Bu mucizelerin en büyükleri ve en muazzamları dokuz tanedir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: "And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik." (e]-isrâ, 101.)
Biz bunu tefsirimizde şerhetmiş ve selef ulemasının bu konudaki kavillerini, ihtilaflarını nakletmiştik. Cumhur-u ulemaya göre Musa peygamberin mucizeleri şunlardan ibarettir: Değneği, koşan bir yılana dönüşmüştü. Eli de mucize idi. Elini gömleğinin yakasından koynuna sokup çıkardığında sanki bir ay parçası gibi parıldar ve ışık saçardı.
Firavun'un kavmi kendisini yalanladığı zaman onlara beddua etmiş, Cenâb-ı Allah da üzerlerine tufan, çekirge sürüsü, kımıl, kurbağalar ve kan göndermişti ki bunlar, tafsilatlı ayetler ve mucizelerdir. Nitekim biz bunları tefsirimizde ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Aynı şekilde Cenâb-ı Allah onları, tahılların ve meyvelerin eksilip yok olmasıyla kıtlığa maruz bırakmıştı. Yaygın bir ölümle müptela kılmıştı. Bir kavle göre bu yaygın ölüm, tufan sebebiyle olmuştu.
Yine Cenâb-ı Allah, İsrail oğullarını kurtarmak ve Firavun hanedanını boğmak için denizi Musa peygambere ve etrafındaki İsrail oğullarına açmış, bir yol meydana getirmişti.
İsrail oğullarının Tih sahrasında (çöl) şaşkın şaşkın dolaşmaları, üzerlerine kudret helvası ve bıldırcın indirilmesi, Musa peygamberin onlar için yağmur duası yapması da onun mucizelerindendir. Cenâb-ı Allah, onların sularını beraberlerinde binek üzerinde taşıdıkları bir taştan çıkarmıştı, O taşın dört bir yanından sular akardı. Musa peygamber, asasıyla ona vurunca, dört bir yanından üçer kanaldan su fışkırırdı. Her bir kanal bir sıbt içindi. Su ihtiyacı tamamlandıktan sonra Musa peygamber, yine asasıyla o taşa vurur ve sular kesilirdi. Bundan başka birçok göz alıcı, hayret verici mucizeleri de vardı. Nitekim bunları tefsirimizde detaylı olarak açıkladık. Ayrıca «Kısasü'l-Enbiyâ» adlı kitabımızda Musa peygamberin kıssasından bahsederken de bunu açıklamıştık. Hamd ve minnet Allah'adır.
Yine denildi ki: Buzağıya tapan herkesi öldürdü, sonra Cenâb-ı Allah onları diriltti. Ayrıca sığır meselesi de Musa peygamberin mucizelerinden biridir.
Musa peygamberin asasına gelince, bununla ilgili olarak şeyhimiz Allame Ibn Zemlekânî şöyle demiştir:
"Musa peygamberin asası nasıl yılana dönüştüyse, çakıl taneleri de Rasûlullah (s.a.v.)'m elinde teşbih getirmişlerdir. Çakıl taneleri de cansız varlıklardır." Bu hususta rivayet edilen hadis sahihtir ve biz bunu peygamberlik delilleri bahsinde burada tekrarlamaya gerek bırakmayacak kadar ayrıntılı bir şekilde ani atmışız dır.
