Buharı, Abdullah b. Yusuf kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber (s.a.v.), Necid taraflarına bir seriyye gönderdi. Seriy-ye, Beni Hanife kabilesinden Sümame b. Üsal adında birini tutup getirdi. Onu Mescid-i Nebevî'nin direklerinden birine bağladılar. Hz. Peygamber, gelip ona şöyle sordu:
- Senin yanında ne var ya Sümame?
- Ya Muhammed! Benim yanımda hayır vardır. Eğer beni öldü-rürsen, bir canlıyı Öldürmüş olursun. Eğer bana nimet verirsen, şükreden bir kimseye nimet vermiş olursun. Eğer mal istiyorsan, dilediğin kadar mal iste.
Hz. Peygamber, onu ertesi güne kadar kendi haline bıraktı. Sonra tekrar gidip ona sordu:
- Senin yanında ne var ya Sümame?
- Dün sana dediğim şeyler benim yanımda vardır. Eğer bana nimet verirsen, şükreden bir kimseye nimet vermiş olursun.
Hz. Peygamber, onu bir sonraki güne kadar yine kendi haline bıraktı. Ertesi gün yine yanma gidip sordu:
- Senin yanında ne var ey Sümame?
- Yanımda sana dediğim şeyler vardır. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- Sümame'yi serbest bırakın, diye emir verdi.
Sümame, Mescid-i Nebevî'ye yakın bir hurmalığa gitti. Orada yikandı. Sonra gelip mescide girerek şöyle dedi:
- Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Ra-sûlü olduğuna şahadet ederim. Ya Muhammedi Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde senin kadar kendisine kızdığım, öfkelendiğim, sevmediğim bir kimse yoktu. Ama şimdi sen bana insanların en sevimlisi oldun. Yemin ederim ki, senin dinin kadar hiçbir dine düşman değildim. Ama şimdi senin dinin, en çok sevdiğim din oldu. Vallahi senin yaşadığın şehir kadar hiçbir şehire kızmıyor ve düşmanlık beslemiyordum. Ama şimdi senin yaşadığın şehir, bana şehirlerin en sevimlisi oldu. Senin süvarilerin beni yakaladılar. Oysa ben umre yapmak istiyorum. Ne dersin?
Rasûlullah (s.a.v.), onu müjdeledi ve umre yapmasını emretti. Mekke'ye geldiğinde adamın biri ona şöyle sordu:
- Dinden mi çıktın?
- Hayır, ama ben Muhammed (s.a.v.)'le birlikte Müslüman oldum. Allah'a yemin ederim ki; bundan böyle, Peygamber (s.a.v.) izin vermedikçe, size Yemame'den bir buğday tanesi bile gelmeyecektir." Sümame, kendi kurtuluş fidyesini vermemişti. Esir alınmış, zincirlere bağlı olarak Medine'ye getirilmiş ve Mescid-i Nebevinin direklerinden birine bağlanmıştı. Buharî'nin bu kıssayı elçiler bahsinde anlatması üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Buharı, bunu hicri dokuzuncu senede gelen heyetlerle birlikte anlatmıştır ki, bunda da şüphe götürecek hususlar vardır. Çünkü bu rivayetteki ifadelerden anlaşıldığına göre bu hadise, Mekke fethinden önceleri cereyan etmiştir. Çünkü Mekkelilerden biri, Sümame'yi İslâm'a girdiğinden ötürü ayıplamış ve kınamış, ona: "Sen dininden mi çıktın?" diye sormuştu. O da; Rasûlullah (s.a.v.) izin vermedikçe artık Mekkelilere azık olarak Yemame'den bir buğday tanesi bile gelmeyeceğini söyleyerek tehditte bulunmuştu. Bundan da anlaşılıyor ki, Mekke, o zamanlar Dar-ı Harp idi ve ahalisi henüz Müslüman olmamıştı. Doğrusunu Allah bilir.
Buharî, Ebu'l-Yeman kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında Müseylemetü'l-Kezzab, kavminden birçok adamla birlikte Medine'ye geldi ve: "Eğer Muhammed, beni kendine veliaht tayin ederse ona tabi olurum." dedi.
