El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Davud'un Oğlu Süleyman (A.S.)'a Verilen Mucizeler

Allah Teâlâ buyurdu ki: "Bunun üzerine biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.*1 İşte bizim …

Allah Teâlâ buyurdu ki:

"Bunun üzerine biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.*1 İşte bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik. Doğrusu onun, katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır." (Sâd, 36-40.)

"Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk. Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk." <ei-Enbiyâ, 81-82.)

"Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için, su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabım tattınrdık.

Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır." (Sebe', 12-13.) Bütün bu açıklamaları, Süleyman peygamberin kıssasında ve tefsirde nakletmiştik.

imam Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilen, Tirmizî, İbn Hib-ban ve Hakim tarafından da sahih kabul edilen bir hadiste Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakîetmiştir: "Süleyman peygamber, Mescid-i Aksa'nın inşaasım tamamladıktan sonra Allah'tan üç şey istedi: Allah'tan kendi hükmüne uygun bir hüküm vermesini, kendisinden sonra hiç kimseye verilmeyecek bir hükümranlığı bahşetmesini ve Mescid-i Aksa'ya gelen herkesin bu mescitten çıkarken anasından doğduğu günkü gibi günahsız olarak çıkmasını diledi."

Rüzgarın Süleyman peygamberin enirine verilmesine gelince; Allah, Ahzab savaşından bahsederken bu hususta da şöyle buyurmuştur:

"Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetim anın, üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu." (el-Ahzâb, 9.)

Müslim, İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Bana (doğudan esen tatlı) saba rüzgarı ile yardım edildi. Ad kavmi ise (batıdan esen) debur rüzgarı ile helak edildi."

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir hadiste, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bana, bir aylık mesafeden düşmanın yüreğine korku bırakılmakla yardım edildi."

Yani Peygamber (s.a.v.), kafir bir kavimle savaşmaya yöneldiği zaman kendisi onlara ulaşmadan bir ay Önce kalplerine korku bırakılırdı. Bu da Süleyman peygambere sabah bir aylık, akşam bir aylık mesafede uçan rüzgarın verilmesi nimetine karşılık bir nimettir. Hatta bu, zafer, takviye ve teyid bakımından o rüzgara nisbetle daha tesirlidir. Rasûlullah (s.a.v.), yağmur duası yaptığı zaman Cenâb-ı Allah, birçok yerde yağmur yağdırmak için bulutları sevkedici rüzgarları onun emrine vermişti.

Ebu Nuaym dedi ki: Süleyman peygambere, rüzgarın müsahhar kılındığı ve onu sabah bir aylık, akşam da bir aylık mesafelerde Allah'ın beldelerine götürdüğü söylenecek olursa, buna karşılık denilir ki: Mu-hammed (s.a.vO'e verilen mucize, bundan daha muazzam ve daha büyüktür. Çünkü o, bir gecede Mekke'den bir aylık mesafedeki Kudüs'e gitmiş, orada da mesafesi yerden 50.000 sene uzaklıkta olan semavat âlemine yükselmişti ki, bütün bunlar, gecenin üçte birlik diliminden daha az bir süre içinde olup bitmişti. Rasûlullah (s.a.v.), kat kat semalara yükselmiş, oradaki hayret verici durumları görmüş, Cennet ve Cehen-nem'e vâkıf olmuştu. Ümmetinin amelleri kendisine arzedilmiş, peygamberlere ve semavattaki meleklere namaz kıldırmıştı. Perdeleri aşıp ilerilere gitmişti. Bütün bunların bir gecede cereyan etmiş olması, elbet-teki Süleyman peygamberin rüzgara binip dolaşmasına nisbetle daha büyük ve daha hayret verici bir mucizedir.

Şeytanlarla cinlerin, Süleyman peygamberin emrine verilmeleri, bunların, onun için mabetler ^ heykeller, kazan gibi büyük çanaklar ve taşınması çok zor kazanlar yapmalarına karşılık Cenâb-ı Allah, kulu ve elçisi Muhammed'e birçok yerde yardım etmeleri için gözde meleklerini yeryüzüne indirmişti. Bedir, Uhud, Hendek ve Hüneyn ile benzeri birçok gazada melekler onun yardımına koşmuşlardı. Nitekim bütün bunları ilgili bölümlerde ayrıntılı olarak açıkladık ki; bu, Hz. Süleyman'ın emrine verilen cinlerle şeytanların büyük işler yapmalarına nisbetle daha muazzam, daha göz alıcı, daha üstün bir mucizedir. îbn Hamid bunu kitabında anlatmıştır.