Denildi ki: O çakıl taneleri Rasûlullah (s.a.v.)'m avucunda teşbih getirdikleri gibi, Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın ellerinde de teşbih getirmişlerdi. Bu da peygamberlikten sonraki hilafetin bir işaretidir. Ebu Müslim el-Holanî'nin elinde bir teşbih vardı. Onunla tesbihat-ta bulunurdu. Teşbih elinde iken uykuya daldı. Teşbih dönmeye ve onun koluna sarılmaya başladı. Sarılırken de: "Ey bitkileri yerden bitiren ve daima sebat üzere olan Allah'ım! Sen noksanlıklardan münezzehsin." diye teşbih getiriyordu. Teşbihten bu sesi duyan Ebu Müslim, karısı Ümmü Müslim'e seslenerek:
- Ey hatun, gel de acaipliklerin en acaibini gör, dedi. Karısı geldiğinde teşbih dönüyor ve tesbihat yapıyordu. Kadın oturunca, teşbihten gelen ses kesildi. Buharf nin İbn Mesud'dan rivayet ettiği hadis bundan daha sahih ve daha sarihtir. Şöyle ki: "Yediğimiz yemeklerden teşbih sesleri işitiyorduk." Şeyhimiz dedi ki: Taşlar, Rasûlullah (s.a.v.)'a selam vermişlerdir.
Ben derim ki: Bu hadisi, Müslim, Cabir b. Semüre'den rivayet etmiştir. Bu rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Ben öyle bir taş biliyorum ki, bisetimden önce o taş bana Mekke'de selam verirdi. Şimdi de o taşı bilmekte ve tanımaktayım."
Bazıları bu taşın Hacer-i Esved olduğunu söylemişlerdir.
Tirmizî, Ali b. Ebi Talib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Mekke'nin bazı taraflarında Peygamber (s.a.v.)le dolaşmaktaydım. Onun karşılaştığı her dağ ve her ağaç mutlaka esselamü aleyke ya Rasulallah diye selam veriyordu."
«Delâil» adlı eserde Ebu Nuaym, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la çıkıp dolaştım. Uğradığı her taş, her ağaç, her çamur ve herşey ona mutlaka esselamü aleyke ya Rasulallah diye selam veriyordu. Onun çağırması üzerine bir ağaç gelip karşısında durdu."
Yine ravi, iki ağacın, Rasûlullah (s.a.v.)'m def-i haceti esnasında kendisine dulda olmak için bir araya gelip birleştiklerini, ihtiyacını gidermesinden sonra tekrar eski yerlerine dönmelerini de anlatmıştır. Bu iki hadis de Buharî'nin sahihinde mevcuttur. Ama bu hadislerden, o ağaçlara hayat girmiş olduğunu anlamak gerekmez. Çünkü onları, manevi bir gücün hareket ettirmiş olması mümkündür. Ama Rasûlullah (s.a.v.)'m, o ağaçlara: "Allah'ın izniyle benim emrime itaat edin." demesi, onun onlara hitap etmesi için kendilerinde şuur bulunmuş olduğuna delâlet eder. Özellikle onların, Rasûlullah'm emrine uymaları da böyle bir düşünceyi akla getirmektedir.
Ravi diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.), bir hurma dalma, ağaçtan inip gelmesini emretmiş, o hurma dalı da inip yeri yararak gelmiş ve Rasûlullah'm huzurunda durunca; Rasûlullah ona, şöyle bir soru sormuş:
- Benim, Allah rasûlü olduğuma şahadet eder misin? Hz. Peygam-ber'in bu sorusuna cevaben o dal üç defa şahadet getirmiş, sonra yerine dönmüştü. Bu, önceki rivayete daha uygun düşmekte ve daha münasib görünmektedir. Ancak bu ifadelerde bir gariblik vardır.
imam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bedevinin biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip:
- Senin, Allah elçisi olduğunu neyle anlayacağım? diye sormuş. Rasûlullah da ona şu cevabı vermişti:
- Şu hurma ağacmdaki dalın, benim çağırmam üzerine gelip Allah Rasûlü olduğuma şahadet etmesine ne dersin?
- Olur, gelsin bakalım.
Rasûlullah (s.a.v.), o dala çağrıda bulundu, dal da ağaçtan kopup yere düştü. Sonra yeri yararak Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna geldi. Hz. Peygamber de ona:
- Geri dön, dedi. O da tekrar eski yerine döndü. Bedevi de:
- Senin, Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederim, dedi ve Ra-sûlullah'a iman etti."
