Dört halife; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ebu Talib oğlu Ali bunlardandır. Allah hepsinden razı olsun. Eban b. Said b. As b. Ümeyye b. Abdu'ş- Şems b. Abdumenaf b. Kusay el-Ümevî de bunlardandır.
Eban, kardeşleri Halid ve Amr'dan sonra Müslüman olmuştur. İslâm'a girişi Hudeybiye'den sonra olmuştur. Çünkü Rasûlullah, Hu-deybiye gününde Osman'ı Mekkelilere gönderdiği zaman Eban onu himayesine almıştı.
Zayıf bir rivayete göre Eban, Hayber'den sonra Müslüman olmuştur. Çünkü Ebu Hüreyre'nin Hayber ganimetlerinin taksimiyle ilgili hadisinde ondan söz edilmektedir.
Onun İslâm'a giriş sebebi şudur: O Şam'da ticaret için bulunurken bir rahible buluşmuş. Rasûlullah'm durumunu rahibe anlatmış, rahib ona, Rasûlullah'm adını sorunca, o da Muhammed olduğunu söylemiş, bunun üzerine rahip:
- Öyleyse onun sıfat ve özelliklerini ben sâna söyleyeyim, demiş ve Rasûlullah'm evsafını tastamam anlatmış. Anlattıktan sonra da:
- Eğer memleketine ve ailene döndüğün takdirde benden ona selam söyle, demiş.
Mekke'ye döndükten sonra o ve kardeşi Anır b. Said el-Eşdak Müslüman olmuşlardı. Kardeşi Amr b. Said el-Eşdak'ı Abdülmelik b. Mervan öldürmüştür.
Ebu Bekir b. Ebi Şeybe dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında vahyi ilk yazan kişi Übey b. Ka'b idi. Onun hazır bulunmadığı zamanlarda Zeyd b. Sabit yazardı. Rasûlullah için Osman, Halid b. Said ile Eban b. Said de vahiy katipliği yaparlardı.
Ebu Bekir'e göre onlar, Medine'de bu katipliği yapmışlardır. Yoksa Mekkî sûrelerin nüzulü esnasında Übey b. Ka'b yoktu. O zaman o sûreleri Mekke'de diğer sahabeler yazmışlardı. Allah onlardan razı olsun.
Eban b. Said'in vefatı hususunda ihtilaf edilmiştir. Musa b. Ukbe ile Mus'ab b. Zübeyr, Zübeyr b. Bekkar ve neseb âlimlerinin çoğuna göre o, Ecnadin gününde öldürülmüştür. Yani hicri onikinci senenin cemaziyelevvel ayında öldürülmüştür.
Diğerleri dediler ki: O, hicri ondordüncü senede Mercü's-Süfur savaşında öldürülmüştür.
Muhammed b. İshak dedi ki: Eban b. Said ile kardeşi Amr, Yer-mük savaşında hicretin onbeşinci senesi receb ayının beşinci gününde öldürüldüler. Eban'ın, Hz. Osman'ın zamanına kadar yaşadığı da söylenmiştir. Bu rivayete göre Hz. Osman onu, Zeyd b. Sabit'in rivayetine göre imam mushafmı yazmasını emretmişti. Ondan sonra hicri yirmi dokuzuncu senede vefat etmişti. Doğrusunu Allah bilir.
Vahiy katiblerinden biri de Übey b. Ka'b b. Kays b. Übeyd el-Haz-reci el-Ensâri Ebu'l-Münzir'dir. Künyesinin Ebu Tufeyl olduğu da söylenir. Kurralarm seyyididir. İkinci Akabe bey'atma, Bedir gazvesi-. ne ve müteakip gazvelere katılmıştır. Orta boylu, nahif vücudlu, ak başlı, sakalı ağarmış bir zat idi. Saçında ve sakalında görünen ak telleri boyamaz veya koparıp atmazdı.
Enes dedi ki: Ensar'dan Kur'ânı toplayanlar dört kişidirler: Übey b. Ka'b, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit ve Ebu Yezid.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Enes'ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Übey'ye şöyle demiştir:
- Allah, bana, sana Kur'ân okumamı emretti.
- Ya Rasûlallah, Allah benim adımı mı sana söyledi? -Evet.....
Bunun üzerine Übey'yin gözleri yaşardı.
Yani Rasûlullah, ona tebliğ edip işittirmek için Kur'ân okumakla emr olunmuş tu. Yoksa Öğretmek için okumakla emrolunmuş değildi. Zaten ilim ehlinden hiç kimse, bu hadisi yukarıdaki şekilde anlamış değildir. Burada aksine kail olunmasın diye dikkatleri çekmek istedik. Zaten başka bir yerde de Ubey'ye Kur'ân okunmasının sebebini anlatmıştık. Adamın biri "el-Münfekkin" sûresini Ubey'ye şöyle okumuştu:
"Kitab ehlinden ve putperestlerden olan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu, arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi." (ei-Münfckkin, 1-3.)
Übey b. Ka'b, adamın birinin bu sûreyi kendi okuyuşunun hilafi-na okuyuşunu duyunca reddetmişti. Meseleyi Rasûlullah'a arzetmiş, Rasûlullah da ona:
- Oku bakalım ey Übey, demiş. Übey okumuş ve Rasûlullah:
- Bu sûre işte böyle nazil oldu, demişti. Sonra diğer adama:
- Sen de oku bakalım, demiş, adam okuyunca Rasûlullah:
- İşte bu sûre böyle nazil oldu, demişti.
Übey diyor ki: İşte o sırada cahiliye döneminde dahi duymadığım bir şüpheyi duymaya başladım. Kuşkuya kapıldım ama Rasûlullah göğsüme vurdu. Ben de tere boğuldum. Korkudan sanki Allah'a bakıyor ve onun huzurunda idim. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.) kalbimdeki şüpheyi gidermek, kalbime sebat vermek ve bu Kur'ân'm hak ve doğru olduğunu beyan etmek için kendisi okudu. Doğrusu bu Kur'ân, kullara rahmet ve lütuf olsun diye birçok kıraat üzerine nazil olmuştur."
İbn Ebi Hayseme dedi ki: Übey b. Ka'b, Rasûlullah'ın yanında vahyi ilk yazan kişidir.
Onun ne zaman vefat ettiği hususunda farklı rivayetler varid olmuştur. Kimine göre hicri ondokuzuncu senede, kimine göre yirminci senede, kimine göre yirnıiüçüncü senede, kimine göre Hz. Osman'ın öldürülüşünden önceki cuma gününde vefat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Vahiy katipliği yapanlardan biri de Erkam b. Ebu'l-Erkam'dır. Asıl adı Abdumenaf b. Esed b. Cündeb b. Abdillah b. Ömer b. Mah-zum el-Mahzumî'dir. İslâm'ın ilk döneminde Müslüman olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.), onun Safa tepesi yanındaki evinde gizlenirdi. O eve daha sonra Hayzaran denilirdi. Erkam, hicret etmiş, Bedir ve sonraki gazvelere katılmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), onunla Abdullah b. Enis'i kardeş kılmıştı. Rasûlullah (s.a.v.)'m emri üzerine Azim b. Haris elMuharibi'ye, Fah arazisi ile başka bir arazinin ikta olarak veriliş yazısını yazmıştı.
Seksen yaşında iken, hicretin elliüç veya ellibeşinci senesinde vefat etmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, ondan iki hadis rivayet etmiştir. Birinci hadis şudur: Osman b. Erkam b. Ebu'l-Erkam, babası Erkam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Cuma günü imamın minbere çıkışından sonra insanların omuzları üzerinden adım atarak ileriye geçen ve cemaatteki iki kişiyi birbirinden ayırıp araya yerleşen kişi Cehennem'de kendi bağırsaklarını sürükleyen kimse gibidir."
Abdullah b. Osman b. Erkam, dedesi Erkam'dan rivayet etti ki, o, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmiş, Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle sormuştu:
- Nereye gitmek istiyorsun?
- Ya Rasûlallah, şuraya gitmek istiyorum.
