El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Gelecekten Haber Veren Bazı Hadîs-Î Şerifler

Tirmizî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yakın zamanda insanlar develerinin karnına vuracak (sefere çıkacak), ilim taleb edeceklerdir. Ama Medine âliminden daha bilgili bir kimseyi bulamayacaklardır." …

Tirmizî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yakın zamanda insanlar develerinin karnına vuracak (sefere çıkacak), ilim taleb edeceklerdir. Ama Medine âliminden daha bilgili bir kimseyi bulamayacaklardır."

Tirmizî, bunun hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Bu, İbn Uyey-ne'nin rivayet ettiği bir hadistir. Rivayete göre o, bu hadiste sözü edilen Medine âliminin Malik b. Enes olduğunu söylemiştir. Abdürrezzak da böyle demiştir. -

Ben derim ki: Merhum îmam Malik, hicretin yüz 179. senesinde vefat etmiştir.

Ebu Davud et-Tayalisî, Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

"Kureyşlilere küfretmeyin, çünkü Kureyş kabilesinin âlimi, yeryüzünü ilimle dolduracaktır. Allah'ım, Kureyşlüerin evveline vebal tattırdın, sonlarına da bol rızık tattır." Bu hadiste sözü edilen Kureyş âliminin, imam Şafiî olduğunu Hafiz Ebu Nuaym el-İsbahanî söylemiştir.

Ben derim ki: Merhum imam Şafiî, hicretin 204. senesinde vefat etmiştir. Onun tercüme-i halini bir ciltlik kitapta anlatmıştık. Onunla birlikte ashabının da tercüme-i halini anlatmıştık.

Revvad b. Cerrah, Hüzeyfe'den merfu olarak şu hadisi rivayet etmiştir:

"Hicretin 200. yılından sonra sizin en hayırlınız sırtı hafif olandır." Sahabeler dediler ki:

- Ya Rasulallah, sırtı hafif ne demektir?

- Ailesi, malı ve çocuğu olmayandır."

ibn Mace, Enes b. Malik'ten rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ümmetim beş tabaka olacaktır, ilk kırk senedekiler takva ve iyilik sahipleridirler. Onlardan sonra 120. seneye kadar gelecek olanlar da akrabalık ve dostluk bağım gözetecek olanlardır. Onlardan sonra 160. seneye kadar gelecek olanlarsa birbirlerine sırt çevirecek, aralarındaki bağları koparacaklardır. Sonra da kargaşalıklar, hem de ne kargaşalıklar vuku bulacaktır. Kurtuluşa bakın, kurtuluşa bakın." Bu hadiste münkerlik vardır. Doğrusunu Allah bilir.

îmam Ahmed b. Hanbel, tmran b. Husayn'dan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en hayırlısı, benim muasırım olanlardır. Onlardan sonra gelecek olanlar da hayırlı kimselerdir. Sonra bir kavim gelecek ki, şişmanlayacaklar ve yağ seveceklerdir. Kendilerine sorulmadan önce şahadette bulunacaklardır."

Buharı, tmran b. Husayn'dan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ümmetimin en hayırlısı, benim zamanımda yaşayanlardır. Sonra onları takib edenler, sonra da onları takip edenlerdir. (Imran diyor ki: Bilemiyorum, kendi muasırlarından sonra iki mi yoksa üç nesil mi söyledi; bunu hatırlayamıyorum.) Sizden sonra bir kavim gelecek, kendilerine sorulmadan şahitlik yapacaklardır. Hainlik edecekler, kendilerine güvenilmeyecektir. Adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyeceklerdir. Onlarda şişmanlık görülecektir."

Buharî, Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Nesillerin en hayırlısı, benim zamanımda yaşayanlardır. Onlardan sonra gelecek olanlar ve onlardan sonra gelecek olanlar ve onlardan sonra gelecek olanlar da hayırlıdır. Sonra bir kavim gelecektir ki, onlardan birinin şahitliği yemininden önce olacak, yemini de şahitliğinden önce olacaktır."

ibrahim dedi ki: Biz küçük yaşta olduğumuz halde onlar şahitlik için bizi döverlerdi.

