El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Geçmiş Peygamberlerden Nakledilen Kitaplarda Hz. Peygamber

Bu konudaki bazı nakilleri, doğumundan önceki müjdeler bahsinde vermiştik. Burada da bu hususta bazı nakiller vereceğiz. Buharı ile Beyhakî, Ata b. Yesar'm şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: «Abdullah b. Amr'a …

Bu konudaki bazı nakilleri, doğumundan önceki müjdeler bahsinde vermiştik. Burada da bu hususta bazı nakiller vereceğiz. Buharı ile Beyhakî, Ata b. Yesar'm şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Abdullah b. Amr'a rastladım. Ona dedim ki:

- Bana, Rasûlulîah (s.a.v.)'m Tevrat'ta zikredilen evsafım anlat.

- Olur. Vallahi o, Kur'ân'da anlatılan bazı vasıflarıyla Tevrat'ta da vasıflandırılmıştır. Şöyle ki:

«Ey Peygamber! Biz seni şahid, müjdeci, uyarıcı olarak göndermişizdir.» (ei-Ahzâb, 45.) Seni ümmiler içinde bir sığınak olarak göndermişizdir. Sen benim kulum ve elçimsin. Seni mütevekkil olarak adlandırdım. Kaba ve katı değilsin. Sokaklarda fazlaca dolaşmazsm. Kötülüğü kötülükle savmaz, aksine affedip bağışlarsın. Seninle eğri bir milleti, "lâ ilahe illallah" dedirtinceye ve doğrultuncaya kadar seni vefat ettirmeyeceğim. Senin vasıtanla kör gözleri, sağır kulakları, kilitli kalpleri açmadan seni vefat ettirmeyeceğim.»

Ata b. Yesar dedi ki: Sonra büyük âlim KaVa rastladım, ona da aynı soruyu sordum. O da Abdullah b. Amr'ın söylediklerinin aynısını söyledi. Bir tek harf bile farklı değildi.

Beyhakî, Yakub b. Süfyan kanalı ile îbn Selam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Biz, Rasûlulîah (s.a.v.)'m evsafinı Tevrat'ta şöyle görürdük: Biz seni şahid ve müjdeci olarak göndermişizdir. Sen benim kulum ve elçimsin. Seni mütevekkil olarak adlandırdım. Kaba ve katı değilsin. Sokaklarda fazla dolaşmazsm. Kötülüğü kötülükle karşılamazsın. Aksine affedip bağışlarsın. Senin vasıtanla eğri bir milleti, "Allah'tan başka ilah yoktur." diye şahadet ettirinceye ve yine senin vesilenle kör gözleri, sağır kulakları, kilitli kalpleri açıncaya kadar seni vefat ettirmeyeceğim.»

Tirmizî, Abdullah b. Selam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Tevrat'ta şöyle yazılmıştır: Muhammed ve Isa b. Meryem, aynı yere defnedileceklerdir.» Bu, hasen bir hadistir.

Abdullah b. Selam, Ehl-i Kitap imamlarından olup Allah'a iman etmiştir: Bu zatla birlikte Abdullah b. Amr b. As da aynı rivayette bulunmuştur. Onun da bu konuda ıttıla ve vukufu vardır. Yermük savaşında iki yüklü deve üzerinde buna dair bazı kitaplar ve sahifeler görmüşlerdi. İnsanlara Ehl-i Kitaptan naklettikleri hususları bunlardan naklederlerdi. Ka'bu'l-Ahbar da bu konuda vukuf sahibiydi. Seleften bazıları Ka'bü'l-Ahbar'a hüsn-i zanda bulunarak ondan sağlam nakiller yapmışlardır. Oysa elimizdeki mevcut gerçeklere bunların çok muhalefetleri vardır. Ama insanların çoğu bunun farkında değildir. Sonra şu da bilinmelidir ki, selef ulemasından çoğu, Tevrat kelimesini Ehl-i Kitap nezdinde okunan kitaplara genel bir ad olarak kullanırlar veya Tevrat kelimesi, bundan daha umumi bir lafızdır. Nitekim Kur ân lafzı, bizim nezdimizde özel olarak kutsal kitabımıza bir ad olarak verilir. Ama bununla beraber bu lafızla başka kitaplar da kastedilir. Nitekim sahih hadiste şöyle buyrulmuştur:

«Kur'ân, Davud'a hafifletildi. Bineğinin hazırlanmasını emreder, hazırlanan bineğine biner ve bulabildiği boş zamanda Kur'ân okurdu.»

