El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Şimdi de Peygamber (s.a.v.)'in ileride vuku bulacak olayları haber vermesi ve verdiği bu haberlerin gerçekleştiğine delâlet eden hadislere gelelim. Bu hadislerden biri, Kureyşlilerin boykot kararını içeren belge ile …

Şimdi de Peygamber (s.a.v.)'in ileride vuku bulacak olayları haber vermesi ve verdiği bu haberlerin gerçekleştiğine delâlet eden hadislere gelelim. Bu hadislerden biri, Kureyşlilerin boykot kararını içeren belge ile ilgilidir. Kureyşliler, Haşim oğullan ve Muttalib oğullarıyla evlenmeme, alış veriş yapmama, onları barındırmama hususunda bir akid yapmış, bunu bir belgeye geçirmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.)'ı kendilerine teslim etmelerine kadar bu akid yürürlükte kalacaktı. Bunun üzerine Haşim oğullarıyla Muttalib oğulları, Müslümanları ve kafırleriyle birlikte bu boykot kararına karşı koyarak Ebu Talib'in mahallesine geçmişlerdi. Orada boykot altında kalmışlardı. Ancak onlar da yaşadıkları ve nesilleri ürediği sürece, bu boykot kararını protesto edeceklerdi. Bu hususta Ebu Talib, meşhur «Kaside-i Lamiye» sini söylemişti. Bu kasidesinde Ebu Talib şöyle diyordu:

"Yalan söylediniz: Allah'ın Beyt'ine yemin olsun ki, biz, uğruna mücadele verip savaşmadıkça ve çevresinde düşüp ölmedikçe, çocuklarımızdan, kadınlarımızdan el çekmedikçe, Muhammed'i size teslim etmeyiz.

Irzını koruyan ve tevekkül yolunu bırakan hiçbir kavim, efendisini bırakmaz. Senin baban yok olsun.

Muhammed beyaz yüzlü ve beyaz tenlidir. Onun yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenilir. Öksüzlerin velisi, dulların da sığmağıdır.

Haşim ailesinden mahvolmuşlar ona sığınırlar. Onlar onun yanında nimet ve lütuf içindedirler."

Kureyşliler, liderlik belgesini Ka'be'nin tavanına asmışlardı. Cenâb-ı Allah, ona bir kurtçuğu musallat etti. O kurtçuk da belgedeki yazıları yeyip yok etti. Sadece Allah adının bulunduğu yeri bıraktı ki; o belgede, zulüm ve günahkârlıkla ilgili ifadeler bir araya gelmesin.

Denildi ki: O kurtçuk, yüce Allah'ın adından başka bütün yerleri yedi. Rasûlullah (s.a.v.) da bunu amcası Ebu Talib'e bildirdi. Ebu Talib, Kureyşlilerin yanma gidip şöyle dedi:

- Kardeşim oğlu, sizin belgenizle ilgili bir haberi bana iletti. Onun anlattığına göre Cenab-ı Allah, o belgeye bir kurtçuğu musallat etmiş; kurtçuk o belgede, Allah adının yazılı olduğu yerlerden başka her tarafi yemiş; şimdi siz o belgeyi bana getirin. Eğer onun dediği gibiyse mesele yok. Öyle değilse Muhammed'i size teslim edeceğim.

Kureyşliler, belgeyi indirip açtılar. Hz. Peygamber'in verdiği haberin gerçek olduğunu anladılar. Bunun üzerine belgenin hükmünü bozdular. Haşim oğullarıyla Muttalib oğulları Mekke'ye girdiler ve tekrar eski minval üzere yaşamaya başladılar. Bununla ilgili açıklamayı önceki bölümlerde vermiştik. Hamd Allah'adır.

Yine bu cümleden olarak Habbab b. Eret ve benzeri müstazaf Müslümanlar, yardımını istemek için Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmişlerdi. O, Ka'be'nin gölgesinde uzanmış, abasını yastık edinmişti. Bu müstazaf Müslümanlar, müşriklerden gördükleri azab ve hakaretlerden dolayı Rasûlullah'm, müşriklere beddua etmesi talebinde bulunmuşlar; Rasûlullah da yüzü kızararak kalkıp oturmuş ve şöyle buyurmuştu: "Sizden öncekilerden birinin vücudu ikiye bölünür, ama yine bu işkence onu dininden döndürmezdi. Allah'a yemin ederim ki, Allah bu işi tamamlayacaktır. Ama siz, acele ediyorsunuz."

