İmam Ahmed b. Hanbel, Humeyd b. Abdurrahman'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), vefat etti. O esnada Ebu Bekir, Medine'deki yazlığında idi. Haber alınca geldi. Rasûlullah'ın yüzündeki örtüyü kaldırdı. Yüzünü öptü ve şöyle dedi:
- Anam-babam sana feda olsun. Sen diri iken de, ölü iken de çok hoş kokuyorsun. Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki, Muhanamed Ölmüştür.
Bundan sonra Ebu Bekir ile Ömer koşarak Ensâr'ın yanma gittiler. Ebu Bekir, Ensâr hakkında nazil olan ayetleri ve Rasûlullah'ın onlar hakkında söylediği sözlerin tamamını söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti:
- Biliyorsunuz ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle demiştir: «Eğer insanların tamamı bir vadiye, Ensâr da başka bir vadiye gitse, ben Ensâr'ın gittiği vadiye giderim.» Ey Sa'd, sen de biliyorsun ki; Rasûlullah (s.a.v.) -sen oturmuş vaziyette iken- şöyle demiştir: «Kureyşliler, bu işin yöneticileridirler. İnsanların iyi olanları iyi olanlarına tabidirler. Kötü olanları da kötü olanlarına tabidirler.»
Sa'd, Ebu Bekir'e şöyle dedi:
- Doğru söyledin. Biz yardımcılarız. Siz ise emirlersiniz.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. Abbas kanalı ile Zâtü's-Selâsil gazvesinde Ebu Bekir'in yol arkadaşı olan Rafi et-Tâî nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Bekir'e, Müslümanların kendisine bey'atı hususunda neler söylenmiş olduğunu sordum. O da Ensâr'ın bu hususta ağızlarında dolaşan sözleri, onların kendisine söylediklerini, Ömer b. Hattab'm Ensâr'a söylediği sözleri anlattı ve şöyle dedi: «Ömer b. Hattab, Rasûlullah (s.a.v.)'m hastalığı döneminde yine kendisinin emri ile benim onlara imamlık yaptığımı hatırlattı. Bunun üzerine onlar sırf bu se- ' bebten bana bey'at ettiler. Ben de bey'atlarım kabul ettim. Bir fitnenin kopmasından, bu fitneden sonra irtidad hadiselerinin meydana gelmesinden korktuğum için bey'atı kabul ettim.»
Bu rivayetin senedi sağlam ve kuvvetlidir. Demek ki, Hz. Ebu Bekir, bey'atı kabul etmeme durumunda daha fazla bir fitnenin kopmasından korktuğu için halifeliği kabul etmiştir. Allah kendisinden razı olsun ve onu hoşnud kılsın.
Ben derim ki: Bey'at meselesi, pazartesi gününün geri kalan kısmında konuşulmaya başlandı. Ertesi gün, yani çarşamba gününün sabahında insanlar mescidde toplandılar. Kalan Muhacirlerle Ensâr da gelip bey'atlarını yaptılar. Böylece bütün Müslümanların bey'atı tamamlanmış oldu. Bey'at, Rasûlullah'ın teçhizinden önce yapıldı. Buharî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer'in minbere oturarak irad ettiği son hutbesini işittim. Bu hutbe, Rasûlullah (s.a.v.)'ın vefat edişinin ertesi günü idi. Ebu Bekir susmuş, konuşmuyordu. Ömer, hutbesinde şöyle dedi:
- Rasûlullah (s.a.v.)'m yaşamasını isterdim ki, tedbirimizi düzeltsin. Eğer Muhammed ölmüş ise, şüphesiz Cenâb-ı Allah sizin aranıza bir nur bırakmıştır. O nur vasıtasıyla Muhammed (s.a.v.)'in hidayet yoluna gidersiniz. Doğrusu Ebu Bekir, Rasûlullah'ın arkadaşıdır. Mağaradaki iki kişiden ikincisi o idi. İdare işin de Müslümanların en layık kişisidir. Gelin ona bey'at edin.
Bir grup sahabe, daha Önce Beni Saide gölgeliğinde Ebu Bekir'e bey'at etmişti. Bu bey'at ise minberin üzerinde yapılan umumi bey'at idi.»
