El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hastalığa Yakalanan Ve Rasûlullah'ın Duası Üzerine Iyîleşen Kîşîler

imam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Kadının biri, çocuğunu Rasûlullah'a getirip şöyle dedi: - Ya Rasulallah, şu çocuğumu cin çarpmış. Yemek esnasmda cinler tarafından …

imam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kadının biri, çocuğunu Rasûlullah'a getirip şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, şu çocuğumu cin çarpmış. Yemek esnasmda cinler tarafından yakalanıyor, o da yemeğimizin tadını kaçırıyor. Kadının böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), eliyle çocuğun göğsünü mes-hetti, ona dua etti. Çocuk kustu, ağzından siyah köpek yavrusu gibi birşey çıkıp kaçtı, gitti."

Ebu Bekr el-Bezzar, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.) Mekke'de idi. Ensâr'dan bir kadın, ona gelip

şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, doğrusu şu habis beni mağlub etti. Peygamber (s.a.v.) de ona şöyle karşılık verdi: - Eğer başına gelen bu musibete sabredersen, kıyamet gününde günahsız ve hesapsız olarak gelirsin. - Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Rabbimin huzuruna varıncaya kadar bu eziyete katlanacak ve sabredeceğim. Yalnız şu murdarın benim elbiselerimi soymasından (ve avret yerlerimin görünmesinden) korkuyorum. Kadının böyle demesi üzerine Peygamber (s.a.v.) onun için dua etti.

Kadın, cinlerin kendisine gelmesinden korktuğu zaman Ka'be'nin yanına gelir, Ka'be örtüsüne tutunur ve cinlere: "Defol" derdi. Cinler de defolup giderlerdi."

imam Ahmed b. Hanbel, Atâ b. Ebi Rebah'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"îbn Abbas bana dedi ki:

- Sana Cennetlik kadınlardan birini göstereyim mi?

- Göster bakalım.

- Şu siyahi kadın, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle demişti: "Ben sara hastalığına yakalanıyor ve düşüp bayılıyorum. Baygın iken üstüm başım açılıyor. Benim için Allah'a dua et. Rasûlullah da ona şöyle karşılık vermişti: "Dilersen sabredersin ve karşılığında Cennet senin olur. Yok eğer istersen sana afiyet vermesi için Allah'a dua ederim." Kadın da şöyle demişti: Hayır sabredeceğim. Yalnız Allah'a dua et de ben baygın iken üstüm başım açılmasın, avret yerlerim görünmesin." Kadının böyle demesi üzerine Rasûlullah onun için dua etmişti."

Hafız Ibn Esir'in «el-Gabe» adlı eserinde anlattığına göre Ümmü Zü-fer adındaki bu kadın, tâ eskiden beri Hüveylid kızı Hatice'nin tarakçı-sıymış ve Atâ b. Ebi Keban'ın zamanına kadar da yaşamış. Doğrusunu Allah bilir.

Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sıtma hastalığı, Rasûlullah'm yanma geldi ve ona şöyle dedi:

- Ey Allah'ın Rasûlü! Beni kavminden (veya ashabından) en çok sevdiğin adamın üzerine gönder). - Ensâr'a git.

Sıtma hastalığı Ensâr'ın üzerine gitti, onları baygın hale getirip yataklara düşürdü. Onlar da Rasûlullah'a gelip şöyle dediler:

- Ya Rasulallah, sıtmaya yakalandık, Allah'a bizim için dua et de şifaya kavuşalım.

Rasûlullah, onlar için dua etti ve sıtmadan kurtuldular- Kadının biri, Rasûlullah'm peşine düşüp şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, benim için de Allah'a dua et. Ben de Ensâr'danım. Onlara dua ettiğin gibi benim için de Allah'a dua et.

- Senin için dua mı edeyim ki bu hastalıktan kurtulasm, ya da bu hastalığa katlanıp ta Cennet mi sana vacib olsun. Bunlardan hangisini daha çok istersin?

- Hayır, vallahi ya Rasulallah, aksine ben üç gün sabrederim ve Allah'a yemin ederim ki, onun Cennet'ini (kendi açımdan) tehlikeye sokmam!"

Beyhakî, Selman-ı Farisî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sıtma hastalığı, Rasûlullah'm yanına girmek için izin istedi. îzin verilince de yanma gelip durdu. Rasûlullah, ona şöyle sordu:

- Sen kimsin?

- Ben sıtma hastalığıyım. Eli zayıflatır, kanı emerim!