Böyle derken eliyle Kudüs'e işaret etmişti. Rasûlullah da ona şöyle sormuştu:
- Niçin oraya gitmek istiyorsun, ticaret için mi?
- Hayır, yalnız orada namaz kılmak istedim de.
- Şuracıkta (RasûluIIah böyle derken eliyle Mekke'yi göstermişti) namaz kılmak, Kudüs'te namaz kılmaktan 1.000 kat daha hayırlıdır.»
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Sabit b. Kays b. Şemmas el-Ensârî el-Hazrecî Ebu Ab.durranman1 dır. Künyesinin Ebu Muhammed el-Medenî olduğu da söylenir. Ensâr'm hatibi idi. Rasûlullah'm hatibi olduğu da söylenir.
Muhammed b. Sa'd dedi ki: Ali b. Muhammed el-Medainî, Arapların Rasûlullah'a gelen heyetleri hakkında senetleriyle birlikte hocalarının şöyle dediklerini rivayet etti: Abdullah b. Abs es-Sümalî ile Mesleme b. Hezzan el-Hüddanî, Mekke fethinden sonra kavimlerinden bir grup insanla birlikte Rasûlullah'a gelerek Müslüman oldular. Kavimlerinin de Müslüman olacağı hususunda RasûluIIah'la bey'at-laştılar. RasûluIIah (s.a.v.) da mallarının zekatı hususunda kendilerine farz kılmanı bir yazı ile onlara yazdı. Bu yazıyı RasûluIIah adına Sabit b. Kays b. Şemmas yazdı. O yazının yazılışında şahid olarak Sa'd b. Muaz ile Muhammed b. Mesleme de hazır bulundular. Allah onlardan razı olsun.
Müslim'in sahihinde sabit olduğuna göre RasûluIIah (s.a.v.), bu adamı Cennet'le müjdelemiştir.
"Cami" adlı eserinde Tirmizî, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Ebu Bekir, ne güzel adamdır. Ömer, ne güzel adamdır. Ebu U-beyde b. Cerrah, ne güzel adamdır. Üseyd b. Hudayr, ne güzel adamdır. Sabit b. Kays b. Şemmas, ne_güzel adamdır. Muaz b. Amr b. Ce-muh, ne güzel adamdır."
Sabit b. Kays b. Şemmas, hicretin onikinci senesinde Ebu Bekir es-Sıddık'm hilafeti döneminde Yemame savaşında öldürülüp şehid oldu.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Hanzele b. er-Rebi b. Seyfi b. Rebah b. Haris b. Muhaşin b. Muaviye b. Şerif b. Cerve b. Üseyd b. Amr b. Temim et-Temimi el-Useydî'dir. Kardeşi Rebah da sahabe idi. Amcası Eksem b. Sayfî, Arapların hekim ve filozofu idi.
Vakidî dedi ki: Bu zat, Peygamber (s.a.v.)'e bir mektup yazmıştır.
Diğerleri dediler ki: Peygamber (s.a.v.), sulh için onu Taiflilere gönderdi. Halid'in Irak'ta ve diğer yerlerde yaptığı savaşlarda Halid'-in yanında hazır bulundu. Hz. Ali'nin hilafeti dönemine yetişti. Onun, Cemel ve diğer savaşlarına katılmaktan geri kalmadı. Hz. Osman'a kötü sözler söylendiği için Küfe'ye göçtü. Hz. Ali'nin hilafetinden sonra vefat etti.
"el-Gabe" adlı eserinde İbnu'1-Esir dedi ki: Hanzele vefat ettiğinde karısı feryad etti. Sabırsızlandı. Bu yüzden komşuları karısını ayıpladılar. Karısı ise şöyle dedi:
"Da'd şaştı. O, hüzünlüdür. Ak saçlı, bitkin düşmüş adamına ağlar.
Eğer bugün beni inceltip sallandıran şeyi sorarsan, sana yalan olmayan bir sözü söylerim. Gözlerimin karası üzüntüden dolayı vahiy katibi Hanzele üzerine aktı."
Ahmed b. Abdullah b. el-Rakiyy dedi ki: Hanzele, fitneden kaçardı. Vefat edinceye kadar fitnelerden uzak durdu. Ondan iki hadis nakledilmiştir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ondan üç hadis nakledilmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Hanzele'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«RasûluIIah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitleriyle beş vakit namazı muhafaza eden (şartlarını yerine getirip onlara riayet eden), bu namazların Allah katından hak olduklarını bilen kimse Cennet'e girer." yahut RasûluIIah: "O kimse için Cennet vacib olur." dedi.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Müslim, Tirmizî ve İbn Mace, Hanzele'nin şöyle dediğim rivayet etmişlerdir:
"Yanımda olduğunuz gibi devam ederseniz meclislerinizde, yollarınızda ve yataklarınızda melekler sizlerle musafaha yaparlar. Ama bu, an be an böyle olur."
İmam Ahmed b. Hanbel, Neseî ve İbn Mace, Hanzele'den rivayet ettiler ki; insanlar, savaşta kadın öldürmekten menedilmiştir.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Halid b. Said b. As b. Ümeyye b. Abdu'ş-Şems b. Abdumenaf Ebu Said el-Ümevî'dir. İslâm'ın ilk döneminde Müslüman olmuştur. Anlatıldığına göre Ebu Bekir es-Sıddık ile onun arasında üç veya dört kişi Müslüman olmuştur. En fazla beş kişinin Müslüman olduğu söylenir. Onun İslâm'a giriş sebebi olarak şu hadise anlatılır: O, rüyasında Cehennem vadisinin kenarında durduğunu görmüş, bu sebeple Müslüman olmuştur. Cehennem vadisinin genişliğini de anlatmıştır ki, genişlik miktarını ancak Allah bilir. Rüyasında Cehennem vadisinin kenarında durduğunu, babasının onu vadiye ittiğini, Rasûlullah'm vadiye düşmesin diye onun elinden tuttuğunu görmüştü. Uyandıktan sonra bu rüyasını Ebu Bekir es-Sıddık'a anlatmış, Ebu Bekir.es-Sıddık da ona şöyle demişti:
- Senin için hayır murad edilmiştir. İşte RasûluIIah... git, ona tabi ol ve korktuğun şeyden kurtul.
Bunun üzerine o da Rasûlullah'a gelip Müslüman olmuştu. Babası onun Müslüman olduğunu duyunca öfkelenmiş ve elindeki bir değnekle ona vurmaya başlamış, nihayet değneği onun başında parala-mıştı. Evden kovmuş, azıktan mahrum bırakmıştı. Diğer kardeşlerinin kendisiyle konuşmalarını yasaklamıştı. Bunun üzerine Halid, Rasûlullah'ın yanma gelmiş, gece ve gündüz onun yanında kalmıştı. Sonra da kardeşi Amr, Müslüman olmuştu.
İnsanlar Habeşistan'a hicret edince bu iki kardeş de onlarla birlikte oraya hicret etmişlerdi. Daha önce de anlattığımız gibi Rasûlul-lah (s.a.v.)'ı Ümmü Habibe ile evlendirme akdini Halid'in kendisi yapmıştı. Sonra Halid ile kardeşi Amr, Cafer-i Tayyarla birlikte Habeşistan'dan ayrılıp Hayber'de bulunan Rasûlullah'ın yanma geldiler. Rasûlullah, o zaman Hayber'i fethetmiş, Müslümanlara danışarak bu iki zata ganimetten pay vermişti. Daha sonra Halid ile Amr'm kardeşleri Said de gelmiş, önceki sayfalarda anlattığımız gibi Hayber fethinde hazır bulunmuştu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), bu kardeşleri valiliklere atamıştı.
Ebu Bekir (r.a.) halife olduğunda bu kardeşler gaza için Şam'a gitmişlerdi. Halid, Ecnadin savaşında öldürüldü. Mercü's-Sufur'da öldürüldüğü de söylenir. Doğrusunu Allah bilir.
