El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Allah'ın kitabı ve Rasûlünün sünnetinde katiyyetle ifade edildiği gibi, Peygamber (s.a.v.)'in geleceğini, kendisinden önceki peygamberler müjdelemişlerdir. Diğer peygamberlere tabi olan diğer ümmetler de bu gerçeği …

Allah'ın kitabı ve Rasûlünün sünnetinde katiyyetle ifade edildiği gibi, Peygamber (s.a.v.)'in geleceğini, kendisinden önceki peygamberler müjdelemişlerdir. Diğer peygamberlere tabi olan diğer ümmetler de bu gerçeği bilmektedirler. Ama çokları bunu gizlemektedir. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

"Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygamber Muhammed'e uyarlar. O peygamber, onlara uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder. Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar. Onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar, saadete erenlerdir.

Ya Muhammed! De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderilen peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştırinanın, ona uyun ki, doğru yolu bulaşınız." (ei-A'râf, 157-158.)

"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun, gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler." (elEn'âm, 114.)

"Kendilerine kitap verdiklerimiz, Muhammed'i, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Doğrusu onlardan bir takımı, bile bile hakkı gizlerler."(el-Bakara, 146.)

"Kendilerine kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de Müslüman oldunuz mu?" de. Şayet İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir. Yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer." (Âl-i Imrân, 20.) "Bu Kur'an, onunla uyarılsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir?"(ibrahim, 52.)

"Bu Kur'an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu." (el-En'âm, 19.)

"Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir." (Hud, 17.)

"Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın." (Yasin, 70.)

Yüce Allah, Peygamber Efendimiz'i kitaplılara, kitapsızlara, Araplara, Acemlere ve diğer tüm insanlara elçi olarak gönderdiğini hatırlatıyor. Kur'an, kendisine ulaşan herkes için bir uyarıcıdır. Bu hususta Hz. Peygamber, şöyle buyurmuştur:

"Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, Yahudi olsun, Hristiyan olsun bu ümmetten

beni duyan, ama bana iman etmeyen her kişi mutlaka ateşe girer." Bunu Müslim rivayet etmiştir.

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir hadiste, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Benden önceki peygamberlere verilmemiş beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeden beni duyan

kimselere korku verilmek suretiyle bana yardım olundu. Benden önce hiç kimseye helal kılınmadığı

halde ganimetler bana helal kılındı. Yeryüzü benim için mescit ve temizleyici kılındı. Bana şefaat

verildi. Önceki peygamberler, sadece kendi kavimlerine gönderilirlerdi. Ben ise, bütün insanlığa

gönderildim. Kırmızı tenli, siyah tenli herkese peygamber olarak gönderildim (Bir rivayete göre ise

Araplarla Acemlere, başka bir rivayete göre ise insanlarla cinlere gönderildim, demiştir.)".

Demek istediğimiz şudur ki, Peygamber (s.a.v.)'in geleceğini önceden beyan eden müjdeler,

kendisinden önceki peygamberlerden kalan kitaplarda mevcut idi. Nihayet peygamberlik,

îsrailoğullarmdan olan son peygambere kadar devam etti ki, o da Meryem oğlu İsa idi. İşte o, bu

müjdeyi İsrailoğullarına vermişti. Onun, Peygamber Efendimiz'in geleceğine dair müjdeyi

İsrailoğullarına veriş haberi, Kur'ân-ı Kerim'in şu ayetinde nakledilmektedir:

"Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan,

benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş

bir peygamberiyim." demişti." (cs-Saff, 6.)

Peygamber Efendimizle ilgili haberler, kendisinden önceki kitaplarda zikredilmiştir. Bunu Kur'ân

bize bildiriyor. Yine bu hususta sahih hadisler varid olmuştur. Bununla beraber o, yaratıkların en

akılhsıydı. Bu da onun doğru sözlü, hak peygamber olduğuna katiyyetle delâlet ediyor. Şayet

verdiği haberlere güveni tam olmasaydı, bu da insanların ondan şiddetle nefret etmesine yol açardı.