Buharî, Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Rüyada Mekke'den hurmahklı bir diyara hicret ettiğimi gördüm. Orasının Yemame veya Hecer olduğunu sandım. Oysa orası Yesrib imiş. Yine 6 rüyamda, bir kılıç salladığımı ve ağzının parçalandığını gördüm. Bu da mü'minlerin Uhud gününde aldıkları darbe idi. Sonra o kılıcımı yine salladım, eskisinden daha güzel hale geldi. îşte o da Mekke fethiyle gelen zafer ve mü'minlerin bir araya gelip toparlanmasıydı. Yine rüyamda bir sığır gördüm, vallahi bu hayırdır. Bu da mü'minlerin Uhud günündeki halleridir. O hayır da, Allah'ın gönderdiği hayır ve Bedir gününden sonra bize gelen sadakanın sevabıdır."

Buharı, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sa'd b. Muaz, umre için Mekke'ye geldi. Ümeyye b. Halefe konuk oldu. Ümeyye de Şam'a giderken Medine'ye her uğrayışmda Sa'd'a konuk olurdu. Mekke'ye konuk olarak gelen Sa'd'a, Ümeyye dedi ki:

Birazcık bekle, gün Öğleye ersin. İnsanlar başka işlerle meşgul olsunlar. Seni o zaman Ka'be'ye götürüp tavaf ettiririm.

Sa'd, Ka'be'yi tavaf etmekteyken Ebu Cehil oraya geldi ve dedi ki:

Ka'be'yi tavaf eden şu adam kimdir? Sa'd dedi ki:

Ben Sa'd'ım.

Muhammed ile ashabım bağrınıza basıp barındırdığınız halde şimdi gelmiş Ka'be'yi güven içinde tavaf mı ediyorsun?

Evet.

Aralarında tartıştılar. Ümeyye, Sa'd'a dedi ki:

Ebu Hakem'e (Ebu Cehü'e) bağırma. O, bu vadinin efendisidir. Sonra Sa'd, şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, eğer Ka'be'yi tavaf etmeme engel olursan, ben de senin Şam'a gidip ticaret yapamana engel olur ve yolunu keserim.

Ümeyye, Sa'd'a:

- Bağırma, sesini yükseltme, deyip onu tutmaya başladı. Sa'd öfkelenip:

- Bırak beni! Çünkü ben Muhammed'in seni öldüreceğini söylediğini işittim, dedi.

- Ben mi?

- Evet.

- Allah'a yemin ederim ki, Muhammed konuşurken asla yalan söylemez.

Ümeyye, böyle dedikten sonra karısının yanına dönüp şöyle dedi:

- Yesribli kardeşim (Sa'd)'in bana ne dediğini biliyor musun? deyince, hanımı:

- Sana ne, dedi?

- Muhammed'in beni öldüreceğini söylediğini işittiğini bana ifade etti.

- Vallahi Muhammed yalan söylemez.

Ravi diyor ki: Mekkeliler duyuru yapılıp da Bedir savaşı için yola çıktıklarında karısı, Ümeyye'ye şöyle dedi:

- Yesribli kardeşin (Sa'd)'in sana dediğini hatırlamıyor musun? Karısının bu hatırlatması üzerine Ümeyye savaşa gitmemek istedi.

Ebu Cehil, ona dedi ki:

- Sen bu vadinin eşrafindansm. Bir iki gün bizimle beraber yürü. (Ondan sonra geri dönebilirsin.)

Bunun üzerine Ümeyye, Kureyşli müşrik ordusuyla birlikte yola çıktı. Allah onu öldürdü."

Yine bu cümleden olarak deriz ki: Übeyy b. Halefin bir atı vardı. Atını yemliyordu. Rasûlullah'ın yanından geçerken ona:

- Ben seni, bu atın üzerinde öldüreceğim! diyor. Rasülullah da ona:

- İnşaallah ben seni öldüreceğim! diye karşılık veriyordu. Nitekim Rasülullah (s.a.v.) -önceki bölümlerde genişçe anlattığımız gibi- Uhud gazvesinde onu öldürdü."