Atik b. Yakub, Amr b. Hazm'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Halid b. Said, Rasûlullah'ın şu mealdeki bir mektubunu yazmıştı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
İş bu mektuba göre Rasûlullah Muhammed, Ruhat'ta Raşid b. Abdillah es-Sülemî'ye iki ok atımı ve bir taş atımı mesafedeki yeri vermiştir. Hiç kimsenin bunu eksiltmeye hakkı yoktur. Onun hakkı haktır. Bunu Halid b. Said yazmıştır."
Muhammed b. Sa'd, Vakidî kanalı ile Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Osman b. Affan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Halid b. Said, Habeşistan'dan Medine'ye geldikten sonra bir müddet ikamet etti. Rasûlullah'ın yazıcılığını yapıyordu. Taiflilere Sakif heyeti için mektup yazdı. Rasûlullah'la onlar arasında barış yapılması için gayret sarfetti."
Rasûlullah'ın vahiy katiplerinden biri de Halid b. Velid b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum Ebu Süleyman el-Mahzumî'dir. O, İslâm'ın muzaffer ordularının, Asakir-i Muhammediyye'nin ve bilinip görünen zorlu yerlerin komutanı idi. Övgüye layık savaşların emiri idi. O, doğru görüş, kuvvet ve övgüye layık yol sahibi idi. O, Ebu Süleyman Halid b. Velid idi. Anlatıldığına göre ne cahiliye döneminde, ne de İslâmiyet döneminde onun komutanlık yaptığı bir ordu asla mağlup edilmemiş ve kırılmamıştır.
Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Kureyşliler arasında otağ onundu. Süvarilerin komutası da onda idi.
Hudeybiye'den sonra ve Hayber'den önce o, Amr b. As ve Osman b. Talha b. Ebi Talha Müslüman oldular. Rasûlullah (s.a.v.), gönderdiği seriyyelere hep onu, yani Halid'i komutan yapardı. Sonra Ebu Bekir es-Sıddık zamanında bütün askerlerin komutam oldu. Yani başkomutanlığa atandı.
Ömer b. Hattab, halife olunca onu görevden azletti ve ümmetin emini Ebu Ubeyde'yi, Ebu Süleyman'ın görüşü dışına çıkmamak şartı ile başkomutanlığa atadı.
Halid, hicretin yirmibirinci senesinde Hz. Ömer'in hilafeti zamanında vefat etti. Hicri yirmiikinci senede vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur. Ancak yirmibirinci senede vefat ettiğine dair rivayet daha sahihtir. Humus'a bir mil mesafede bir köyde vefat etmişti.
Vakidî dedi ki: Orayı sorduğumda bana oranın harap olduğunu söylediler.
Duhaym ise, Halid'in Medine'de vefat ettiğini söylemiştir. Bununla beraber ilk görüş daha sahihtir. Halid, birçok hadis rivayet etmiştir ki, onları burada zikretmek fazla yer işgal edecektir.
Atik b. Yakub, Amr b. Hazm'dan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), bazı arazileri ikta olarak verdiği zaman şu mektubu yazdırdı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Allah Rasûlü Muhammed'ten müminlere. Sayduh mıntıkası ve avlarına gelince, buranın bitkileri koparılmaz, avı öldürülmez. Bu yasağa riayet etmeyen biri görülürse kırbaçlanır, elbisesi üzerinden çıkarılır. Her kim bu emri dinlemeyip haddi tecavüz ederse yakalanır ve durumu Peygamber (s.a.v.)'e bildirilir. Bu, peygamber Muham-med'den bir bildiridir. Bunu Rasûlullah'ın emri üzerine Halid b. Velid yazmıştır. Herhangi bir kimse bu yasağı çiğnemesin. Kendisine yazık etmesin. Muhammed'in bu hususta verdiği emre riayetsizlik etmesin."
Rasûlullah'ın vahiy katiplerinden biri de Zübeyr b. Avvam b. Hü-veylid b. Esed b. Abdiluzza b. Kusay Ebu Abdillah el-Esedî'dir. Cennet'le müjdelenen on sahabeden (aşere-i mübeşşere'den) biridir. Rasûlullah'ın vefatı esnasında Rasûlullah'ın kendilerinden razı olduğu altı kişilikşura heyetindendir. Rasûlullah'ın havarisi ve halası Safiye binti Abdülmuttalib'in oğludur. Ebu Bekir'in kızı Esmanın da kocası-dır. Allah ondan razı olsun.
Atik b. Yakub, yukarıda geçen senedi ile rivayet etti ki, Rasûlullah'ın, Muaviye b. Cervel oğullarına yazdırdığı mektubu Rasûlullah'ın emri üzerine Zübeyr yazmıştır. İslâmiyet'in ilk zamanlarında onaltı yaşındaki bir genç iken Müslüman olmuştu. Onsekiz yaşında iken Müslüman olduğuna dair bir rivayet de vardır. Hem Habeşistan'a, hem de Medine'ye hicret etmiş, bütün gazvelerde hazır bulunmuştu. Allah yolunda kılıcını çeken ilk kişi o olmuştu. Yermük savaşma katılmıştı. O savaşa katılanların en faziletlisi idi. O günkü savaşta Bizans saflarını baştan sona iki kez yarıp geçmişti. Bir taraftan giriyor, öbür taraftan sağ salim çıkıyordu. Ancak o gün kafasından iki yara almıştı. Allah ondan razı olsun. Hendek gününde Rasûlullah (s.a.v.), onun ana ve babasını yanma getirmiş ve şöyle demişti:
"Her peygamberin havarisi vardır. Benim havarim de Zübeyr'-dir."
Onun birçok fazilet ve menkıbeleri vardır. Cemel savaşında ölmüştür. O, savaşmaktan vazgeçip geri dönmüş; Amr b. Cürmüz, Fu-dale b. Habis ve Nar adındaki Temimli üç kişi peşine takılmışlar, Vadi's-Siba denen yerde ona ulaşmışlardı. Amr b. Cürmüz, uyurken üzerine atılıp onu öldürmüştü. Kendisi altmışyedi yaşında iken hicretin otuzaltıncı senesinin cemayizelevvel ayının onunda bir perşembe günü bu dünyadan göçüp gitmişti.
Arkasında büyük bir tereke bıraktı. Terekesinden 2.300.000 dinar çıkarıldıktan sonra üçte birini vasiyet etti. Borcu ödenip malının üçte biri çıkarıldıktan sonra kalan kısmı mirasçılarına paylaştırıldı. Dört karısından her birine 1.200.000'er dinar miras düştü. Toplam o-larak onun terekesi 95.800.000 dinar idi. Bütün bu malları helal yoldan kazanmıştı. Hayatta iken eline geçen fey ve ganimetlerle helal ticaret yolu ile elde etmişti. Zekatının tamamını vaktinde ödemiş, ihtiyaç sahiplerine zamanında büyük miktarda yardımlarda bulunmuştu. Allah ondan razı olsun, onu hoşnut kılsın. Makamını Cennet yapsın. Nitekim de öyle yapmıştır. Çünkü evvelin ve ahirinin efendisi, âlemlerin Rabbinin elçisi onun Cennetlik olduğunu müjdelemiştir. Hamd ve minnet Allaha'dır.
"el-Gabe" adlı eserinde İbnu'1-Esir, Zübeyr b. Avvam'm 1.000 kölesi olduğunu ve bu kölelerin ona haraç ödediklerini; onunsa bu haraçların tamamını sadaka olarak dağıttığım anlatmıştır.
Hassan b. Sabit, onu medhederek, faziletli bir insan olduğunu beyan ederek bu şiirini söylemiştir:
"Havarisi, peygamberin sözü, ahdi ve hidayeti üzerinde sebat edip durdu. Onun faziletli biri olduğunu söylemek dosdoğru bir sözdür.
Peygamberin yolunu ve metodunu izledi. Hakkın dostuna dost oldu. Hak ise daha doğru ve adildir. O, meşhur süvari ve hücum eden bahadırdır. Bilinen gün olduğunda o saldırır.
Bir adam ki, Safiye onun annesidir. Aslandır, evinde muazzam ve efendidir.