Ve hiçbir akıllı kimse de güvenmediği haberi insanlara iletmez. Demek istediğimiz şudur ki; o, ken-

di muhalifleri nazarında da insanların en akılhsıdır. Hakikatte de bu böyledir. Onun daveti, yeryüzünün doğularında ve batılarında yayıldı. Ümmetinin hakimiyet ve devleti her

tarafa ulaştı. Bu hakimiyet, önceki ümmetlerden hiçbirinin eline geçmemişti. Eğer Muhammed

(s.a.v.) peygamber olmasaydı, zararı herkesinkinden daha büyük olurdu. Eğer böyle olsaydı, tüm

peygamberler insanları ondan şiddetle sakmdırırdi; O peygamberlerin ümmetleri de ondan şiddetle

nefret edip kaçınırlardı. Nitekim bütün peygamberler, ümmetlerim sapıklık davetçüerinden sa-

kındırmışlardır. Bu husus, onların kitaplarında kayıtlıdır. Ümmetlerini sapıklık davetçilerine

uymaktan, peklerine takılmaktan menetmiş-lerdir. Kör gözlü yalancı Deccal'a hiç uymamalarını

kesin bir ifadeyle emretmişlerdir. Hatta rasûllerin ilki Nuh peygamber de kavmini bu hususta

uyarmıştı. Ama hiçbir peygamberin ümmetini, Muhammed (s.a.v.)'den sakındırmadığı da

bilinmektedir. Onun hakkında methedici haberlerden başka bir haber de vermemişlerdir. Hep onu

övmüş, ona dair müjdeleri vermişler, ona uymalarını emretmiş, ona muhalefet etmelerini

yasaklamışlardır. Bu hususta Allah, şöyle buyurmuştur:

"Allah, peygamberlerden ahid almıştı: "Andolsun ki size kitap ve hikmet verdim. Sizde olanı tasdik

eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. İkrar

edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik." demişlerdi de: "Şahit olun, ben de sizinle

beraber şahidlerdenim." demişti. Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır."

(Âl-i Imrân, 8i- 82.)

İbn Abbas (r.a.) dedi ki:

"Cenâb-ı Allah, gönderdiği her peygamberden mutlaka şu sözü almıştır: Eğer Muhammed onun zamanında peygamber olarak gönderilirse, mutlaka Muhammed'e iman edecek ve ona yardımcı olacaktır. (Şayet kendisinin zamanında peygamber olarak gönderilmezse) kendi ümmetinden şu sözü almasını emretmişti: Eğer onlar hayatta iken Muhammed peygamber olarak gönderilecek olursa, ona mutlaka iman edip tabi olacaklardır."

Bunu, Buharı rivayet etmiştir.

Peygamber (s.a.v.)'le ilgili müjdeleri eski kitaplarda görmüşümdür. Bu müjdeler burada tekrarlanmayacak kadar meşhur ve sayılamayacak kadar çokturlar. Peygamber Efendimiz'in veladeti bahsinde Önce bu hususta yeterince nakiller yaptık. Tefsirimizde de konuyla ilgili ayeti açıklarken buna dair birçok hadisi de naklettik. Biz burada Ehl-i Kitabın kitaplarında rastladığımız ve onlar tarafından da şahinliği itiraf edilen bazı nakilleri yapacağız ki, onlar bunu okumayı ibadet sayarlar. Onların eski, yeni mü'min âlimleri de bu nakilleri derlemişlerdir. Evet, ellerindeki mevcut kitaplarda bu delillere muttali olduk. Ellerinde mevcut Tevrat'ın birinci sifrinde İbrahim peygamberin kıssasında mea-len şöyle denmektedir:

"Doğrusu yüce Allah, İbrahim peygambere vahyetti. Nemrud'un ateşinden kurtardıktan sonra ona şöyle dedi: "Kalk, yeryüzünün doğularına ve batılarına git. Çocukların için bunu yap." İbrahim peygamber, bu vahyi zevcesi Sare'ye anlatınca o bu nimetin kendi çocukları için olmasına ümid besledi ve büyük bir hırsla Hacer ile çocuğunu yanlarından uzaklaştırmayı istedi. Nihayet İbrahim peygamber, Sare'nin isteği üzerine Hacer ile oğlunu Hicaz çölüne ve Faran dağına götürdü. İbrahim peygamber de bu müjdenin, oğlu İshak için gerçekleşeceğini zannetti. Nihayet yüce Allah, mealen ona şöyle vahyetti:

"Oğlun îshak'a gelince, onun büyük bir zürriyeti olacaktır. Oğlun İsmail'e gelince, onu mübarek kıldım ve yücelttim. Soyu da çoğaldı. Onun zürriyetinden Muhammed (s.a.v.)'i dünyaya getireceğim. Onun zürriyetinden oniki imamı dünyaya getireceğim. Onun büyük bir ümmeti olacaktır."

Hz. İbrahim, Ka'be'nin yanına bırakıldığında Hacer de müjdelen-mişti. Susamış ve çocuğu için hüzünlenmişti. O esnada melek gelip Zemzem suyunu yerden fışkırtmıştı. Oğlunu muhafaza etmesini de ona emretmişti. Çünkü oğlunun zürriyetinden büyük bir insan dünyaya gelecekti. Semadaki yıldızlar sayısınca torunları olacaktı. Bilindiği gibi îsmail peygamberin, hatta Adem peygamberin zürriyetinden Muhammed (s.a.v.) kadar kadri yüce, şerefi büyük, mertebesi üstün, mevkii âli başka bir kimse dünyaya gelmiş değildir. O zattır ki, ümmeti doğulara ve batılara hakim olmuş, diğer ümmetleri idaresi altına almıştır.

îsmail peygamber ile ilgili birinci sifırde de şöyle denmiştir:

"İsmail'in oğlunun eli, tüm ümmetlerin üzerinde olacaktır. Ümmetlerin tümü de onun eli altında olacaklardır. O, kardeşlerinin tümünün meskenlerinde barınacaktır."

Bu da Muhammed (s.a.v.)'den başka hiç kimse için düşünülebilecek birşey değildir.

Hz. Musa'nın kıssasıyla ilgili dördüncü sifirde de şöyle denmiştir:

"Doğrusu yüce Allah, Musa peygambere şöyle vahyetti: îsrailoğul-larma dedi ki: Ey Musa, ben onlar için akrabalarından senin gibi bir peygamberi dünyaya göndereceğim. Vahyimi onun ağzına koyacağım. Ve siz de sadece onu dinleyeceksiniz."

Miad sifri olan beşinci Sifirde de şöyle denmiştir:

"Musa peygamber ömrünün sonunda, yani Tih çölünde kalışlarının otuzdokuzuncu senesinde Israiloğullarına hutbe irad etti. Onlara, Allah'ın günlerini, bahşettiği nimetlerini ve ihsanını hatırlatarak şöyle dedi: "Bilesiniz ki, Allah, beni size peygamber olarak gönderdiği gibi yakınlarınızdan birini daha peygamber olarak gönderecektir. O, size iyiliği emredecek ve sizi kötülükten men edecektir. Hoş ve temiz şeyleri size helal kılacak, pis ve murdar şeyleri de haram kılacaktır. Her kim ona asi olursa dünyada rüsvay olup ahirette de azab görecektir."

îsrailoğullarının ellerindeki Tevrat'ın beşinci sifrinde şöyle denmiştir:

"Cenâb-ı Allah, Tur-i Sina'dan geldi. Saîr dağını aydınlattı. Faran dağlarından ilan etti. Kudüs'ün tepelerinden zuhur etti. Sağında nur, solunda nur vardır. Tüm halklar, onun etrafında toplanırlar."