Rasûlullah (s.a.v.), yanında Sabit b. Kays b. Şemmas'la birlikte Müseyleme'nin yanma gitti. Elinde bir hurma dalı vardı. Gidip arkadaşlarının arasında bulunan Müseyleme'nin yanıbaşmda durdu. Ona şöyle dedi:
- Eğer elimdeki şu dal parçasını istesen bile bunu sana vermem. Ve sen Allah'ın senin hakkında takdir ettiği emrinin dışına çıkamaz-
sın. Geri dönüp gitsen de Allah seni Öldürür ve ben gördüğüm rüyadaki şeyleri sana gösteriyorum. İşte Sabit, benim adıma sana cevap
verecektir.
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra oradan ayrılıp gitti.
İbn Abbas dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m: "Sen öyle bir adamsın ki, senin hakkında rüyada neler gördüm neler." sözündeki gizli manayı sorduğumda Ebu Hüreyre bana şöyle cevap verdi:
Rasûlullah (s.a.v.), şöyle demişti:
"Bir ara ben uykuda iken elimde iki altın bilezik gördüm. Bu bileziklerin durumu beni iyiden iyiye düşündürmeye başladı. Rüyada bana şöyle vahyolundu: "Şu bileziklere üfle." Ben bileziklere üfledim.
Onlar da uçup gittiler.
Ben bu rüyayı şu şekilde yorumladım: Benden sonra iki yalancı çıkacaktır. Bunlardan biri Esved elAnsî, diğeri ise Müseyleme'dir."
Buharî, İshak b, Nasr kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini
rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir ara ben uyumakta iken rüyamda bana yeryüzünün hazineleri getirildi. Elime iki altın bilezik konuldu. Bunlar, bana çok büyük göründüler. Durumları beni iyiden iyiye düşündürmeye başladı. Bana o zaman şöyle vahyedildi: "Bu iki bileziğe üfle." Onlara üfleyince ikisi de yok olup gitti. Ben bu iki bileziği şu iki yalancı kimse ile tevil ettim ki, ben ikisinin arasmdayım. Bunlardan biri Sana'mn sahibi, diğeri de Yemame sahibidir."
Buharî, Said b. Muhammed el-Cermî kanalı ile Ubeydullah b. Ab-dillah b. Utbe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Bize ulaşan habere göre Müseylemetü'l-Kezzab Medine'ye geldi ve Binti Haris'in evine indi. Onun nikahında Binti Haris b. Küreyz vardı. Bu kadının künyesi Ümmü Abdillah b. Amir b. Küreyz'dir. Rasûlullah (s,a.v.), kendisine Rasûlullah'm hatibi denen Sabit b. Kays b. Şemmas'ı yanma alarak Müseyleme'nin yanma geldi. Elinde bir hurma dalı vardı. Müseyleme'nin yanı başında durup ona hitab etmeye başladı. Müseyleme ona dedi ki:
- İstersen yönetimi sana bırakayım. Ben aradan çekileyim. Ama beni kendine veliaht teyin et ki, senden sonra ben yönetime geçeyim.
Rasûlullah (s.a.v.), ona şu cevabı verdi:
- Elimdeki şu hurma dalını istesen bile sana vermem. Ben, seni, hakkında şöyle ve şöyle rüya gördüğüm bir kimse olarak görüyorum, işte Sabit b. Kays benim adıma sana cevap verecektir.
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra Müseyleme'nin yanından
ayrılıp gitti.
Ubeydullah b. Abdillah dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m bu rivayette sözü edilen rüyasını İbn Abbas'a sordum. O da bana şöyle dedi: Bana anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle demiştir:
"Bir ara uyumakta iken şöyle bir rüya gördüm: Elime iki altın bilezik konuldu. Ben onlardan hoşlanmadım. Bana izin verildi. Ben onlara üfledim. Onlar da uçup gittiler. Ben o iki bileziği çıkacak iki yalana peygamber şeklinde tevil etim."
Ubeydullah dedi ki: Bu yalancılardan biri Yemen'de Firuz'un öldürdüğü Esved el-Ansî'dir. Diğeri ise Müseylemetü'l-Kezzab'tır."