Rasûlullah'a çok yakın akrabalığı vardır.
İslâm'a yardım hususunda köklü bir şerefi vardır.
Nice sıkıntıları Zübeyr, kılıcı ile Muhammed Mustafa'dan püskürtüp savmıştır. Allah onun sevabını bol bol verir.
Savaş kızışıp da paçaları sıvadığı zaman Zübeyr de beyaz bacaklarını sıvayıp ölüme doğru iftiharla koşar.
Onlar arasında onun misli bulunmadığı gibi ondan önce de misli görülmemiştir.
Tazeliği solmaya yüz tuttuğu müddetçe zaman içinde de onun misli görülmeyecektir."
Daha önce de anlatıldığı gibi Amr b. Cürmüz et-Temimî, Zübeyr'i Siba vadisinde uyumakta iken öldürmüştür. Anlatıldığına göre Zübeyr, uykuda darbeyi yeyince hemen ayağa fırlamış, dehşet içinde a-tına binmiş ve İbn Cürmüz'le vuruşmuştur. Zübeyr, onun hakkından gelince Amr'in diğer iki arkadaşı Fedale ile Nar üzerine atılıp yere yıkmış ve Zübeyr'i öldürmüşlerdi. Amr b. Cürmüz de onun başını ve kılıcını almıştı. Başını ve kılıcını Hz. Ali'nin yanma götürdüğü zaman Hz. Ali, Zübeyr'in kılıcını görünce:
- Bu kılıç çok uzun müddet Rasûlullah'a gelen sıkıntıları gidermişti, dedi.
Anlatıldığına göre Hz. Ali:
- Safiye'nin oğlu Zübeyr'in katilinin cehennemlik.olduğunu söyleyin, demiştir. Amr b. Cürmüz, bu sözü duyunca intihar edip kendini öldürmüştü.
Doğrusu şu ki, o, Hz. Ali'den sonra da yaşamış, hatta Zübeyr'in oğlunun zamanına ulaşmıştı. Kendisi Zübeyr'in oğlunun satvetinden korktuğu için gizlenmiş ve yerine Irak'a, kardeşi Mus'ab'ı vekil bırakmıştı. Fakat Zübeyr'in oğlu Mus'ab bunu duyunca şöyle demişti:
- Ona deyin ki, kendisine birşey yapacak değilim. Rahat olsun. O, kendisini babam Ebu Abdullah (Zübeyr) yerine öldüreceğimi sanıyor.
Hayır, Allah'a yemin ederim ki, o, babamla eşit seviyede değildir ki, babamın kısası için onu öldüreyim!..
Bu da Zübeyr'in oğlu Mus'ab'm ne kadar yumuşak huylu, akıllı ve liderlik vasıflarına sahib bir kimse olduğunu göstermektedir.
Zübeyr, Rasûlullah (s.a.v.)'dan birçok hadis rivayet etmiştir. Ancak onları burada zikretmek fazlaca yer işgal edecektir.
Zübeyr b. Avvam, Siba vadisinde öldürüldüğü zaman karısı Atike binti Zeyd b. Amr b. Nufeyl, kocası üzerine ağlayarak şu şiiri söyle^ misti. Allah ondan da, kocasından da razı olsun:
"İbn Cürmüz, ordudaki süvariye savaş gününde hainlik yaptı. O, kaçak biri değildi.
Ey Amr! Eğer onu uyarsaydm onun korkak, titrek, eli sallanan bir kimse olarak görmezdin.
Nice defalar ordunun safları arasına daldı da ey dağ mantarının oğlu! Hiçbir saldırıdan dolayı geri kaçmadı. Onu eğemediler.
Sabah akşam hücum eden ö bahadır gibi birini geçmişler arasında bulamazsın. Anan seni kaybetsin. Allah'a yemin ederim ki, eğer sen bir Müslümanı öldürürsen kasıtlı bir adam öldürmüş gibi cezalandırılırsın!"
Rasûlullah (s.a.v.)'m vahiy katiplerinden biri de Zeyd b. Sabit b. Dahhak b. Zeyd b. Levzan b. Amr b. Ubeyd b. Avf b. Ganin b. Malik b. Neccar el-Ensârî en-Neccarî Ebu Said'dir. Künyesinin Ebu Harice ol-. duğunu söyleyenler olduğu gibi Ebu Abddirrahman el-Medenî olduğunu söyleyenler de vardır.
O, onbir yaşında iken Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldi. Yaşı küçük olduğundan Bedir gazvesine katılmadı. Uhud gazvesine de katılmadığı söylenir. İlk olarak Hendek gazvesine katılmıştır, Hendek gazvesinden sonraki gazvelerde de hazır bulunmuştur. Hafız, akıllı, zeki ve bilgili bir insandı. Sahih-i Buharî'de ondan nakledilen bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) ona, İbranice'yi öğrenmesini, okuyup yazmasını emretmişti ki, Yahudiler kendisine bir yazı yazdıkları zaman Zeyd de peygamber adına onlara cevabi yazıyı yazabilsin. Bu emir üzerine Zeyd, onbeş gün içinde İbranice okuyup yazmayı Öğrendi.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman b. Davud kanalı ile Harice b. Zeydin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Babam Zeyd bana dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye geldiği zaman beni yanına götürdüler. Beni beğendi. Dediler ki:
- Ya Rasûlallah, bu, Beni Neccar kabilesinden bir delikanlıdır. Allah'ın sana inzal buyurduğu sûrelerden on taneden fazlasını ezbere bilmektedir.
Bunun üzerine Rasûlullah sevindi ve bana dedi ki:
- Ey Zeyd, Yahudice yazmayı öğren. Allah'a yemin ederim ki ben, herhangi bir Yahudinin benim adıma Yahudice yazı yazmasına güvenmiyorum.
Ben de onbeş gece geçmeden Yahudice yazmasını öğrendim. Bu hususta ustaîaştım. Yahudiler, Rasûlullah'a mektup yazdıkları zaman ben de onlara Yahudice cevap yazıyordum. Onlar mektup gönderdiklerinde mektubu Rasûlullah'a ben okuyordum."
Gerçekten Zeyd, keskin bir zeka sahibi idi. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Enes'ten gelen bir rivayette de anlatıldığı gibi o, Rasû-lullah'm zamanında kurraları toplamıştı.
İmam Ahmed b. Hanbel ile Neseî, Enes'ten rivayet ettiler ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetim içinde ümmetime "en çok merhamet eden kişi Ebu Bekir'dir. Allah'ın dini hususunda ümmetimin en sert adamı Ömer'dir. Tam utangaç ve hayalı olanı Osman'dır. Yargılamada en mütehassıs olan, Ali b. Ebi Talib'tir. Ümmetimin helal ve haramı en iyi bileni Muaz b. Cebel'dir. Onların farizaları en iyi bileni de Zeyd b. Sabit'tir. Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de Ebu Ubeyde b. Cerrah'tır."
Zeyd b. Sabit, birçok yerde Rasûlullah in yanında vahiy katipliği yapmıştır. Bunu en açık bir şekilde isbatlayan ve Sahih-i Buharî'de yer alan şu rivayettir:
«Zeyd b. Sabit diyor ki: en-Nisâ sûresinden bir ayet nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.), beni çağırdı ve şu emri verdi: "İnananlardan yerlerinde oturanlar ile mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir." diye yaz.
İbn Ümmü Mektum geldi ve körlüğünden şikayetçi oldu. Âmâlığı sebebiyle cihada katılamadığım söyledi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'a yeniden vahiy nazil oldu. Baldırı baldırımın üzerinde idi. O kadar ağırlık çöktü ki, baldırımı kıracak gibi oldu. Evet, bu defa ayetin "Özürsüz olarak" mealindeki kısmı nazil oldu. Rasûlullah bana emir verdi. Ben de bu kısmı az önceki nazil olmuş ayete ekledim. Ben bu ekin, kemik levha üzerinde ayetin neresine eklendiğim biliyorum. Kemiğin yarık kısmına eklenmişti.»
