Rasûlullah (s.a.v.), Alâ b. Hadremî'yi Bahreyn meliki Münzir b. Sava el-Abdf ye gönderdi. Münzir de, Alâ'nın önünde iman getirip Müslüman oldu ve kavmi arasında İslâmiyet'le adaleti hakim kıldı. Hz. Peygamber (s.a.v.), vefat ettikten kısa bir süre sonra Münzir de vefat etti. Münzir, can çekişirken Amr b. As da yanındaydı. Amr'a şöyle bir soru sordu:
- Ey Amr, Rasûlullah (s.a.v.), hasta kişinin malında tasarrufla bulunmasına izin verir miydi?
- Evet, üçte birinde tasarrufla bulunmasına izin verirdi.
- Şimdi ben malımın üçte birini ne yapayım?
- Dilersen, onu yakınlarına sadaka olarak verirsin. Dilersen muhtaçlara verirsin. Dilersen de kendinden sonra başka hiçbir yere sarf edilmemek üzere sırf sadaka olarak verilmesini vasiyet edersin.
- Ben malımı Bahira, Şaibe, Vasile ve Ham gibi yapmak istemiyorum. Ama ben malımı sadaka olarak vermek istiyorum.
Böyle dedi ve böyle de yaptı. Sonra da vefat etti. Amr b. As, onu çok beğeniyordu. Münzir vefat edince Bahreynliler irdidad ettiler, başlarına hükümdar olarak da Garur'u geçirdiler. Onun asıl adı, Münzir b. Nu-man b. Münzir idi. îrtidad eden Bahreynlilerin sözcüleri dedi ki:
- Eğer Muhammed peygamber olsaydı ölmezdi.
Bahreyn'de Cevasa kasabasından başka İslâm'da sebat eden başka bir belde kalmamıştı. Buharî'nin sahihinde İbn Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste de anlatıldığına göre mürtedler, cumayı ilk kılan kasaba halkı Cevasahlan kuşatma altına almış, onlara baskı yapmışlardı. Öyle ki, onlara gıda ambargosu uygulamışlar, onlar da şiddetli bir açlığa maruz kalmışlardı. Nihayet Allah, onları genişliğe kavuşturdu. Kuşatma altında bulunanlardan ve Beni Bekir b. Kilab kabilesinden olan Abdullah b. Hazf, şiddetli açlığa maruz kaldığı için şöyle bir şiir söylemişti:
"Ey haberci, Ebu Bekir'e haber ver, Ve bütün Medine gençlerine; Kerim olan ve Cevasa'da mahsur, Bulunanlara yardım edemez misiniz? Ki onların yollardaki kanları, Gözleri kamaştıran güneş gibidir, Rahman'a tevekkül ettik biz, Çünkü zafer tevekkül edenlerindir."
Bahreynliler arasında eşraftan Carud b. Mualla ayağa kalktı. Bu zat, Rasûlullah (s.a.v.)'a hicret edenlerdendi. Ayağa kalkıp toplu halde bulunan Bayreynlilere şöyle bir nutuk irad etti:
"Ey Abdü'1-Kays topluluğu! Ben size birşey soracağım, eğer biliyorsanız bana cevap verin. Ama bilmediğiniz birşeyi bana cevap olarak söylemeyin.
- Sor bakalım.
- Siz, Muhammed'den önce Allah'ın peygamberleri olduğunu biliyor muydunuz?
- Evet.
- Biliyor muydunuz, yoksa bunları görmüş müydünüz?
- Hayır, sadece biliyorduk.
- Onlar ne yaptılar?
- Öldüler.
- İşte Muhammed (s.a.v.) de onlar gibi ölmüştür ve ben Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim."
- Biz de Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederiz. Sen bizim en faziletli adamımız ve liderimizsin. Böyle dedikten sonra îslâmiyetlerinde sebat ettiler. Diğer insanları kendi irtidad halleri ile başbaşa bıraktılar.
Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Ebu Bekir es-Sıddık, onlara Alâ b. Hadremî'yi göndermişti. Alâ Bahreyn'e yaklaştığında, Sümame b. Asal kalabalık bir toplulukla ona geldi. O mıntıkaların bütün emirleri de gelip Alâ b. Hadremî'nin askerlerine katıldılar. Alâ, onlara ikramda bulundu, yer verdi, ihsanda bulundu. Alâ, sahabelerin önde gelenlerinden âlim ve âbidlerinden olup çağrısına icabet edilen bir şahsiyet idi. Bu gazvede bir menzile inip konaklamıştı. İnsanlar yerlerine oturmadan develeri üzerindeki azıkları alıp sağa sola kaçıp gitmişlerdi. Askerlerin hiçbir şeyi kalmamıştı. Sadece üzerlerindeki elbiseleri kalmıştı. Bu olay geceleyin cereyan etmişti. Hiçbiri devesini yakalayamamıştı. Üzüntü ve kedere boğulmuşlardı M, bunu tarif etmek mümkün değildir. Öleceklerini düşünerek birbirlerine vasiyette bulunmaya başladılar. O esnada Alâ'mn münadisi seslendi: İnsanlar onun etrafında toplandılar. Müna-di şöyle dedi:
- Ey insanlar, siz Müslüman değil misiniz? Allah'ın yolunda değil misiniz? Allah'ın dininin yardımcıları değil misiniz?
- Evet öyleyiz.
- Öyleyse size müjdeler olsun! Allah, sizin durumunuzda olan kimseleri yardımsız bırakmayacaktır. Fecir doğarken sabah namazı için ezan okundu. Alâ, insanlara namaz kıldırdı. Namazı tamamladıktan sonra dizleri üstüne çöktü. Ona bakan askerler de diz üstü çöktüler. Dua için ellerini kaldırdı. Askerler de ellerini kaldırdılar. Dua yapmaya başladılar. Derken güneş doğdu. İnsanlar güneşin serabına bakıyorlardı. Serab bir iki defa parladı. O, duayı daha da şiddetlendirdi. Üçüncü kez serabın parladığını gördüler. O esnada Cenâb-ı Allah, yanlarında yere yayılmış büyük miktarda su yarattı, suya gittiler. İçtiler, yıkandılar. Güneş daha çok yükseîmemişti M, develer de her bir yandan suya geldiler. Askerler hiçbir şeylerini kaybetmemişlerdi. Develerin yükleri sapasağlam duruyordu. Develerine iki kez su içirdiler. Bu, o insanların bu seriyyede gördükleri ilahi bir mucizeydi.
Sonra mürted ordusu geldi. Bu ordu, büyük bir kalabalıktan teşekkül etmişti. Gelip Alâ b. Hadremfnin ordusunun bitişiğinde ordugah kurdular. Geceleyin o menzillerde komşu olarak uyumaya başladılar. Müslümanlar, geceleyin yataklarında uyumakta iken Alâ b. Hadremî, mürtedler ordusunda yüksek bir ses duydu. Sesin sahibi şöyle diyordu:
- Şu Müslümanların haberini kim keşfedip bize bildirecek?
Bu sırada Abdullah b. Hazf kalkıp mürtedlerin safları arasına girdi. Onların sarhoş olduklarını, fazla miktarda şarap içtiklerinden Ötürü akıllarının başlarından gitmiş olduğunu gördü. Dönüp bu durumu Alâ'ya bildirdi. O da hemen atına bindi. Askerlerini de harekete geçirdi. Ansızın mürtedleri bastırdılar ve çoklarını öldürdüler. Az sayıda adamları kaçıp kurtuldu. Hepsinin mallarını ve yüklerini ele geçirdiler. Bu, büyük miktarda bir ganimetti. Beni Kays b. Salebe'nin kardeşi olup kavmin liderlerinden olan Hatm b. Duba/a uyumaktaydı. Müslümanların kendilerine saldırdıklarını görünce, dehşet içinde yatağından fir-layıp atına bindi. Üzengisi koptu. "Şu üzengimi kim onarır?" diye sordu. Müslümanlardan bir adam geceleyin gelip: "Ben onarırım. Ayağını kaldır." dedi. Hatm ayağını kaldırınca, Müslüman asker kılıcını vurup ayağını bileğinden kopardı.
Hatm: "Beni öldür." dediyse de Müslüman asker: "Hayır öyle yapmayacağım." dedi. Hatm da yere düştü. Yanından her kim geçtiyse mutlaka kendisini öldürmesini istedi, ama kimse onu öldürmedi. Derken Kays b. Asım onun yanından geçti. Hatm ona: "Beni öldür, ben Hatm'ım!" dedi. Kays da onu öldürdü. Ancak ayağının kesilmiş olduğunu görünce, onu Öldürdüğüne pişman oldu ve: "Eyvah ben ne fena bir iş yaptım! Ayağının kesik olduğunu bilseydim, onu yerinden kımılda tmazdım." dedi. Sonra Müslümanlar, yenilgiye uğrayan mürtedlerin peşine düştüler. Onları her gözetleme yerinde ve her yolda öldürmeye başladılar. Müslümanların önünden kaçan mürtedlerin çoğu, deniz kıyısındaki Darin kasabasına gitti. Orada gemiye bindiler.
