El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Müslim, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe kanalı ile Seleme b. Ekva'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, Rasülullah (s.a.v.)'m yanında sol eliyle yemek yedi. Rasûlullah ona: - Sağ elinle ye, dedi. O da: - Sağ elimle …

Müslim, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe kanalı ile Seleme b. Ekva'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Adamın biri, Rasülullah (s.a.v.)'m yanında sol eliyle yemek yedi. Rasûlullah ona:

- Sağ elinle ye, dedi. O da:

- Sağ elimle yemeyi beceremiyorum, deyince; Rasûlullah:

- Beceremez olasın! Şu adamın sağ elle yemesini kibrinden başka hiçbir şey engellemiyor, dedi.

O adam da artık elini ağzına götüremez oldu."

Ebu Davud et-Tayalisî, İyas'm babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), sol eliyle yemek yemekte olan Bişr b. Râî el-Ir'ı gördü, ona:

- Sağ elinle ye, dedi. Oda:

- Yapamıyorum, deyince, Rasûlullah (s.a.v.):

- Yapamaz olasın, dedi. Bunun üzerine adam artık elini ağzına ulaştıramadı."

"Sahih-i Müslim" de, îbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilmektedir:

"Çocuklarla beraber oynamaktaydım. Rasûlullah (s.a.v.) gelince,

ondan kaçıp gizlendim. Yanıma geldi. Bana bir veya iki adım attırdı,

sonra beni bir iş için Muaviye'ye gönderdi. Muaviye'nin yanma gittim.

O, yemek yiyordu. Dönüp Rasûlullah'a:

- Yanına gittim ama yemek yiyordu, dedim. Beni ikinci kez gönderdi. Gittiğimde yine yemek yiyordu. Dönüp Rasûlullah'a:

- Yanına gittim, ama hâlâ yemek yiyordu, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

- Allah onun karnını doyurmasın, dedi." Beyhakî, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Çocuklarla beraber oynuyordum. Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Ben de:

' "Bu mutlaka benim için gelmiştir." dedim. Gidip saklandım. Kapının arkasına geçtim. Gelip beni buldu. Bir iki adım zorla yürüttü ve:

- Git, bana Muaviye'yi çağır, dedi. Muaviye, vahiy kâtipliği yapıyordu. Gidip çağırdım, ama Muaviye'nin yemek yemekte olduğunu söylediler. Dönüp Rasûlullah'a gelerek: "O, yemek yiyor." dedim. Hz. Peygamber:

- Git, onu bana çağır! dedi. Ben de ikinci kez gidip çağırdım. Ama onun yemek yemekte olduğunu söylediler. Dönüp Rasûlullah'a durumu bildirdim. Bunun üzerine o da:

- Allah onun karnını doyurmasın! dedi. Gerçekten ondan sonra Muaviye hiç doymadı. Bu duanın, Muaviye'nin emirliği zamanında da gerçekleştiğini gördüm. Anlatıldığına göre o, günde yedi kez etli yemek yer, ama yine de; "Vallahi doymuyorum, kendimi bitkin hissediyorum." dermiş."

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Tebük gazvesinde Hz. Peygamber (s.a.v.), cemaata namaz kıldırmakta iken önlerinden bir delikanlı geçmiş, ona beddua edip oturtmuş, artık o da hiç kalkamaz olmuş.

Beyhakî'nin rivayetine göre bir adam, Rasûlullah'a bir söz naklederken yüzünü buruşturmuş, Rasûlullah da ona:

- Hep böyle ol, demişti. Ondan sonra, o adamın yüzü hep buruşuk kalmış, ömrü boyunca da tir tir titremiş ve bu hali ölümüne kadar devam etmişti.

Malik, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Beni Enmar gazvesine gittik. Üzerinde iki eski elbise bulunan bir adam vardı. İki elbisesi de bohçasmdaydı. Rasûlullah (s.a.v.) emir verdi, adam bohçasmdaki yeni elbiseleri giydi, sonra dönüp gitti. Rasûlullah (s.a.v.):

- Şu adamın neyi var? Allah boynunu vursun! dedi. Ama o adam da:

- Allah yolunda olsun, deyince; Rasûlullah:

- Allah yolunda olsun, dedi. Gerçekten de o adam, Allah yolunda öldürüldü."

Buna benzer birçok hadis varid olmuştur..

Sahih hadislerde ve müteaddid yollarla sahabeler cemaatından ka-tiyyet ifade eder şekilde nakledilen hadislerde de sabit olduğu gibi -ki bunları Rasûlullah'm faziletleri babında ileride anlatacağız- Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Allah'ım, esir ettiğin veya vurduğun veya lanetlediğin kimselerin -eğer buna müstahak değillerse- bu cezasını onlar için bir kurbet (sana yaklaşma) vesilesi kıl ki, bu sayede kıyamet gününde bunları kendine yakın lalasın."