Lafzı Bayhakî'ye ait olan bu rivayette açıkça görüldüğü gibi Ra-sûlullah'ın peygamberliğine şahadet eden o bedevidir. Bu kişi, Beni Amir kabilesinden bir adamdı. Ama A'meş tarikiyle tbn Abbas'tan yapılan ve Beyhakî'ye ait olan rivayette şöyle denmektedir:
"Adamın biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle sordu:
- Senin ashabının dedikleri şu şey nedir?
O esnada Rasûlullah (s.a.v.)'ın çevresinde hurma ağacı ve dalları vardı. Rasûlullah, o adama dedi ki: - Sana bir mucize göstermemi ister misin?
- Evet.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o ağaçtaki dallardan birini çağırdı. Dal, yeri yararak gelip Rasûlullah'm huzurunda durdu. Secde etmeye, sonra da başını yerden kaldırmaya başladı. Sonra Rasûlullah, ona geri dönmesini emretti, o da geri döndü.
Rasûlullah'm yanma gelmiş olan Amirî kabilesine mensup (Amir b. Sa'saa adındaki) o adam şöyle dedi: "Vallahi Muhammed (s.a.v.)'in söylediği sözlerden hiçbirini artık yalanlamayacağım."
Önceki bölümlerde anlatılan ve «el-Müstedrek» adlı eserinde Hakim tarafından İbn Ömer'den nakledilen bir hadiste şöyle denilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bir adamı islâm'a davet etti. Adam da: - Senin bu söylediklerini doğrulayacak bir şahidin var mı? diye sordu. Rasûlullah da:
- İşte şu ağaç benim şahidimdir, dedi. Ağacı çağırdı. Ağaç, vadinin kıyısmdaydı. Yeri yararak geldi. Rasûlullah'm huzurunda durdu. Hz. Peygamber, ondan üç defa şahadet getirmesini istedi, o da Rasûlullah'm dediği gibi şahadet getirdi. Sonra yerine döndü. O Arabi de kavmine döndü. Giderken Rasûlullah'a şöyle dedi:
- Eğer kavmim bana uyarsa, onları da sana getiririm. Uymazlarsa, kendim gelir senin yanında dururum."
Peygamber (s.a.v.)'in daha önce hutbe irad ederken kendisine yaslanıp hitap ettiği ama bilahare kendisi için minber yapılıp ta minber üzerine çıkarak hutbe irad etmesi üzerine inleyen hurma dalma gelince, bu hurma dalı cuma günü bütün halkın huzurunda on aylık gebe deve gibi inlemeye başlamıştı. Rasûlullah (s.a.v.), nihayet minberden inip hurma dalının yanına gelmiş, onu kucaklamış ve teskin etmişti. Hurma dalını taptaze bir dala dönüşmek veya Cennet'te dikili bir ağaç haline gelip Allah'ın veli kullarının kendisinden yemeleri şıkları karşısında serbest bırakmış, o dal da Cennet'te bir ağaç olmayı yeğlemişti. Bunun üzerine kendisi de inlemesine son verip sükunet bulmuştu. Bu, meşhur ve bilinen bir hadistir. Birçok sahabe tarafından mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Ayrıca tabiilerden de birçokları bunu rivayet etmişlerdir. Onlardan sonra da yalan üzerinde ittifak etmeleri ve bir araya gelmeleri imkansız olan birçok kimse tarafından rivayet edilmiştir. Bu, kesin bir husustur. Ama şeyhimizin anlattığı gibi hurma dalının taptaze bir dala dönüşmek ya da Cennet'te bir ağaç olma tercihleri arasında serbest bırakılması meselesi mütevatir değildir. Hatta senedi de sahih değildir.
