El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Veda Haccından Önce Rasûlullah (S.A.V)'in, Aziz Ve Celil Olan Allah'a İmana Davet İçin Yemen Halkına Ümerayı Göndermesi

Buharı, Ebu Musa ile Muaz'm Yemen'e Veda haccından önce gönderilmesi ile ilgili babta Musa kanalı ile Ebu Bürde'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.), Ebu Musa ile Muaz b. Cebel'i Yernen'e gönderdi. …

Buharı, Ebu Musa ile Muaz'm Yemen'e Veda haccından önce gönderilmesi ile ilgili babta Musa kanalı ile Ebu Bürde'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.), Ebu Musa ile Muaz b. Cebel'i Yernen'e gönderdi. Bunlardan herbirini bir eyalete göndermişti. Yemen, o zaman iki eyalete bölünmüştü. Gönderirken Rasûlullah, onlara şöyle dedi: "Kolaylaştırın, zorlaştırmaym. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin"

Başka bir rivayette de Rasûlullah'm onlara şu öğüdü verdiği kaydedilmiştir: "Birbirinize uyum sağlayın, ihtilafa düşmeyin."

Bunlardan her biri kendi işinin başına gitti.

Bunlar kendi eyaletlerinde dolaşırlarken biri diğerine yakın olduğu zaman bir hadise ile karşılaştığında yanma gider, ona selam verirdi. Muaz, bir defasında Ebu Musa'nın eyaletine yaklaşmış, katırı üzerinde yoluna devam etmiş ve Ebu Musa'nın yanma gitmişti. Ebu Musa'nın bir toplantı halinde olduğunu, yanında da elleri boynuna bağlı vaziyette bir adamın oturtulduğunu görmüştü. Muaz ona:

- Ey Abdullah b. Kays! (Ebu Musa'nın asıl adıdır.) Bu nedir? diye sormuş, o da şöyle cevab vermişti:

- Bu adam Müslümanlıktan sonra tekrar küfre dönmüş.

- Öyleyse bu Öldürülmedikçe bineğimden yere inmeyeceğim.

- Zaten öldürülmesi için buraya getirildi. Sen in bakalım.

- Öldürülmedikçe bineğimden yere inmeyeceğim.

Bunun üzerine Ebu Musa ilgililere emir verdi ve o mürted kişi öldürüldü. Sonra Muaz, bineğinden yere indi ve Ebu" Musa'ya şöyle sordu:

- Ey Abdullah, Kur'ân'ı nasıl okuyorsun? Bir bölümü bitirdikten sonra diğerini mi okuyorsun?

- Ey Muaz, ya sen nasıl okuyorsun?

- Gecenin başında uyuyorum. Bir miktar uyuduktan sonra kalkıyorum, Allah ne kadar nasib etmişse o kadar okuyorum. Ayakta dolaşmayı yeterince yaptığım gibi uykumu da yeterince uyuyorum ve aşın gitmiyorum."

Buharı, İshak kanalı ile Ebu Bürde'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v), Ebu Musa el-Eşarî'yi Yemen'e gönderdi. "Orada ne gibi içkiler var?" diye sordu. O da: "Bit' ve mizr vardır." dedi.

Hadisin ravilerinden Said diyor ki:

Ebu Bürde'ye bit'in ne olduğunu sordum. O da şöyle dedi:

- Bit', bal nebizidir. (Balın kaynatılmasıyla elde edilen bir içkidir.) Mizr ise, arpa nebizidir. (Arpanın kaynatılmasıyla elde edilen bir içkidir.) Evet, Ebu Musa'nın Yemen'de bit' ve mizr içkilerinin yapıldığını söylemesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:

- Sarhoş edici herşey haramdır."