Muhammed b. İshak dedi ki: Beni Hanife kabilesinin elçiler heyeti, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Aralarında yalana peygamber Müseyleme b. Habib de vardı. İbn Hişam dedi ki: Müseyleme'nin asıl şeceresi şöyledir: Müseyleme b. Sümame b. Kesir b. Habib b. Haris b. Abdi'lHaris b. Hifan b. Zühl b. Dul b. Hanife. Müseyleme'nin künyesi ise Ebu Sümame'dir. Ebu Harun diyenler de olmuştur. Ona Rahman denilirdi. Yemame rahmanı deniliyordu. Öldürüldüğü gün 150 yaşında idi. Çeşitli büyüler bilirdi. Büyü yaparak yumurtayı şişenin içine koyardı. Bunu ilk yapan da kendisiydi. Kuşun kanadını keser, sonra bitiştirirdi. Anlatıldığına göre yanma dağdan bir geyik gelir, o geyiğin sütünü sağarmış.
İbn İshak dedi M: Beni Hanife kabilesinin misafir edildikleri ev, Ensâr'dan ve Beni Neccar'dan bir kadın olan Binti Haris'in evi idi. Süheylî'nin ifadesine göre bu kadının adı Zeyneb'tir. Keyse olduğunu söyleyenler de vardır. Haris b. Küreyz b. Habib b. Abdü'ş-Şems'in kızıdır. Müseyleme, önceleri onunla evli iken, sonra ayrılmışlardı. Bu yüzden Medine'ye geldiğinde onun evine misafir olmuşlardı.
İbn İshak dedi ki: Medineli âlimlerimizden birinin bana anlattığına göre Beni Hanife, Müseyleme'yi elbiselere bürüyerek Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ise, ashabının arasında o-turmakta idi. Elinde hurma dalından kesilmiş, ucunda hurma yaprakları bulunan bir budak vardı. Onlar onu elbiseler içinde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma getirdikleri zaman Rasûlullah ile konuştu ve ondan bazı şeyler istedi. Rasûlullah da ona şöyle cevap verdi:
- Benden şu hurma budağım bile istesen onu sana vermem.
İbn İshak dedi ki: Bana Yemame halkından Beni Hanife kabilesinden ihtiyar bir adam haber verdi ki; Müseyleme'nin durumu bundan başka şekildedir. O iddia etti ki, Beni Hanife'nin elçiler heyeti, Rasûlullah (s.a.v.)'a geldiler. Müseyleme'yi yolculuk eşyalarının yanında, arkada bıraktılar. Müslüman oldukları zaman onun nerede olduğunu hatırladılar ve şöyle dediler:
- Ya Rasûlallah! Biz, bir arkadaşımızı eşyalarımızın ve binek hayvanlarımızın yanında, geride bıraktık. O, bizim için onları korusun diye öyle yaptık.
Rasûlullah (s.a.v.), elçilik heyetine emrettiği şeyin aynısını onun için de emrederek şöyle dedi:
- Ama onun işi, sizinkinden daha kötü değildir. Çünkü o, arkadaşlarının mallarını koruyor.
Rasûlullah (s.a.v.)'m kasdettiği kişi işte budur.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yamndan ayrıldılar. Rasûlullah'm o-na gönderdiği şeyi Müseyleme'ye getirdiler. Yemame'ye vardıklarında Allah düşmanı irtidad etti. Dininden döndü ve peygamberlik iddiasında bulundu. Onlara yalan uydurmaya başlayarak şöyle dedi:
- Ben peygamberlikte Muhamrned'e ortak olmuşumdur! Kendisiyle beraber olan elçiler heyetine şöyle dedi:
- Beni ona (Muhammed'e) anlattığınız zaman size: "Ama onun işi sizinkinden daha kötü değildir." demedi mi? Bu, benim onunla ortak olduğumu bilmiş olmasından dolayı söylemiş olduğu bir sözdür.
Sonra arkadaşlarına seciler dizmeye başladı ve onlara Kur'ân'a benzer sözler söyledi:
"Allah yüklü kadına inamda bulundu. Yürüyen bir canlıyı ondan çıkardı. Bu canlıyı onun karın cildi ile bağırsakları arasından vücuda getirdi."