Nuaym b. Hammad, Ebu Amr el-Basrî kanalı ile tbn Mesud'dan rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Abbas'm oğullarından yedincisi, insanları küfre davet edecek, ama insanlar onun bu davetine icabet etmeyeceklerdir. Onun ehl-i beyti kendisine:

- Sen bizi maişetlerimizden dışarı mı çıkarmak istiyorsun? diye soracaklar, o da şu cevabı verecektir:

- Ben Ebu Bekir'le Ömer gibi sizi idare etmek ve onların gidişatını takip etmek istiyorum.

Ehl-i beyti, onun bu davetini kabul etmeyeceklerdir. Kendi ailesinden ve Haşimîlerden biri onu öldürecektir ki, bu düşman onun üzerine atıldığı zaman onlar kendi aralarında ayrılığa düşeceklerdir."

îbn Mesud, bunu anlatırken aralarında çıkacak ve uzun sürecek bir ihtilâftan söz etmekte ve bu ihtilâfın Süfyan'm çıkış zamanına kadar uzayacağını anlatmaktadır.

Bu hadis, insanları Kur'ân'm mahluk olduğuna kail olmaları için zorlayan ve onlara bu doğrultuda çağrı yapan Abdullah el-Me'mun'a tıpatıp uymaktadır.

Süfyan da, ahir zamanda çıkacak bir adamdır ki, Ebu Süfyan'm sülâlesinden olacaktır. Bununla ilgili açıklama «el-Melahim» kitabının sonunda verilecektir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Haşim tariki ile Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Muaviye, insanları Kostantiniyye'ye gazaya gönderirken, Fus-tat'ta-bulunan ve Raaûlullah'm sahabelerinden olan Ebu Sa'lebe el-Huşanî, şöyle bir hadis rivayet etti:

"Vallahi bu ümmet yarım gün bekletilmekten aciz kalmaz. Sen Şam'ı, bir adamın ve ailesinin sofrası olarak gördüğün zaman Kostanti-niyye fethedilecektir."

Ebu Davud, Ebu Sa'lebe'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Allah, bu ümmeti yarım günde aciz bırakmayacaktır."

Ebu Davud, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

'Umarım ki ümmetim, Rabbinin katında yarım gün bekletilmekten dolayı aciz olmayacaktır."

Sa'd'a denildi ki:

- Yarım gün ne kadardır?

- 500 senedir."

Bu da peygamberlik delillerindendir. Bu da ümmetin yarım gün yani sahabelerin de tefsir ettikleri gibi 500 sene bekletilmesini gerektirmektedir. Bu tefsir, şu ayetten alınmıştır:

"Doğrusu senin Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan 1000 sene gibidir."

Bu müddetin vukuuna dair varid olan bu haberler, daha fazla bir sürenin vukuuna engel teşkil etmemektedir. Ama insanların çoğunun; "Peygamberin azaları mezarında bir araya gelmeyecektir." dedikleri söze gelince bu, güya şu anlama gelmekteymiş: Peygamber (s.a.v.)m vefatından sonra 1000 sene geçmeden kıyamet kopacaktır. Bu hadisin, islâmî kitaplardan hiçbirinde aslı yoktur. Doğrusunu Allah bilir.

Hadiste, Hicaz diyarında çıkacak olup Basra'daM develerin boyunlarını aydınlatacak olan bir ateşin haberi önceden verilmektedir. Bu ateş, hicretin 654. senesinde görülmüştür.

Buharî, Ebu'l-Yeman kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki,

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Hicaz bölgesinde, Basra'daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır." Tarihçilerle diğer bazı insanlar bu ateşin hicri 654. senede görüldüğünü mütevatiren nak-letmişlerdir.

Zamanında tarihçilerin önderi Şeyh îmam Hafız Şeyhü'l-Hadis Şi-habüddin Abdurrahman b. İsmail (Ebu Şame), «Tarih»inde şöyle demiştir:

"Bu ateş, hicretin 654. senesinin cemaziyelahir ayının beşinci gününde yani bir cuma gününde görüldü. Bir aydan daha fazla bir süre yanmaya devam etti." Bu zat, Medinelüerden mütevatiren yaptığı nakillerde ateşin nasıl ortaya çıktığını, Uhud dağı karşısında Seza vadisi tarafında yanıp Medine'yi aydınlattığım ve oradaki vadileri doldurduğunu, bütün Hicaz'ı yok eden kıvılcımların o ateşten sıçradığını, Medine'nin bu sebeple sarsıldığını, ateşin zuhurundan beş gün önce rahatsız edici sesler işittiklerini, yani cemaziyelahir ayının başında pazartesi günü o sesi duyduklarını, sesin gece ve gündüz cuma gününe kadar devam ettiğini, nihayet ateşin de cuma günü görüldüğünü, Seza vadisinde gerçekten büyük bir ateşin parlamaya başladığını anlatmıştır. Yine anlattığına göre ateşin uzunluğu dört fersah, eni de dört mil imiş. Derinliği ise bir buçuk boy imiş. Dağları kurşun gibi akıtmış, sonra o dağlar simsiyah kömür haline dönüşmüş. Ateşin aydınlığı Teyma'ya kadar uzanmış ve insanlar geceleyin onun aydınlığında yazı yazabilecek duruma gelmişlerdi. Teyma'daki insanların evlerinde o ateşin aydınlığından ötürü sanki birer kandil varmış da o kandilin ışığıyla aydınlanmışlardı. Medine'de görülen bu ateşin aydınlığım insanlar, Mekke-i Mükerreme'de de görmüşlerdi.

Ben derim ki: Basra'ya gelince, Kadi'l-Kudât Sadreddin Ali b. Ebu Kasım et-Teymî el-Hanefî, bu hususta bana şöyle dedi: Babam Şeyh Sa-fiyyüddin, Basra kentindeki bazı Arapların o gecenin sabahında develerinin boyunlarının Hicaz'daki ateşin aydınlığıyla aydınlandığını kendisine söylediklerini bana nakletti.

Şeyh Şihabüddin'in anlattığına göre, ateşin yandığı günlerde Medi-neliler Mescid-i Nebeviyye'ye sığınmışlar ve işledikleri günahlardan ötürü Allah'a tevbe edip Peygamber (s.a.v.)'in kabri yanında, geçmiş günahları için mağfiret taleb etmişler, kölelerini azad etmişler ve yoksul-larıyla yaralılarına sadakalar vermişlerdir. Medinelüerden biri, bu hususta şöyle bir yakarışta bulunmuştur:

"Ey sıkıntıları gideren Allah'ım! Günahlarımızı bağışla. Ey Rabbi-miz! Azab bizi kuşattı.

Altından kalkamayacağımız ve direnemeyeceğimiz olayları sana şi-- kayet ediyoruz. Ama biz bunlara müstahak olduk. Hiç duymayan sağırların bile korktuğu depremlerle karşı karşıyayız. Sağırlar depremlere karşı nasıl dayanırlar. Bu ateş yedi gün süreyle yeri sarstı, yer çatladı. Ateşin manzarası karşısında güneş karardı ve kör gibi oldu. Ateşten bir deniz ki, üzerinde gemiler akıp gidiyor. Tepeler gibi... Ama onların yere attığı demirler var. Bu ateşin büyük kalaslar gibi kıvılcımları var ki bizleri yakalıyor.

Devamlı sağanak yağmurlar yağdıran bulutlar gibidir. Kayaların yarıldığını görüyoruz. Bu ateşten korkup ürküyorlar. Kor gibi ışıklar saçıp yıldırımlar çakıyor. Bu ateşten ötürü gökte dumanlar yoğunlaştı. Güneş bunun karşısında karardı.

Bu ateşin alevleri yüzünden dolunay üzerinde çıbanlar çıktı. . Geceleyin gökyüzü dolunayla parıldamakta iken karanlığa dönüştü.

Vay! Bu Rasûlullah'ın mucizelerinden biriymiş. Bunu ancak akıllı bir kavim anlayabilir."

Yine hicretin 654. senesinde bu ateşle birlikte Bağdad'm sular altında kalmasına dair söylenen bir şiir şöyledir:

"iradesi bir kaderle kâinatta cari olan Allah, noksanlıklardan münezzeh ve yücedir.

Hicaz diyarını ateşle yaktığı gibi Bağdad'ı da sular altında bırakıp boğdu."

îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Amir kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Eğer ömrünüz vefa ederse, yakın bir zamanda bir kavim göreceksiniz. Onlar, Allah'ın gazabıyla sabahlayacak, O'nun lanetiyle de akşam-layacaklardır. Ellerinde, öküz kuyruğu gibi "kırbaçlar olacaktır."

Müslim, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Cehennemliklerden iki sınıf insan vardır ki, onları henüz görmüş değilim. Bir kavim ki, beraberlerinde öküz kuyruğu gibi kırbaçlar vardır. Bu kırbaçlarla insanları döverler. Bir de giyinik çıplak kadınlar vardır. Bunlar yürürken, salınarak yürürler. Başkalarını da kendilerine meylettirirler. Başları deve hörgücü gibidir, meyillidir. Cennet'e girmeyeceklerdir ve kokusunu da duymayacaklardır. Oysa Cennet'in kokusu " şu kadarlık mesafeden hissedilebilir."

Bu iki sınıf cellatlardır ki, erkeksi ve diri kimseler olarak adlandırılırlar. Bunlar, hem zamanımızda hem de daha önceleri çok sayıda mevcutturlar. Giyinik çıplak kadınlara gelince, bunların üzerinde elbise vardır ama avretlerini örtmez, aksine avretlerini daha da açığa çıkarır. Ziynetlerini gösterir. Yürürken salınarak yürürler. Başkalarını da ken-

dilerine meylettirirler. Bunlar sebebiyle zamanımızda bela çoğalmış .umumileşmiştir. Önceleri de böyleydi. Bu, peygamberliğin en büyük delillerin dendir. Çünkü hadiste haber verildiği gibi bu olaylar vuku bulmuşlardır. Konuyla ilgili olarak Cabir tarafından rivayet edilen hadis daha önceki sayfalarda geçmişti. O hadiste de şöyle denmekteydi: "Ama sizin de sergi ve yaygılarınız olacaktır." Cabir, bu hadisin tamamını anlatmış, karısı da bu hususta ona karşı çıkmıştı.

İmam Ahmed b. Hanbel, Talha b. Amr el-Basrf nin şöyle dediğim rivayet etmiştir:

"Ben Medine'ye Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gittim. O, namaz kılmaktayken adamın biri gelip şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, hurma yiye yiye karnımız yandı, gücümüz gitti. Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

- Gördüm ki benim ve arkadaşımın hurmadan başka yiyeceğimiz yok. Nihayet Ensâr'dan kardeşlerimiz geldiler de kendi yemeklerini vererek bize iyilikte bulundular. Onların yiyecekleri de hurma idi. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, size hurma ve ekmek verme gücüm olsaydı, bunları size yedirirdim. Ama size öyle bir zaman gelecektir ki (ya da sizden bazıları öyle bir zamana ulaşacaktır ki), Ka'be'nin astarı gibi kumaşlardan elbiseler giyeceksiniz. Sabah akşam size çanaklarla yemek getirilecektir.

Orada bulunanlar sordular:

- Ya Rasulallah, bugün mü hayır içindeyiz, yoksa o gün mü daha çok hayır içinde olacağız?

- Hayır, bugün daha çok hayır içindesiniz. Çünkü bugünde siz kardeşsiniz, ama o günde birbirinizin boynunu vuracaksınız."

Süfyan es-Sevrî, Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ümmetim kibirli bir şekilde yürüdüğü, Farslarla Rumlar kendilerine hizmet ettiği zaman Allah, onların bazısını bazısına musallat edecektir."

Ebu Davud, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Cenâb-ı Allah, her 100 senenin başında bu ümmet için dinini yenileyecek birini gönderecektir."

Alimlerden her grup, her 100 senenin başında kendi bilginlerinden birinin bu hadisin şümulüne girdiğini söylemişlerdir.

Mürsel ve gayr-i mürsel çeşitli yollardan gelen hadiste de söylendiği gibi âlimlerden bir grup dedi ki: Bu asırlarda farz-ı kifaye olan ilmi eda etme, yani seleften olan âlimlerin kendilerinden sonra gelenlere ilmi ulaştırmaları vazifesini yerine getiren âlimlerden her ferdin bu hadisin kapsamına girmiş sayılacağı doğru mudur? İptal edicilerin uğraşları ve aşırı gidenlerin tahrifatları gibi zararları ilimden ayıklayan halef uleması vasıtasıyla da bu ilim bize kadar ulaşmıştır ve bu durum, Allah'a hamd-ü minnet olsun ki, zamanımıza kadar da mevcudiyetini muhafaza etmiştir. Biz, şu anda sekizinci asırdayız. Allah'tan dileriz ki, akibeti-mizi hayırla neticelendirsin, bizi salih kullarından eylesin ve Nimet Cennet'inin varislerinden yapsın. Amin, amin ya Rabbe'l-Alemîn.