Hafiz Ebu Nuaym'm rivayetine göre Hz. Aîşe, bu hadisi uzun uzadı-ya anlatmıştır. Bu hadiste anlatıldığına göre güya Rasûlullah (s.a.v.), o hurma dalını dünya ve ahiretten birini seçme şıkları arasında bırakmış, o da ahireti seçmiş, yere gömülüp kaybolmuş, artık yeri bilinemez hale gelmiştir. Bu da sened ve metin bakımından garip bir rivayettir. Ebu Nuaym ise, bunu güzel bir senedle Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir. Üzerinde düşünen kimse için bu katiyyet kesbetmiştir. Üzerinde düşünen kimse için bu, katiyyet ifade eden bir hadistir. Hamd ve minnet Allah'adır
Şeyhimiz dedi ki: Bu, cansız varlıklar ile bitkiler hususunda Peygamber Efendimiz'in gösterdiği bir mucizedir. Hurma dalı inlemiş ve bazı cansız varlıklar da onunla konuşmuşlardır. Bunun karşılığında Musa peygamberin asasının yılana dönüşmesi mucizesi vardır.
Ben derim ki: Biz, îsa peygamberin ölüleri Allah'ın izniyle diriltme-sme dair mucizelerinden bahsederken buna işaret edeceğiz. Beyhakî, Amr b. Sivar'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Şafiî baca dedi ki:
- Allah, Muhammed (s.a.v.)'e verdiği mucizeler kadar başka bir peygambere mucize vermiş değildir. Ben de dedim ki:
- îyi ama, İsa peygambere de ölüleri diriltme mucizesini vermiştir.
- Muhammed (s.a.v.)'e de kendisine minber yapıldığı zaman daha önce yaslanıp hutbe irad ettiği hurma dalı inlemiştir. Onun inleyişini cemaat işitmiştir. Bu, İsa peygamberin ölüleri diriltme mucizesinden daha büyüktür."
Ben bunu merhum şeyhimiz Hafiz Ebu'l-Haccac el-Mizzf den dinlemiştim. O bunu merhum Şafif den naklediyordu. Allah onun makamını yüceltsin. Ancak o dedi ki: Bu, daha büyük bir mucizedir. Çünkü hurma dalı, hayat ve yaşam mahalli değildir. Bununla beraber onda bir şuur ve vecd meydana gelmişti. Peygamber Efendimiz, ondan ayrılıp minbere çıktığı zaman on aylık gebe deve gibi inlemeye başlamıştı. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), minberden inip gelmiş, onu kucaklamış ve teskin etmişti.
Hasan Basrî dedi ki: "Hurma dalı, Rasûlullah için inlediğine göre, Müslümanların onun için daha çok inlemeleri gerekir. Daha önce içinde bulunduğu ama ölüm sebebiyle ayrıldığı hayatın, cesede geri dönmesine gelince, bu Allah'ın izniyle olmuştur ki, bu da büyük bir mucizedir. Ama hurma dalında hayat ve şuurun meydana gelmesi, daha Önce kendisinde hayat olmadığına göre daha büyük ve daha hayret verici bir mucizedir. Alemlerin Rabbi olan Allah, noksanlıklardan münezzeh ve yücedir.
Tenbîh: Rasûlullah (s.a.v.)'m, savaşlarda kullanılan bir sancağı vardı. Bu sancak, bir aylık mesafedeki düşmanlarının kalplerine korku salardı.
Rasûlullah (s.a.v.)'m bir bastonu da vardı. Namaz kılacağı zaman, karşısında bir duvar veya bir engel yok ise, bu baston onun karşısına dikilirdi. Yürürken dayanmakta olduğu bir değneği de vardı. Satih, kardeşi oğlu Abdülmesih b. Nüfeyle'ye bu değnekten bahsederken şöyle demişti: "Ey Abdülmesih! Okuma çoğaldığı ve büyük değnek sahibi ortaya çıktığı, Sava gölü kuruduğu zaman Şam, artık Satih'in Şam'ı değildir. Başka bir Şam'a dönüşecektir."