- Kübalılara git.

Sıtma hastalığı, Kübalılara gidip musallat oldu. Onlar da Rasûlullah'a geldiler, yüzleri sararmıştı. Hastalıktan şikayetçi oldular. Rasûlullah, onlara şöyle sordu:

- Ne istiyorsunuz? İsterseniz sizin için Allah'a dua ederim, bu hastalıktan kurtulursunuz. Eğer dilerseniz bu hastalığı şikayet etmeyin ki, günahlarınızı üzerinizden düşürsün.

Onlar da:

- Şikayet etmiyor, bu hastalığı kendi haline bırakıyoruz ya Rasulallah, dediler."

Hicret bahsinin baş kısmında da anlattığımız gibi Rasûlullah(s.a.v.) Medineliler için, Medine'deki sıtma hastalığının Cühfe'ye gönderilmesi gayesiyle Allah'a dua etmiş, yüce Allah da onun bu duasına icabet etmişti. O zamanlar Medine, Allah'ın topraklarında en vebalı, en hastalıklı bir yerdi. Cenâb-ı Allah rasûlünün oraya yerleşmesi bereketine orayı sağlıklı bir hale getirdi. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Medineliler

için dua etmişti.

İmam Ahmed b. Hanbel, Osman b. Hanif in şöyle dediğini rivayet

etmiştir:

Âmâ (kör) bir adam, Peygamber (s.a.v.)'e gelip şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, benim için Allah'a dua et de afiyet ihsan etsin.

- İstersen ahiretin için olsun, istersen de senin için dua edeyim.

- Hayır, benim için Allah'a dua et.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o âmâ adama, abdest alıp iki rekat namaz kılmasını ve şöyle dua etmesini emir buyurdu: "Allah'ım! Rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed yüzü suyu hürmetine sana yöneliyor ve senden diliyorum. Ya Muhammed, şu ihtiyacım için sana yöneliyorum. Sen de hüküm ver ve bu hususta benim için şefaatçi ol. Ya Rab, onu da benim için şefaatçi kıl.

Bu duayı defalarca yaptı ve şifa buldu."

Tirmizî, bunun hasen, sahih ve garip bir hadis olduğunu söylemiştir.

Beyhakî ile Hakim, Osman b. Hanifin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

"Amâ bir adam, Rasûlullah'a gelip gözlerinin görmediğinden şikayetçi olarak şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, elimden tutup beni dolaştıracak bir kimse yok. Bu da benim için çok zor oluyor.

Rasûlullah ona dedi ki:

- İbriği getir. Abdest al, iki rekat namaz kıl, sonra da şöyle dua et: "Allah'ım! Rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed'in yüzü suyu hürmetine sana yöneliyor ve senden diliyorum. Ya Muhammed, seni vasıta kılarak Rabbime yöneliyorum ki gözlerimi açsın. Allah'ım, Muhammed'i benim için şefaatçi kıl.

Osman dedi ki: Allah'a yemin ederim ki, biz o meclisten ayrılmadan ve söz de uzamadan o adam geldi, sanki gözleri hiç körlük görmemiş gibiydi."

Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Atjdülaziz b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Habib b. Merid"şöyle dedi: Babam, Rasûlullah'm yanma gitti. Gözlerine beyaz bir perde çekilmişti. Hiçbir şey göremiyordu. Rasûlullah, ona sordu:

- Nedir başına gelen bu hal?

- Ben devemi otlatıyordum. Farkında olmadan bîr yılanın karnına bastım ve gözlerim görmez oldu. Rasûlullah, onun gözlerine üfledi ve görmeye başladı. Öyleki ben seksen yaşındayken bile onun iğne deliğine iplik geçirdiğini gördüm."

Beyhakî, Katade b. Numan'dan rivayet etti ki, onun gözlerine bir darbe isabet etmiş, gözlerinin siyahı yanakları üzerine aktığı halde Rasûlullah, onu alıp tekrar yerine yerleştirmiş ve iyileştikten sonra gözlerinden hangisinin o darbeye maruz kaldığını dahi bilememiş.

Ben derim ki: Bu hadiseyle ilgili rivayet, Uhud gazvesi bahsinde anlatılmıştı. Ebu Rafi'in öldürülmesi bahsinde de anlattığımız gibi Rasûlullah (s.a.v.), mübarek elini Cabir b. Atik'in kınlan bacağına sürmüş ve bacağı hemen o anda iyileşmişti.