Zeyd b. Sabit, Yemame savaşma katılmış, savaşta kendisine bir ok isabet etmiş, ama zarar vermemişti. Bundan sonra Ebu Bekir es-Sıddık, ona Kur'ân'ı araştırıp toplamasını emrederek:
- Sen akıllı bir gençsin. Seni hafıza bozukluğu ve yanılma ile itham etmiyoruz. Sen Rasûlullah için vahiy katipliği yapıyordun. Öyleyse Kur'ân ayetlerini araştır ve topla, dedi. O da Ebu Bekir es-Sıddık'm verdiği emri yerine getirdi. Bunda da çok hayırlar elde etti. Hamd ve minnet Allah'adır.
Hz. Ömer, iki haccmda da, hacca giderken onu Medine'de vekili olarak bırakmıştı. Şam'a giderken de vekili olarak Medine üzerine onu tayin etmişti. Osman b. Affan da Medine dışına çıkarken Medine'de yerine onu vekil bırakırdı. Hz. Ali de onu çok severdi. O da Hz. Ali'ye saygı gösterir, kadrini bilirdi. Ama savaşlarından herhangi birinde hazır bulunmadı. Hz. Ali'den sonra da yaşadı. Hicri kırkbeşinci senede vefat etti. Kimine göre ellibirinci senede, kimine göre de elli-beşinci senede vefat etmiştir. O, Hz. Osman'ın diğer şehirlere göndermiş olduğu imam mushafım yazanlardandır. Bu mushafm okunuşu ve yazılışı üzerinde icma ve ittifak hasıl olmuştur. Nitekim bunu tefsirinıizin mukaddimesinde yazdığımız "Fedailu'l-Kur'ân" kitabımızda da belirttik. Hamd ve minnet Allah'adır.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de şayet İbn Abbas'ın bu konuda rivayet ettiği hadis doğru ise Sicil'dir.
Ebu Davud, Kuteybe b. Said kanalı ile İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sicil, Peygamber (s.a.v.)'in katibi idi."
Neseî, İbn Abbas'ın, el-Enbiyâ süresindeki: "Göğü adamın kitap dürüşü gibi durduğumuz gün..." ayet-i kerimesinde geçen "sicil" kelimesinin adam anlamına geldiğini söylediğini rivayet etmiştir.
Ben bu hadisi, hocamız Hafız el-Kebir Ebu'l-Haccac el-Mizzî'ye arzettim. Ancak o, bunun gerçekten uydurma ve münker olduğunu söyledi. Şeyhimiz Allame Ebu'l-Abbas İbn Teymiye'nin de bu hadisin mevzu olduğunu söylediğini kendisine haber verdim.
Ben derim ki: Bunu, Hafız İbn Adiy, "el-Kâmil" adlı eserinde, Ebu'l-Cezva'dan rivayet etmiş ve İbn Abbas'ın şöyle dediğini naklet-miştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ın Sicil adında bir katibi vardı. Ayette sözü edilen sicil işte o katiptir. Yani Sicil, yazdığı mektubu ve kitabı nasıl katlarsa, gök de öyle katlanıp dürülecektir."
Ancak bu rivayete muhalif başka bir rivayet, İbn Abbas'ın kendisinden ve İbn Ömer'den varid olmuştur. Şöyle ki: "el-Valibî ile Avfî, İbn Abbas'ın mezkur ayet-i kerimeyi manalandırırken şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Sayfanın kitap üzerine dürülüşü gibi gök de dürülecektir." Mücahid de böyle söyledi. İbn Cerir dedi ki: Lugatta bilinen mana şudur ki; sicil kelimesi, sahife anlamına gelir. Ayrıca sahabelerden Sicil adında birinin bulunduğu bilinmemektedir. Sicil kelimesinin melek adı olduğu da kabul edilemez. Nitekim Ebu Kürey İbn Yeman vasıtasıyla adı geçen ayetin manası hakkında İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayette geçen sicil kelimesi, bir melek adıdır. İstiğfar için Allah katına çıktığında Allah ona; Bunu nur olarak yaz, diye emreder."
Rasûlullah'in vahiy katiplerinden biri de, Halife b. Hayyat'm ifadesine göre Sa'd b. Ebi Serh'dir. İleriki sayfalarda da açıklanacağı gibi Halife bu hususta yanılmış olup, asıl vahiy katibi bu zatın oğlu olan Abdullah b. Said b. Ebi Serh'dir.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de, Ebu Bekir es-Sıddık'm azadlısı Amir b. Füheyre'dir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezak kanalı ile.hicret hadisesini anlatan Süraka b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir.
«Yakalanması için kavmi tarafından başına ödül konulduğunu ve insanların kendisini aramakta olduklarını Rasûlullah'a haber verdim. Kendisine azık ve eşya verme teklifinde bulundum. Ama benden hiçbir şey istemediler. Sadece kendileri hakkındaki bilgiyi saklamamı talep ettiler. Ben de kendisinden benim için bir emanname yazmasını istedim. O da Amir b. Füheyre'ye emir verdi. Amir de deri parçası üzerine bir emanname yazıp bana verdi. Sonra çekip gittiler.»
Ben derim ki: Bu husustaki hadisin tamamı hicret bahsinde nakledilmiştir. Süraka'ya bu emannameyi yazanın Ebu Bekir olduğu da söylenir. Doğrusunu Allah bilir.
Amir b. Füheyre (künyesi Ebu Amr'dır.), Ezd kabilesine mensub-tur. O kabileden doğmadır. Siyah renkli idi. Hz. Aişe'nin, ana bir kardeşi Tufeyl b. Haris'in kölesi idi. Bilindiği gibi Hz. Aişe'nin anası da Ümmü Ruman'dır.
Amir b. Füheyre, İslâmiyet'in ilk zamanlarında Rasûlullah'm Er-kam b. Ebu'l-Erkam'm Safa tepesinin yanındaki evine gizlenmesinden önce Müslüman olmuştu. Amir de dininden dönmesi için Mekke'de diğer mustazaf kimselerle birlikte işkence görüyordu. Ebu Bekir es-Sıddık, onu satın alıp azad etti. Ebu Bekir'in, Mekke dışındaki koyunlarını güdüyordu.
Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'le birlikte hicret ettiği zaman bu da Ebu Bekir'in terkisine binmiş, onlarla birlikte hicret etmişti. Yanlarında kılavuz olarak ed-Dilî vardı. Nitekim bu daha önce de teferruatlı bir şekilde anlatılmıştı.
Bunlar Medine'ye vardıklarında Amir b. Füheyre, Sa'd b. Hayse-me'ye konuk oldu. Rasûlullah (s.a.v.), onunla Evs b. Muaz'ı kardeş kıldı. Amir b. Füheyre, Bedir ve Uhud gazvelerine katıldı. Bir-i Mau-ne gününde öldürüldü. Nitekim bunu daha önce de anlatmıştık. Bir-i Maune faciası, hicretin dördüncü yılında vuku bulmuştu. Amir, o faciada öldürülürken kırk yaşında idi. Doğrusunu Allah bilir.
Urve, îbn İshak, Vakidî ve diğerlerinin anlattıklarına göre Bir-i Maune gününde Amir'i, Cebbar b. Sülma adındaki Beni Kilab kabilesinden biri öldürdü. Cebbar onu mızrakla vurunca o:
- Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki, kurtuldum, dedi. Amir'in cesedi semaya yükseltildi. Nihayet gözlerden kayboldu. Onu gören Amir b. Tufeyl demişti ki, "Amir'in cenazesi o kadar yükseltildi ki, sema, onun altında kaldı."
Amr b. Ümeyye'ye onu sormuşlar, o da şöyle demişti: "Amir b. Füheyre bizim en üstünümüz, en faziletlimiz idi. Peygamberimiz (s.a.v)'-in ilk ehl-i beytindendi."