İşte bu yüzden bu tür mucizelerden, Musa peygamberin değneğinin yılana dönüşmesi mucizesi anlatılırken bahsedilmiştir. Peygamber Efendimiz'in buna benzer çeşitli yerlerde zuhur etmiş birçok mucizeleri vardır. Musa peygamberin asası ise böyle değildir. O, her ne kadar mü-teaddid idiyse de sadece yılana dönüşmüştür. Aslında o, bir tek nesne-
dir. Doğrusunu Allah bilir.
İsa peygamberin ölüleri diriltmesinden bahsederken de bu konuya dikkatleri çekeceğiz. Çünkü bu, onun mucizesinden daha hayret verici, daha büyük ve daha kuvvetlidir.
Şeyhimiz dedi ki: Cenâb-ı Allah, Musa peygamberle konuşmuş ise de Hz. Peygamber'e de İsrâ gecesinde hem görünmüş hem de hitab etmiştir. Bu, Musa peygamberin mucizesinden daha tesirli bir mucizedir, îsrâ gecesinde Hz. Peygamber'e şöyle hitab edilmişti:
- Ey Muhammedi Sen iki fariza ile yükümlü kılındın. Ben kullarımın yüklerini hafiflettim."
Peygamber Efendimiz'in Rabbini görmesi meselesine gelince, bu hususta halef ve selef arasında meşhur bir ihtilaf vardır. İmamlar imamı unvanıyla meşhur-Ebu Bekir Muhammed b. İshak b. Huzeyme de Peygamber Efendimiz'in İsrâ gecesinde Rabbini görmüş olduğu görüşünden yanadır. Kadi îyaz ile Şeyh Muhyiddin en-Nevevî de bu görüşü benimsemişlerdir. Peygamber Efendimiz'in İsrâ gecesinde Rabbini görmüş olduğuna dair görüşün hem tasdik edildiği, hem de reddedildiğine dair iki rivayet İbn Abbas'tan gelmiştir ki, bu rivayetlerin ikisi de «Sa-hih-i Müslim»de yer almaktadır. Buharî ve Müslim'in sahihlerinde ise Hz. Aişe'nin, Peygamber Efendimiz'in îsrâ gecesinde Rabbini görmüş olduğuna dair ileri sürülen görüşü inkar ettiği nakledilmektedir. İsrâ bahsinde İbn Mesud, Ebu Hüreyre, Ebu Zerr ve Aişe'den naklettiğimiz rivayetlerde anlatıldığına göre, Necm sûresinin başında sözü edilen, iki defa Peygamber Efendimiz'e görünen zatın ancak Cebrail olduğu ifade edilmektedir. «Sahih-i Müslim»de ise, Ebu Zerr'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Dedim ki:
- Ya Rasulallah, Rabbini gördün mü? Rasûlullah buyurdu ki:
- Ben bir nur gördüm."
Bunun detaylı açıklaması, «Siret» adlı eserimizde ve tefsirimizin Beni İsrail sûresinin evvelinde veıilmiştir.
Şeyhimizin, Musa peygamberin mucizeleriyle ilgili anlattıkları bunlardan ibarettir.
Cenâb-ı Allah, Tur-i Sina'da Musa ile konuştu. Musa O'nu görmek istedi, ama Cenâb-ı Allah, onun kendisini görmesine mani oldu. îsrâ gecesinde Peygamber Efendimiz Rabbi ile konuştu. Yüksek bir makama çıkarıldığında, orada kader kaleminin cızırtılarım işitmiş ve Rabbini de görmüştü. Selef ve halef ulemasından büyük bir çoğunluk bu görüştedirler. Doğrusunu Allah bilir.
Sonra ibn Hamid'in, bu konuyu kitabında güzel ve açık ifadelerle işlediğini gördüm. îbn Hamid diyor ki:
Yüce Allah, Musa peygambere hitaben şöyle buyurdu: "Seni sevimli kıldım." (Tâ-Hâ, 39.)
Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'e hitaben de şöyle buyurdu: "Ey Muhammed, de ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, affeder ve merhamet eder."