Zührî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ömer'in o gün Ebu Bekir'e:
- Minbere çık, dediğini işittim. Israr etti. Nihayet Ebu Bekir minbere çıktı. Oradakilerin tamamı ona bey'at ettiler.»
Muhammed b. İshak, Zührî kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Beni Saide gölgeliğinde kendisine bey'at edildiği zamanın ertesi gününde Ebu Bekir, minberin üzerine oturdu. Ömer kalktı ve Ebu Bekir'den önce konuştu. Allah'a hamd etti. Layıkı vechi ile sena^" bulundu. Sonra şöyle dedi:
- Ey insanlar! Ben size dün bir konuşma yaptım ki, o, Allah'ın kitabında bulduğum şeylerden değildi. Rasûlullah (s.a.v.)'m bana söylemiş olduğu birşey de değildi. Fakat şunu biliyordum ki, Rasûlullah (s.a.v.), yakında bizim işimizi düzene sokar. Ve bu bizim son halimiz olur. Şüphesiz Allah ve Rasûlünün kendisiyle hidayet edip doğru yolu gösterdikleri kitabını size bırakmıştır. Eğer ona sımsıkı bağlanırsanız Allah, ona hidayet olarak verdiği şeyi size de verir. Allah, sizin işinizi en hayırlının eline vermiştir. O, Rasûlullah'ın arkadaşıdır. İkisi de mağarada bulundukları zaman ikinin ikincisidir. O halde kalkınız ve ona bey'at ediniz.
Bunun üzerine insanlar, Ebu Bekir'e Beni Saide gölgeliğinde yapılan bey'attan sonra umumi bey'at ettiler. Sonra Ebu Bekir konuştu. Allah'a hamdetti. Ona layık olduğu şekilde övgüde bulundu. Sonra şöyle dedi:
- Ey insanlar! Ben sizin üzerinize idareci kılındım. Oysaki ben sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olunuz.
Eğer kötülük yaparsam beni doğrultunuz. Doğruluk emanettir. Yalan hıyanettir. Zayıfınız, hakkını alıncaya kadar bana göre kuvvetlidir. Kuvvetliniz de kendisinden hak alınıncaya kadar bana göre zayıftır. Bir kavim, Allah yolunda cihadı terk ederse, Allah onları mutlaka zelil kılıp alçaltır. Şimdiye kadar hiçbir kavimde fuhuş yaygınlaşmamıştır ki, Allah onlara umumi bela vermesin. Allah ve Rasûlüne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Allah ve Rasûlüne isyan ettiğim zaman bana itaat etmeniz gerekmez. Haydi namaza kalkın, Allah sizi bağışlasın ve size merhamet etsin.»
Bu rivayetin senedi sahihtir. Hz. Ebu Bekir'in «Ben sizin üzerinize idareci kılındım. Oysaki sizin en hayırlınız değilim.» sözü, tevazu ve alçak gönüllülük türünden söylenmiş bir sözdür. Oysa bütün Müslümanlar, Ebu Bekir'in kendileri arasında en faziletli ve en hayırlı kişi olduğu hususunda ittifak etmişlerdi. Allah, onlardan razı olsun.
Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Hafız el-İsferayinî kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), vefat etti. İnsanlar, Sa'd b. Ubade'nin evinde toplandı. Aralarında Ebu Bekir ile Ömer de vardı. Ensâr'm sözcüsü kalkıp şöyle dedi:
- Biliyor musunuz Rasûlullah (s.a.v.) Muhacirlerdendi. Onun halifesi de Muhacirlerden olmalıdır. Biz, Allah Rasûlünün yardımcılarıyız. Halifesinin de yardımcıları olacağız.
Bunun üzerine Ömer b. Hattab, kalkıp şöyle dedi:
- Sözcünüz doğru söyledi. Ama bundan başka birşey söylerseniz, o sözünüze uymayız.
Böyle dedikten sonra Ebu Bekir'in elini tutup:
- İşte adamınız budur. Buna bey'at edin, dedi.
Kendisi Ebu Bekir'e bey'at etti. Muhacirlerle Ensâr, Ebu Bekir'e bey'at ettiler.