Beyhakî de Muhammed b. HatüVın ateşte yanan elini Rasûlullah'm kendi mübarek eliyle meshettiğini ve o anda şifa bulduğunu anlatmıştır. Yine Rasûlullah (s.a.v.)'ın Şurahbil el-Cu'ffnin avucuna üflediğini ve avucundaki yaranın o anda iyileştiğini nakletmiştir.

Ben derim ki: Hayber gazvesi bahsinde de anlatıldığı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebu Talib'in ağrıyan gözüne üflemiş ve gözleri şifa bulmuştu.

Tirmizî de Hz. Ali'nin, Kur'ân'ı ezberlemek için Rasûlullah taraûn-dan kendisine öğretilen duayı okuduktan sonra Kur'ân'ı ezberlediğini ifade ettiğini söylemiştir'

Sahih hadiste ifade edildiği gibi Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Hüreyre ile sahabelerden bir topluluğa hitaben şöyle buyurmuştur:

- Bugün kim abasını sererse o, benim söylediğim sözlerden hiçbirini unutmayacaktır.

Ebu Hüreyre diyor ki:

"Ben abamı serdim ve Rasûlullah'm yaptığı o konuşmadaki kelimelerden hiçbirini unutmadım."

Denildi ki: Bu, Ebu Hüreyre'nin o gün duyduğu herşeyi hıfzetmesi ile neticelendi. Hatta o günden sonra yapılan nebevi konuşmaları da hıfzetmesi ile neticelendiğini söyleyenler olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd b. Ebi Vakkas için de dua etmiş ve onun bu duası neticesinde Sa'd, şifa bulmuştu.

Beyhakfnin rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.), hastalanan amcası Ebu Talib için dua etmişti. Ebu Talib, kendisi için Rabbine dua etmesini Rasûlullah'tan taleb etmiş, Rasûlullah da ona dua etmiş ve o anda Ebu Talib şifa bulmuştu.

Bu konudaki hadisler çoktur. Tamamını burada nakletmek çok yer işgal edecektir. Beyhakî, bu tür birçok güzel hadis nakletmiştir. Ancak biz bunların bir kısmına işaret ettik ve senedi zayıf olanları nakletmedik. Naklettiklerimizle yetindik, diğerlerini bıraktık. Yardımına baş vurulacak olan zat yüce Allah'tır.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde anlatıldığına göre Cabir b. Abdullah, yorgun ve bitkin düşmüş bir deve üzerinde gitmekteydi. Deve, yürüyemez hale gelmişti. Cabir, onu salıvermek istemişti. Bunu anlatırken de şöyle demişti:

"Rasûlullah (s.a.v.), arkadan gelip bana yetişti. Deveme bir darbe vurdu ve benim için de dua etti. Ondan sonra devem, görülmemiş bir hızla yürümeye başladı."

Başka bir rivayete göre ise Cabir şöyle demiştir: "Ondan sonra devem öyle bir yürüyüşle yürüyordu ki, bütün develerin önüne geçiyordu. Hatta ben onu yavaşlatmak için yularım tutup çekiyordum, ama ona bir türlü güç yetiremiyordum. Sonra Rasûlullah bana sordu:

- Deveni nasıl buluyorsun?

- Senin bereketin ona ulaştı ya Rasulallah, dedim.

Bundan sonra Cabir, Rasûlullah'm o deveyi kendisinden satın almış olduğunu anlatıyor. Ancak raviler, deveyi Rasûlullah'a kaça sattığı hususunda muhtelif görüşler ileri sürmüşlerdir. Yalnız Cabir, deveyi Rasûlullah'a satarken Medine'ye kadar kendisinin deve üstünde gitmesini, Medine'ye vardıktan sonra deveyi kendisine teslim etme şartını ileri sürmüş, Medine'ye varınca da deveyi götürüp Rasûlullah'a teslim etmiş. Rasûlullah da bedelini ona fazlasıyla ödemiş, sonra da deveyi serbest bırakmış."

Beyhakî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: 'İnsanlar duydukları bir gürültüden paniğe kapıldılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Talha'rnn ağır yürüyen bir atma bindi. Onu koşturarak gitti. Rasûlullah'm ardı sıra insanlar da bineklerine binip gürültünün duyulduğu tarafa gittiler. Ancak Rasûlullah, onlardan önce olay yerine gitmiş ve dönmüştü. Dönerken de oraya gitmekte olanlara:

- Paniğe kapılmayın, iş oldu bitti, demişti.