Yine bu meyanda örnek olarak şunu da deriz ki: Rasülullah (s.a.v.), Uhud gazvesinin başlarında müşriklerin nerelerde öldürüleceklerini ve cesetlerinin nerelere düşeceğini işaret ederek göstermiş ve: "Yarın inşaallah falan müşrik burada düşüp Ölecektir. Falan müşrik de şuraya düşüp ölecektir." demişti. Onu hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, onun işaret edip gösterdiği yerlerde hiçbir yanılma olmadı. Her müşrik, kendisi için işaret edilen yerde öldürülmüş ve cesedi oraya düşmüştü.

Bir adam vardı, Müşriklerden kenarda köşede her kimi bulursa kılıcıyla onu ikiye yarıyordu. Bu hadise, Uhud gününde cereyan etmişti. Bazıları da bu hadisenin Hayber savaşında cereyan ettiğini söylemişlerdir. Hüneyn gününde cereyan ettiğini söyleyenler de olmuştur. Onun bu kahramanlığını görenler:

- Bu adamın bugün kazandığı sevap kadar sevap kazanan başka biri yoktur, dediler.

O adamın adının Kuzman olduğu söylenir. Sahabeler, ondan övgüyle bahsederlerken Peygamber (s.a.v.):

- O, Cehennemliklerdendir, dedi. Oradaki sahabelerden biri dedi ki:

- Ben Kuzman'm arkadaşıydım. Onu izledim, savaş esnasında yaralandı. Çabucak ölmek istedi. Kılıcının ucunu göğsüne dayadı. Sonra kendini kılıcın üstüne bastırdı. Kılıç onu delip ucu sırtından çıktı.

Bunu anlatan adam, Kuzman'm yanından ayrılıp Rasûlullah'ın yanma gitti ve şöyle dedi:

- Allah'tan başka ilah bulunmadığına, senin de Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederim.

Rasülullah:

- Hayrola ne var? diye sorunca, adam şöyle cevap verdi:

- Az önce sözünü ettiğin adam şöyle ve şöyle yaptı.

Peygamber (s.a.v.), Kisra'mn Medayin'inin ve Şam kasırları ile diğer beldelerin fethedileceğini, Hendeği kazdığı günde Müslümanlara haber vermişti. Mübarek eliyle zorlu bir kayaya vurduğu darbeden sonra bir kıvılcım ve aydınlık görülmüştü. Sonra ikinci bir aydınlık, sonra da üçüncü bir aydınlık görülmüştü. îşte o esnada bu müjdeyi Müslümanlara vermişti. Bunu önceki bölümlerde de anlatmıştık.

Peygamber (s.a.v.), kendisine yedirilen koyunun paçasının zehirli olduğunu haber vermişti ve verdiği haber de doğru idi. Ona güya ikramda bulunan Yahudi de bunu itiraf etmişti. Kendisiyle beraber o koyundan yiyen Bişr b. Bera b. Ma'rur vefat etmişti.

Abdürrezzak'm Ma'mer'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.) günün birinde: "Allah'ım, gemidekileri kurtar." demiş, bir saat bekledikten sonra: "Devam etti." demişti. Sözü edilen gemi batmak üzereydi, içinde Yemen'den gelen Eş'arîler vardı. Kendisi HayberMe iken Eş'arî-ler ona gelmişlerdi.

Peygamber (s.a.v.), Taife giderken bir mezarın Önünden geçmiş, o mezarın Ebu Rigal'e ait olduğunu, mezardaki cesedin yanında altın bir dal bulunduğunu haber vermişti. Mezarı kazdıklarında durumun, Peygamber Efendimiz'in haber verdiği gibi gerçek olduğunu görmüşlerdi. Allah'ın salat ü selamı onun üzerine olsun.

Peygamber (s.a.v.), Arapların liderlerinden ve Kureyşlilerin başlarından olan Müellefe-i Kulûba ganimet taksiminde fazla pay verip onlara öncelik vermesi nedeniyle Ensâr'dan bazısının kalplerinde kırgınlık meydana gelmişti. Peygamber (s.a.v.) de onları teselli edici bir hutbe irad etmiş ve şöyle buyurmuştu:

"İnsanların develeri ve koyunları alıp gitmelerine, sizinse Ra-sûlullah'ı alıp evlerinize gitmenize razı olmaz mısınız?

Benden sonra nahoş haller göreceksiniz, havuz başında benimle bu-luşuncaya kadar sabredin. İnsanlar çoğalıyor, Ensâr ise azalıyor."