Cebbar dedi ki: Dahhak b. Süfyan'a söylediği sözle neyi kastettiğini sordum. O da Cennet'i kasdettiğini söyledi. Dahhak, beni İslâm'a davet etti. Ben de Amir b. Füheyre'nin öldürülüşünü gördüğüm için Müslüman oldum. Dahhak, benim İslâm'a girdiğimi ve Amir b. Füheyre'nin öldürülüşünü bildiren bir mektubu Rasûlullah'a yazdı. Mektubunda Amir'in cesedi hakkında şöyle diyordu: "Onu melekler defnedip gizlediler. Böylece yüce makamlara, illiyyine misafir oldu."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Enes'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Onlar hakkında Kur'ân okuduk. Bizim okuduğumuz şeyleri kavmimize tebliğ etmelerini ve Habisimizin huzuruna çıktığımızı Bildirmelerini istedik, Rabbimiz bizden razı oldu ve bizi hoşnut kıldı.»
Muhammed b. İshak, Hişam'm babası Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Amir b. Tufeyl şöyle derdi:
- Sizden öyle adam vardır ki, Öldürüldüğünü gördüğüm zaman onun cenazesi yükseltildi. Nihayet yer ile gök arasında kaldı. Sonra da göğün onun altına düştüğünü gördüm.
Dediler ki:
- O dediğin adam Amir b. Füheyre'dir.»
Vakidî, Muhammed b. Abdullah kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Amir b. Füheyre'nin cesedi semaya kaldırıldı. Cesedi yerde görülmedi. Rivayete göre melekler onun cenazesini defhetmişlerdir."
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Abdullah b. Erkam b. Ebu'l-Erkam el-Mahzumî'dir. Mekke fethi senesinde Müslüman olmuş, Rasûlullah'a katiplik yapmıştır.
İmam Malik dedi ki: Kendisi yaptığı işi başa çıkarır, tamamlardı. İyi yapar, sağlam olurdu. Karşılığında da teşekkür görürdü.
Seleme, Muhammed b. İshak b. Yesar kanalı ile Abdullah b. Zü-beyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
. "Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah b. Erkam b. Abdi Yağus'u katipliğe aldı. O, Rasûlullah'm adına yazılar yazardı. Rasûlullah, hükümdarlara cevabi mektuplarını ona yazdırırdı. O kadar emniyetli bir kimse idi ki, Rasûlullah meliklere mektup yazması için ona emir verir, o da yazar ve okuduğu şeyin altına mührü basardı. Rasûlullah'm yanında güvenilir bir kimse idi. Ebu Bekir'e de katiplik yaptı. Ebu Bekir, bey-tül-malı onun idaresine bıraktı. Hz. Ömer de onu katiplikte ve bey-tü'l-mal idareciliğinde bıraktı. Hz. Osman, halifeliğe geçince onu bu iki görevinden de azletti.
Ben derim ki: Abdullah b. Erkam görevden affını istedikten sonra Hz. Osman, onun istifasını kabul etmiştir. Anlatıldığına göre Hz. Osman, ona emeğinin karşılığı olarak 300.000 dirhem para vermiş, ama o bunu kabul etmemişti. Ben bunu Allah için yaptım. Ücretim Aziz ve Celil olan Allah tarafından verilecektir, demişti.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd b. Sabiti katip yaptı. Zeyd, hazır bulunmadığı zaman Erkam'm oğlu katiplik yapardı. Ö-mer, Ali, Zeyd, Muğire b. Şube, Muaviye, Halid b. As ve diğerleri de Rasûlullah'a katiplik yapmışlardır.
A'meş dedi ki: Ben Şakik b. Seleme'ye şöyle bir soru sordum:
- Peygamber (s.a.v.)'in katibi kimdi?
- Abdullah b. Erkam'dı. Çünkü Ömer, Kadisiye savaşında Ebu Bekir'in mektubunu getirdi. Mektubun altında şöyle bir ibare vardı: "Bunu, Abdullah b. Erkam yazmıştır."
Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hafız kanalı ile Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.)'e bir adamın mektubu geldi. Peygamber (s.a.v.), Abdullah b. Erkam'a:
- Benim adıma buna cevap yaz, dedi. Abdullah da cevabını yazdı. Sonra peygambere okudu. Peygamber de: "İsabet ettin, güzel cevap verdin. Allahım, sen bunu muvaffak kıl." dedi.
Hz. Ömer, halifeliğe geçtiğinde Abdullah b. Erkam'a danışır, o-nunla müşavere ederdi. Hz. Ömer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Devlet işinde Abdullah b. Erkam kadar Allah'tan korkup çekinen bir kimse görmedim."
Abdullah b. Erkam, vefatından önce gözlerini kaybetti. Allah ondan razı olsun.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Abdullah b. Zeyd b. Abdi Rebbih el-Ensârî el-Hazrecî'dir. Ona Ezan Sahibi de denir. İslâm'ın ilk döneminde Müslüman oldu. Yetmiş kişi ile birlikte Akabe bey'a-tmda hazır bulundu. Bedir gazvesiyle müteakip gazvelere katıldı. O-nun en büyük menkıbelerinden biri rüyasında ezan ve ikameti görüp bunu Rasûlullah (s.a.v.)'a arzetmesi ve okuması, Rasûlullah'm da ona şöyle demesidir:
"Bu, gerçek bir rüyadır. Sen bunu Bilal'e anlat. Çünkü o senden daha güzel seslidir."
Vakidî'nin rivayetine göre İbn Abbas, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) Müslüman olan Cüreşlilere bir mektup yazdı. Mektubunda namaz kılmalarını, zekât vermelerini, ganimetlerin beşte birini Rasûlullah'a vermelerini emrediyordu. Bu mektubu da Rasûlullah adına Abdullah b. Zeyd yazmıştı. Bu zat, hicretin otuzikinci senesinde alt-mışdört yaşında iken vefat etmiştir. Namazını Hz. Osman (r.a.) kıl-dırmıştır.
Rasûlullah'm vahiy katiplerinden biri de Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh el-Kureşi el-Amiri'dir. Bu zat, Osman'ın süt kardeşidir. Bunu Osman'ın annesi emzirmişti. Vahiy katipliği yapmış, sonra İslâm'dan dönüp irtidad etmiş, Mekke'deki müşrikler arasına katılmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'yi fethettiği zaman bunun kanını heder etmiş, yakalandığı anda öldürülmesini emretmişti. Fakat o, Osman b. Affan'a gelmiş, Osman da Rasûİullah'm yanına gidip ona eman dilemiş,
Rasûlullah da ona eman vermişti. Nitekim bunu, Mekke fethini anlatırken nakletmiştik. Abdullah b. Sa'd, daha sonra İslâmiyet'ini güzelce yaşamıştı.
- Ebu Davud, Ahnıed b. Muhammed el-Mervezî kanalı ile İbn Ab-bas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
'Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, Peygamber (s.a.v.)'in katipliğini yapıyordu. Şeytan onu aldatıp ayağını kaydırdı. İrtidad edip kafirler a-rasma katıldı. Rasûlullah (s.a.v.) onun Öldürülmesini emretti. Osman b. AfFan, onun için Rasûlullah'tan eman diledi. Rasûlullah (s.a.v.) da eman verdi." Ben derim ki: Hz. Ömer'in hilafeti zamanında hicri yirminci senede Amr b. As, Mısır'ı fethederken Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, ordunun sağ cenahında idi. Mısır fethedildikten sonra Hz. Ömer, Amr b. As'ı oraya vali tayin etti. Hz. Osman halife olunca Amr b. As'ı o görevden azletti. Yerine Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh'i hicri yirmibeşinci senede tayin etti. Afrika ülkelerine gaza yapması için ona emir verdi. O da oralara gazaya gitti, fetihler yaptı, ordunun eline büyük bir ganimet geçti. Her süvari askeri için 3.000 mıskal altınlık ganimet payı düştü. Piyadelerden her birine de 1.000 mıskal pay düştü. Onun bu ordusunda üç tane Abdullah vardı: Bunlar; Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Amr idi.