Buharî, Hibban kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken ona şöyle öğüt verdi:

"Sen kitab ehli bir kavme gitmektesin. Yanlarına vardığında onları, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in de Allah Ra-sûlü olduğuna şahadet getirmeye davet et. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse, Allah'ın her gün ve gecede onlara beş vakit namazı farz kıldığım kendilerine haber ver. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse Allah'ın, onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek zekatı üzerlerine farz kıldığını onlara haber ver. Eğer bu hususta da sana itaat ederlerse, onların mallarının en iyisini almaktan sakın. Mazlumun bedduasından kaçın. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu'l-Muğire kanalı ile Muaz b. Cebelin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderirken ben ata binmiş vaziyette idim. Kendisi yaya yürüyerek beni uğurlamaya gelmişti. U-ğurlama işini tamamladığı zaman şöyle dedi: .

- Ey Muaz! Belki bu seneden sonra beni görmeyeceksin. Belki de şu mescidime ve mezarıma uğrayacaksın.

Rasûlullah'm böyle demesi üzerine Muaz, Rasûlullah'tan ayrılacağı korkusuyla ağlamaya başladı. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), yüzünü Medine'ye döndürerek şöyle dedi:

- Şüphesiz bana en yakın olan insanlar, -her kim olurlarsa olsunlar ye her nereden olurlarsa olsunlartakva sahibi kimselerdir."

İmam Ahmed b. Hanbel, daha sonra Ebu'l-Yemân kanalı ile Asım b. Humeyd es-Sekünî'den şöyle rivayet eder:

"Muaz bineğine binmiş, Rasûlullah da yanı başında yaya yürüyerek onu uğurlamaya çıkmış, ona öğüt vermiş ve işini tamamladıktan sonra şöyle demişti:

- Ey Muaz! Belki bu seneden sonra benimle karşılaşmayacaksın. Belki de şu mescidime ve mezarıma uğrayacaksın! -

Muaz, Rasûlullah (s.a.v.)'dan ayrılacağı endişesiyle ağlamaya başladı. Rasûlullah, ona şu uyanda bulundu:

- Ağlama ey Muaz. Ağlamanın zamanı vardır. Ağlamak şeytandandır."

imam Ahmed b. Hanbel, Ebu'î-Muğire kanalı ile Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderdi. Gönderirken şöyle dedi:

"Muhtemelen artık benim mezarıma ve mescidime uğrayacaksın (Vefat edeceğim için beni göremeyeceksin.). Seni yufka yürekli bir kavme gönderiyorum. Onlar, hak üzerine iki kez kendileriyle savaşılmış olan kimselerdir. Onlardan sana itaat eden kimseleri yanına alarak asileri ile savaş. Sonra İslâm'a döneceklerdir. Öyle ki, kadın kocasını, çocuk babasını, kardeş de kardeşim acele ile İslâm'a getirecektir. Sen, Sekün ve Sekasik denen iki kabilenin arasına in."

Bu hadiste, artık Hz. Peygamber'in daha sonra Muaz ile bir araya gelmeyeceğine dair işaret, zuhur ve imâ vardır. Gerçekten de böyle olmuştur. Muaz, Veda haccına kadar Yemen de ikamet etmiş, Hacc-ı Ekberden de seksen bir gün sonra Rasûlullah vefat etmişti.

Diğer taraftan İmam Ahmed b. Hanbel, Veki' kanalı ile Ebu Zab-yan'dan şu hadisi rivayet etmiştir: "Ebu Zabyan, Muaz'dan rivayet etti ki^Muaz, Yemen den döndüğü zaman şöyle demiş: .

- Ya Rasûlallah, ben Yemende birbirlerine secde eden bazı adamlar gördüm. Biz niye sana secde etmeyelim?

Rasûlullah, ona cevaben şöyle dedi:

- Eğer bir insanın bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim."

Bu hadisin sened ricali arasında şahsiyeti belirsiz, mübhem ve kendisi hüccet sayılmayan bir şahıs vardır. Ayrıca güvenilir bazı kimseler de buna muhalefet etmişlerdir ve demişler ki: Muaz, o zaman Yemenden değil, Şam'dan dönmüş ve Rasûlullah'a olayı anlatmıştı. Bunu da Ahmed b. Hanbel rivayet eder.

