El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Rasûlullah (s.a.v.), Cirâne'de İken Süt Kardeşi Şeyma'nın Gelişi

İbn İshak dedi ki; "Beni Sa'd b. Bekr kabilesinden biri, bana Rasûlullah (s.a.v.)'m Hevazin gününde şöyle dediğini nakletti; - Eğer (Beni Sa'd b. Bekr kabilesinden) Necad adındaki adamı ele geçirirseniz sakın brakmayın. …

İbn İshak dedi ki; "Beni Sa'd b. Bekr kabilesinden biri, bana Rasûlullah (s.a.v.)'m Hevazin gününde şöyle dediğini nakletti;

- Eğer (Beni Sa'd b. Bekr kabilesinden) Necad adındaki adamı ele geçirirseniz sakın brakmayın. Çünkü o, neler yapmıştır neler!

Müslümanlar, Necad'ı ele geçirdiklerinde onu ve ailesini, beraberlerinde de Rasûlullah (s.a.v.)'m süt kardeşi Şeyma binti Haris b. Abdi'l-Uzza'yı önlerine katıp Cirâne'ye getirdiler. Sevkıyat esnasında Şeyma'ya kaba davranmışlardı. O da bunun üzerine Müslümanlara şöyle dedi:

- Biliyor musunuz, vallahi ben sizin arkadaşınızın (Rasûlullah'm) süt kardeşiyim.

Müslümanlar, Şeyma'nm bu sözünü kabul etmediler, sonunda onu Rasûhıllah (s.a.v.)'m yanma getirdiler.

Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma getirdiklerinde o:

- Ya Rasûlallah, ben senin süt kardeşinim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Bunu isbatlayacak bir işaret veya emaren var mıdır? diye sordu. Bunun üzerine o:

- Ben senin ayağına çelme takıp seni yere düşürdüğüm bir zaman, sen benim sırtımı dişlemiştin. İşte o diş izi hâlâ sırtımdadır, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) da bu işaretle onu tanıdı, abasını yere serdi, onu abasının, üzerine oturttu ve ona serbestiyet tanıdı. Sonra:

- İstersen yanımda kalır, ikram ve sevgi görürsün, istersen sana bir miktar mal veririm, kavmine dönersin, dedi.

Oda:

- Hayır, bana*bir miktar mal ile beni kavmime gönder, dedi. RasûluUah (s.a.v.), ona bir miktar mal verdi ve onu kavmine gönderdi.

Beni Sa'd'm iddiasına göre RasûluUah (s.a.v.), ona Mekhul adında bir köle ve bir de cariye verdi. Şeyma da bu köle ile cariyeyi, birbirleri ile evlendirdi. Aralarında onların nesilleri hâlâ devam etmekte idi."

Beyhakî, Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hevazin'in fethi gününde bir cariye, RasûluUah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, ben senin kız kardeşinim. Ben Şeyma binti Ha-ris'im.

- Eğer doğru söylüyorsan, benim sende asla kaybolmayacak bir eserim vardır. (Göster bakayım o eseri).

Rasûlullah'ın böyle demesi üzerine Şeyma da pazusunu açtı ve:

- Evet ya Rasûlallah, sen küçük iken benim pazumu ısırmış ve bu izi bırakmıştın, dedi.

RasûluUah (s.a.v.), onun oturması için abasını yere serdi. Sonra ona:

- Ne dilersen sana verilecektir. Kimin serbest bırakılması için şefaat edersen şefaatin kabul edilecektir, dedi."

Beyhakî, Ebu Nasr b. Katade tarikiyle Ebu Tufeyl'in şöyle haber verdiğini rivayet etmiştir: "Ben devenin uzvunu taşıyan bir çocuk i-dim. RasûluUah (s.a.v.), Cirâne'de ganimet davarlarını dağıtıyordu. O esnada bir kadın ona geldi. Rasûlullah da onun oturması için abasını yere serdi. Bu kimdir? diye sordum. Onu emziren süt annesidir, dediler."