Abdullah b. Sa'd, daha sonra siyah Afrika'yı bırakıp Nobe diyarına gazveye gitti. Onlarla barış antlaşması yaptı ve antlaşma bugüne kadar geçerlidir. Bu antlaşmayı hicri otuzbirinci senede yapmıştı. Sonra da Rum diyarına doğru denizlere vurup Savarı gazvesi yaptı. O çok büyük bir gazve idi.
insanlar, Hz. Osman'a karşı baş kaldırdıkları zaman o, Mısır'dan çıktı, yerine vekil olarak başkasını bıraktı ki, kendisi gidip Hz. Osman'a yardım etsin, Hz. Osman öldürüldüğü zaman kendisi Askalan'da kaldı. Başka bir rivayete göre ise Remle'de kalmıştır. Namaz kılarken ruhunu teslim alması için Allah'a dua edip yalvarmıştı. Bir gün sabah namazım kılmakta iken birinci rekatta Fatiha ile Âdiyat sûrelerini, ikinci rekâtta ise Fatiha ile başka bir sûreyi okudu. Teşehhüdü tamamladıktan sonra ilk selamı verdi. İkinci selamı vermek istediği zaman vefat etti. Vefatı hicri otuzaltmcı senede olmuştu. Otuz-yedinci senede vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur. Hicri ellidoku-zuncu seneye kadar yaşadığı da söylenmiştir. Ama hicri otuzaltmcı senede vefat ettiğine dair rivayet sahihtir.
Ben derim ki: Ne Kütüb-ü Sitte'de, ne de İmam Ahmed b. Han-bel'in Müsned'inde ondan bir rivayet varid olmuş değildir.
Rasûlullah (s.a.v.)'ın vahiy katiplerinden biri de Abdullah b. Osman Ebu Bekir es-Sıddık'tır. Bu zatın tercüme-i hali, hilafeti zamanmdan bahsedilirken verilmişti. Bunun sireti, rivayet ettiği hadisleri ve kendisinden rivayet edilen eserleri hakkında bir ciltlik kitap telif ettim.
Bunun katiplik yaptığına dair delil, Musa b. Ukbe tariki ile Sü-raka b. Malik'ten rivayet edilmiştir. Süraka b. Malik, Ebu Bekir ile Rasûlullah'ın hicret yolculuğu esnasında mağaradan çıkmalarından sonra onları takibe başlamış, yakınlarına vardığı zaman atının ayağı kumlara saplanmış, kendisi için bir emanname yazmasını Rasûlullah'tan dilemiş, Rasûlullah da ona bir emanname yazması için Ebu Bekir'e emir vermiş, Ebu Bekir de o emannameyi yazıp Süraka'ya vermişti.
İmam Ahmed b. Hanbel'in, Zührî tariki ile yaptığı rivayete, göre bu emannameyi Amir b. Füheyre yazmıştır. Bu emannamenin bir kısmını Ebu Bekir'in yazdığı, sonra kalan kısmını yazması için azad-lısı Amir'e emir verdiği ve kalan kısmında Amir'in yazdığı olabilir. Doğrusunu Allah bilir.
Rasûlullah (s.a.v.)'m vahiy katiplerinden biri de emirü'l-mü'minin Osman b. Affan'dır. Bu zatın tercüme-i hali, halifeliği döneminden bahsedilirken verilmişti. Rasûlullah'ın yanında katiplik yaptığı bilinen bir husustur. Vakidî'nin rivayetine göre Nehşel b. Malik el-Vailî, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldiği zaman Rasûlullah (s.a.v.), Osman b. AfTan'a emir vermiş, Osman da İslânıî ahkamı içeren bir mektubu yazıp ona vermişti.
Rasûlullah (s.a.v.)'m vahiy katiplerinden biri de emirü'l-mü'minin Ali b. Ebi Talib'tir. Bu zatın tercüme-i hali halifeliğinden bahsedilirken verilmişti. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi o, Rasûlullah (s.a.v.)'la Kureyşliler arasında Hudeybiye gününde yapılan barış antlaşmasını yazmıştır. İnsanların güven içinde olacakları, kimseye kılıç çekilmeyeceği, kimsenin zincire vurulmayacağı ve on yıl süreyle savaş yapılmayacağına dair şartları içeren barış antlaşmasını o yazmıştı. Rasûlullah'ın yanında, .bundan başka yazıları da yazmıştı.
Ama Hayber Yahu dilerin den bazılarının iddia ettikleri gibi Hz. Ali, onlardan cizyenin kaldırılmasına dair Rasûlullah'ın emri ile bir yazı yazmış değildir. Güya bu yazının sonunda da Hz. Ali, şu ibarelere yer vermiştir: "Sa'd b. Muaz ile Muaviye b. Ebi Süfyan'ın da aralarında bulundukları bir sahabe grubu, bu yazının yazıldığına şahit olmuşlardır." Böyle bir yazının mevcudiyeti mümkün değildir. Bu yalandır, iftiradır, uydurmadır. Ulema topluluğu, bunun batıl olduğunu beyan etmişlerdir. Mütekaddimin fikıhçılarımn bir kısmı buna aida-narak Hayber Yahudilerinden cizye alınmaması gerektiğine kail olmuşlardır. Bu, gerçekten zayıf bir rivayettir. Bunun asılsız ve uydurma hirşey olduğunu, Yahudilerin de zaten iftiracı kimseler oldukları-
m beyan eden bir ciltlik müstakil bir kitap tarafımdan yazılmıştır. Mezhep imamların bu konudaki sözlerini de bu kitabımda toplayıp bir araya getirdim. Hamd ve minnet Allah'adır.
Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında katiplik yapanlardan biri de emi-rü'1-nıü'minin Ömer b. Hattab'tır. Onun tercüme-i halini de hilafetinden bahsederken vermişimdir. Bu hususta müstakil ve bir cilt tutan bir kitap da yazdım. Ayrıca onun Rasûlullah (s.a.v.)'dan rivayet ettiği hadislerle kendisinden rivayet edilen eser ve hükümleri hacimli bir r ciltte derlemişimdir. Allah ondan razı olsun. Abdullah b. Erkam'ın tercüme-i halinden bahsederken Hz. Ömer'in katipliğinden de bahsetmiştim.
Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında katiplik yapanlardan biri de Alâ b. Hadremî idi. Bu zatın babası Hadremî'nin asıl adı Abbad'dır. Adının Abdullah b. Abbad b. Ekber b. Rebia b. Arif b. Malik b. Hazrec b. İyad b. Sadf b. Zeyd b. Mukanna b. Hadramut b. Kahtan olduğu da söylenir. Onun nesebi hakkında başka şeyler söyleyenler de olmuştur. O, Beni Ümeyye kabilesinin müttefiki erin d endir. Eban b. Said b. Asımın tercüme-i halinden bahsederken bunun katipliğinden söz etmiştik. Bu zatın on kardeşi vardı. Kardeşlerinden biri Amr b. Hadremi'dir. Abdullah b. Cahş'ın seriyyesindeki Müslümanlar tarafından müşrik olarak öldürülmüştür. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi bu, Müslümanların ilk seriyyesi idi.
Âlânın kardeşlerinden biri de Amir b. Hadremi'dir ki, melun Ebu Cehil ona emir vermiş, o da Ebu Cehil'in emri üzerine mahrem yerlerini açıp, Müslümanlarla müşriklerin Bedir gününde saf halinde karşı karşıya geldikleri esnada vah Amr, vah Amr, diye feryad etmişti. Bunun üzerine savaş kızışmış ve olanca şiddetiyle başlamıştı. Bunu Bedir savaşından bahsederken teferruatlı bir şekilde anlatmıştık. Alâ'nm kardeşlerinden biri de Şüreyh b. Hadremi'dir. Sahabelerin seçkin şimal arın dandı. Onun hakkında Rasûlullah şöyle demişti:
"Bu öyle bir adamdır ki, Kur'ân'ı başının altına koymaz." Yani Kur'ân'z bırakıp da uyumaz, aksine kalkar, gece ve gündüz onu okur. Alâ b. Hadremî ile on kardeşinin sadece bir tek kız kardeşleri vardı ki, Sabe binti Hadremi'dir. Künyesi Ümmü Talha b. Ubeydul-lah'tır.