Biset bahsinin başında da îbn Mesud'un yedi kişiyle ilgili beddua hakkındaki hadisini nakletmiştik. O yedi kişiden biri, Ebu Cehil b. Hi-şam idi. Diğerleri de onun arkadaşlarıydılar. Bunlar, Rasûlullah (Bu Bölüm Eksiktir)

"Ey Muhammedi Sana Zülkarneyn'i sorarlar. "Onu size anlatacağım." de." Cel-Kehf, 83.) buyurmuştur.

Bundan sonra Zülkarneyn'üı haberi ve onun, doğuda ve batıda ulaştığı yerlerin haberleri, dünyada yaptığı faydalı işler anlatılıyor. Bu haberler, gerçekleşmiş şeylerin durumunu beyan ederler ve ayrıca Ehl-i x Kitabın ellerinde bulunan kutsal kitaplardaki haberlere de muvafıktırlar. Bu kitaplarda anlatılan haberlerin bir kısmı gerçektir. Bir kısmı ise, değiştirilmiş ve tahrif edilmiştir. Değiştirilip tahrif edilenler ise, reddedilmişlerdir. Doğrusu Cenâb-ı Allah, Hz. Muhammed'i hak peygamber olarak göndermiş ve üzerinde ayrılığa düştükleri haberlerle hükümleri insanlara açıklasın diye ona kitabı da indirmiştir. Cenâb-ı Allah, Tevrat ile İncil'den söz ettikten sonra şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammedi Kur'ân'ı, önce gelen kitabı tasdik ederek ve ona şa-hid olarak gerçekle sana indirdik." (el-Maide, 48.)

Hicret bahsinin baş kısmında, Abdullah b. Selam'ın İslâm'a giriş kıssasını anlatmıştık. O, şöyle diyor:

"Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye geldiğinde insanlar akın akın ona gittiler. Ona gidenler arasında ben de vardım. Onun mübarek yüzünü, görünce dedim ki: "Onun yüzü, yalancıların yüzü değildir." Ondan duyduğum ilk söz de şu oldu:

- Ey insanlar! Selamı yaygmlaştırın, dost ve akrabalarınızı ziyaret edin. Akrabalık bağlarını koparmayın. Yemek yedirin. Geceleyin insanlar uykuda iken namaz kılın. Böylece selametle Cennet'e girin."

"Sahih-i Buharf' de sabit olduğuna göre Enes, Abdullah b. Selam'ın, ancak bir peygamberin bileceği şu üç soruyu Rasûlullah'a sorduğunu ri-vayet etmiştir:

1- Kıyamet alametlerinin ilki nedir?

2- Cennetliklerin yiyeceği ilk yemek nedir?

3- Çocuğun, erkek veya kız olmasına sebep olan şey nedir? Bu üç soruyu Rasûluîlah (s.a.v.), .şöyle cevaplamıştı:

- Cebrail, bunların cevabını az önce bana bildirdi:

1- Kıyamet alametlerinin ilki bir ateştir ki, insanları doğudan batıya sevkedip toplar.

2- Cennetliklerin yiyecekleri ilk yemek, balık ciğerinin fazlalığı (havyar)'dır.

3- Çocuğa gelince, eğer erkeğin döl suyu, kadınınkinden önce akarsa, çocuk babasına çeker yani erkek olur. Kadının döl suyu, erkeğinkin-den önce akarsa, çocuk anasına çeker yani kız olur.

Beyhakî'nin, Said el-Makberf den yaptığı rivayete göre Abdullah b. Selam, kıyamet alametlerinin ilkinin yerine Peygamber Efendimiz'e aydaki siyah lekeleri sormuş. Peygamber Efendimiz de ona şu cevabı vermiştir:

- Aydaki siyah lekelere gelince, doğrusu onlar iki güneş idiler. Bu hususta Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurmuştur:

"Gece ve gündüzü, varlığımıza birer delil kıldık. Biz gecenin delilini kaldırdık." (ei-fcrâ, 12.)

Gördüğün o siyah lekeler, gecenin kaldırılmasıdır.

Bunun üzerine Abdullah b. Selam, şahadet getirip şöyle dedi:

- Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim.