Bu husus, buradan başka bir yerde detaylı olarak anlatılmıştır.»

Beyhakî, Ümmü Derda'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ka'bü'l-Ahbar'a dedim:

- Rasûlullah (s.a.v.)'m Tevrat'taki vasfım nasıl buluyorsunuz?

- Onunla ilgili evsafı, Tevrat'ta şöyle görüyoruz: Muhammed, Allah'ın rasûlüdür. Adı Mütevekkil'dir. Kaba ve katı değildir. Sokaklarda fazlaca dolaşmaz. Ona anahtarlar verilmiştir ki, o anahtarlar vesilesi ile kör gözleri açsın, sağır kulaklara da işitme duyusu versin. Yine böylece o eğri dilleri doğrultsun ki, Allah'tan başka ilâh olmadığına, sadece Allah'ın var olduğuna, Allah'ın ortaksız olduğuna şahadet etsinler. Muhammed, mazluma yardım eder, onu zalimin zulmüne karşı korur.

Yunus b. Bükeyr, Yunus b. Amr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m evsafı, İncil'de yazılıdır. Şöyle ki: O, kaba ve katı değildir. Sokaklarda fazla dolaşıp gürültü çıkarmaz. Kötülüğe misli ile mukabelede bulunmaz, aksine affedip bağışlar.»

Yakub b. Süfyan, Kays el-Becelî kanalı ile Mukatil b. Hayyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Aziz ve Celil olan Allah, Meryem oğlu İsa'ya şöyle vahyetti:

«İşimde ciddi ol. Ciddiyetsizlik yapma, emrimi dinle ve itaat et ey iffetli ve temiz kadının oğlu! Doğrusu ben, seni babasız yarattım. Seni âlemlere bir mucize kıldım. Sadece bana ibadet et. Sadece bana tevekkül et. Şuran ehline benim kendi zatımla kaim hak olduğumu, zail olmayacağımı açıkla. Arab peygamberini tasdik edin. O, deve, zırh, sarık, ayakkabı, ucu eğri değnek sahibi bir kimsedir. Saçı kıvırcık, alnı geniş, kaşları bitişiktir. îri gözlüdür. Burnu inci tanelerini andırır. Kokusu misk gibi saçılır. Boynu gümüşten bir ibrik gibidir. Kürek kemiklerinin üzerinden sanki altın akar. Göğsünden göbeğine kadar kamçı gibi bir lal çizgisi uzanır. Göğsünde ve karnında bundan başka kıl yoktur. Elleri ve ayakları incidir. İnsanlarla bir arada bulunduğunda onlardan uzun boylu görünür. Yürürken sanki yokuş aşağı iniyormuşcasına ve dağdan kopmuşcasma hafifçe öne doğru meylederek yürür, nesli azdır.»

Beyhakî, Vehb b. Münebbih el-Yemamî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Aziz ve Celil olan Allah, kendisiyle münacaatta bulunan Musa'yı makamına yaklaştırdığı zaman, Musa O'na şöyle niyazda bulundu:

- Rabbim, Tevrat'ta görüyorum ki, insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmet, iyiliği emredip kötülüğü men edecektir. Onlar, Allah'a iman getireceklerdir. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim! Ben Tevrat'ta görüyorum ki, onlar ümmetlerin en hayırlısı ve en sonuncularıdırlar, ama kıyamet gününde diğerlerinden önde olacaklardır. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim! Ben Tevrat'ta görüyorum ki, bir ümmet var, onların İncil'leri göğüslerinde (kalplerinde) olacak ve onu ezbere okuyacaklardır. Onlardan Önceki ümmetler, kitaplarım yüzünden okur, ezberlemezler-di. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim, Tevrat'ta görüyorum ki, bir ümmet var, onlar ilk ve son kitaba iman edecekler, sapıklığın başlarıyla savaşacaklar, nihayet yalancı kör (Deccal) ile savaşacaklardır. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim! Ben Tevrat'ta bir ümmet görüyorum ki, sadakalarım ye-yip karınlarına koymaktadırlar. Onlardan önceki ümmetler sadakalarım verdikleri zaman Cenâb-ı Allah, bir ateş gönderir, o sadakayı yerdi. Eğer sadakaları kabul edilmezse, ateş o sadakaya yaklaşmazdı. Sen bunları benim ümmetim kıl.

- Bunlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim, Tevrat'ta öyle bir ümmetin vasıflarını görüyorum ki, onlardan biri bir kötülüğe niyetlenir, ama o kötülüğü işlemezse, üzerine günah yazılmaz. Şayet o kötülüğü işlerse de bir günah yazılır. Onlardan biri bir iyiliğe niyetlenir, ama o iyiliği yapamazsa, kendisine bir sevap yazılır. Eğer o iyiliği yaparsa, kendisine o iyiliğin on mislinden yedi yüz misline kadar sevap yazılır. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim! Tevrat'ta öyle bir ümmet görüyorum ki, onların dualarına icabet edilecek ve kendileri de davete icabet edeceklerdir. Sen onları benim ümmetim kıl.

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.»

Vehb b. Münebbih, Davud peygamberin kıssasında der ki; Davud peygambere Zebur'da şöyle bîr vahiy gelmişti:

«Ey Davud! Senden sonra Ahmed ve Muhammed adında bir peygamber gelecektir. Doğru sözlüdür. Seyyiddir. Ona asla kızmam, o da bana kızmaz. O, bana asi olmadan Önce onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamışım dır. Onun ümmeti, rahmetime mazhar olmuştur. Onlara, peygamberlere verdiğim gibi nafileler verdim. Nebi ve mürsellere farz kıldığım farizaları onlara da farz kıldım. Nihayet onlar, kıyamet gününde bana gelecekler ve onların nurları, peygamberlerin nurları gibidir. Onlara da, her namaz vaktinde temizlenmelerini farz kılmışımdır. Onlardan önce peygamberlere emrettiğim gibi onların da cünüblükten temizlenmek için gusül yapmalarını emretmişimdir. Onlardan önce peygamberlere emrettiğim gibi onlara da haccetmelerini emretmişimdir. Onlardan önce rasûllere emrettiğim gibi onlara da cihadı emretmişimdir.

Ey Davud! Doğrusu ben, Muhâmmed'i ve ümmetini diğer bütün ümmetlere üstün kılmışımdır. Onlardan başka hiçbir ümmete vermediğim altı özelliği onlara vermişimdir. Şöyleki: Unutma ve hata neticesinde işledikleri günahlardan ötürü onları sorgulamıya-cağım. Kasıtsız olarak işledikleri günahlardan ötürü benden bağışlanma dilerlerse, ben onların bu tür günahlarının tamamım bağışlarım. Gönül rızasıyla ahiretleri için önceden salih bir amel işlerlerse, ben bunun karşılığında onlar için kat kat sevap yazarım. Onlar için benim yanımda kat kat sevaplar vardır. Daha fazlası da vardır. Belalara karşı sabrettikleri ve: «Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na dönücüleriz.» dedikleri takdirde onlara mağfiret, rahmet ve nimet cennetlerini veririm. Bana dua ederlerse, dualarına icabet ederim. Bunun karşılığını ya hemen görürler veya onlardan bir kötülüğü savarım, yahut bu dualarının icabetini ahirete ertelerim.