Sahih hadis kitaplarında yer alan bir hadis de ilerideki sayfalarda gelecektir ki, onu mükerreren burada zikretmekte fayda mülâhaza ediyorum:

"Ümmetimden bir cemaat, hak üzere olmakta devam edecektir. Kendilerini yardımsız bırakan ve kendilerine muhalefet eden kimseler, onlar bu haldeyken Allah'ın emri gelinceye kadar kendilerine zarar vermeyeceklerdir."

«Sahih-i Buharî»de anlatıldığına göre bu cemaat Şam'dadır. Selef ulemasından çoğu da dediler ki: Bu cemaat hadis ehlidir.

Bu hadis de peygamberlik delili erindendir. Çünkü Şam'da, diğer İslâm ülkelerindekine nisbetle daha çok hadis ehli vardır. Allah'a hamd olsun. Özellikle Dımaşk şehrinde daha çok hadis ehli kimse vardır. Allah, orayı koruyup muhafaza buyursun. İleride nakledeceğimiz bir hadiste de bu anlatılacaktır. «Sahih-i Müslim»de Nevvas b. Seman'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Meryem oğlu İsa'nın semadan Dımaşk doğusundaki beyaz minare üzerine ineceğini haber vermiştir. Belki de bu hadisin kelimeleri, Dımaşk doğusundaki beyaz minare üzerine yazılmıştır. Duyduğuma göre bu hadisin lanzları, o minarenin bazı kısımları üzerine yazılmıştır. Ama şimdiye kadar ben bunu görmedim. İşleri kolaylaştıran yüce Allah'tır.

Dımaşk camiinin doğusundaki bu beyaz minare, hicretin 740. senesinden sonra Hristiyanlar tarafından yakılmasını müteakiben yenilenmiştir. Müslümanlar, Hristiyanların yaptıkları bu tecavüzkârane fiilden ötürü bir kısas olsun diye bu yenileme masrafını Hristiyanların mallarından karşılamışlardı ki, bunda da büyük bir hikmet vardır. Bu hikmet de, Hz. İsa'nın, Hristiyan malıyla yapılan bu minare üzerine inecek olması, kendisine ve Allah'a karşı uydurdukları iftiraları yüzünden onları yalanlaması, haçı kırması, domuzu öldürmesi, üzerlerine cizye tarhetmesi, onlardan ve diğer milletlerden din olarak da sadece islâmiyet'i kabul edecek olmasıdır. İslâm'a girmeyenleri ise öldürecek olmasıdır. Onun böyle yapacağını, Rasûlullah (s.a.v.) önceden haber vermiş ve onaylamıştır. Allah'ın salat ü selamı kıyamete kadar onun ashabının ve onlara güzelce tabi olanların üzerine olsun.

Bu babta, Rasûlullah (s.a.v.)'m mucizelerinin kendisinden önceki peygamberler topluluğunun izhar ettikleri mucizelere denk, hatta onlardan daha üstün olduğuna dair beyyineler zikredilecektir. Onun mucizeleri, kendisinden önceki peygamberlerin mucizelerinin özelliklerinden farklı Özelliklere sahiptir. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.)'m en büyük mucizesi olan Kur'an-ı Kerinı'in ne önünden ne arkasından asla batıl şeyler gelmemiştir. Ona, asılsız şeyler karışmamıştır. Çünkü o, hikmet sahibi ve övülen Allah katından indirilme bir kitaptır ve mucizeliği de ebediyete kadar devam edecektir. Burhanı gizlenmez ve benzeri bir kitap da keşfedilemez. Rasûlullah (s.a.v.), Kur'ân-ı Kerim'i öne sürerek, cin ve ins'e meydan okuyarak onun bir mislini ya da on sûresinin mislini hatta bir sûresinin mislini ortaya koymaları çağrısında bulunmuş, ama onlar, bunu yapmaktan aciz kalmışlardı. Biz bu hususu mucizeler kitabının baş kısmında anlatmıştık.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet edilen bir hadis önceki sayfalarda geçmişti. O hadiste Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

"Peygamberlerden her birine mucizeler verilmiştir ki, o mucizeler sayesinde beşer onlara iman

etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bana da verilen bir vahiydir ki, Allah onu bana vahyetmiştir.