Yani Cenâb-ı Allah'ın emir ve şeriatı, Tur-i Sina'dan geldi. Tur-i Sina, Cenâb-ı Allah'ın Musa ile konuştuğu dağdır. Saîr dağından aydınlık saçtı. Yani Isa peygamberin mahallesi olan Beyt-i Makdis dağlarından insanlığa aydınlık saçmıştır. Faran dağlarından, yani Hicaz'daki dağlardan da zuhur edip hükmü yücelmiştir. Bu da ancak Muhammed (s.a.v.)'in lisanı ile olmuştur. Cenâb-ı Allah, bu üç mekanı olayların vuku sırasına göre zikretmiştir. Önce Musa peygamberin mahallesini yani Tur-i Sina'yı, sonra îsa peygamberin mahallesini, yani Kudüs çevresindeki Saîr dağını, sonra da Muhammed (s.a.v.)'in beldesini anmıştır. Bu üç yere yemin ederken de önce faziletli olanı, sonra ondan biraz daha faziletli olanı, sonra da en faziletli olanı anmıştır. Yeminin kuralı da bunu gerektirir. Yüce Allah şöyle yemin etmiş: "Tin ve Zeytuna and olsun." Buradaki Tin ve Zeytun kelimeleriyle İsa peygamber'in bulunduğu Beyt-i Makdis'teki mahalle kastedilmiştir.

"Sina dağına and olsun." Sina, Cenâb-ı Allah'ın Musa peygamber ile konuştuğu dağın adıdır. "And olsun bu güvenli şehire:" Bu da Muhammed (s.a.v.)'in risaletle gönderildiği şehrin adıdır. Bu ayet-i kerimeyi bu şekilde tefsir etmişlerdir. Davud peygamber'in Zebur'unda Muhammed ümmeti, cihad ve ibadetle nitelendirilmiştir ve Zebur'da Muhammed (s.a.v.) için de şöyle bir misal verilmiştir: "O, yapılan kubbenin sonudur." Nitekim bu hususla ilgili olarak Buharı ve Müslim'in sahihlerinde de şöyle bir hadis varid olmuştur:

"Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bina yapan ve binasını tamamlayıp sadece bir kerpiçlik yer bırakan adam ile binasının durumuna benzer. İnsanlar gelir, o binayı ziyaret eder ve binayı yapan ustaya da:

- Şu kerpici yerine koysaydın ya? derler." Bu hadisi, şu ayet-i kerime de teyid ediyor:

"Muhammed, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur." (ei-Ahzâb, 40.)

Zebur'da Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in evsafı anlatılırken şöyle denmektedir:

"Onun peygamberliği ve daveti her tarafa yayılacaktır. Onun sözü denizden denize geçerli olacaktır. Diğer ülkelerden hükümdarlar, gönüllü olarak çeşitli hediyelerle ona geleceklerdir. O, dardaki adamı kurtaracak, sıkıntıdaki ümmetlerin sıkıntılarını giderecektir. Yardımcısı olmayan zayıf kimseyi kurtaracaktır. Her vakitte ona salat ü selam okunacaktır. Allah, onu her günde mübarek kılacaktır. Onun anısı ebediyete kadar devam edecektir."

Bu vasıflar da sadece Muhammed (s.a.v.)'e uymaktadır.

Şa'yân'ın (İşaya) sahifelerinde de İsrailoğullarım kınayan uzun bir konuşmadan sonra şöyle denmektedir:

"Doğrusu ben, size ve bütün ümmetlere, okur yazarlığı bulunmayan, kaba ve katı kalpli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, gürültü çıkarmayan birini peygamber olarak göndereceğim. Onu her güzel işe hazırlayacak ve her güzel ahlakı onun için temin edeceğim. Sonra onun elbisesini huzur ve dinginlik kılacağım. İyiliği, onun prensibi yapacağım. Takvayı onun kalbine yerleştireceğim. Hikmeti onun aklına, vefakârlığı tabiatına, adaleti yaşantısına koyacağım. Hak onun şeriatıdır, hidayet onun dinidir. İslâmiyet onun dinidir. Kur'ân onun kitabıdır. Ahmed onun adıdır. Onun vasıtasıyla insanları sapıklıktan kurtarıp hidayete ulaştıracağım. İnsanlar kıymetsiz iken onun vasıtasıyla onları yücelteceğim. İnsanlar dağınık iken onun vasıtasıyla onları toparlayacağım. Ayrılığa düşmüş kalpleri onun aracılığıyla birbirine ısındıracağım. Onun ümmetini, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet yapacağım. Kanları kurbanlarıdır. İncilleri göğüslerindedir. Geceleyin tıpkı rahipler gibi ibadet ederler. Gündüzleyin de aslanlar gibi olurlar."

"Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir." (el-Hadîd, 21.)

Şa'yân'ın konuşmalarının beşinci bölümünde de şöyle denmektedir:

"Harmanları ezer gibi ümmetleri ezecektir. Arap müşriklerinin başlarına bela inecektir. Onun karşısında yenilgiye uğrayacaklardır."

Şa'yân'm konuşmalarının yirmi altıncı bölümünde de şöyle denmektedir:

"Susuz çöl arazileri sevinsinler. Ahmed'e Lübnan'ın güzellikleri verilecektir. Allah'ın celal ve azametini onun ruh ve özünde göreceklerdir."

tlyas peygamberin sahifelerinde de şöyle denmektedir:

"Üyas (a.s.), ashabından bir cemaatle seyahate çıktı. Hicaz diyarın-daki Arapları görünce, yanındaki arkadaşlarına şöyle dedi:

- Şunlara bakın. Şunlar sizin yüksek kalelerinize sahip olacaklardır.

- Ey Allah'ın peygamberi. Onlar kime ibadet edeceklerdir?

- Her yüksek tepeden daha yüksek olan yüce Rabbı tazim edeceklerdir."

Hazkil'in sahifelerinde de şöyle denmektedir:

"Doğrusu kulum beni seçti. Ona vahiy indiriyorum. O, benim adaletimi ümmetlerde gösterecektir. Ben de onu, kendim için beğenip seçtim. Onu doğru hükümlerle ümmetlere elçi olarak gönderdim." Nübüvvetler kitabında da şöyle denmektedir:

"Peygamberlerden biri Medine'ye uğradı. Kurayza oğullarıyla Nadir oğullan onu konuk ettiler. Peygamber, onları gördüğünde ağladı. Ona sordular:

- Ey Allah'ın peygamberi, niçin ağlıyorsun?

- Allah'ın kara taşlıktan göndereceği bir peygamber gelip diyarınızı yıkacak, çoluk çocuğunuzu esir alacaktır! Onun böyle demesi üzerine Yahudiler, o peygamberi öldürmek istediler, ama o, onlardan kaçtı."

Hazkil (a.s.)'m sözlerinden biri de şudur:

Yüce Allah buyurdu ki:

"Seni ana rahminde suretlendirmeden ve şekle sokmadan önce kutsal kılıp peygamber yaptım ve seni diğer ümmetlere gönderdim."

Yine Şa'yân'm sahifelerinde şöyle denmektedir:

"Allah onu şereflendirsin." sözü^ artık Mekke için bir darbımesel oldu. Ey kısır! Rabbinin sana bahşedeceği şu çocuk sebebiyle sevin. Çünkü bunun bereketi sayesinde bütün mekanlar senin için genişleyecektir. Senin kazıkların yeryüzüne yerleşip sabitleşecektir. Sende barınan kimselerin kapılan da yükselecektir. Sağından ve solundan yeryüzünün hüküm darlan sana hediyelerle geleceklerdir ve senin şu çocuğun bütün ümmetlere sahib olacaktır. Diğer şehir ve iklimler de onun mülkiyetine geçecektir. Korkma, üzülme, artık düşmanlanmn zulmü sana asla erişemeyecektir. Mazide kalmış kötü günlerini tamamen unutacaksın."