Rasûlullah (s.a.v.), Alâ b. Hadremî'yi Bahreyn meliki Münzir b. Sava'ya göndermiş, daha sonra Bahreyn'i fethettiği zaman onu Bahreyn'e emir tayin etmişti. Rasûlullah'tan sonra Hz. Ebu Bekir de onu bu görevde bırakmış, daha sonra Hz. Ömer de onu bu görevde bırakmıştı. Bir müddet daha bu görevi sürdürdükten sonra Hz. Ömer, onu bu görevden alıp Basra'ya vali tayin etmişti. Basra'ya giderken yolda vefat etmişti. Vefatı, hicri yirmibirinci senede vuku bulmuştu.
Beyhakî ve diğerleri, ondan birçok kerametler nakletmişlerdir. - Mesela o, ordusuyla birlikte deniz üzerinde gittiği ve sular onların atlarının üzengisine vardığı halde atlarının nalları ıslanmamış ti. Askerlerinin hepsine, "Ya Halım, ya Azîm" demelerini emretmişti. Ordusuyla birlikte gitmekte iken askerler su ihtiyacım hissetmişler, o da Allah'a dua etmiş, Allah da onlara yeterince yağmur yağdırmıştı. Vefat edip de defnedilince mezarının izi tamamen kaybolmuştu. Kendisi de sağlığında yüce Allah'tan böyle bir dilekte bulunmuştu. Bu
husus, inşaallah yakında "Delâlilü'n-Nübüvve" adlı kitapta anlatılacaktır.
Alâ, Rasûlullah'tan üç hadis rivayet etmiştir:
1- İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan b. Uyeyne tarikiyle Alâ b. Hadremî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Mekke'ye dışarıdan gelen kişi, haccını (veya umresini) tamamladıktan sonra üç gün bekleyebilir." 2- İmam Ahmed b. Hanbel, Hüseyn kanalı ile Alâ b. Hadremî'nin oğlundan rivayet etti ki, onun babası Peygamber (s.a.v.)'e mektup yazmış, mektubunda önce kendi adını yazmıştı."
3- İmam Ahmed b. Hanbel ile İbn Mace, Muhammed b. Zeyd kanalı ile Hibban el-A'rec'den rivayet ettiler ki o, birkaç kardeşin mülkiyetinde bulunan Bahreyn'deki bir bahçenin hükmünü mektup yazarak Rasûlullah'tan sormuştu. Rasûlullah da ona; Müslüman olan bahçe sahibinden öşür almasını, Müslüman olmayan diğer kardeşle-rindense haraç almasını emi'etmişti.
Rasûlullah'm yanında katiplik yapanlardan biri de Alâ b. Uk-be'dir.
Atik b. Yakub, Amr b. Hazm'dan rivayet etti ki, Alâ, Rasûlullah'-m şu mektubunu yazmıştır:
"Bu arazileri Rasûlullah (s.a.v.), şu kavme ikta olarak vermiştir. Şöyle ki:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla:
Bu, Peygamber Muhammed'in Abbas b. Mirdas es-Sülemî'ye Medmur mıntıkasında verdiği ikta arazisidir. Bu araziden kimsenin _ birşey eksiltmeye hakkı yoktur. Onun hakkı haktır. Bu mektubu Alâ b. Ukbe yazdı ve buna şahid oldu." Sonra şöyle demiştir: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Bu, Allah Rasûlü Muhammed'in Avsece b. Harmele el-Cühenî'ye, Zu'1-Merve ile Belkese arasında Zübye'den Kibliye dağlarına kadar Caalat mevkiini ikta olarak verdiğine dair yazıdır. Kimsenin bundan birşey eksiltmeye hakkı yoktur. Onun hakkı haktır. Bunu Alâ b. Ukbe yazmıştır." Valddînin senedi eriyle rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Beni Seyf el-Cühenî'ye bir kısım arazileri ikta olarak vermiş ve buna dair yazıyı Alâ b. Ukbe yazıp şahid olmuştur.
"el-Gabe" adlı eserinde İbnu'1-Esir, bu adamdan kısaca bahsederek şöyle demiştir:
"Alâ b. Ukbe, Peygamber (s.a.v.)'e katiplik yapmıştır."
Rasûlullah (s.a.v.)'a katiplik yapanlardan biri de Muhammed b. Mesleme b. Hüreyş b. Halid b. Adiyy b. Mecda b. Harise b. Haris b. Hazrec el-Ensârî el-Harisî el-Hazrecî Ebu Abdullah'dır. Künyesinin Ebu Abdurrahman olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi Ebu Sa'd el-Medenî olduğunu da söylemişlerdir. Beni Abdüleşhel kabilesinin müttefiki idi. Mus'ab b. Umeyr b. Hudeyr vasıtalarıyla İslâm'a girmiş olduğuna dair bir rivayet bulunmaktadır. Medine'ye geldiği zaman Rasûlullah (s.a.v.), onunla Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı kardeş kılmıştı. Bu zat, Bedir gazvesine ve müteakip gazvelere katılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.), Tebük savaşına giderken onu Medine'ye vekil bırakmıştı.
"el-İstiab" adlı eserinde İbn Abdülberr şöyle demiştir: Muhammed b. Mesleme, çok esmer, uzun boylu, saçı dökük, iri yarı bir kimse idi. Sahabelerin faziletli simalarındandı. Fitneden uzak durmuş, a-ğaçtan bir kılıç edinmişti.
Hicri larküçüncü senede Medine'de vefat etmiştir. Cumhura göre meşhur görüş budur. Cenaze namazını Mervan b. Hakem kıldırmıştı. Bu zat, Peygamber (s.a.v.)'den birçok hadis rivayet etmiştir. Muhammed b. Sa'd, senediyle birlikte Ali b. Muhammed el-Meda-inî'den rivayet etti ki, Muhammed b. Mesleme, Mürre heyeti için Rasûlullah adına mektup yazmıştı.
Rasûlullah'ın yanında katiplik yapanlardan biri de Muaviye b. Ebi Süiyan Sahr b. Harb b. Ümeyye el-Ümevî'dir. Bu zatın, tercüme-i halini emirliği döneminden bahsederken anlatmışızdır. Peygamber (s.a.v.)'in hatiplerinden bahsederken Müslim b. Haccac, bu zattan bahsetmiştir. "Sahih-i Müslim" adlı eserde İkrime b. Anımar'm hadisinde Ebu Süfyan'm şöyle dediği rivayet edilir:
"- Ya Rasûlallah! Bana üç şey verir misin?
- Evet.
- Daha önce Müslümanlarla savaştığım gibi beni emir yap ki, kafirlerle de savaşayım.
- Evet.
- (Oğlum) Muaviye'yi yanında katip olarak bulundur. -Evet"
Hafız İbn Asakir, "Tarih" adlı eserinde Muaviye'nin tercüme-i halinden bahsederken şöyle demiştir: Ebu Galip b. Benna, Ebu Muhammed el-Cevherî kanalı ile Cabir'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Muaviye'yi yanında katip olarak çalıştırma hususunda Cebrail'e damştı. Cebrail de ona şöyle dedi: "Onu katip olarak yanında bulundur. Çünkü o, güvenilir bir kimsedir." Bu, uydurma bir hadistir.
Rasûlullah'ın yanında katiplik yapan zatlardan biri de Muğire b. Şube es-Sakafî'dir. Bu zatın tercüme-i halini, köle olmadıkları halde Rasûlullah'ın yanında hizmetçilik yapan sahabelerden bahsederken anlatmıştık. Bu zat, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanı başında kılıcını çekmiş vaziyette durarak koruyuculuk yapmakta idi.
İbn Asakir'in rivayetine göre Rasûlullah tarafından Husayn b. Nadle el-Esedî'ye ikta olarak verilen arazilerin fermanını yine Rasû-îullah'm emri üzerine Muğire b. Şube yazmıştır.
Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında bulunup onun emri ile katiplik yapan zatlar işte bunlardı.