İmam Ahmed b. Hanbel, İbrahim b. Mehdi kanalı ile Muaz b. Ce-bel'den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

"Rasûlullah (s.a.v.), bana dedi ki:

- Cennet'in anahtarı, Allah'tan başka ilâh bulunmadığına şahadet etmektir."

İmam Ahmed b. Hanbel, Veki' kanalı ile Muaz b. Cebel'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle demiştir:

"Ey Muaz, işlediğin kötülüğün arcıisıra bir iyilik işle ki, onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlakla muamele et.

İmam Ahmed b. Hanbel, İsmail kanalı ile Muaz'dan rivayet etti ki, o, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle demiştir:

- Ya Rasûlallah, bana bir tavsiyede bulun.

- Her nerede olursan ol, Allah'tan kork.

- Bana daha fazla tavsiyede bulun.

- Kötülüğün ardı sıra bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip yok etsin.

- Bana daha fazla tavsiyede bulun.

- İnsanlara güzel ahlak ile muamele et."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu'l-Yeman kanalı ile Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), bana on tavsiyede bulundu:

"Öldürülüp yakılsan bile hiçbir şeyi Allah'a ortak koşma. Malından ve ailen arasından ayrılıp çıkmanı sana emretseler bile ebeveynine isyan etme. Onlara kötü davranma. Kasıtlı olarak farz bir namazı terketme. Çünkü kasıtlı olarak farz bir namazı terk eden kimse, Allah'ın zimmeti dışına çıkar. İçki içme, çünkü o, her kötülüğün başıdır. Masiyetten sakın, çünkü masiyet (Allah'a karşı gelme) sebebiyle inşanın üzerine Allah'ın gazabı iner. İnsanlar ölseler bile savaştan kaçmaktan sakın. Aralarında bulunduğun halde insanlara ölüm gelirse sen sebat et. Elinde bulunan servetinden çoluk çocuğuna harca. Onları terbiye etmek için değneğini üzerlerinden kaldırma. Aziz ve Celil olan Allah için onları sev."

İmam Ahmed b. Hanbel, Yunus kanalı ile Muaz b. Cebel'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), onu Yemen'e gönderirken kendisine şöyle demiştir:

"Lüks içinde olma. Çünkü Allah'ın kulları lüks içinde olmazlar."

İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman b. Davud el-Haşimî kanalı ile Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderdi. Akıllı ve baliğ olan her şahıstan bir dinar veya onun dengi olan bir meafir elbisesi almamı bana emretti. Her kırk sığırdan, üç yaşına gelmiş bir sığır almamı ve her otuz sığırdan da iki yaşına girmiş bir erkek buzağı almamı bana emretti. Yağmur sularıyla sulanan ekinlerin onda birini, dolap ile sulanan ekinlerinde onda birinin yarısını (yani yirmide birini) almamı bana emretti."

İmam Ahmed b. Hanbel, Muaviye kanalı ile Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Yemenlilerin zekatlarını toplamam için Rasûlullah (s.a.v.), beni gönderdi. Her otuz sığırdan iki yaşındaki bir buzağıyı; her kırk sığırdan da üç yaşındaki bir sığırı almamı emretti. Onlar, bana kırk ile elli, altmış ile yetmiş, seksen ile doksan arasındaki sığırlardan da zekat almamı teklif ettiler. Ben bu tekliflerini kabul etmedim. Onlara: "Ben bunu Rasûlullah'a soracağım." dedim. Medine'ye geldin^. Durumu Peygamber (s.a.v.)'e haber verdim. O da her otuz sığırdan iki yaşındaki bir buzağıyı, her kırk sığırdan üç yaşındaki bir sığırı, altmış sığırdan iki tane iki yaşındaki buzağıyı, yetmiş sığırdan bir tane üç yaşındaki sığırı, bir de iki yaşındaki bir buzağıyı; seksen sığırdan iki tane üç yaşına girmiş buzağıyı, yüz sığırdan bir tane üç yaşına girmiş sığırı ve iki tane iki yaşma girmiş buzağıyı, 110 sığırdan iki tane üç yaşma girmiş sığırı ve bir de iki yaşma girmiş bir buzağıyı; 120 sığırdan üç tane üç yaşına girmiş sığırı veya dört tane iki yaşına girmiş buzağıyı almamı bana emretti ve nisabı üç yaşma girmiş bir sığıra veya bir buzağıya ulaşmayan sayıdaki sığırlardan almamamı emretti. Rasûlullah, zekatla ilgili iki nisab arasındaki sayılardan zekat alınmaması gerektiğini bana bildirdi."

