El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ziyad B. Haris Es-Südaî'nin Elçi Olarak Gelişi

Hafız el-Beyhakî, Ebu Ahmed el-Esedabadî kanalı ile Ziyad b. Haris es-Südaî'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'a gidip Müslümanlık üzerine ona bey'at ettikten sonra onun kabilem üzerine asker …

Hafız el-Beyhakî, Ebu Ahmed el-Esedabadî kanalı ile Ziyad b. Haris es-Südaî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.)'a gidip Müslümanlık üzerine ona bey'at ettikten sonra onun kabilem üzerine asker gönderdiğini öğrendim. Kendisine:

- Ya Rasûlallah! Askerleri geri çevir, kabilemin Müslümanlığı kabul edip sana itaat etmelerini ben üzerime aldım, dedim.

- Öyle ise git onları geri çevir, dedi.

- Devem yorgundur, yürüyemiyor, dedim.

Bunun üzerine bir başkasını gönderip askerleri geri çevirtti. Ben de kabileme bir mektup yazarak gönderdim. Mektubum üzerine, Hz. Peygamber'e Müslüman olduklarına dair bir heyet gönderdiler. Hz. Peygamber bana:

- Ey Südaî kardeş, öyle anlaşılıyor ki, kavmin içinde sözü geçerli bir kimsesin, dedi.

- Hüner benim değildir. Cenâb-ı Allah, onlara hidayet nasib etti, dedim.

- Seni onların başına emir tayin edeyim mi? diye sordu.

- Evet ya Rasûlallah, dedim.

Bunun üzerine buna dair bir emirname yazdırdı. Ona:

- Ya Rasûlallah, bana zekatlarından bir pay verilmesini de emret, dedim.

Olur, dedi ve bunun için de ikinci bir yazı yazdırdı. Bu olay, savaş yolculuklarının birinde idi. Hz. Peygamber, akşama doğru konaklamak üzere bir yere indi. Oranın halkı gelip:

- Cahiliye döneminde aramızda bir olay geçmişti. Şimdi o olayın öcünü valimiz bizden almak istiyor, diyerek başlarındaki valiyi şikayet ettiler.

Hz. Peygamber:

- Öyle midir? diye sordu.

- Evet, diye cevap verdiler.

Bunun üzerine yanındaki ashaba -ki ben de aralarında idim- dönüp:

«Mü'min olan bir kimse için emîr olmakta hayar yoktur.» dedi. Südaî diyor ki: Hz. Peygamber'in bu sözü kalbimde bir iz bıraktı. Sonra bir başkası gelip:

- Ya Rasûlallah, bana ihsanda bulun, dedi. Hz. Peygamber orada:

«Kim muhtaç olmadığı halde dilenirse, kendisi için bir baş ağrısı, bir karın sancısı olur.» dedi. Adam:

- O halde bana zekattan biraz ver, dedi.

Hz. Peygamber, bu sefer ona şöyle cevap verdi:

- Cenâb-ı Allah, zekatların dağıtımı hususunda ne bir peygamberin ne de başka birinin hükmüne razı olmuştur ki, onlar bu hususta hüküm versinler. Cenâb-ı Allah, zekat verilecek kimseleri sekiz sınıfa ayırmıştır. Eğer sen o sınıflardan birinde isen sana zekattan biraz veririm.

Südaî diyor ki: Peygamber Efendimiz'in bu sözü kalbimde ikinci bir iz bıraktı. Zira ben zengin olduğum halde kendisinden zekat istemiştim.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.), yatsı vaktinde gecenin ilk diliminde yola devam etti. Ben de yanında yürüdüm. Yakınında idim. Ashabı, kendisinden kopuyor, geride kalıyorlardı. Onun yanında benden başka kimse kalmamıştı.

Sabah namazının vakti geldiğinde bana emir verdi, ezan okudum. "İkamet edeyim mi ya Rasûlallah?" diye sordum. O da doğu tarafına fecre baktı ve hayır, diye cevab verdi. Fecrin doğuşunu bekledi. Fecir doğduğunda indi, def-i hacete gitti. Sonra yanıma geldi. Ashabı da oraya geldi.

- Ey Südaî kardeş, senin yanında su var mı? diye sordu. Dedim ki:

- Biraz var, ama sana yetmez.

- Onu bir kaba koy, sonra bana getir, dedi. Ben de öyle yaptım. Suyu avucuna koydu. Parmakları arasından pınar gibi su fışkırdığını gördüm. O esnada şöyle buyurdu:

«Eğer Aziz ve Celil olan Rabbimden utanmasaydım, bu sudan içer ve başkalarına da içirirdik. Ashabıma seslen. Suya ihtiyacı olan gelsin.»

Ben ashaba seslendim. Onlardan ihtiyacı olanlar gelip o sudan aldılar.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.) namaza durdu. Bilal ikamet getirmek istedi. Rasûlullah ona şöyle dedi:

«Südaî kardeş ezan okudu. Ezan okuyan kimse ikamet etsin.»

Ben de ikamet getirdim.

Namaz kıldıktan sonra kalkıp her iki yazıyı da kendisine geri

verdim ve:

- Beni iki görevden de affet, dedim. -Niçin? Aklına ne geldi ki? diye sordu.

- Ya Rasûlallah! Sen: "Mü'min olan kimse için emir olmakta hayır yoktur." buyurdun. Oysa ki ben Allah'a ve onun Rasûlüne inanan bir mü'minim. Sonra: "Kim muhtaç olmadığı halde dilenirse o, kendisi için bir baş ağrısı ve karın sancısı olur." diye buyurdun. Ben ise zengin olduğum halde senden zekat istedim, dedim.

- O öyledir. İstersen kabul et, istersen bırak, dedi. Ben de:

- Bırakıyorum, dedim.

- Öyle ise bana bir başkasını bul ki, onu bu görevlerin başına tayin edeyim, dedi.

Ben de gelen heyet içinden birisini kendisine gösterdim, onu tayin etti.

Sonra dedik ki:

- Ya Rasûlullah, bizim bir kuyumuz vardır. Kış mevsiminde suyu bize yetiyor, onun etrafında toplanıyoruz. Yaz mevsiminde ise suyu azalıyor, çevremizdeki diğer suların başına gidiyor, dağüıyoruz. Biz Müslüman olduk. Çevremizdeki herkes bize düşmandır. Allah'a dua et, kuyumuzun suyu bize yetsin, başında toplanalım. Dağılıp da başka yerlere gitmeyelim.

Yedi çakıl tanesi getirilmesini istedi. Getirdiler, onları elinde oğ^ du, üzerlerine dua okudu. Sonra: - Şu çakılları götürün, kuyunun basma vardığınızda bunları birer birer içine atm ve Allah'ı anın, dedi.

Biz de emredileni yaptık. Ondan sonra kuyunun dibini göremez olduk. Suyu çoğalmıştı."

Vakidî'nin anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Cirâne umresinden sonra Kays b. Sa'd b. Ubade'yi 400 kişilik bir seriyye ile Suda' beldelerine gönderdi. Orayı ele geçirdiler. Onlar da kendilerinden bir adamı Rasûlullah'a gönderdiler. Elçi, Rasûlullah'ın yanına gelip şöyle dedi:

- Göndermiş olduğun orduyu kavmimin üzerinden geri çeviresin diye sana geldim. Ben, onların Müslüman olarak sana gelmelerini ü-zerime alıyorum.

Bundan sonra o kabilenin onbeş kişilik heyeti, Rasûlullah (s.a.v)'-m yanına geldi. Daha sonra Veda haccmda onlardan 100 kişilik bir heyetin geldiğini de gördü.