(Âl-i Imrân, 31.)
îbn Hamid, asânm yılana dönüşmesini anlattıktan sonra Cenâb-ı Allah'ın, Firavun'a karşı Musa'nın elini burhan ve hüccet kılmasını anlatıyor ve şu ayeti naklediyor:
"Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın, korkudan açılan kollarını kendine çek, bu ikisi, Firavun ve erkanına karşı Rabbinin iki delilidir." (el-Kasas, 32.)
Tâ-Hâ sûresinde de şöyle buyurulmaktadır: "Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak kusursuz, bembeyaz çıksın." (Tâ-Hâ, 22-23.) Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'e de eliyle işaret etmesi üzerine ayı ikiye ayırarak bir mucize vermişti. Rasûlullah (s.a.v.)'m bu işareti üzerine ayın bir parçası Hira dağının gerisinde, bir parçası da berisinde görülmüştü. Nitekim bununla ilgili mütevatir hadisler, şu ayetin açıklamasını yaptığımız bölümde verilmiştir:
"Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır, onlar bir delil görünce hâlâ yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler." (ei-Kamer, 1-2.)
Şüphesiz ki ayın yarılması, mucizelerin en parlağı, en göz alıcısı, en geneli, en tesirlisi ve en muazzamıdır.
Tevbesiyle ilgili hususları anlattığı uzun bir hadisinde KaTa b. Malik şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.) sevindiğinde yüzü ay parçası gibi aydınlanırdı."
Bu hadis, «Sahih-i Buharî»de mevcuttur.
îbn Hamid dedi ki: "Musa peygambere mucize olarak bembeyaz el verildiğini söylerlerse, biz de deriz ki: Muhammed (s.a.v.)'e bundan daha üstün bir mucize verilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir yere oturduğu zaman insanların görebileceği şekilde sağından ve solundan nur zuhur ederdi ve bu nur, onun oradan kalkışma kadar görülmeye devam ederdi. Onun mezarında bir gün ve bir gecelik mesafeden de parlak bir nur ve aydınlık görüldüğünü bilmez misin?"
îbn Hamid'in bu sözlerinde gerçekten gariplik vardır. Ancak «es-Sîre» adlı eserimizde Tufeyl b. Amr ed-Devsî'nin İslâm'a girişini anlatırken onun, kavmini İslâm'a davet edeceği esnada kendisine bir destek ve yardım olsun diye Peygamber (s.a.v.)'den bir keramet istediğini ve bunun üzerine onun iki gözü arasında kandil gibi bir nur parladığım söylemiştik. Nurun, tam alnının ortasından zuhuru sebebiyle o da:
- Allah'ım, şu nuru başka bir yerde göster. Yoksa kavmini bana bir azab işareti olarak alnımdan aydınlık zuhur ettiği zannına kapılacaklardır, diye dua etmişti. Onun bu duası üzerine alnındaki nur, kırbacının ucuna intikal etmişti. Kavmi de tıpkı bir kandil gibi ışık saçan o nuru seyretmişler ve Rasûlullah'm bereketi ve duasıyla islâm'a girmişlerdi. Çünkü Rasûlullah, Tufeyl'in kavmi için:
- Allah'ım, Devs kabilesine hidayet ver ve onları bize getir, diye dua etmiş, Tufeyl'e de bu yüzden "Nur sahibi" adını takmıştı.
tbn Hamid, Üseyd b. Hudeyr ile Abbad b. Bişr'in karanlık bir gecede Peygamber Efendimiz'in yanından çıkıp evlerine gidişleri esnasında ikisinden birinin değneğinin ucundan aydınlık saçıldığını anlatmıştır ki, bu rivayet «Sahih-i Buharı» ile diğer hadis kitaplarında mevcuttur.