Bu hadisler, İmam Ahmed tarafından rivayet edilmiş hadislerdir. Ancak bunlarda Yemen'e gidişinden sonra Muaz'm tekrar Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip onunla görüştüğüne dair deliller vardır. Gerçek olan şudur ki, daha Önce de anlatıldığı gibi Muaz, Yemen'e gittikten sonra artık Peygamber (s.a.v.)'i görmedi.

Abdürrezzak, Ma'mer kanalı ile Übeyy b. Ka'b b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Muaz b. Cebel, yakışıklı, müsamahakar bir gençti. Kavminin en hayırlı gençlerindendi. Kendisinden birşey istenildiğinde mutlaka verirdi. Öyle bir duruma geldi ki, borçları bütün malını kapsadı. Ala-caklılarıyla konuşması için Rasûlullah'ın yanma gitti. Ondan ricada bulundu. Ancak alacaklıları, ona borç indirimi yapmadılar. Alacaklarından vazgeçmediler. Eğer borçlulardan her hangi birine rica vesilesiyle borcu bırakılacak olsaydı, Rasûlullah'ın ricası sebebiyle Muaz'm borcu bırakılırdı. Ricalar fayda vermeyince, Rasûlullah (s.a.v.) Muaz'ı yanma çağırdı. O da malım sattı. Alacaklıları arasında paylaştırdı. Muaz, malsız kaldı. Rasûlullah, hac ettiği zaman Muaz'ı Yemen'e gönderdi. Bu malda ticaret yapan ilk kişi Muaz oldu. Sonra Ye-men'den Ebu Bekir es-Sıddık'm yanma geldi. Rasûlullah (s.a.v.) vefat etmişti. Ömer gelip ona şöyle dedi:

- Bana itaat eder misin? Yemen'den getirdiğin şu malları Ebu Bekir'e verir misin? Eğer o sana verirse sen de kabul eder misin?

- Hayır, bu malı ona asla vermem. Zararlarımı kapatmam için Rasûlullah beni Yemen'e göndermişti.

Ömer, Muaz'm kendisine itaat etmediğini görünce Ebu Bekir'in yanma gitti. Ona şöyle dedi:

- Şu adama haber gönder. Malım elinden al. Bir kısmını kendisine bırak.

Ebu Bekir dedi ki:

- Ben bunu ona yapamam. Çünkü zararını kapatması için Rasûlullah, onu Yemen'e göndermişti. Ben ondan birşey alacak değilim.

Sabah olunca Muaz, Ömer'in yanma gitti ve ona şöyle dedi:

- Dün bana söylediğini yapmaktan başka çare bulamadım. Çünkü rüyamda dün şöyle birşey gördüm: Beni ateşe götürüyorlardı. Sen ise arkadan eteğimi tutuyor, geri çekiyordun. Beni ateşe bırakmıyordun."

Bunun üzerine Muaz, Yemen'den getirmiş olduğu malların tamamını alıp Ebu Bekir'e götürdü. Oradan getirdiği kırbacım da ona verdi. Yemen'den getirdiği mallardan hiçbirini gizlemediğine yemin etti. Ebu Bekir de ona:

- Bu mallar senindir. Bunlardan hiçbirini almayacağım, dedi.' Ebu Sevr de bunu Abdurrahman b. Ka'b b. Malik'ten rivayeti etmiş, hadiseyi olduğu gibi anlatmış, yalnız şu ilaveyi yapmıştır:

"Mekke fethi senesi olduğunda Rasûlullah (s.a.v.), Muaz'ı Yemen'e bir grup ahali üzerine emir olarak gönderdi. Muaz, Rasûlullah'ın vefatına kadar orada kaldı. Sonra Ebu Bekir'in halifeliği zamanında Medine'ye geldi ve Şam'a çıkıp gitti."

