El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Rasûlullah (S.A.V)'in Veda Haccından Önce Hz. Âli İle Halid B. Velid'i Yemen'e Göndermesi

Ahmed b. Osman, Şureyh b. Meslenıe kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.), bizi Halid b. Velid'le birlikte Yemen'e gönderdi. Daha sonra Halid'in yerine Ali'yi göndererek kendisine …

Ahmed b. Osman, Şureyh b. Meslenıe kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), bizi Halid b. Velid'le birlikte Yemen'e gönderdi. Daha sonra Halid'in yerine Ali'yi göndererek kendisine şöyle dedi: .

"Hâlîd'in arkadaşlarına söyle. Onlardan dileyen seninle birlikte orada kalsın. Dileyen de buraya gelsin." Ben onunla birlikte orada kalanlardan idim. Birkaç okiye ganimet elde ettim.»

Buharı, daha sonra Muhammed b. Beşşar kanalı ile Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.), ganimetlerin beşte birini teslim alması için Ali'yi, Halid b. Velid'e gönderdi. Ben Ali'ye kızıyordum. Ganimetler arasında bulunan cariyelerden biri ile cinsel ilişkide bulundu. Sabah olunca gusletti. Ben de Halid'e: "Şunu görüyor musun?" dedim. Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldiğimizde bunu ona anlattım. O da bana şöyle dedi:

- Ey Büreyde, Ali'ye kızıyor musun?

- Evet.

- Ona kızma. Çünkü ganimetlerin beşte birlik kısmında Ali'nin, kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğu o cariyeden daha fazla hakkı vardır."

İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Said kanalı ile Abdülcelil'in şöyle dediğini rivayet eder:

"İçinde Ebu Miclez ile Büreyde'nin oğlunun bulunduğu bir meclise vardım. Büreyde'nin oğlu Abdullah şöyle dedi:

Babam Büreyde bana dedi ki: "Ben Ali'ye öyle kızıyordum ki, onun kadar hiç kimseye kızmadım. Kur ey şlil erden bir adamı sırf Ali'ye kızdığı için sevdim." Rasûlullah, bu adamı bir süvari kafılesiyle birlikte bir yere gönderdi. Ben de Ali'ye kızdığı için bu adamla arkadaşlık ettim. Birkaç cariyeyi ele geçirdik. Arkadaşım, Rasûlullah'a: "Bunların beşte birini alacak bir adamı bize gönder." diye mektup yazdı. Rasûlullah da bize Ali'yi gönderdi. Cariyeler arasında Vasife adında biri vardı ki, onların en üstünü idi. Ali, beşte birlik payı aldı. Kalan kısmı taksim etti. (Vasife ile cinsel ilişkide bulunmuş olduğu için) odasından dışarı çıkarken başından sular damlıyordu. Ona:

- Ey Ebu'l-Hasan! Bu nedir? diye sordum. O da şöyle cevab verdi:

- Cariyeler arasındaki Vasife adlı kadını görmedin mi? Ben taksimat yaptım. Beşte birlik payı aldım, o da beşte birlik pay arasında idi. Sonra o, Ehl-i Beyt'in payına düştü. Sonra da Ali ailesinin payına düştü. Ben de onunla cinsel ilişkide bulundum."

Bu olay üzerine seriyyenin komutanı Peygamber (s.a.v.)'e bir mektup yazdı. Ben de ona: "Beni gönder," dedim. Adam mektubu tas-diklemem için beni Peygamber (s.a.v.)'e gönderdi. Ona mektubu okudum. Okurken ayrıca: "Adam doğru söylüyor," diyordum. Peygamber (s.a.v.), elimi ve elimdeki mektubu tuttu, bana şöyle sordu:

- Sen Ali'ye kızıyor musun?

- Evet.

- Ona kızma. Eğer onu seviyorsan sevgini artır. Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Ali ailesinin ge-nimetl erin beşte birlik kısmındaki payı, Vasife adlı cariyeden daha fazladır.

Peygamber (s.a.v.)'in bana böyle demesinden sonra Ali'den daha fazla sevdiğim bir insan olmadı." Abdullah b. Büreyde dedi ki: Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, benimle Peygamber (s.a.v.) arasında bu hadisi nakletme hususunda babam Büreyde'den başka bir kimse yoktur. Yani bu hadisi peygamberden babam bana nakletmiştir.