Rasûlullah (s.a.v.), onlara bu hutbeyi irad etmeden Safa tepesi üzerinde de şöyle demişti:

"Hayatım sizinle, ölümüm de sizinle beraber olacaktır." Ra-sûlullah'm haber verdiği şeylerin tamamı, olduğu gibi gerçekleşmiştir.

Buharı, Ebu Hüreyre'den naklen Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kisra öldükten sonra artık başka bir kisra gelmeyecektir. Kayser öldükten sonra artık başka bir kayser gelmeyecektir. Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki sizler, bu ikisinin hazinelerini Allah yolunda sarfedeceksiniz."

Bu haberlerin gerçekliği Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın halifelikleri döneminde görülmüştü ve tıpkı Rasûlullah'm dediği şekilde olaylar cereyan etmişti. Bu hükümdarların ülkeleri fetih yoluyla Müslümanların eline geçmiş, Bizans hükümdarı Kayser ile Fars hükümdarı Kisra'mn malları inşaallah ileride de anlatacağımız gibi- Allah yolunda sarfedil-mişti. Bu hadiste Müslümanlar için büyük bir müjde vardı. Şöyle ki: Fars hükümdarlığı inkıraz bulduktan sonra artık dönmeyecekti. Bizanslıların Şam hakimiyeti sona erecek, artık Bizanslılar Şam'a hakim olamayacaklardı. Hamd ve minnet Allah'adır. Ayrıca bu hadiste Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın halifeliklerinin sahihliğine delâlet ve onların adaletli olduklarına da şahadet vardır. Çünkü onların zamanında Allah yolunda yapılan cihad sebebiyle elde edilen ganimet malları takdire şayan bir şekilde sarfedilmişti.

Buharî, Adiy b. Hatim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir ara ben, Peygamber (s.a.v.)in yanında iken adamın biri gelip yoksulluğundan şikayetçi oldu. Bir başkası da gelip yolunun kesildiğinden şikayetçi oldu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bana sordu:

- Ey Adiy, sen Hire'yi gördün mü?

- Görmedim ama ora hakkında bana bilgi verilmiştir.

- Eğer ömrün yeterse Hire'den kalkan bir kadının, Mekke'ye gelip KaTae'yi tavaf edeceğini ve bu yolculuğu esnasında yüce Allah'tan başka hiç kimseden korkmayacağını göreceksin. (Rasûlullah böyle derken ben de kendi kendime diyordum ki: Nerede ülkeleri ateşe yakan Tay kabilesinin ahlaksızları?) Ey Adiy! Eğer Ömrün vefa ederse göreceksin ki, Kisra'nın hazineleri fethedilecektir. - Kisra b. Hürmüz'ün hazineleri mi?

- Evet, Kisra b. Hürmüz'ün hazineleri fethedilecektir. Eğer ömrün vefa ederse göreceksin ki, bir adam, avuç dolusu altın ya da gümüş çıkaracak ve onu (sadaka olarak) kabul edecek bir adam arayacak, ama onu kabul edecek bir kimse göremeyecektir. Sizden biri, Allah'ın huzuruna vardığı günde, onunla Allah arasında bir tercüman bulunmayacak. Allah, ona şöyle diyecektir:

- Sana elçi göndermedim mi ki sana tebliğ etsin?

- Evet gönderdin.

- Sana mal (ve evlad) vermedim mi, sana lütufta bulunmadım mı?

- Evet verdin ve lütufta bulundun.

Böyle dedikten sonra o adam sağına bakacak, Cehennem'den başka birşey görmeyecek, soluna da bakacak, Cehennem'den başka birşey görmeyecektir. Adiy b. Hatim diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim:

"Yarım hurma tanesiyle de olsa ateşten sakının. Eğer bunu bulamazsanız güzel bir söz söyleyin." Adiy b. Hatim dedi ki: Ben bir kadının, Hire'den kalkıp Mekke'ye geldiğini, Ka'be'yi tavaf ettiğini ve Mekke'ye gelirken de yüce Allah'tan başka hiç kimseden korkmadığını gördüm. Kisra b. Hürmüz'ün hazinelerini fetheden askerler arasında bulundum. Eğer sizin ömrünüz uzarsa, Peygamber Ebu'l-Kasun'ın dediği gibi avucunu altın ve gümüşle doldurup onu sadaka olarak kabul edecek bir adam arayan, ama onu kabul edecek bir adam bulamayan kimseyi de göreceksiniz."