Beyhakî dedi ki: Önce de anlatmış olduğumuz gibi Rasûlullah (s.a.v.), onu Mekke'de halka dini bilgileri öğretmesi için Attab b. Üseyd ile birlikte bıraktı. O, Tebük gazvesine katıldı. Akla en uygun gelen husus şudur ki; Rasûlullah, onu bundan sonra Yemen'e göndermiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Beyhakî, daha sonra A'meş tariki ile Muaz'ın rüya kıssasını şöyle anlatır:

"Muaz, rüya gördükten sonra Yemen'den getirmiş olduğu malların tamamını Ebu Bekir'e götürdü. Malları arasında köleler de vardı. Ebu Bekir, kuleleriyle birlikte mallarını da kendisine geri verince, onları tekrar alıp evine döndü. Sonra kalkıp onlara namaz kıldırdı. Onlar da onunla birlikte namazlarını kıldılar. Namazı tamamladıktan sonra şöyle sordu:

- Namazı kimin için kıldınız?

- Allah için kıldık.

- Öyleyse siz de Allah rızası için serbestsiniz. Böyle dedikten sonra onları azad etti."

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Muaz b. Cebel'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), onu Yemen'e gönderirken ona şöyle sormuş: - Bir mesele ile karşılaşırsan ne yaparsın?

- Allah'ın kitabındaki hükümlere bakarak hüküm veririm.

- Ya bu meselenin cevabı, Allah'ın kitabında yoksa ne yaparsın?

- O zaman Rasûlullah'm sünnetine bakarak hüküm veririm.

- Ya bu meselenin cevabı, Rasûlullah'm sünnetinde de yoksa ne yaparsın?

- Hiç tereddüt etmeden ictihad ederim.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.vO, Muaz'ın göğsüne vurdu, sonra şöyle dedi:

- Allah Rasûlünün elçisini, Rasûlullah'm razı olacağı işe muvaffak kılan Allah'a hamdolsun."

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Ebu'l-Es-ved ed-Dilî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Muaz, Yemen'de idi. Ona, geride Müslüman bir kardeş bırakan ölmüş bir Yahudinin miras meselesini sordular. O da şöyle dedi:

- Rasûlullah (s.a.v.)'m: "Doğrusu İslâmiyet artırır, eksiltmez." dediğini işittim.

Böyle diyerek, Müslümanı, ölen Yahudi kardeşine mirasçı kıldı." Bu/hükünı, Muaviye b. Ebi Süfyan'dan, Yahya b. Ma'mer el-Ka-dî'den ve bir grup selef ulemasından nakledilmiştir. İshak b. Reha-veyh de bu görüşe kail olmuştur. Ancak cumhur -dört mezheb imamıile ashabı da aralarında olmak üzere- bunlara muhalif kalmışlardır. Muhalifler, Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan şu hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir: Üsame b. Zeyd, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Kafir kişi Müslüman'a; Müslüman kişi de kafire mirasçı olmaz."

Demek istediğimiz şudur ki, Muaz, Peygamber (s.a.v.)'in Yemen'-deki kadısı, savaşlardaki komutanı ve zekatları toplayan memuru idi. Nitekim İbn Abbas'm önceki sayfalarda geçen hadisi de buna delalet etmektedir.

Muaz, halkı dışarı çıkarıp onlara beş vakit namazı sahrada kıldırdı. Nitekim Buharı, Süleyman b. Harb kanalı ile Amr b. Mey-mun'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Muaz, Yemen'e geldiğinde halka sabah namazını kıldırdı ve namazda: ayetini okudu. Cemaatten biri: "İbrahim'in anasının gözü aydın oldu." dedi.