Ey Davud! Muhammed ümmetinden her kim ki Allah'tan başka ilâh bulunmadığına, sadece Allah'ın mevcud olduğuna, Allah'ın ortaksızlığma kalben ve lisanen şahadet getirirse, o kimse Cennet'te benimle beraber olacak ve benden ikram görecektir. Yine her İrim ki Muhammed'i veya onun getirdiği şeyleri yalanlamış olarak kitabımla alay etmiş olarak huzuruma çıkarsa, mezarında onun üzerine azabları dökerim. Kabrinden diriltilip çıkarıldığı zaman da melekler onun yüzüne ve arkasına vururlar. Sonra da onu Cehennemin en alt tabakasına bırakırım.»

Hafız el-Beyhakî, Şerif Ebu'1-Feth el-Ömerî kanalı ile Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Cenâb-ı Allah, Hz. Muhammedi peygamber olarak gönderip peygamberliği Mekke'de zuhur ettiği zaman Şam'a gittim. Şam'a giderken Basra'ya da uğradım. Ben Basra'da iken bir Hristiyan cemaati yanıma gelip şöyle dedi:

- Sen Harem'den misin?

- Evet.

- Sizde peygamberlik iddiasında bulunan şu adamı tanıyor musunuz?

- Evet.

Ben böyle dedikten sonra elimden tutup beni bir kiliseye götürdüler. Kilisede heykeller ve resimler vardı. Bana dediler ki:

- Bak bakalım, aranızda peygamber olarak çıkan adamın resmini burada görebiliyor musun?

Ben kilisedeki resimlere baktım, ama Muhammed'in resmini görmedim. Ve:

- Onun resmini görmedim, dedim.

Bunun üzerine beni o kiliseden daha büyük bir kiliseye götürdüler. Orada, öncekinden daha çok sayıda resim ve heykeller vardı. Bana dediler ki:

- Bak bakalım, burada onun resmini görebiliyor musun?

Resimlere baktım. Rasûlullah (s.a.v.)'m resmini gördüm. Ebu Bekir'in de resmini gördüm. O, Rasûlullah'm arkasında duruyordu. Bana sordular:

- O adamın resmini gördün mü?

- Evet.

- O, işte şudur (böyle derken Rasûlullah in resmine işaret ettiler), öyle değil mi?

- Evet, onun resmidir. Ben buna şahadet ederim.

- Şu arkasında duranı da tanıyor musun?

- Evet.

- Biz şahadet ederiz ki, peygamber sizin şu adarmnızdır ve arkasında duran şu şahıs da ondan sonra onun halifesi olacaktır.»

"Tarih" adlı eserinde Buharî, Basralılarm şöyle dediklerini rivayet etmiştir: «Bu peygamber dışındaki diğer peygamberlerden her birinin ardından mutlaka bir peygamber daha gelmiştir.»

Biz bu hususu tefsirimize şu ayetten bahsederken anlattık: «Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan (ümmî) peygamber Muhammed'e uyarlar. O Peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan men'eder.» (el-AVâf, 157.) Beyhakî, Hişam b. As elÜmevî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben ve Kureyş'ten bir adam, İslâm'a davet etmek için Bizans İmparatoru Heraklius'a gönderildik. Onunla görüştük. Yüce Allah'tan bahsedildiği zaman yüzüne bir kızarıklık geliyordu. Bizi konuk evinde ağırladı. Üç gün sonra bizi yanma çağırdı. Büyük bir albüm getirtti. Albümün üzerinde küçücük haneler vardı. Hanelerin ağzında kapıları vardı, içinde peygamberlerin resimleri vardı. İpekten parçalar üzerine yerleştirmişlerdi. Adem'den Muhammed'e kadar bütün peygamberlerin resimleri oradaydı. Birer birer resimlerini çıkarıp gösteriyor, haklarında bilgi veriyordu. Sıra ile Adem, Nuh ve İbrahim'in resimlerini çıkarıp gösterdi. Sonra sırayı bozarak hemen Rasûlullah'm resmini çıkarmak için acele etti. Daha sonra başka bir kapıyı açtı. Orada bembeyaz bir suret vardı. Vallahi o Rasûlullah'm resmi idi.