Sonra Alâ b. Hadremî, ganimet taksimine ve yüklerin nakledilmesi işine başladı. Bu işi de tamamladıktan sonra Müslümanlara şöyle dedi:
- Haydi Darin'e gidelim de oradaki düşmanla gaza edelim! Müslümanlar onun bu çağrısına hemen icabet ettiler. O da onları
harekete geçirdi. Nihayet deniz kıyısına vardılar ki gemilere binsinler. Mesafenin uzak olduğunu, gemilerle oraya ulaşamayacaklarını anladı. Atını denize sürdü. Sürerken de şöyle dua ediyordu: "Ey merhamet edicilerin en çok merhamet edeni, ey hikmet ve kerem sahibi, ey bir ve tek olan, ey hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşeyin kendisine muhtaç olduğu, ey diri, ey diriltici, ey kendi zatıyla kaim olan, ey celal ve ikram sahibi Allah'ım. Senden başka ilah yoktur ey Rabbimiz."
Askerlerine de böyle dua etmelerini ve atlarını denize sürmelerini emretti. Onlar da böyle yaptılar. Boğaz, Allah'ın izniyle onlara geçit verdi. Onlar da altında kum bulunan bir suyun üzerinden yürür gibi yürüdüler. Su, develerinin tabanlarının yukarısını geçmiyordu ve atlarının dizine dahi ulaşmıyordu. Kendileriyle gemiler arasındaki mesafe bir gün ve bir gecelik mesafe idi. Diğer kıyıya kısa bir yoldan gitti. Düşmanla savaştı. Onları mağlub etti. Mallarını ganimet olarak ele geçirip geri döndü. Karşı tarafa geçti. îlk mevziine döndü. Bütün bunlar bir günde olup bitmişti. Düşmanların bir tek casusu dahi kalmamıştı. Çoluk çocuklarını, mallarını ve davarlarını önlerine katıp getirmişlerdi. Müslümanlar, denizi geçerken hiçbir şey kaybetmemişlerdi. Yalnız askerlerden birinin yem torbası suya düşmüş, ama yine de Alâ geri dönmüş ve bu torbayı alıp getirmişti. Bundan sonra Alâ, Müslümanların ganimetlerini aralarında paylaştırmış ti. Asker sayısının çokluğuna rağmen yine de her süvariye 2000, her piyadeye de 1000 sehimlik ganimet düşmüştü. Durumu Hz. Ebu Bekir'e bir mektupla bildirmişti. Hz. Ebu Bekir de bu yaptığına teşekkür ettiğini bildiren bir mektup göndermişti. Denizden geçerken Müslümanlardan Afif b. Münzir adında bir şair şöyle demişti:
"Görmez misin ki, Allah denizini bize itaat ettirdi. Kafirlere de musibetlerden birini indirdi.
Denizin yarılıp yol vermesi için dua ettik. Bize, öncekilere denizin açılması ve yol vermesine nisbetle daha hayret verici bir mucize geldi."
Seyf b Ömer et-Temimî'nin anlattığına göre o gazada Müslümanlar, Alâ b, Hadremfden zuhur eden bazı kerametler ve harika durumlar müşahede etmişlerdi. Onlar bu keramet ve harikalarrmüşahede ederlerken beraberinde de Hecerli bir rahib vardı. O zaman Müslüman olmuştu. Kendisine:
- Senin İslâm'a girmene sebep olan şey nedir? diye sorulduğunda şöyle cevap vermişti:
- Eğer Müslüman olmazsam, Allah'ın beni hayvan suretine sokmasından korkmuştum. Çünkü ben burada birçok mucizeler müşahede ettim. Seher vakti havada bir dua işittim.
- O dua nasıldı?
- Dua şöyle idi: "Allah'ım, sen esirgeyen ve bağışlayansın. Senden başka ilah yoktur. Senden önce hiçbir şeyin bulunmadığı, herşeyi yoktan var eden yaratıcısın, ezelisin, ebedisin, gafîl değilsin, ölümsüzsün, görünen ve görünmeyen şeyleri yaratıcısın. Sen her gün başka bir durumdasın. Herşey hakkında tam bilgiye sahipsin. Eğer bu Müslümanlar hak yolda olmamış olsalardı meleklerle onlara yardım edilmezdi, diye düşündüm ve islâm'a girdim."
Gerçekten de islâmiyet'i güzelce yaşadı. Onun bu sözlerini sahabi-ler kendisinden dinleyip dururlardı.