Muhammed b. İshak, Ebban b. Salih kanalı ile Hudeybiye ashabından olan Amr b. Şe's elEslemî'nin şöyle dediğini rivayet etmişti:

"Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m Yemene gönderdiği süvariler arasında Ebu Talib oğlu Ali ile beraberdim. Ali bana biraz sert davrandı. Ona karşı biraz kırgınlık hissettim. Medine'ye geldiğimde her mecliste ve karşılaştığım her kimse nezdinde Ali'nin şikayetini yaptım. Bir gün mescide gittim. Baktım ki, Rasûlullah orada oturuyor. Gözlerine baktığımı görünce o da bana baktı. Gidip yanma oturunca bana şöyle dedi:

- Doğrusu yemin ederim ki, ey Amr b. Şe's, sen bana eziyet ettin,

- "İnna lillâh ve inna ileyhi râciun." Rasûlullah'a eziyet etmekten Allah'a ve İslâm'a sığınırım, dedim.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Ali'ye eziyet eden, bana da eziyet etmiştir, dedi."

Hafız el-Beyhakî, Muhammed b. Abdullah kanalı ile Bera'nm şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), kendilerini İslâm'a davet etmesi için Yemen halkına Halid b. Velid'i gönderdi. Ben de Halid ile beraber gidenlerdendim. Orada altı ay ikamet ettik. Bu süre zarfında Halid onları İslâm'a davet ediyordu. Ancak onlar onun bu davetine icabet etmediler. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'yi Yemene gönderdi ve ona, Ha-lid'i Medine'ye geri göndermesini emretti. Ancak Halid'le beraber bulunup orada Ali ile kalmak isteyen adamları da orada bırakmasını söyledi.

Ben, Ali ile beraber orada kalanlardan oldum. Yemenlilere yaklaştığımızda karşımıza çıktılar. Yanımıza geldiler. Sonra Ali öne geçip bize namaz kıldırdı. Bizi tek saf halinde dizdi. Sonra karşımıza geçip bize Rasûlullah'm mektubunu okudu. Hemdanlıların tamamı Müslüman oldular. Hz. Ali de onların İslâm'a girdiklerini Hz. Pey-gamber'e bir mektupla bildirdi. Hz. Peygamber, o mektubu okuduğunda secdeye kapanmış, sonra başım kaldırıp şöyle demişti: "Hem-dan'a selam olsun. Hemdan'a selam olsun."

Beyhakî, Ebu'l-Husayn kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Talib oğlu Ali'yi Yemen'e gönderdi. Ali ile birlikte gidenlerden biri de bendim. Zekat develerini aldığımız zaman Ali'den kendi develerimize istirahat verip zekat develerine binme talebinde bulunduk. Çünkü develerimizin yorgun düştüklerini görmüştük. Ne var ki AH, bu isteğimizi kabul etmedi ve:

- Diğer Müslümanlar kadar sizin bu develerde payınız vardır. Başkaca bir hakkınız yoktur, dedi.

Ali, işini tamamlayıp Yemen'den dönüş yoluna koyulduğu zaman başımıza bir adamı emir tayin etti. Kendisi acele gitti ve hacca kavuştu. Haccını tamamladığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), ona:

- Arkadaşlarına dön ki, onları getiresin, dedi.

Biz, Ali'nin vekil bıraktığı adamdan da aynı talepte bulunduk. O, bu talebimizi uygun karşıladı. Ali yanımıza döndüğünde zekat develerine binilmiş olduğunu ve binme izlerinin develerin sırtında bulunduğunu görünce vekil bıraktığı adamı huzuruna çağırtıp kınadı. Ben de: "Eğer Medine'ye gelirsem, Allah'a söz veriyorum ki, bu olup bitenleri ve Ali'den gördüğümüz kabalığı, baskıyı Rasûlullah'a anlatacağım." dedim.

Medine'ye geldiğimizde yemin ettiğim şeyi yerine getirmek için Rasûlullah'm yanma gittim. Ebu Bekir'in, Rasûlullah'm yanından çıkmakta olduğunu gördüm. Ebu Bekir beni görünce yanımda durarak; "Hoş geldin." dedi. Hal hatır sordu. Ben de hal hatır sordum.

- Ne zaman geldin? diye sordu. Ben de:

- Dün geldim, dedim. Benimle birlikte dönüp Rasûlullah'm yanına geldi. İçeri girdi ve:

- Sa'd b. Malik b. Şehid (Ebu Said el-Hudrî) yanınıza girmek istiyor, dedi. Rasûlullah da:

-İzin ver, dedi.