Umarım ki, kıyamet gününde peygamberler arasında tabileri en çok olan ben olurum.'*

Yani her peygambere, harikalar ve mucizeler verilmiştir. Öyle harika ve mucizeler ki, onları gören

akıl ve basiret sahibi kimseler, iman etmek mecburiyetinde kalırlar. Ama inat sahibi ve kara bahtlı

şaki kimseler, elbetteki bunlara iman etmezler. Ona verilen mucizelerin en göz alıcısı, en büyüğü ve

muazzamı ise, Allah'ın kendisine vahyettiği Kur'ân'dır. Kur'ân, diğer peygamberlerin mucizeleri gibi

yok olup gitmez. Ortadan kalkmaz. O peygamberlerin mucizelerinin zamanı geçmiş, artık gözle

görülemez hale gelmişlerdir. Ancak o mucizeleri müte-vatir ya da ahad haberlerle öğrenmekteyiz.

Kur'ân ise öyle değildir. Cenâb-ı Allah, onu Hz. Muhammed'e vahyetmiştir ve bu, ondan bize intikal

eden mütevatir bir kelimedir. Ondan sonra varlığını devam ettirmiş ve ettirmektedir. Hazır bulunup

kulak veren herkes onu duymaktadır.

Hz. Peygamber'in özellikleri bahsinde de anlattığımız gibi o, diğer peygamber kardeşlerinden ayrı

özelliklere sahiptir. Nitekim Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Cabir b. Abdullah'tan rivayet

olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Benden önceki peygamberlere verilmemiş beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeden

düşmanlarımın kalbine korku bırakılmasıyla bana yardım olundu. Yeryüzü de benim için

temizleyici ve mescit kılındı. Ümmetimden bir kimse nerede namaz vaktine ulaşırsa, namazını

orada kılsın. Benden önce hiç kimseye helal kılınmadığı halde ganimetler bana helal kılındı. Şefaat

etme yetkisi bana verildi. Önceki peygamberler, sadece kendi kavimlerine gönderilirlerdi. Ben ise,

bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim." Buna benzer ifadeleri, önceki sayfalarda

kullanmıştık. Onları burada tekrarlamamıza gerek yoktur. Allah'a hamd olsun.

Birçok âlim, her peygamberin göstermiş olduğu mucizenin aynı zamanda son peygamber

Muhammed (s.a.v.)'in mucizesi sayılacağını ifade etmişlerdir. Zira önceki peygamberlerden her biri,

Hz. Muham-med'in peygamber olarak gönderileceğini müjdelemiş ve ümmetlerinin ona ulaştıkları

takdirde uymalarını emretmişlerdir. Nitekim bu husus-- ta yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah, peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size kitap, hikmet verdim, sizde olanı tasdik

eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar

edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik." demişlerdi de: "Şahid olun, beni de sizinle

beraber şahidierdenim." demişti. Bunun ardından yüz çevi-j ren var ya, işte onlar fasık olanlardır."

(âi-i tmrân, sı.)

Buharı ve diğerlerinin rivayetlerine göre îbn Abbas, şöyle bir hadis nakletmiştir:

"Allah, gönderdiği her peygamberden mutlaka şu ahdi ve misakı almıştır: Eğer Muhammed, sen

hayatta iken peygamber olarak gönderilirse, ona mutlaka iman edecek, ona tabi olacak ve ona

yardım edeceksin."

Birçok âlimin anlattığına göre evliyanın kerametleri aynı zamanda peygamberlerin mucizeleridirler.

Zira veli, keramet izhar etmeye, ancak peygamberine tabi oluşunun bereketi ve imanının sevabı ile

ulaşabilmiştir.