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet edildi ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Cinlerden bir ifrit, dün gece namazımı bozdurmak için bana ansızın hücum etti. Ama Allah beni galip getirip ona istediğimi yapmama fırsat verdi. Sabah olunca hepiniz onu görüp seyredersiniz diye mescidin direklerine bağlamak istedim. Fakat kardeşim Süleyman'ın, "Ya Rab, bana mağfiret et ve benden sonra kimsenin olmayacak bir mülkü bana bağışla." demiş olduğu hatırıma geldi de ifriti kovdum. Allah, onu kayba uğramış olarak geri çevirdi." Müslim'in rivayetine göre ise Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

"Sonra onu yakalamak istedim. Vallahi kardeşimiz Süleyman'm duası olmasaydı, sabahleyin Medine çocukları onunla oynayacaklardı."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazını kıldırıyordu. Ben de arkasm-daydım. Namaz esnasında kıraatim karıştırdı. Namazı tamamladıktan sonra şöyle buyurdu:

- Beni ve İblis'i görmeliydiniz. Elimle onu yakaladım, neredeyse onu boğacaktım. Öyle ki, salyasının serinliğini şu iki parmağım arasında hissettim. (Rasûlullah böyle derken işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.) Kardeşim Süleyman'm duası olmasaydı, o İblis, sabahleyin mescidin direklerinden birine bağlı olacak, Medine'nin çocukları da onunla oynayacaklardı."

Sahih hadislerde ve müsnedlerde nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ramazan ayı girdiğinde Cennet'in kapıları açılır. Cehennem'in kapıları kilitlenir, şeytanlar da bukağılara vurulurlar."

Bu da Cenâb-ı Allah'ın, Hz. Peygambere meşru kıldığı ramazan ayı orucu ile ramazan gecelerinde Teravih kılmasının bereketi sayesinde meydana gelmiştir.

İsa peygamberin körleri ve alacaları şifaya kavuşturması bahsinde de anlatılacağı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Müslüman olan cinlerden birkaçı için dua etmiş ve onlar şifa bulmuşlardır. Şifaya kavuşan bu cinler, Rasûlullah'm heybetinden korktukları ve emrine uydukları için cinlerden ayrılmışlardır. Allah'ın salat ü selamı Rasûlullah'm ve diğer peygamberlerin üzerine olsun.

Ayrıca Cenâb-ı Allah, cinlerden birkaç kişilik grubu Kur'ân dinleyip iman getirsinler ve Rasûlullah'ı tasdik etsinler diye Rasûlullah'm yanma göndermişti. Onlar da Kur'ân dinleyip iman getirdikten sonra kavimlerine dönmüşler ve onları Muhammed (s.a.v.)'in dinine girmeye davet etmişler, Rasûlullah (s.a.v.)'a muhalefet etmekten onları sakm-dırmışlardı. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmişti. Cinlerden birçokları -önceki kısımlarda da anlattığımız gibi- ona iman etmişlerdi. Onlardan birçok kişiden oluşan heyetler, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelmiş, Rasûlullah (s.a.v.) da onlara, Rahman sûresini okumuştu. Onlardan iman edenler için hazırlanan cennetleri onlara haber vermiş, inkar edenler için ise Cehennem ateşinin hazırlandığını bildirmişti. Kendi yiyecekleri ve hayvanlarına yedirecekleri yemler için de onlara İslâm'ın hükümlerini beyan etmişti. Bu da onlar için bunun apaçık olduğunu ve diğer peygamberlerin mucizelerinden daha önemli ve daha büyük olduğunu isbatlamaktadır.

Ebu Nuaym, geceleyin Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabından bir topluluktan hurma çalan korkunç çehreli bir ifritin de haberini ve onunla ilgili hadisi anlatmaktadır. Sahabeler onu yakalamak istemişlerse de o, Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna götürülmekten korktuğu için bütün gücüyle direnmişti. Sonra o sahabeler, ayete'l-kürsiyi okumayı öğrendikleri ve okudukları için o ifrit onlardan kurtulmak için ödün vermişti. Ayete'l-kürsiyi okuyan kimseye şeytan yaklaşmaz. Bununla ilgili açıklamaları tefsirimizde vermiştik. Allah'a hamd olsun.

Ebu Nuaym, Cebrail'in birkaç defa Hz. Peygamberi Ebu Cehü'den korumuş olduğunu, ayrıca Uhud gününde Hz. Peygamber'in sağ tara-finda Cebrail'in, sol tarafında ise Mikail'in savaştıklarını anlatmıştır.

Cenâb-ı Allah'ın, Davud peygambere verdiği gibi Süleyman peygambere de hem hükümdarlık hem peygamberlik vermiş olmasına gelince, bu hususta da şöyle deriz: Cenâb-ı Allah, kulu Hz. Muhammed (s.a.v.)'i, hükümdar peygamber olmak ya da kul rasûl olmak arasında serbest bırakmış, Rasûlullah (s.a.v.) da bu hususta Cebrail'e danışmış, Cebrail ise mütevazi davranması için ona tavsiyede bulunmuş, bunun üzerine Hz. Peygamber, kul ve rasûl olmayı tercih etmişti. Bu hususta Hz. Aişe ile îbn Abbas, bir hadis rivayet etmişlerdir. Şüphesiz ki risalet makamı, herşeyden daha üstündür. Peygamberimiz (s.a.v.)'e yerin hazineleri arzedilmiş ama o, bunları kabule yanaşmamış ve şöyle demişti:

"Eğer dileseydim, Allah benimle birlikte yerin dağlarını altın olarak akıtırdı. Ama ben bir gün aç kalır, bir gün de doyarım." Bütün bunları, delil ve senedleriyle tefsirimizde ve "Sîret" adlı eserimizde anlatmıştık. Allah'a hamd ve minnet olsun.