Bütün bu nimetler, ancak Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla elde edildi.

Yukandaki sözlerde geçen; ey kısır, kelimesi ile Mekke şehri kastedilmiştir. Ehl-i Kitaptan bazıları bu sözü, Kudüs için tevil etseler de bu, hiçbir şekilde münasib olmaz. Doğrusunu Allah bilir.

Ermiya'nm sahifelerinde de şöyle denmektedir:

"Cenubtan bir yıldız doğdu. Işıklan yıldınmlardır, oklan mucizelerdir. Dağlar onun için sarsıldı." Bu sözlerle yine Muhammed (s.a.v.) kastedilmiştir.

îsa (a.s.) da İncil'de şöyle demektedir:

"Ben yüksek cennetlere yükseleceğim. Size, hakkın ruhu olan Fa-raklit'i göndereceğim. O size her şeyi öğretecektir. Hiçbir şeyi kendi kafasından uydurup söylemeyecektir."

Faraklit kelimesiyle Muhammed (s.a.v.) kastedilmiştir. Önceki sayfalarda da geçtiği gibi İsa peygamber, İsrailoğullarma şöyle bir müjde vermiştir:

"Benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim." (eS-Saff, 6.)

Bu, geniş bir kapıdır. Eğer insanlann bü konuda söylediklerinin tamamını burada sıralayacak olursak konumuz çok uzar. Biz bunların sadece bir nebzesine işaret ettik. Allah'ın basiretinin nurlandırdığı ve kendisinin dosdoğru yola ilettiği kimse, bu anlattıklanmızla hidayet bulup doğru yola erer. Bu nasslarm çoğunu, insanlann birçoğu kendi âlim ve bilginlerinden öğrenmişlerdir. Buna rağmen onlar bunlan saklayıp gizlemektedirler.

Hafız Ebu Bekr el-Beyhakî, Gaylan b. Asım'uı şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.)'in yanında oturmaktaydık. Gözü bir adama takıldı. Onu çağırdı, adam geldi. Yahudi idi, üzerinde bir gömlek, bir pantolon ve bir çift de ayakkabı vardı. Yahudi olan bu adam şöyle dedi:

- Buyur ya Rasulallah!.. Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle sordu:

- Sen, benim Allah Rasûlü olduğuma şahadet ediyor musun? Adam birşey söylemedi, sadece:

- Ya Rasulallah, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) yine ona:

- Sen, benim Allah Rasûlü olduğuma şahadet ediyor musun? diye sordu. Adam da, ya Rasulallah demekten başka birşey söylemedi.

Rasûlullah (s.a.v.) ona:

- Sen Tevrat okuyor musun? diye sordu,

- Evet.

- İncil'i de okuyor musun?

- Evet. fırkan'a ve Muhammed'in Rabbine yemin ederim ki, istersem onu da okurum.

- Tevrat'ı ve İncil'i indiren; halkını yaratan Allah aşkına söyle. Sen, benim evsafımı Tevrat ile İncil'de görmekte misin?

- Evsafi seninkine benzeyen ve senin yaşadığın yerden çıkacak bir peygamberi bekliyorduk. Ancak onun, kendi aramızdan biri olacağını ümid ediyorduk. Sen peygamber olarak ortaya çıkınca, baktık ki o, bizden biri değilmiş ve sen o beklediğimiz adam değilsin.

- Bunu nereden çıkarıyorsun?

- Çünkü senin ümmetinden 70.000 kişinin hesapsız olarak Cennetle gireceğini Tevrat ve İncil'de okuyoruz; bakıyorum ki sizin sayınız azdır. Bu nasıl olacak?

Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), tehlil ve tekbir getirdi. Sonra şöyle dedi:

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, beklediğiniz o peygamber benim ve benim ümmetimden de 70.000 kişiden yetmiş bin kere 70.000 kişiden daha fazlası Cennet'e girecektir."