Muhamnıed b. Harnza b. Amr el-Eslemî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.)'la karanlık bir gecede beraberdik. Parmaklarımdan ışık saçıldı. Arkadaşlarım gelip çevremde birikip eşyalarını toparladılar. Parmaklarımdan hâlâ aydınlık saçılmaktaydı. Hiçbir şeyleri kaybolmamıştı."
Hişam b. Ammar, Ebu Tayyah ed-Dab'f nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Mutarrif b. Abdullah, her cuma erken davranır ve sabah karanlığında camiye gelirdi. Çoğu kez onun kırbacının ucunda bir nur görünürdü. Yine bir gece atma binerek yola çıktı. Mezarlıktan geçerken atı bir mezarı yıkıverdi. O esnada Mutarrif, her ölünün mezarı başında kalkıp oturduğunu gördü ve Ölülerin: "Bu, Mutarrif tir, cumaya gidiyor." dediklerini işitti. Sonra Mutarrif, onlara şöyle sordu:
- Siz cuma gününün geldiğini anlar mısınız?
- Evet, o günde kuşların neler söylediklerini dahi biliriz.
- Kuşların dediklerini de mi anlarsınız?
- Kuşlar derler ki: "Ey Rabbimiz, salih bir kavmi belalardan uzak tut"
Musa peygamberin, kendisine tabi olmamaları, muhalefetten vazgeçmemeleri, taşkınlık ve azgınlıklarını artırmaları sebebiyle Mısır halkına ve Firavun hanedanına beddua etmesine, onların tufana, yani yaygın bir ölüme, kıtlık ve kuraklığa maruz kalmaları için Rabbine dua etmesine gelince, bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü, doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
"Ey sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler." (ez-Zuhmf, 48-49.)
"Firavun ailesi: "Bizi sinirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız." dediler.
Bunun üzerine su baskınım, çekirgeyi, haşeraü, kurbağaları ve ka-
nı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık, yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre, bizim için yalvar. Bizden azabı kaldınrsan sana, and olsun İd inanacağız ve İsrail oğullarım seninle beraber göndereceğiz." dediler. Azabı -nasıl olsa sonuna gelecekleri- bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı. Busebeple onlardan öc aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk." (ei-A'râf, 132-136.)
Kendisine muhalefete devam ettikleri zaman Rasûlullah (s.a.v.) da Kureyşlilere, Yusuf peygamberin kavmine isabet eden yedi yıllık kıtlık gibi bir kıtlığın inmesi için dua etti. Onlar da Peygamber Efendimiz'in bu duası üzerine kıtlığa maruz kaldılar. Her şeylerini yeyip bitirdiler. Yiyecek bir şeyleri kalmadı. Öyle ki Kureyşlilerden biri, aşırı derecede açlığından semada duman görür gibi oluyordu. îbn Mesud (r.a.), şu ayeti böyle tefsir etmiştir: "Ey Muhammedi Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle." (ed-Duhân, 10.)
Kureyşliler, uzun süre kıtlığa maruz kaldıktan sonra akrabalık bağlarını vesile edinerek kendisinin de rahmetle gönderilmiş bir peygamber olduğunu söyleyerek RasûluUah'a gidip yalvardılar. Bu kıtlığın, üzerlerinden kaldırılması dileğinde bulundular. Rasûlullah da onlar için dua etti ve kıtlık sona erdi. Azab da üzerlerinden kaldırıldı. Onlar, ölümle yüz yüze geldikten sonra yeniden canlandılar.
İsrail oğullarıyla Firavun ordusu karşı karşıya geldiği esnada Cenâb-ı Allah'ın emri üzerine Musa peygamber, asasıyla denize vurmuş, deniz de açılarak her bir taran büyük dağlar misali iki parçaya bölünmüş, böylece İsrail oğulları için yol açılmıştı. Bu, göz alıcı, parlak ve büyük bir mucize, düşmanı kahredici kesin bir hüccettir. Bunu tefsirimizde ve «Kısasu'l-Enbiya»da detaylı olarak açıklamıştık.
