Buharı, Abdullah b. Yusuf tariki ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Talha, karısı Ümmü Süleym'e şöyle dedi:
- Rasûlullah (s.a.v)'m sesinin zayıf olduğunu işittim. Aç olduğunu anladım. Yanında yiyecek bir şey var mı senin?
- Evet.
Karısı böyle dedikten sonra birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Sonra örtü getirip ekmeği ona sardı ve elimin altına koydu. Sonra da beni Rasûlullah'a gönderdi. Onu mescitte bazı insanlarla birlikte gördüm. Rasûlullah, bana şöyle sordu:
- Seni, Ebu Talha mı gönderdi?
- Evet.
- Yemek için mi gönderdi?
- Evet.
Rasûlullah (s.a.v.), yanındaki adamlara:
- Kalkın, dedi. Kendisi de kalktı. Ben de önlerine düştüm. Nihayet onları Ebu Talha'mn evine getirdim. İçeri girip durumu haber verdim. Ebu Talha, karasına şöyle dedi.
- Ey Ümmü Süleym! Rasûlullah bir cemaatla beraber evimize geldi. Yanımızda onlara yedirecek bir şeyimiz de yok!
- Allah ve rasûlü daha iyi bilirler.
Ebu Talha, dışarı çıktı. Rasûlullah'ı karşıladı. Rasûlullah, Ebu Talha ile birlikte içeri girdi ve Ebu Talha'mn karısına şöyle dedi:
- Ey Ümmü Süleym! Gel bakalım buraya, senin yanında ne var? Ummü Süleym, baş örtüsüne sardığı ekmeği getirdi. Rasûlullah, ufalamasını emretti. O da ufaladı ve üzerine tulumdaki yağı katık olarak döktü. Sonra Rasûlullah, o yemek üzerine Allah'ın dilediği şeyleri söyledi. Bereket duası okudu ve şöyle dedi:
- On kişiyi çağır, içeri girmelerine izin ver.
Ebu Talha da on kişiye izin verdi. îçeri girdiler. Doyuncaya kadar yediler. Sonra kalkıp gittiler. Rasûlullah (s.a.v.):
- On kişiye daha izin ver, gelsinler, dedi. Ebu Talha da ikinci on kişiye izin verdi. Onlar da gelip yediler, doyduktan sonra kalkıp gittiler. Rasûlullah (s.a.v.):
- On kişiye daha izin ver, dedi. Ebu Talha, onlara da izin verdi. Onlar da gelip doyuncaya kadar yediler. Sonra çıkıp gittiler. Rasûlullah (s.a.v.):
- On kişiye daha izin ver, diye emretti. Nihayet cemaatın tamamı o yemeği yedi. Sayıları yetmiş veya seksen kadardı.»
Ebu Ya'lâ, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ebu Talha, Rasûlullah (s.a.v.)'m aç olduğunu gördü. Karısı Ümmü Süleym'in yanma gelip şöyle dedi:
- Doğrusu ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın acıktığını gördüm. Senin yanında yiyecek birşey var mı?
- Yanımızda bir avuç un, bir miktar da arpa var.
- Bunu yoğur ve ekmek yap. Belki Rasûlullah (s.a.vjı davet ederiz de evimizde ekmek yer.
Ebu Talha'nın karısı Ümmü Süleym, hamur yoğurup ekmek pişirdi ve ekmeği ocaktan alıp getirdi. Bana da:
- Ey Enes, Rasûlullah'ı buraya davet et, dedi. Ben de Rasûlullah'a gittim. Yanında bir cemaat vardı. Sanırım seksen küsur kişi idiler. Dedim ki:
- Ya Rasulallah, Ebu Talha seni davet ediyor. Rasûlullah da ashabına:
- Ebu Talha'nın davetine icabet edin, dedi. Ben de korkarak aceleyle Ebu Talha'nın evine geldim ve Rasûlullah'm ashabıyla birlikte evlerine geleceğini haber verdim. Ebu Talha da:
- Allah'ın rasûlü evimdeki durumu benden daha iyi bilir, dedi ve çıkıp Rasûlullah'ı karşıladı. Ona şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Yanımızda sadece bir ekmek var. Senin acıktığını gördüm. Karım Ümmü Süleym'e emir verdim, o da sana bir ekmek pişirdi.
Rasûlullah, içeri girip o ekmeği getirmelerini, ayrıca bir de çanak getirmelerini emretti. Ekmeği çanağa koydu ve:
- Biraz yağ var mı? diye sordu. Ebu Talha:
- Tulumda biraz olmalı, dedi ve tulumu getirdi. Rasûlullah ile Ebu Talha, tulumu sıktılar. Tulumdan çok az miktarda yağ çıktı. Rasûlullah (s.a.v.), işaret parmağını o yağa sürdü. Sonra ekmeğe sürdü. Ekmek şi-şip kabardı. Bismillah dedi, ekmek daha da büyüdü. Hep böyle yaptı. Nihayet o ekmeğin çanağın dışına taşdığını gördüm. Bana:
- Ashabımdan on kişiyi çağır, dedi. On kişiyi çağırdım. Rasûlullah (s.a.v.) elini ekmeğin ortasında koydu ve:
- Bismillah diyerek yeyin, dedi. Onlar da ekmeğin çevresinden koparıp yediler, nihayet doydular. Onar kişilik gruplar halinde ashabını içeri çağırmaya devam etti. Onlar da o ekmekten yediler, nihayet ondan seksen küsur kadar adam yedi. Ekmeğin çevresinden koparıp yediler ve nihayet doydular. Ekmeğin ortası da olduğu gibi duruyordu. Rasûlullah'm eli de onun üzerindeydi.»