- Bunu tanıyor musunuz? diye sordu. Biz de:

- Evet, Allah'ın rasûlü Muhammed'dir, dedik ve ağladık. Allah bilir ya, kalktı, sonra oturdu ve:

- Vallahi bu onun resmi midir? diye sordu. Biz de:

- Evet, gördüğün gibi onun resmidir, dedik. Resmi bir saat kadar elinde tutup baktı, sonra şöyle dedi.

- Bu, en son hanedeki resimdi ama yanınızdakine bakmam için bunu acelece çıkarıp size gösterdim. - Bu resimleri nereden buldun? diye sorduk. Çünkü resimlerin, sahipleri olan peygamberlere uyduklarını gördük. Rasûlullah'ın resmi de aynen kendisini gösteriyordu.

- Adem peygamber, Cenâb-ı Allah'tan, kendi evladından olan peygamberleri kendisine göstermesini diledi. Cenâb-ı Allah da, neslinden gelecek peygamberlerin resimlerini ona indirdi. Bu resimler, güneşin battığı yerde Adem peygamberin hazinesinde bulunuyorlardı. Zülkar-neyn, bu resimleri güneşin battığı yerdeki hazineden çıkarıp Danyal'a teslim etti. Ama vallah yapabilseydim şu hükümdarlığı bırakıp yanınıza gelir ve sizin en kötü adamınızın kölesi olurdum. Ölünceye kadar da onun kölesi olarak kalırdım.»

Böyle dedikten sonra Heraklius bize kıymetli mükafatlar verdi ve bizi uğurladı. Ebu Bekir esSıddık'm yanma geldiğimizde gördüklerimizi, Heraklius'un bize söylediği sözleri ve verdiği mükafatları anlattık. Ebu Bekir de ağlayarak şöyle dedi:

- Zavallı adam, Allah ona bir hayır yapmak dileseydi mutlaka yapardı. RasûluUah (s.a.v.), bize haber verdi ki Hristiyanlarla Yahudiler, Muhammed (s.a.v.)'in evsafını kendi kitaplarında görmektedirler.»

Vakidî, Amir b. Rebia'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'in şöyle dediğini işittim: «Ben, îsmail peygamber evladından, Abdülmuttalib oğullarından bir peygamberin geleceğini bekliyorum. Ama onun zamanına ulaşabileceğimi, ona iman edip tas dikleyeceğimi ve risaletine şahadette bulunabileceğimi sanmıyorum. Eğer ömrün uzar da onu görürsen, benden ona selam söyle. Ben onun evsannı sana haber vereceğim ki, o sana gizli kalmasın, onu görünce tanıyabilesin.

- Anlat öyleyse.

- O, ne uzun ne de kısa bir adamdır. Saçı çok değil az da değildir. Gözlerinde kırmızılık vardır. Omuzları arasında peygamberlik mührü vardır. Adı Ahmed'dir. Şu beldede doğacaktır. Burada risaletle görevlendirilecektir. Sonra kavmi, onu buradan sürgün edeceklerdir. Onun getirdiği dinden hoşlanmayacaklardır. O da nihayet Yesrib'e hicret edecek ve orada daveti aşikar olup güçlenecektir. Ona tuzak kurmaktan sakın. Çünkü ben bütün beldeleri dolaştım. İbrahim peygamberin dinini aradım. Hangi Yahudi, Hristiyan ve Mecusi'ye İbrahim peygamberin dinini sordumsa, bana hep: «Senin aradığın dini, bu adam getirecektir.» dediler ve onun evsafını sana anlattığım şekilde bana da anlattılar. Ondan başka bir peygamberin gelmeyeceğini söylediler.»

Amir b. Rebia dedi ki: Ben Müslüman olduğumda Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'in bana söylediklerini ve RasûluUah (s.a.y.)'a selamını aktardım. O da onun selamını aldı ve ona rahmet diledi: "Onu Cennet'te gördüm, eteğini peşinden sürüyordu." dedi.