- İçeri girdim. Rasûlullah'a selam verdim. Selamımı aldı. Bana yöneldi. Hal hatır sordu. Bu hususta tekrar tekrar soru sordu. Ben de dedim ki:

- Ya Rasûlallah, bir busen, Ali'den ne kadar kabalık, kötü arkadaşlık ve baskı gördüğümüzü.

Rasûlullah (s.a.v.) ağırlaştı, ağır davrandı. Ben de Ali'den gördüğümüz eziyetleri sıralamaya başladım. Sözlerimin ortasına geldiğimde Rasûlullah bacağıma vurdu. Ben yakınında duruyordum. Bana şöyle dedi:

- Ey Sa'd b. Malik b. Şehid, sözlerinin bir kısmını kardeşin Ali'ye bırak. Allah'a yemin ederim ki, onun Allah yolunda daha haşin olduğunu anladım.

Ben de kendi kendime dedim ki: "Anan seni kaybetsin ey Sa'd b. Malik."

Artık o günden sonra Ali'nin hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunduğumu sanmıyorum. Allah'a yemin ederim ki, artık onu ne gizli, ne de açık olarak kötülükle yad etmedim."

Yunus, Muhammed b. İshak kanalı ile Yezid b. Talha b. Yezid b. Rükane'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Ali b. Ebi Talib'in Yemen'de kendisiyle birlikte bulunan askerleri ona karşı kırgınlık hissettiler. Şöyle ki: Bunlar Medine'ye dönecekleri esnada Hz. Ali, bir an Önce Rasûlullah'a kavuşmak için onlardan ayrılarak çabuk gitmek istedi. Yerine de askerlerin üzerine birini vekil bıraktı. Vekil bıraktığı adanı askerlerden her birine ganimetteki elbiselerden bir elbise giydirdi. Medine'ye yaklaştıklarında onları karşılamaya çıkan Ali, üzerlerinde ganimet elbiselerini görünce:

- Bu nedir? diye sordu: Onlar da:

- Üzerimize vekil bıraktığın adam bize giydirdi, dediler. Ali, vekiline:

- Rasûluüah'm yanına gelmeden niçin böyle yaptın? Bıraksaydm da Rasûlullah nasıl uygun görüyorsa Öyle yapsaydı, dedi ve elbiseleri askerlerin üzerinden çıkardı.

Rasûlullah'm yanma geldiklerinde askerler, Ali'nin bu davranışından şikayetçi oldular.

Yemenliler, Rasûhıllah'la barış yapmışlardı. Rasûlullah, Hz. Ali'yi üzerlerine tarhedilen cizyeyi tahsil etmesi için Yemene göndermişti."

Ben derim ki: Bu rivayetteki ifadeler, Beyhakî'ninkine nisbetle

doğruya daha yakındır. Şundan ki, Ali, hacca yetişmek için askerlerini geride bıraktı. Acele ile yola çıktı. Beraberinde kurbanlarını da götürdü. Peygamber (s.a.v.)'le birlikte ihrama girdi. Peygamber (s.a.v.), onun ihramda kalmasını emretti. Bera b. Azib'in rivayetine göre o şöyle demiştir: "Ben kurbanlarımı önden şevkettim ve kıran haccma niyet ettim."

Demek istediğimiz şu ki; Hz. Ali'nin, zekat develerini kullanmalarına müsaade etmeyişi ve vekilinin kendilerine verdiği elbiseleri geri alışı orduda epey dedikoduya sebep olmuştu. Ancak Hz. Ali bu yaptığı işte mazurdu. Hacılar arasında da bu dedikodu yayılmıştı. Allah bilir ya bu sebepledir ki, Rasûlullah (s.a.v.), Veda haccmı tamamladıktan ve Medine'ye dönüş yoluna koyulduktan sonra Gadir-i Hum mevkiine vardı. Orada kalkıp insanlara hitabta bulundu. Ali'nin suçsuz olduğunu söyledik Şanını yüceltti. Faziletli bir insan olduğuna dikkatleri çekti ki; insanların kalblerine onun aleyhine yerleşmiş olan duygular yok olup gitsinler. Bununla ilgili açıklamalar yeri geldiğinde inşaallah detaylı olarak verilecektir. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.

