Hanz el-Beyhakî, Ebu Cenab el-Kelbî kanalı ile Tarık b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Ben Zül-Mecaz çarşısında duruyordum. Bir de baktım ki, cübbe giyinmiş bir adam şöyle diyerek bize doğru geliyor:
- Ey insanlar, Lâ ilahe illallah deyin ki, kurtuluşa eresiniz. Arkadan bir adam da onu takip ediyor, onu taşlıyor ve şöyle diyordu:
- Ey insanlar! Bu yalancıdır.
Onun kim olduğunu sordum. Dediler ki; Haşimoğullarından bir gençtir ki, Allah'ın Rasûlü olduğunu iddia ediyor. "Peki ya ona taş atan şu adam kimdir?" diye sordum. Amcası Abdüluzzâ (Ebu Leheb) olduğunu söylediler.
İnsanlar, Müslüman olup hicret ettikleri zaman biz azık bulmak amacıyla Medine'ye yönelerek Rabaza'dan çıktık. Medine surlarına ve hurmalıklarına yaklaştığımızda eski elbiseler içinde bir adam yanımıza gelip selam verdi ve nereden geldiğimizi sordu. Biz de Rabaza'dan geldiğimizi söyleyince nereye gitmek istediğimizi sordu. Biz Medine'ye gitmek istediğimizi söyledik. İhtiyacımızı sordu. Medine hurmalarını alıp azık olarak götürmek istediğimizi anlattık. Yanımızda bir binek ve yularlı, kızıl tüylü bir deve vardı. "Şu devenizi satmaz mısınız?" diye sorunca biz de: "Şu kadar ölçek hurmaya satarız." diye cevap verdik. Fiyatı indirmedik. Adam devenin yularını tutup götürdü. Gözden kayboldu. Medine surları ve hurmalıkları arasına girip gitti. Bunun üzerine: "Ne yaptık? Vallahi devemizi tanımadığımız birine sattık, bedelini de almadık." dedik. Yanımızdaki kadın şöyle dedi: "Vallahi ben öyle bir adam gördüm ki, yüzü dolunay gibi parıldı-yordu. Ben devenizin parasına kefilim." Bir de baktık ki bir adam bize doğru geliyor . Gelince de:
- Ben Allah Rasûlüyüm. Size geldim. İşte hurmanız. Doyuncaya kadar yeyin. Devenizin bedelini ölçekleyerek tam alın, dedi.
Biz doyuncaya kadar yedik ve ölçekleyerek devemizin bedelini tam olarak aldık. Sonra Medine'ye girdik. Mescid-i Nebevî'ye gittik. Baktık ki, o adam minberde insanlara hutbe irad ediyor. Hutbesine yetiştik, şöyle diyordu:
"Sadaka verin. Çünkü sadaka sizin için hayırlıdır. Veren el, alan elden daha hayırlıdır. Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine, yakınma ve ondan sonraki yakınma ver."
O esnada Beni Yerbu' kabilesinden bir adam (ya da Ensâr'dan biri) gelip şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Bizim bunlar üzerinde cahiliye döneminden kalma bir kan davamız vardır.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Baba, çocuğundan ötürü suçlanamaz. Bu sözünü üç kez tekrarladı."