Bunun üzerine Ebu Bekir minbere çıktı. Cemaatin yüzüne baktı. Zübeyr'i göremedi. Zübeyr'i çağırttı. Zübeyr geldi. Ona şöyle dedi:
- Senin için Rasûlullah'm halası oğlu ve havarisi dedim. Sen, Müslümanların cemaatinden ayrılmak mı istedin?
Zübeyr dedi ki:
- Ey Rasûlullah'm halifesi! Beni kınama.
Böyle dedikten sonra kalktı ve Ebu Bekir'e bey'at etti. Sonra Ebu Bekir, cemaatin yüzüne baktı. Ali'yi göremedi. Ali'yi çağırttı. Ali geldi. Ebu Bekir ona şöyle dedi:
- Senin için Rasûlullah'm amcası oğlu ve damadı dedim. Sen, Müslümanların cemaatinden ayrılmak mı istedin?
Ali dedi ki:
- Ey Rasûlullah'm halifesi! Beni kınama.
Böyle dedikten sonra kalktı ve Ebu Bekir'e bey'at etti.»
Beyhakî de Vüheyb'ten böyle bir rivayette bulunmuştur. Bunda çok değerli ve kıymetli bir faide vardır ki, bu da Ebu Talib oğlu Ali'nin, Rasûlullah'm vefat ettiği gün veya ertesi günde Ebu Bekir'e bey'at etmiş olmasıdır. Bu gerçektir. Çünkü Ebu Talib oğlu Ali, hiçbir zaman Ebu Bekir esSıddık'tan ayrılmamış ve arkasında kılman namazların hiçbirinden geri kalmamıştır. Ayrıca mürtedlerle savaşmak için kılıcını çekip gittiğinde de Ebu Bekir'le beraber Zi'1-Kassa'ya gitmiştir. Ama Rasûlullah (s.a.v.)'m mirasını hak ettiğini zannettiği ve Rasûlullah'm zevcelerini onun mirasından mahrum bıraktığı için Fatı-ma, Ebu Bekir'i kınamıştı. Oysa Fatıma, Rasûlullah'm şu hadisinden habersizdi: «Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Terekemiz, sadakadır.»
Yeri gelince açıklayacağımız gibi bu sarih nass, Fatıma'yı, Peygamber zevcelerini ve Peygamberin amcasını, Peygamberin mirasından mahrum bırakıyordu. Böyle olunca Fatıma, Hz. Ali'nin Hayber ve Fedek'teki zekat tarlalarının idaresine tayin edilmesini istemişti. Ancak Ebu Bekir, bu isteğini de yerine getirmemişti. Çünkü Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'m üstlendiği bütün görevleri yürütmeyi kendi vazifesi görüyordu. O, doğru sözlü, sadakatli, doğru yolda giden, hakka tabi olan bir kimse idi. Allah ondan razı olsun.
Hz. Fatıma ise, bir kadın olup, hata yapmaktan masum olmadığı gibi Eb.u Bekir es-Sıddık'ı kınamış ve vefat edinceye kadar onunla ko-nuşmamıştı. Hz. Ali de birazcık olsun Fatıma'nm gönlüne göre hareket etme ihtiyacını duymuştu. Fatıma, babasının vefatından altı ay sonra vefat edince Hz. Ali, Ebu Bekir'e bey'atı yeniledi. Daha önce Rasûlullah'm kızının vefatından önce zaten ona bey'at etmişti. -
Ebu Bekir, daha sonra insanlara hutbe irad etti ve onlardan özür dileyip şöyle dedi:
- Ben bir gün ve bir gece olsun, emirliğe tutkun olmadım. Ve gizli ya da aşikar bir surette emirlik istemedim.
Muhacirler, onun bu sözünü kabul ettiler.
Ali ile Zübeyr de şöyle dediler: «Biz meşveretten geri bırakıldığımız için kızmıştık. Yoksa emirliğe Ebu Bekir'in insanlar arasında daha layık bir kimse olduğunu kabul ediyoruz. O, Rasûlullah'la mağarada bulunmuştu. Onun şerefli ve hayırlı bir kimse olduğunu biliyoruz. Rasûlullah hayatta iken insanlara namaz kıldırması için Ebu Bekir'e emir vermişti.»
Bu rivayetin senedi sağlamdır. Hamd ve minnet Allah'adır.