îmam Ahmed b. Hanbel, Habbab b. Eret'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ka'be'nin gölgesinde bulunan Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldik. Abasına yaslanmıştı. Ona şöyle dedik:

- Ya Rasulallah, bizim için Allah'a dua et ve O'ndan yardım dile. Bizim bu talebimiz üzerine Rasûlullah'm yüzünün rengi kızardı (veya rengi değişti), sonra da şöyle buyurdu:

- Sizden öncekilerden biri için çukur kazılır, testere getirilir, başının üzerine konulur, vücudu ikiye yarılırdı, ama bütün bu eziyetler onu dininden geri döndürmezdi. Demir tarakla etleri taranır, kemiği ile etleri ve sinirleri birbirinden ayrılır, yine de bütün bu eziyetler onu dininden döndürmezdi. Allah, mutlaka bu işi tamamlayacaktır. Öyle zaman olacak M, yolcu San'a'dan kalkıp Hadramut'a gidecek ve yolda Allah'tan başka hiç kimseden korkmayacaktır. Bir de koyununa kurdun saldırmasından başka bir korkusu olmayacaktır, ama siz aceleci davranıyorsunuz."

«Alâmâtü'n-Nübüvve» adlı kitapta Buharî, Utbe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.), bir gün Medine dışına çıktı. Uhud şehidleri üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra dönüp minbere çıktı ve şöyle dedi:

- Ben ölüme sizden önce gidenim. Ben sizin şahidinizim ve Allah'a yemin ederim ki, şu anda havuzuma bakmaktayım. Bana, yerin hazinelerinin anahtarları verildi ve doğrusu ben Allah'a yemin ederim ki, benden sonra şirk koşmanızdan korkmuyorum. Ancak dünya hususunda rekabete girişmenizden korkuyorum."

Bu hadiste, bizim değindiğimiz bazı hususlar vardır. Şöyle ki: Peygamber (s.a.v.), kendisini dinleyen cemaata onlardan önce öleceğini haber vermiş ve bu haberi vefatla neticelenen hastalığında olmuştu. Sonra kendisinin ümmetine kıyamet gününde şahidlik edeceğini ve vefatının onlardan önce olacağım bildirmiş, ayrıca yer hazinelerinin anahtarlarının kendisine verildiğini beyan etmişti. Yani Ebu Hüfeyre'nin yukarıda geçen hadisinde de anlatıldığı gibi beldeler ona fetih yoluyla teslim olmuşlardı. Ebu Hüreyre dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.) gitti. Siz de beldeleri birer birer fethedip ele geçirdiniz."

Yine Peygamber (s.a.v.), ashabının kendisinden sonra şirke bulaşmayacaklarını bildirmişti ve bu haberi de gerçekleşmişti. Hamd ve minnet Allah'adır. Ancak o, ashabının ve Müslümanların dünya hususunda birbirleriyle rekabete girişeceklerinden korkmuştu ve bu korkusu da Ali ile Muaviye zamanında ve onlardan sonraki devirlerde tahakkuk etmişti ve bu durum zamanımıza kadar devam etmiştir.

Buharî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.), Sabit b. Kays'ı arayıp sordu. Adamın biri dedi

ki:

- Ya Rasulallah, ben onun hakkında sana bilgi vereyim mi? Adam böyle dedikten sonra kalkıp gitti. Sabit'i, evinde başını eğmiş

vaziyette buldu. Ona:

- Neyin var? diye sorunca, Sabit şöyle cevap verdi:

- Çok kötü durumdayım. Sesimi Rasûlullah'm sesinden yükselttim, ona bağırdım. Amelimin sevabı boşa gitti. Ben Cehennemliklerdenim.

Sabit'in bu cevabı üzerine adam kalkıp Rasûlullah (s.a.v.)'a geldi ve Sabit'in şöyle ve şöyle dediğini haber verdi.

Adam tekrar döndü, bu defa büyük bir müjde getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) da ona dedi ki:

- Git Sabit'e de ki: Sen Cehennemliklerden değilsin. Aksine Cennetliklerdensin."

Sabit h. Kays b. Şemmas, Yemame savaşında şehid oldu. Bununla ilgili açıklama ilerideki bölümlerde gelecektir.

Aynı şekilde sahih hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah b. Selam'ı müjdeleyerek onun îslâm üzere öleceğini haber vermişti. Cennetlik olacağım önceden açıklamıştı. Allah ondan razı olsun. O, en mükemmel durumda ve en güzel halde vefat etti. İnsanlar hayatında iken onun Cennetlik olduğuna şahadet ederlerdi. Çünkü doğru sözlü Peygamber (s.a.v.), onun îslâm üzere Öleceğini haber vermişti. Öyle de oldu.