Bunlar, Enes b. Malik (r.a.)'den mütevatir yollarla nakledilen rivayetlerdir. Hamd ve minnet Allah'adır.
Hendek gazvesinde de Cabir'in Rasûlullah (s.a.v.)'ı evine davet edişinden önceki sayfalarda bahsetmiştik. Cabir (r.a.), evinde bir oğlak kesip yemek yapmış, arpa ekmeği pişirmiş ve Rasûlullah'ı davet etmişti. Rasûlullah (s.a.v.) da 1000 kadar olan Hendek'teki sahabeleri tamamen oraya davet etmişti. Onlar, hep birlikte gitmişler, o oğlağı ve bir ölçeklik ekmeği doyuncaya kadar yemişler, ama hiç eksiltmemişlerdi.
Bu rivayetin sened ve metnini önceki sayfalarda nakletmiştik. Hamd ve minnet Allah'adır. Yalnız şaşırtıcı ve tuhaf bir durumla karşılaşıyoruz. Şöyle ki: Hanz Ebu Abdurrahman b. Muhammed b. Münzir el-Herevî, "Acâibü'l-Garibe" adlı kitabında bu hadisi nakletmiş, senedini uzun uzadıya kaydetmiş ve sonunda da garip birşeyden bahsetmiştir. Şöyle ki:
Ka'b b. Malik'ten rivayete göre Cabir b. Abdullah, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Onun aç olduğunu yüzünden anladı. Evine döndü. Evde beslemekte oldukları bir oğlakları vardı. Onu kesti, pişirdi. Tirit yaptı. Rasûlullah'a da haber gönderdi. Ensâr'ı da davet etmelerini Rasûlullah'a arzetti. O da beraberindeki sahabelerle birlikte hep beraber Cabir'in evine geldiler. Gelenlerin tamamı, o yemeği yediler ve yemekten hiçbir şey eksilmedi. Rasûlullah (s.a.v.), gelen sahabelere yemeği yemelerini, ama kemikleri kırmamalarını emretti. Sonra o kemikleri büyük tepsinin ortasına topladı. Elini üzerine koydu. Sonra da duymadığım bazı sözler söyledi, ancak dudaklarının hareket ettiğini görüyordum. Bir de baktım ki, o oğlak silkinip kalktı. Kulaklarını silkelemeye başladı. Rasûlullah (s.a.v.), Cabir'e dedi ki:
- Ey Cabir, işte oğlağını al. Allah, onu sana mübarek kılsın! Cabir de onu alıp götürdü. Karısı da ona şöyle dedi:
- Ey Cabir, bu nedir?
- Vallahi bu, Rasûlullah (s.a.v.) için kestiğimiz oğiağımızdır. ûlllh, Allah'a dua etti. Allah'ın da onu bizim için yeniden diriltti.
- Onun, Allah'ın rasûlü olduğuna şahadet ederim. Onun Allah'ın, rasûlü olduğuna şahadet ederim. Onun Allah rasûlü olduğuna şahadet ederim.»
Ebü Ya'lâ el-Musılî ile Bağendî, Sabit el-Benanfnin şöyle dediğini rivayet ederler:
"Enes b. Malik'e dedim ki:
- Ey Enes! Bana, gördüğün en hayret verici şeyi bildir.
- Olur ey Sabit. Ben Rasûlullah (s.a.v.)'a on sene hizmet ettim. Kötü yaptığım birşeyden ötürü beni hiç ayıplamadı. Allah'ın Peygamberi, Cahş kızı Zeyneb'le evlendiğinde, annem bana dedi ki:
- Ey Enes, Rasûlullah (s,a.v.) gerdeğe girdi. Sabah olunca yemeklerinin olup olmadığını bilmiyorum. Sen şu yağ tulumunu bana getir hele.
Yağ tulumunu ve biraz da hurmayı alıp anneme verdim. Annem ona hays yemeği yaptı ve şöyle dedi:
- Ey Enes, bunu al, Allah'ın Peygamberine ve karısına götür. Ben de bu hays yemeğim bir çömleğe koyup Rasûlullah'a götürdüm. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Yemek kabını evin bir köşesine bırak. Sonra bana Ebu Bekir'i, Ömer'i, Ali'yi, Osman'ı sahabelerden de birkaç kişiyi, mescitte bulunanları ve yolda karşılaştığın herkesi çağır.