Bu babı tertiplememin amacı şuydu: Şeyhimiz îmam Allâme Şeyhülislâm Kemaleddin Ebu'l-Mealî

Muhammed b. Ali el-Ensârî es-Simakî -ki Ebu Dücane el-Ensârî Simak b. Harb b. Hareşe el-Evsî (r.a.)'nin soyundan gelir- kendi zamanında tartışmasız olarak Şa-fiîlerin şeyhi idi. îbn Zemlekânî olarak bilinirdi. Evet bu şeyhimiz, îmam Muhammed b. îshak b. Yesar'm «Siret»inden özetleyerek bir mevlid hazırlamıştı. Bu mevlidin son kısmında Rasûlullah (s.a.v.)'ın faziletlerini anlatmıştı. O babta bir fasıl düzenlemiş ve orada güzel şeylerden söz etmiş, özet mahiyetteki bazı faydaları anlatarak dikkat çekmişti. Ama birçok güzel şeyleri de orada anmamıştı ki, kendisinden Önceki imamlar, o güzel şeyleri anlatmışlardı. Bu konudaki her sözü orada zikretmemişti. Ya hattından düşmüş ya da tasnifini tamamlamamıştı.

Bunun üzerine arkadaşlarımızdan bazıları, bu babı tamamlamamı ve düzene sokup tehzib etmemi, ayrıca bazı eklemeler yapmamı benden istediler ki, bu isteklerine cevap vermem zorunlu hale gelmişti. Bunun üzerine bir süre Allah'a istiharede bulundum, sonunda sevap ve mükafat kazanmak için bu işe teşebbüs ettim. Şeyhimiz îmam Allame Hafiz Ebul-Haccac el-Mizzf nin şöyle dediğini işitmiştim:

"Bu konuda İlk konuşan zat, îmam Ebu Abdullah Muhammed b. îd-ris eş-Şafiî (r.a.)'dir,"

Hanz Ebu Bekr el-Beyhakî, «Delâliü'n-Nübüvve» adlı kitabında, Amr b. Sivar'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Şafiî dedi ki:

- Allah, Muhammed (s.a.v.)'e verdiği kadar başka peygamberlere mucize vermiş değildir.

Ben de dedim ki:

- Allah, îsa'ya, ölüleri diriltme mucizesi vermişti.

- Muhammed (s.a.v.)'e de yanı başında durup hutbe irad etmekte -olduğu hurma dalını vermişti. Bu hurma dalı, Rasûlullah'a minber yapıldığı zaman inlemiş ve inleyişi başkaları tarafından duyulmuştu. Bu mucize, ölüleri diriltme mucizesinden daha büyüktür."

Bizim bu babta, bu hususları anlatmaktaki maksadımız, Cenâb-ı Allah'ın peygamberlerine verdiği apaçık mucizeleri ve kesin harikalarla vazıh hüccetleri izah etmemizdir. Ayrıca Cenâb-ı Allah, peygamberlerin sonuncusu ve efendisi olan, kulu ve rasûlü Muhammed (s.a.v.)'e güzellik çeşitlerinin ve mucizelerin her türlüsünü bir arada vermiştir. Ayrıca kendisinden Önceki peygamberlerden hiçbirine vermediği bazı Özellikleri de ona vermiştir. Nitekim bu hususları, onun özellikleri ve şemaili bahsinde anlatmıştık. Ben bu manada güzel bir bölüme vâkıf oldum. Bu bölüm, Hafiz Ebu Nuaym'm «Delâilü'n-Nübüvve» adlı kitabın-dadır. Ayrıca Ahmed b. Abdullah elîsbahanî'nin üç ciltlik kitabı da bu hususlarla dopdoludur. Fakih Ebu Muhammed Abdullah b. Hamid de çok değerli bir kitap olan «Delâilü'n-Nübüvve» adlı kitabında bu hususlardan söz etmiştir. O kitapta, çok nefis bölümler mevcuttur. Şair Sarsarı de bazı kasidelerinde bu hususlara değinmektedir. Ben burada, çeşitli kitaplarda ve yerlerde veciz ibarelerle anlatılan hususlara kısaca işaret ederek geçeceğim. Yardımına başvurulacak olan yüce Allah'tır. Dayanacağımız O'dur. Güç ve kuvvet, ancak Aziz ve Hakim olan Allah'ındır. O, bize güç ve kuvvet verir.