Buhari, Kuteybe kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğim rivayet eder:

"Ali b. Ebi Talib, Peygamber (s.a.v.)'e Yemen'den sepilenmemiş bir deri parçası içinde bir altın külçesi gönderdi. Bu altın, topraklı idi. Topraklarından temizlenip arınmamıştı. Peygamber (s.a.v.), bu altın külçesini dört kişiye paylaştırdı. Bunlar şu kimselerdi: Uyeyne b. Bedir, Akra b. Habis, Zeyd el-Hayl, Alkame b. Ulase veya Amir b. Tu-feyl.

Ashabdan biri kalkıp:

- Bu altın.külçesini almaya bu adamlardan biz daha layıkız, dedi. Adamm böyle deyişini haber alan Peygamber (s.a.v.), şöyle karşılık verdi:

- Bana güvenmiyor musunuz? Oysa ki ben, göktekinin güvenilir adamıyım. Sabah akşam bana gökten haberler geliyor.

Gözleri çukurda, boyun damarları şişkin, alnı çıkık, sakalı sık, başı tıraşlı, eteği sıvanmış bir adam kalkıp:

- Ya Rasûlallah, Allah'tan kork, dedi. Rasûlullah ona şöyle cevab verdi:

- Yazıklar olsun sana. İnsanlar arasında Allah'tan en çok korkması gereken kişi ben değil miyim?

Bunun üzerine adam dönüp gitti, Halid b. Velid de:

- Ya Rasûlallah, müsaade et, şunun boynunu uçurayım, olmaz mı? diye sorunca Rasûlullah:

- Hayır, belki o namaz kıhyordur, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Halid:

- Nice namaz kılan kişi vardır ki, kalbinde olmayan şeyi dili ile söylüyor, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):

- İnsanların kalblerini araştırmak ve karınlarını yarmakla emro-lunmadım, dedi. Sonra o adamın yanı başında durmakta olduğunu gördü ve şöyle dedi:

- Şunun soyundan bazı kimseler gelecektir ki; Allah'ın kitabını okumaktan dilleri nemli kalacak, ancak o kitap onların boğazlarından aşağı (kalblerine) geçmeyecektir. Okun yaydan fırladığı gibi onlar dinden çıkacaktır. (Öyle sanıyorum ki Rasûlullah (s.a.v.) şöyle de dedi): Eğer onların zamanına yetişirsem Semûd kavminin öldürülüşü gibi onları öldürürüm."

İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya kanalı ile Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemene gönderdi. Ben o zaman genç bir insandım. Ona şöyle sordum: . - Sen beni çok problemli bir kavme gönderiyorsun. Benim ise yargılama hakkında bilgim yoktur. Ne yapacağım?

- Allah senin lisanına hidayet verecek ve kalbini de sabit kılacaktır.

Ondan sonra artık iki kişi arasında hüküm verirken hiç şüphe-lenmeksizin hüküm veriyordum."

İmam Ahmed b. Hanbel, Esved b. Amir kanalı ile Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemene gönderdi. Ben şöyle sordum:

- Ya Rasûlallah, sen beni benden daha yaşlı kimselerin bulunduğu bir kavme gönderiyorsun. Ben genç bir kimseyim. Yargılama usulünü bilmem, ne yapacağım?

Rasûlullah (s.a.v.), elini göğsüme koydu ve şöyle dedi:

- Allahım, Ali'nin lisanına sebat ver, kalbini hidayete ilet. Ey Ali, iki hasım senin meclisine gelip otururlarsa, birinciden ifade aldığın gibi diğerinden almadıkça aralarında hüküm verme. Eğer ikisinin de ifadesini alırsan hüküm verme yolu sana açıkça belli olur."

"Ondan sonra Ali, hasımlar arasında hüküm verir ve yargılama yaparken hiç müşkilat ile karşılaşmadı."

İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan b. Uyeyne kanal ile Zeyd b, Er-kam'm şöyle dediğini rivayet eder: "Birkaç kişi, temizlik dönemindeki bir kadınla cinsel ilişkide bulundular. (Kadının doğurduğu çocuğun kime ait olduğu hususunda birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler.) Bunun üzerine Ali, onlardan iki kişiye:

- Bu çocuğun karşınızdaki iki kişiye ait olması hususunda rızanız var mıdır? diye sordu.

Onlar da:

- Hayır, diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Hz. Ali, diğer iki kişiye yönelerek:

- Bu çocuğun karşınızdaki iki kişiye verilmesine razı olur musunuz? diye sordu. Onlar da:

- Hayır, diye cevap verince bu defa Hz. Ali, hepsine hitaben şöyle

dedi:

- Siz müşkülpesent ortaklarsınız. Aranızda kura çekeceğim. Kura hanginize çıkarsa çocuğun diyetinin üçte ikisini Ödemesine ve çocuğun da kendisine verilmesine hükmedeceğim.