Müseyleme, kavmine içkiyi ve zinayı helal kıldı, namazı kaldırdı. Bununla birlikte Hz. Muhammed'in, Allah'ın Rasûlü ve peygamberi olduğuna da şahadet getiriyordu. Beni Hanife kabilesi bu konuda ona destek verdi.
Bu iki rivayetten hangisinin doğru olduğunu sadece Allah bilir.
Süheylî ve diğerlerinin anlattıklarına göre asıl adı Nehar b. Unfu olan Rahhal b. Unfuv Müslüman olmuş, Kur'ân'm bazı ayetlerini öğrenmiş, bir süre de Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında bulunmuştu. Bir ara o, Ebu Hüreyre ve Furat b. Hayyan ile oturup konuşmakta iken Rasûlullah (s.a.v.) onların yanma uğramış ve: "Sizden birinin azı dişi Cehennem ateşinde, Uhud dağı büyüklüğünde olacaktır." demişti.
Ebu Hüreyre ile Furat b. Hayyan korkmuşlar ve korkuları devam etmişti. Nihayet Rahhal, Müseyleme ile birlikte irtidad etmiş ve onun için yalan şahadette bulunarak Rasûlullah'm, Müseyleme'yi kendine veliaht tayin ettiğini iddia etmişti. Kur'ân'dan ezberlediği ayetleri Müseyleme'ye Öğretmiş, Müseyleme de bu ayetlerin kendisine ait olduğu iddiasında bulunmuştu. Böylece Beni Hanife kabilesi büyük bir fitneye düşmüştü. Yemame savaşında Zeyd b. Hattab onu Öldürmüştü.
Süheylî dedi ki: Müseyleme'nin Hüceyr adında bir müezzini vardı. Savaş taktikçisi de Muhkem b. Tufeyl idi. Bunların arasına Secah da katıldı. Secah'm künyesi Ümrnü Sadir idi. Müseyleme, onunla evlendi. Müseyleme'nin onunla beraber fahiş haberleri vardı. Secah'm müezzini de Züheyr b. Amr idi. Cenbe b. Tarık olduğu da söylenir.
Denildiğine göre Şebes İbn Rib'i de ona müezzinlik yapmış, ama sonra Müslüman olmuştur. Secah'm kendisi de Halife Ömer b. Hattab zamanında Müslüman olmuş ve İslâmiyet'i güzelce yaşamıştır.
Yunus b. Bükeyr, İbn İshak'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Müseyleme b. Habib, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir mektup yazıp göndermiş:
"Allah Rasûlü Müseyleme den, Allah Rasûlü Muhammed'e.
Sana selam olsun. İmdi ben yönetimde sana ortak kılındım. Yönetimin yarısı bize, yarısı da Kureyş'e aittir. Ama Kureyş, haddi tecavüz eden bir kavimdir."
Müseyleme'nin iki elçisi, bu mektubunu Rasûlullah'a getirdi. Rasûlullah ona şu cevabî mektubu yazdı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Allah Rasûlü Muhammed'den, Müseylemetü'l-Kezzab'a.
Hidayete tabi olanlara selam olsun. İmdi yeryüzü şüphesiz Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır."
Ravi dedi ki: Bu mektuplaşma, hicri onuncu sene sonunda olmuştu. Buharî de bu kıssayı "Sahih" adlı eserinde rivayet eder.
Yunus b. Bükeyr, İbn İshak kanalı ile Nuaym b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:
"Elçiler Rasûlullah'a Müseylemetü'l-Kezzab'm mektubunu getirdikleri zaman, Rasûlullah (s.a.v.)'m onlara şöyle dediğini işittim:
- Siz de Müseyleme'nin dediği gibi mi diyorsunuz? Onlar:
- Evet, dediler
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- Vallahi eğer elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydı,.ben sizin boynunuzu mutlaka vururdum!" Ebu Davud et-Tayalisî, Mesudî kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:
"Müseylemetü'l-Kezzab'm elçileri İbn Nevvaha ile İbn Usal, Rasûlullah (s.a.v.)'a geldiler, Rasûlullah onlara şöyle sordu:
- Benim Allah Rasûlü olduğuma şahadet ediyor musunuz?