Bu garib bir hadistir. Belki de Ebu Tufeyl, bu sözü ile Rasûlullah'ın kız kardeşi Şeyma'yı kastedmiştir. Çünkü Şeyma da annesi Halime-i Sa'diye ile birlikte Rasûlullah'ın baklalığım yapıyordu. Belki de bu ifadeler doğrudur. O takdirde demek ki, Halime , uzun bir zaman yaşamıştır. Çünkü onun, Rasûlullah (s.a.v.)'ı emzirdiği tarih üe Cirâne umresinin yapıldığı tarih arasında altmış seneden fazla bir zaman geçmiştir. Rasûlullah (s.a.v.)'ı emzirirken de kendisinin yaşı en azından otuz idi. Sonra daha ne kadar yaşamış olduğunu ancak Allah büir.

Mürsel olarak varid olan bir hadiste anlatıldığına göre süt anne ve babası Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelmişlerdir. Bu rivayetin doğruluğunu ancak Allah bilir.

Ebu Davud, "MerâsiV'de Ahmed b. Said el-Hemedanî kanalı ile Ömer b. Saib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bana ulaşan bir habere göre Rasûlullah (s.a.v.), bir gün oturmakta iken süt babası yanma geldi. RasûluUah, elbisesinin bir kısmını yere serdi. O da elbisenin üzerine oturdu. Sonra annesi geldi. Ona da, oturması için elbisesinin diğer parçasını yere serdi. O da oturdu. Sonra süt kardeşi geldi. RasûluUah kalkıp onu karşıladı ve önünde oturttu.

Daha önce de geçtiği gibi, Hevazinlilerin tamamı, Rasûlullah (s.a.v.)'ı emzirmekle ilgilenmişlerdi. Çünkü onu emziren Beni Sa'db. Bekr topluluğu, Hevazinlilerin küçük bir cemaatini teşkil ediyordu. Bunların hatipleri Züheyr b. Sured, Rasûlullah'ın huzurunda kalkıp şöyle demişti:

- Ya Rasûlallah! Senin anaların, teyzelerin ve dadıların ağıllardadır. Bize lütfet ki, Allah da sana lütfetsin.

Memelerinden senin ağzına inci tanelerini andıran sütlerin dolduğu ve senin de sütlerini emdiğin kadınlara lütfet.

Sütlerini emdiğin ve her gidip gelişinde seninle ilgilenip bakımını yapan kadınlara lütfet."

İşte bu sebeple Rasûlullah, onları azad etti. Onlara bolca lütufta bulundu. Öteden beri lütufta bulunurdu, özel ve genel hepsine ihsanda bulundu.

Vakidî, İbrahim b. Muhammed b. Şurahbil'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Nadir b. Haris b. Kelde, insanların en güzeli ve yakışıklısı idi. Şöyle derdi:

- Allah'a şükürler olsun ki, Muhammed (s.a.v.)'i peygamber gönderip de bize Müslümanlığı nasib etti. Atalarımızın öldüğü cehalet üzerinde ölmedik. Andolsun ki Kureyşlilerin ona karşı olan bütün hareket ve savaşlarında bulundum. Nihayet Mekke fethedildi ve onunla birlikte Hüneyn savaşma çıktık. Bizim amacımız, eğer kendisi yenilirse, karşı tarafa yardım etmekti. Ama buna imkan bulamadık. Oradan Cirâne'ye geldiği zaman da Allah'a yemin ederim ki, ben ona yine kin besliyordum.

Orada bir gün hiçbir şeyden haberim yok iken bana:

- Ey Nadir! diye seslendi. Ben de:

- Buyur ya Rasûlallah, diye cevap verdim.

- Bu, Hüneyn savaşında senin arzuladığın neticeden daha hayırlıdır, dedi.

Bunun üzerine ben de koşarak yanma gittim. Bana:

- Artık içinde bulunduğun hali görmenin zamanı geldi, dedi.

Ben de:

- Eğer Allah ile beraber başka bir ilâh bulunsaydı, şimdiye kadar bize bir faydası olurdu. Şu halde O'ndan başka ilâh yoktur, O birdir, ortağı yoktur, dedim.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Allahım, bunun sebatını artır, dedi.

Onu, hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, o andan itibaren dinde sebat etme ve hakkı görme hususunda kalbim âdeta taş gibi sertleşti. Rasûlullah (s.a.v.) da:

- Bunu hidayete ileten Allah'a hamdolsun, dedi."