Hafız el-Beyhakî, Sevban'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûluîlah (s.a.v.)'m yanında duruyordum. Yahudi âlimlerinden biri gelip:

- Esselamü aleyke ya Muhammed, dedi. Ben de onu iteledim. Neredeyse yere düşecekti. Bana:

- Niçin beni itiyorsun? diye sorunca, ben de:

- Niçin ey Allah'ın Rasûlü, diye hitab etmiyorsun? diye sitemde bulundum. O da şöyle dedi:

- Onu ailesinin kendisine verdiği adla çağırdım. Bunun üzerine Rasûluîlah (s.a.v.):

- Ailemin bana verdiği ad, Muhammed'dir, dedi. Sonra Yahudi, ona şöyle dedi:

- Sana soru sormak için geldim.

- Sana anlatırsam faydası olur mu?

- Seni iki kulağımla dinliyorum.

Rasûlullah'm elinde bir ağaç dalı vardı. Onunla yere birşeyler çizdi ve Yahudi'ye:

- Sor bakalım, dedi. Yahudi de sormaya başladı:

- Yerin başka bir yerle, göğün de başka bir gökle değiştirileceği günde insanlar nerede olacaklardır? - Köprü gerisinde, karanlıkta olacaklardır.

- O köprüyü insanların hangisi önce geçecektir?

- Muhacirlerin yoksulları geçecektir.

- Onlar, Cennet'e girdiklerinde armağanları ne olacaktır?

- Balık ciğerinin fazlalığı (havyar) olacaktır.

- Ondan sonra ne yiyeceklerdir?

- Sonra da onlara, Cennet'in çevresinde yayılan öküz kesilip yedi-rilecektir.

- Onun üzerine ne içeceklerdir?

- Selsebil denen pınardan içeceklerdir.

- Doğru söyledin. Ancak bir peygamberin veya bir iki adamı ti bileceği birşeyi sormak için sana geldim.

- Sana anlatırsam faydası olur mu?

- Seni iki kulağımla dinliyorum. Ben çocuğun erkek mi, yoksa kız mı olacağının neye bağlı olduğunu sana sormaya geldim.

- Erkeğin döl suyu beyaz, kadmmki ise sarıdır. Bu döl suları bir araya gelip de erkeğinlri üst olursa, doğacak çocuk erkek olur. Yok eğer kadının döl suyu üst olursa, doğacak çocuk Allah'ın izniyle kız olur.

- Doğru söyledin, şüphesiz ki sen bir peygambersin. Böyie dedikten sonra çekip gitti. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:

- Bana sorduğu soruları daha önce bilmiyordum. Cevabından haberim yoktu. "Ancak Allah bana bu hususta bilgi verdikten sonra bildim."

Bu rivayette sözü edilen Yahudi'nin Abdullah b. Selam olması muhtemel olduğu gibi, başka birisi de olabilir. Doğrusunu Allah bilir.

Ebu Davud et-Tayalisî, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir Yahudi cemaatı, günün birinde Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip, şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, sana ancak bir peygamberin cevaplayabileceği bazı sorular yönelteceğiz. Sen de bize bunların cevabını ver,

- Dilediğinizi sorun, ancak gerçekten doğru bildiğiniz cevabı size verirsem İslâm üzere bana tabi olacağınıza dair Allah'ın zimmeti ile söz verin. Yakub'un da oğullarından söz aldığı gibi, ben de sizden söz almak istiyorum.

- Tamam, öyle olsun.

- Şimdi dilediğinizi sorun.

- Sana dört şey soracağız. Şöyle ki:

1- İsrail'in (Yakub'un), Tevrat'ın nüzulünden önce kendi nefsine haram kıldığı yiyeceği bize söyle. 2- Bize erkeğin döl suyunu ve doğacak çocuğun neye göre erkek veya dişi olacağını anlat.

3- Şu uykudaki peygamber hakkında bize bilgi ve meleklerden senin dostunun kim olduğunu da bize söyle. Peygamber (s.a.v.) de onlara:

- Eğer size bu sorularınızın cevabını verirsem bana tabi olacağınıza dair Allah'a söz verin, dedi. Onlar da Peygamber (s.a.v.)'in istediği sözü ve teminatı verdiler. Bundan sonra Peygamber (s.a.v.), onların sormuş oldukları soruları şöyle cevapladı:

- Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah'ı size hatırlatıyorum, israil (Ya-kub), şiddetli bir hastalığa yakalanmış ve hastalığı uzun süre devam etmişti. Eğer şifa bulursa en sevdiği içeceği, en sevdiği yiyeceği kendi nefsine haram kılacağına dair Allah'a söz verip adakta bulunmuştu. Siz bunu biliyor musunuz? Onun en çok sevdiği içecek deve sütü, en çok sevdiği yiyecek de deve etiydi. Öyle değil mi?