- Müseyleme'nin Allah Rasûlü olduğuna şahadet ediyoruz.
- Ben Allah'a ve Rasûllerine iman ettim. Eğer elçi öldürmüş olsaydım, mutlaka sizi öldürürdüm!"
Abdullah b. Mesud dedi ki: Elçilerin öldürülmeyeceklerine dair prensip devam etti. İbn Nevvaha'ya gelince ,kalbimde ona karşı hep düşmanlık duydum. Nihayet Allah onun hakkından geldi.
Hafız el~Beyhakî dedi ki: Üsame b. Usal Müslüman oldu. Onun İslâm'a girişini önceki sayfalarda anlatmıştık. İbn Nevvaha'ya gelin-
ce, Ebu Zekeriya b. Ebi îshak el-Müzenî, Ebu Abdullah Muhammed b. Yakub kanalı ile Kays b. Ebi Hazim'in onun hakkında şöyle dediğine dair bir rivayette bulunmuştur: Bir adam, Abdullah b. Mesud'a gelip şöyle dedi: "Ben, Beni Hanife kabilesinin bazı mescidlerine uğradım. Onlar orada öyle birşeyler okuyorlar ki; Allah, okudukları şeyi Muhammed (s.a.v.)'e indirmemiş tir. Okudukları şey şu idi:
"Buğday Öğütenlere, hamur yoğuranlara, ekmek pişirenlere, tirit yapanlara ve lokmayı yutanlara andolsun ki......."
Ravi diyor ki: Abdullah, onlara haber gönderip onları yanma getirtti. Onlar yetmiş kişi idiler. Başlarında Abdullah b. Nevvaha vardı. Abdullah emir verdi. O Öldürüldü. Sonra şöyle dedi: "Biz şeytanı bunlardan uzaklaştır amayız. Ancak bunları Şam'a sürüp orada toplarız. Belki Allah bizi bunlardan kurtarır."
Vakidî dedi ki: Beni Hanife heyeti, on kişiden biraz fazla bir erkek grubu idi. Başlarında Sülma b. Hanzele vardı. Rahhal b. Unfuv, Talk b. Ali, Ali b. Sinan ve Habib oğlu Müseylemetü'l-Kezzab da aralarında idi. Bunlar, Mesleme binti Haris'in evine misafir oldular. Mesleme, onlara ikramda bulundu. Onları ağırladı. Kendilerine sabah ve akşam olmak üzere günde iki öğün yemek veriliyordu. Bir defasında ekmek ve et, bir defasında ekmek ve süt, bir defasında ekmek, bir defasında ekmek veya bir defasında da hurma ikram ediliyordu.
Mescid-i Nebeviye geldiklerinde Müslüman oldular. Müseyleme'-yi kendi yük ve bineklerinin yanında bıraktılar. Mescitten ayrılıp gitmek istedikleri zaman Rasûlullah, onlara beşer okiye gümüş armağan etti. Onlara verdiği kadar Müseyleme'ye de armağan verdi. Çünkü onlar, Müseyleme'yi kendi yüklerinin ve bineklerinin yanında bırakmış olduklarını Rasûlullah'a hatırlatmışlardı. Rasûlullah da: "A-ma o sizin en kötü durumunuzda olanınız değildir." demişti. Müseyleme'nin yanma döndüklerinde Rasûlullah'm onun hakkında söylediği sözleri kendisine aktardılar. O da şöyle dedi: "Kendisinden sonra yönetimin bana geçeceğini bildiği için böyle demiştir."
Allah ona lanet etsin. Böyle demekle o, peygamberlik iddiasında bulunmak için ortamı hazırladı ve peygamberlik iddiasında bulundu.
Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), onlarla birlikte içinde abdest artığı su bulunan bir matara gönderdi. Kiliselerini yıkıp o suyu kilisenin zeminine serpmelerini ve orayı mescid edinmelerini emretti. Onlar da emri yerine getirdiler.
Rasûlullah (s.a.v.)'m hayatının son demlerinde Esved el-Ansî'nin; Ebu Bekir es-Sıddık'm zamanında da Müseylemetü'l-Kezzab'm öldürüldüklerine dair açıklamalar ilerideki sayfalarda gelecektir.