Ben yemeğin azlığından ve davetlilerin çokluğundan dolayı şaşırdım. Ama Rasûlullah'm buyruğuna karşı gelmek de istemedim. Dediği kimseleri davet ettim. Nihayet ev ve odalar doldu. Rasûlullah (s.a.v.) bana sordu:
- Çağırman gereken herhangi bir kimse kaldı mı?
- Hayır ya Rasulallah.
- Öyleyse şu çömleği getir.
Ben de çömleği getirip önüne koydum. Üç parmağını çömleğe daldırdı. Hurmalar çömleğin dışına taşmaya başladı. Davetliler gruplar halinde yeyip dışarı çıkıyorlardı. Nihayet tümü yemek yemiş oldular. Yine de çömlekte eskisi kadar yemek vardı. Sonra Rasûlullah, bana şöyle buyurdu:
- Çömleği al, Zeyneb'in önüne koy.
Ben de bu emri yerine getirdikten sonra oradan çıktım. Üzerlerine hurma dalından yapılmış bir kapıyı Örttüm. Tavan gibi evlerinin üzerine koydum.
Ravi Sabit diyor ki:
- Ey Ebu Hamza (Enes'in künyesi), o yemekten kaç kişinin yediğini sanıyorsun? diye sorduk.
Enes şöyle dedi:
- Yetmişbir, veya yetmişiki kişinin yediğini sanıyorum.» Bu hadis, bu bakımdan garibtir.
Cafer b. Muhammed el-Feryabî, Osman b. Ebu Şeybe tariki ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), yanıma gelip şöyle dedi:
- Bana arkadaşların olan Suffa ashabım çağır.
Ben de onları birer birer uyandırıp topladım. Rasûlullah'm kapısına toplu olarak geldik. İçeri girmek için izin istedik. Bize izin verildi. İçeriye girdiğimizde önümüze bir tabak konuldu. Öyle sanıyorum kî, içinde bir avuç kadar arpa ekmeği vardı. Rasûlullah (s.a.v.), elini onun üzerine koyup:
- Bismillah diyerek yeyin, dedi.
Biz de doyuncaya kadar yedik. Sonra ellerimizi tabaktan çektik. Rasûlullah (s.a.v.), tabağı yere indirirken şöyle dedi:
- Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, Muhammed ailesinde, sizin görmediğiniz hiçbir yemek akşama kalmış değildir. (Yani yemeğimizin hepsi bundan ibarettir.) Ebu Hüreyre'ye denildi ki:
- Siz yemekten kalktığınızda tabakta ne kadar yemek kalmıştı?
- Önceki kadar kalmıştı, hiç eksilmemişti. Ancak üzerinde parmak izleri görülüyordu.»
Bu, önceki sayfalarda içecekle ilgili olarak Suffa ashabından naklettiğimiz kıssadan başka bir kıssadır.
Cafer b. Muhammed el-Feryabî, Ebu Seleme Yahya b. Halef tariki ile Ebu Eyyüb el-Ensârî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'e yetecek kadar yemek yaptım ve onları yemeğe davet ettim. Rasûluîlah (s.a.v.), bana şöyle emretti:
- Git, bana Ensâr'm eşrafından otuz kişiyi çağır.
Bu benim zoruma gitti. Çünkü yanımda onlara verecek fazla bir yiyecek yoktu. Ağır davranır gibi oldum, ama Rasûlullah emrini tekrarladı:
- Git, bana Ensâr'm eşrafından otuz kişiyi çağır! Gittim, davet ettim. Onlar da geldiler. Rasûlullah: - Yeyin, dedi. Onlar da yediler. Doyup sofradan kalktılar. Sonra onun Allah rasûlü olduğuna şahadet ettiler. Evden çıkıp gitmeden de onunla be/atleştiler. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle buyurdu:
- Git, bana Ensâr'm eşrafından altmış kişiyi çağır.
Allah'a yemin ederim ki, altmış kişiyi davet ettiğim esnada otuz kişiyi davet etmeme nisbetle daha cömert gördüm kendimi ve onları davet ettim. Evime geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), onlara:
- Bağdaş kurun, dedi. Onlar bağdaş kurup oturdular. Yemek yemeye başladılar. Doyunca sofradan kalktılar. Sonra onun Allah rasûlü olduğuna şahadet getirdiler. Evden çıkmadan önce de onunla beyatleştiler. Sonra Rasûlullah bana:
- Git, bana Ensâr'dan doksan kişiyi çağır, dedi.
Yemin ederim ki, ben doksan ve altmış kişiyi yemeğe davet ederken otuz kişiyi davet edişime göre kendimi daha cömert hissettim ve onları davet ettim. Evime gelip yemeğe oturdular. Doyuncaya kadar yedikten sonra sofradan kalktılar ve Peygamber Efendi m iz'in Allah rasûlü olduğuna şahadet ettiler. Evden çıkıp gitmeden önce de onunla bey atleştiler. O gün yemeğimi 180 kişi yedi. Hepsi de Ensâr'dandı.»
Bu, cidden garip bir hadistir. Senedi de, metni de gariptir.