Allah'a yemin ederim ki, Ebu Talha'rnn o atanı o günden sonra geçen başka bir at görülmedi."

- Beyhakî, Ebu Bekr el-Kadî tarikiyle Cuayl el-Eşcaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir gazaya gittim. Ben, zayıf ve güçsüz atımın üzerindeydim. İnsanların gerisinde kalıyordum. Rasûlullah, arkadan bana ulaşıp:

- Yürü ey at sahibi, dedi. Ben de:

- Ya Rasulallah, atma güçsüz ve zayıf, diye karşılık verdim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), yanındaki kırbacı kaldırıp atıma vurdu ve:

- Allah'ım, atım ona mübarek kıl, dedi. Bir de baktım, ki atım herkesin önüne geçmiş, ben de onun yularını tutup çekiyorum. Ben ondan doğan yavruları 12.000 dirheme sattım."

Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, Peygamber (s.a.v.)'e gelip şöyle dedi:

- Ben bir kadınla evlendim.

- Ona baktın mı (Yani onu gördün mü)? Çünkü Ensâr'ın gözlerinde birşeyler vardır. (Gözleri arızalıdır).

- Ona baktım, onu gördüm.

- Ona ne kadar mehir verdin?

Adam, verdiği mehrin miktarını söyleyince, Rasûlullah şöyle buyurdu:

- Sanki altın ve gümüşleri şu dağlardan yontuyorlar da öyle veriyorlar. (Bu paralan nereden bulup getiriyorlar?) Bugün yanımızda sana verecek birşey yok, ama seni bir yere göndereceğim, belki oradan birşeyler elde edersin.

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), onu Beni Abs kabilesine gönderdi. Sonra adam gelip şöyle dedi:

- Ya Rasulaüah, devem beni oraya götüremedi. Devem güçsüzdür. Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), deveye binecek-

miş gibi yaparak elini devenin üzerine koydu. Sonra ayağıyla ona bir tekme attı. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, o devenin, sürücüsünü geride bıraktığını gördüm."

Beyhakî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, bir deve satın alıp Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip şöyle dedi:

- Ben bir deve satın aldım. Allah'a dua et de onu bana mübarek kılsın, uğurlu etsin.

- Allah'ım, devesini ona mübarek kıl, uğurlu et.

Çok geçmeden devesi öldü. Sonra başka bir deve alıp Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma getirdi ve şöyle dedi:

- Ben bir deve satın aldım. Allah'a dua et de onu bana mübarek kd-sın, uğurlu yapsın.

- Allah'ım, devesini ona mübarek ve uğurlu kıl.

Çok geçmeden devesi öldü. Başka bir deve alıp Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına getirdi ve şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, iki deve satın aldım. Onları bana mübarek ve uğurlu kılması için Allah'a dua ettin. Şimdi de Allah'a dua et de beni buna bindirsin. Binmeyi bana nasib etsin.

- Allah'ım, bunu devesine bindir.

Rasûlullah'm bu duası bereketiyle o deve, o adamın yanında yirmi sene kaldı."

Beyhakî dedi ki: Bu, mürsel bir rivayettir. Rasûlullah (s.a.v.)'ın önceki iki deve için yapmış olduğu dua ahirete mütaallik oldu.

Hafız el-Beyhakî, Habib b. Asaf m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kavmimden birkaç kişiyle birlikte bir gazasında Rasûluîlah (s.a.v.)'m yanma gelip şöyle dedik:

- Seninle birlikte savaşa katılmak istiyoruz.

- Siz Müslüman oldunuz mu?

- Hayır.

- Biz, müşriklere karşı başka müşriklerden yardım kabul etmeyiz.

Rasûlullah'm böyle demesi üzerine Müslüman olduk. Ben de onunla birlikte savaşa katıldım. Omuzumdan bir darbe yedim. Yaram derin olduğundan ellerim askıda kaldı. Kımıldatamadım. Bunun üzerine Rasûlullah'm yanına gittim. Koluma üfledi ve yerine yerleştirdi. Kolum iyileşti, şifa buldum. Sonra da bana o darbeyi vuran adamı öldürdüm. Öldürdükten sonra onun kızıyla evlendim. Bilahare eşim bana şöyle dedi:

- Şu damgayı sana vuran adamı yok ettin.

Ben de ona şöyle dedim:

- Senin babanı acele Cehennem'e gönderen adamım! Onu yok ettim,"