- Allah için evet.

- Allah'ım, bunlara şahid ol. Kendisinden başka ilah bulunmayan ve Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah'ı size hatırlatırım. Erkeğin döl suyunun beyaz, kadınınkinin ise sarı olduğunu biliyor muydunuz? İşte şu döl sularından hangisi daha üste çıkarsa, doğacak çocuk ona benzer. Eğer erkeğin döl suyu üste çıkarsa, doğacak çocuk Allah'ın izniyle erkek olur. Eğer kadının döl suyu erkeğinkinin üstüne çıkarsa, doğacak çocuk Allah'ın izniyle kız olur. Böyle değil midir?

- Allah için evet.

- Allah'ım, bunlara şahid ol. Musa'ya Tevrat'ı indiren ve kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ı size hatırlatırım. Siz şu peygamberin gözlerinin uyuduğunu ama kalbinin uyumadığını biliyor muydunuz?

- Allah için evet.

- Allah'ım, bunlara şahid ol.

- Şimdi sen bize meleklerden hangisinin senin dostun olduğunu söyle, ona göre ya seninle birleşiriz, ya da senden ayrılırız.

- Meleklerden dostum Cebrail (a.s.)'dir. O, Allah'ın gönderdiği her peygamberin dostudur.

- Eğer dostun başka bir melek olsaydı, seninle bey'atleşir ve seni tasdik ederdik.

- Cebrail'i tasdik etmenize engel olan şey nedir?

- O, melekler arasında bizim düşman olduğumuz biridir! Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah şu ayeti inzal buyurdu:

"De ki: "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır." Çünkü o, Kur'ân'ı Allah'ın izniyle senin kalbine indirmiştir." (el-Bakara, 97.)

"Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar." (el-Bakara, 90.)

İmam Ahmed b. Hanbel, SafVan b. Assai el-Muradfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Yahudinin biri, arkadaşına:

- Haydi şu peygambere gidelim de ona: "And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik." (ei-Isrâ, 101.) ayetini soralım, dedi.

Arkadaşı da o Yahudiye şöyle dedi:

- Ona birşey deme, eğer o, senin birşey dediğini duyarsa dört gözü olur. Gidip Peygamber (s.a.v.)'e bazı sorular sordular. O da onlara şöyle dedi:

- Hiç birşeyi Allah'a ortak koşmayın, hırsızlık etmeyin. Zina yapmayın. Allah'ın haram (dokunulmaz) kıldığı bir canı -haklı sebep olmadan- öldürmeyin. Büyü yapmayın. Faiz yemeyin, suçsuz bir adamı sultanın yanında jurnallemeyin ki, sultan onu öldürmesin. İffetli kimseye zina isnadında bulunmayın, savaştan kaçmayın. Ey Yahudiler topluluğu, özellikle siz, cumartesi gününde haddi aşmayın! Peygamber (s.a.v.), sözünü tamamladıktan sonra o iki kişi elleriyle ayaklarını öpüp şöyle dediler:

- Senin peygamber olduğuna şahadet ederiz.

- Peki ne diye bana tabi olmuyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?

- Davud peygamber, kendi soyundan sürekli olarak peygamber gönderilmesi için dua etmişti. Eğer Müslüman olursak, Yahudilerin bizi öldürmelerinden korkarız, dediler."

Tirmizî, bunun hasen ve sahih bir hadis olduğunu söylemiştir.

Ben derim ki: Bu hadisin senedinde adı geçen ravilerden bir kısmının aleyhinde konuşulmuştur. Ravi de dokuz mucize ile on emri birbirine karıştırmış gibi görünüyor.

Şöyle ki: Musa peygamber, diğer Israiloğullarıyla birlikte Mısır diyarından çıktıktan sonra bir Kadir gecesinde Tur dağının çevresinde bulunmakta iken Cenâb-ı Allah, kendisine bazı tavsiyelerde bulunmuştu. O esnada kardeşi Harun da Tur dağında Musa'nın yanında bulunmaktaydı. O sırada yüce Allah, Musa'ya on emri vermişti. Ben bunu bu hadiste açıklamışımdır. Diğer dokuz mucizeye gelince onlar, Musa peygamberi teyid etmek için gösterilmiş harikulade hallerdir. Cenâb-ı Allah, o mucizeleri Musa vasıtasıyla Mısır diyarında izhar etmişti. O mucizeler de şunlardır: Asâ, beyaz el, tufan, çekirge, kımıl, kurbağalar, kan, kıtlık ve ürünlerin eksilmesi. Bunları tefsirimizde yeterince açıkladık. Doğrusunu Allah bilir.