Hz. Ali'nin bu hükmü, Peygamber (s.a.v.)'e anlatıldığı zaman o şöyle buyurmuştu:

- Ali'nin söylediğinden başka çıkar yol bilmiyorum."

İmam Ahmed b. Hanbel, Şureyh b. Numan kanalı ile Zeyd b. Er-kam'm şöyle dediğini rivayet eder: "Hz. Ali'ye -kendisi Yemen'de iken- üç kişi getirildi. Bunlar, bir çocuğun nesebinin kendilerine ait olduğu hususunda müşterek idiler. Aralarında kura çekti. Kura kendisine isabet eden şahsı, üçte iki diyet ödemekle yükümlü kıldı ve çocuğu da kendisine verdi.

Ben, Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldiğimde Hz. Ali'nin bu yolda vermiş olduğu hükmü haber verdim. Peygamber (s.a.v.) de, azı dişleri görününceye kadar güldü."

Neseî, Abdullah b. Ebu Halil kanalı ile Zeyd b. Erkam'm şöyle dediğini rivayet eder:

"Ben, Peygamber (s.a.v.)'in yanında idim. Yemenli bir adam gelip şöyle dedi:

- Bir çocuğun nesebi hakkında ihtilafa düşmüş ve birbirleriyle da-valaşan üç kişi, Ali'nin yanma getirildiler. Bunlar, temizlik döneminde iken bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuşlardı.

Adam, Önceki rivayetlerde geçen hadiseyi olduğu gibi anlattı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) de güldü."

Nesebleri belirleme hususunda kura ç'ekilmesi görüşüne imam Ahmed b. Hanbel kail olmuştur.

İmam Ahmed b. Hanbeî, Ebu Said kanalı Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderdi. Aslan yakalamak için çukur kazmış bir kavmin yanına vardık. Vardığımızda onların birbirleriyle dav ala ş tıklarını, itişip kakıştıklarını gördük. Bir adam o çukura düşmüştü. Bir başkası ona takılmış, sonra bir başkası da diğerine takılmış, böylece dört kişi birlikte o aslan çukuruna yuvarlanmışlardı. Aslan onları yaralamıştı. Adamın biri de mızrağını fırlatıp aslanı öldürmüştü. Ancak o dört kişinin tümü de aslanın darbesi neticesinde ölmüşlerdi. Çukura ilk yuvarlanan adamın velileri, diğerlerinin velilerine karşı çıkmış ve savaşmak için silah çekmişlerdi. Onlar bu halde iken ben yanlarına vardım. Onlara şöyle dedim:

- Rasûlullah (s.a.v.X henüz hayatta iken birbirimzle savaşmak mı istiyorsunuz? Ben aranızda hüküm vereceğim. Eğer hükmüme razı olursanız, bu hükmüm kesinleşir. Aksi takdirde sizi birbirinizden uzak tutarım. Peygamber (s.a.v.)'in yanına varıncaya kadar birbiriniz-le kavga etmenize, vuruşmanıza müsaade etmem. O zaman Rasûlullah, sizin aranızda hükmünü verir. Onun hüküm vermesinden sonra kim haddini aşarsa, onun haddi aşmaya hakkı olmayacaktır. Şimdi benim size vereceğim hüküm şudur:

Aslan için çukur kazmış olan kabilelerden dörtte bir, üçte bir, ikide bir ve bir tam diyet toplayın. Çukura ilk düşen ve ölen kişiye dörtte bir diyeti verin. Çünkü o ölmüştür. Çukura düşen ve ölen ikinci şahsa üçte iki diyet verin. Çukura düşüp ölen üçüncü şahsa ikide bir diyet verin. Çukura düşüp ölen dördüncü şahsa ise tam diyet verin.

Davacılar, bu hükme razı olmadılar. Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldiler. O, Makam-ı İbrahim'de bulunuyordu. Meseleyi kendisine anlattılar. O da:

- Ben aranızda hüküm vereceğim, dedi. Oradakilerden biri dedi ki:

- Ya Rasûlallah, Ali hakkımızda hüküm vermiştir.

Böyle dedikten sonra meseleyi olduğu gibi kendisine anlattılar, Rasûlullah (s.a.v.) da Ali'nin vermiş olduğu hükmü kabul etti."