amr b. Ehtem'e -yaşı küçük olduğundan dolayı- beş okiyelik hediye vermiştir. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak dedi ki: "Bu heyet hakkında şu ayet-i kerimeler nazil olmuştu:
"Ey Muhammedi Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu ak-letmeyen kimselerdir.
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir." (el-Hucurât, 4-5.)
Yukarıdaki ayet-i kerime ile ilgili olarak İbn Cerir, Ebu Umar el--Hüseyin b. Haris el-Mervezî kanalı ile Bera'nın şöyle dediğini rivayet eder:
"Adamın biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Doğrusu benim övmem güzeldir. Yermem de çok fenadır.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- O, Aziz ve Celil olan Allah'tır, dedi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Abdurrahman'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Akra' b. Habis, Rasûlullah (s.a.v.)'a seslenerek: "Ya Muhammed, Ya Muhammed" dedi. Başka bir rivayete göre ise: "Ya Rasûlallah, ya Rasûlallah" şeklinde hitap ettiği söylenmektedir. Rasûlullah, ona ce-vab vermedi. Bunun üzerine o, sözünü şöyle sürdürdü:
-
Ya
Rasûlallah!
Doğrusu
benim
övmem
güzeldir,
yermem
fenadır.
.
Rasûlullah (s.a.v.):
- O Aziz ve Celil olan Allah'tır, dedi."