Hafız Ebu Nuaym, Ebu Hüreyre'den rivayet etti M, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Bir ara ben uyumaktayken yerin hazinelerinin anahtarları bana getirildi ve elime konuldu."

Hüseyin b. Vakid, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlulîah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cebrail, alaca bir at üzerinde bana dünya hazinelerinin anahtarlarım sündüsten bir kadife kese içinde getirdi."

Kasım, Ebu Lübabe'den merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Rabbim Mekke vadisini, benim için altına dönüştürmeyi teklif etti. Ben ise şöyle cevap verdim:

- Hayır ey Rabbim. Aksine ben bir gün aç kalır, bir gün de doyarım. Acıktığım zaman sana yalvarırım. Doyduğum zaman da sana hamd ve şükrederim."

Ebu Nuaym dedi ki: Süleyman peygamberin kuş dilini anladığı, karıncalarla konuştuğu söylenmekte ve bu husus şu ayetlerle de teyid edilmektedir: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi." (en-Neml, ıe.) "Karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir karınca: "Ey karıncalar, yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin." dedi. Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü." (en-Neml, 18-19.) Buna karşı da denilir ki: Muhammed (s.a.v.)'e böyle mucizeler hatta bundan daha çokları verilmiştir. Önceki bölümlerde de anlattığımız gibi yabani hayvanlarla yırtıcı hayvanlar Rasûlullah (s.a.v.)'a konuşmuşlar, deve onun yanına gelip boğürmüş, ağaç onunla konuşmuş, çakıl tanele-riyle taşlar onun yanında teşbih getirmişler, hurma dalı ondan ayrılığa dayanamadığı için inlemişti. Rasûlullah (s.a.v.), bunlara seslenmiş, bunlar da onun çağrısına icabet etmişler, kurt onun peygamberliğini ikrar etmiş, ona itaat etmek için kuşlar teşbih getirmişler, geyik gelip onunla konuşmuş ve şikayette bulunmuş, keler de gelip onun peygamberliğini ikrar etmişti. Buna benzer daha birçok mucize Hz. Peygamber tarafından izhar edilmiştir. Bunlarla ilgili açıklamalar, önceki bölümlerde verildiğinden bunları burada yeniden detaylı olarak anlatmaya gerek yoktur.

Ben derim ki: Zehirli koyun gövdesindeki paça, zehirli olduğunu Ra-sûlullah'a bildirmişti. Bu zehiri o ete koyan Yahudi kadın da bunu itiraf etmişti.

Hudeybiye barışının hükümlerini ihlal eden Beni Bekr kabilesine karşı müeyyide uygulanmasını taleb eden Amr b. Salim el-Huzaî, kasidesini inşa ederken Rasûlullah, gökteki bir bulutu göstererek Amr'a:

- Ey Amr! Şu bulut senin muzaffer olacağını müjdeliyor, demişti. Beni Bekr kabilesinin, Hudeybiye barış hükümlerini ihlal etmeleri,

Mekke'nin fethine sebep teşkil etmişti ki, bunu daha önceleri de anlatmıştık.

Peygamber (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

"Ben öyle bir taş biliyorum ki, bisetten önce Mekke'de o taş bana selam verirdi. O taşı şimdi de bilmekteyim." Eğer o taş, lisan-ı hâl ile selam vermiş ve Rasûlullah da bunu anlamış ise mesele yok. Onun lisan-ı hâl ile konuşması da çok tesirlidir. Çünkü taş, kuşa ve karıncaya göre cansızdır. Kuş ile karınca ruh sahibi, canlı hayvanlardandırlar. Ama o taş, lisanen selam vermiş ise bu daha kuvvetlidir ve karıncalarla kuşların konuşmasından daha hayret vericidir. Nitekim Hz. Ali demiş ki:

"Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Mekke'nin bazı mahallelerini dolaştım. Hangi taşa, hangi ağaca, taşlaşmış olan hangi çamur parçasına uğrarsa onlar mutlaka kendisine selam veriyor ve "esselamü aleyke ya Ra-sulallah" diyorlardı."

O cansız varlıkların bu konuşmalarını ve selamlamalarını hem Rasûlullah hem de Ali işitmişlerdi.

Ebu Nuaym, Halid b. Muallâ b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hayber'de iken Peygamber (s.a.v.)'e siyah bir eşek geldi, karşısında durdu. Rasûlullah (s.a.v.) ona sordu:

- Sen kimsin?

- Ben Amr b. Fehran'ım. Biz yedi kardeştik. Bizden her birimize bir peygamber binmiştir. Ben, kardeşlerimin en küçüğüyüm ve senin payına düştüm. Ben, Yahudi bir adamın mülkiyetindeydim. Seni andıkça tökezler, onu yere düşürürdüm, o da beni incitinceye dek döverdi.

- Sen Ya'fur'sun."

Bu hadiste, şiddetli bir münkerlik vardır. Önceki sahih hadisleri naklettikten sonra bunu burada anlatmaya ihtiyaç yoktur.