Sahih-hadiste sabit olduğuna göre Peygamber (s.a.v.), Aşere-i Mü-beşşere'nin de cennetlik olduklarını Önceden haber vermiştir.

Yine ağacın altında kendisiyle bey'atîeşen kimselerin de Cenen-nem'e girmeyeceklerini haber vermiştir. Sahabelerin (başka bir rivayete göre 1500 sahabenin) Cehennem ateşine girmeyeceklerini müjdelemiştir. Hudeybiye'de hazır bulunan sahabelerden hiçbirinin fena halde yaşadığına, kötü yola saptığına ve vefat edinceye kadar dalâlete düştüğüne, istikametten, tevfik-i ilahiyeden ayrıldığına hiç kimse şahitlik etmemiştir. Hepsi de güzel halde yaşamış, doğru yoldan ayrılmamış, istikamet ve tevfik-i ilahiye üzere vefat etmişlerdir. Hamd ve minnet Allah'adır. Bu da peygamberlik alâmetlerinden ve risalet delillerinden-dir.

Beyhakî, Cabir b. Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Adamın biri, Rasûluîlah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, falan adam öldü. Rasûluîlah dedi ki:

- O, ölmedi.

Adam, sözünü ikinci kez tekrarladı:

- Falan adam öldü.

- O ölmedi.

Adam, sözünü üçüncü kez tekrarladı. Rasûluîlah, ona cevaben şöyle dedi:

- Palan adam, yanındaki bir makasla kendini vurup intihar etti! Rasûluîlah, böyle dedikten sonra da onun cenaze namazını kılmadı."

İmam Ahnıed b. Hanbel, Esved b. Amir tarikiyle Kays b. Ebi Şehm'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

'Medine'de bir cariye bana uğradı. Ben de onu böğründen tutup çektim. Sonra Rasûluîlah (s.a.v.), insanlarla bey'atleşmeye başladı. Ben de yanına gittim, ama benimle bey'atleşmedi ve bana:

- O cariyeyi tutup çeken sen misin? diye sordu. Ben de:

- Vallahi artık bir daha öyle yapmayacağım, dedim. Bunun üzerine o da benimle bey'atleşti."

Buharî, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûluîlah (s.a.v.)'m zamanında hakkımızda bir ayet nazil olmasından korktuğumuz için söyleyeceğimiz sözü ayıklayarak söyler ve kadınlarımızla da rahatça konuşmazdık. Ama Rasûluîlah (s.a.v.) vefat ettikten sonra gelişi güzel konuştuk ve kadınlarımıza açıldık." İbn Vehb, Sehl b. Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hakkında Kur'ân ayeti nazil olmasından korktuğu için bizden biri karısıyla aynı yatakta iken bile birşey yapmaktan çekinirdi."

Ebu Davud, Asım'm babası Küleyb tarikiyle Ensâr'dan bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûluîlah (s.a.v.) ile beraber bir cenazeye gittik. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in, mezar başında durup kazıcıya:

- Ölünün ayak tarafındaki yeri genişlet, baş tarafındaki yeri de genişlet, şeklinde tavsiye ettiğini gördüm. Mezar başından dönünce, ölen kişinin karısının adına onu davet eden bir kişi karşılamaya geldi. Onu eve götürdü. Yemek getirildi. Yemeğe başladılar. Babalarımız da Rasûluîlah (s.a.v.)'a baktılar ki o, ağzında bir lokmayı çiğnemeye ve yutmaya çalışıyor. Sonra Rasûluîlah şöyle buyurdu: - Öyle sanıyorum ki, bu koyunun eti sahibinden izinsiz olarak alınmış.

Böyle dedikten sonra bizi davet eden kadına haber gönderdi. Kadın da ona şû haberi gönderdi:

- Ya Rasulallah, ben, benim için bir koyun satın alsınlar diye «damlarımı Baki'e gönderdim. Ama orada koyun bulamadılar. Bir koyun satın almaş olan komşuma haber saldım. Bedenin ödemek üzere korununu bana göndermesini söyledim, ama kendisi evde yoktu. Karısına haber saldım, karısı da koyunu bana gönderdi.

Rasûluîlah:

- Bu eti esirlere yedir, diye emir verdi.