Kureyşlilerin isteği doğrultusunda Peygamber (s.a.v.), ayın dolunay olduğu bir gecede müşriklerle beraber oturmaktayken mübarek eliyle gökteki aya işaret etmiş ve ay, ikiye yarılmıştı ki; bu da Hz. Pey-gamber'in, Allah katından gönderilmiş bir elçi olduğuna ve onun Allah katında itibarlı bir zat olduğuna büyük bir işaret, sağlam bir delil, vazıh bir hüccet ve göz alıcı bir burhandır. Önceki peygamberlerden hiçbirinin gözle görülür bü kadar büyük bir mucize izhar ettiği nakledilmiş değildir. Nitekim bunu tefsirimizde biset bahsinin baş kısmında, Kitap ve Sünnet'ten delillerle açıklamıştık. Ayıca bu mucize, Yuşa' b. Nun için cumartesi gecesi fethi tamamladığı esnada güneşin batı ufkunda bekletilmesi mucizesinden de büyük bir mucizedir. Önceki sayfalarda Alâ b. elHadremî, Ebu Ubeyd es-Sakafî ve Ebu Müslim el-Holanî'nin izhar ettikleri kerametleri ve beraberindeki askerlerin Dicle nehri üzerinden yürüyerek geçmelerini de anlatmıştık M; bu, Musa peygamber için denizin yol vermesi mucizesinden daha büyüktür. Doğrusunu Allah bilir, îbn Hamid dedi ki: "Musa peygamberin, asasıyla denize vurması üzerine denizin yol verdiğine dair anlatılan mucizenin bize karşı ileri sürülmesi durumunda deriz ki: Rasûlullah (s.a.v.), bunun gibi bir mucize izhar etmiştir. Bu konuda Hz. Ali, şöyle demiştir: "Hayber'e gidişimiz esnasında Saht vadisiyle karşılaştık. Vadi, su ile dolup taşmaktaydı. Derinliğini ölçtük. On dört boy olduğunu gördük. Sahabeler dediler ki:
- Ya Rasulallah, arkamızda düşman, önümüzde de şu dere var, ne yapalım?" Onlar, tıpkı Musa'nın arkadaşları gibi "Yakalandık." dediler. Rasûlullah (s.a.v.), bineğinden indi. Atlar sudan geçtiler, develer de peşlerinden geçtiler. Atların toynakları ile develerin tabanları ancak ıslanabildi. Bu da bir fetih oldu."
İbn Hamid'in anlattığı bu meseleyi, mutemed kitaplarda senedli olarak görmedim. Hatta bu hususta ne sahih ve hasen, ne de zayıf bir se-ned görmüş değilim. Doğrusunu Allah bilir.
Musa peygamberin Tih çölünde, üzerindeki bir bulutla gölgelendi-rilmesi meselesine gelince, bu mucize Peygamber Efendimiz için de va-kidir. Rahib Bahira'nın, arkadaşları arasında sırf Rasûlullah'ı gölgeleyen bir bulut gördüğüne dair hadis, önceki bölümlerde geçmiştir. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), on iki yaşında bir genç idi. Amcası Ebu Talib'le beraber ticaret için Şam'a gitmişti, işte orada Rahib Bahira, Peygamber Efendimiz'in, başı üzerindeki bir bulutla gölgelenmekte olduğunu görmüştü. Kendisine vahiy gelmeden Önce böyle bir ilahi muhafaza altında olması, Peygamber Efendimiz için gözler kamaştıran bir mucizedir. Bir bulut, arkadaşları arasında sadece Rasûlullah'ı gölgeliyordu. Bu da onun çok sıkı bir koruma ve itina altında olduğunu göstermektedir. îs-rail oğullarını gölgeleyen bulut ile diğer bulutlardan daha kuvvetlidir. Ayrıca İsrail oğullarım gölgeleyen bulut, hararetin şiddetinden, dolayısıyla onların gölgeye olan ihtiyacından ötürüydü.
Bu kitabın peygamberlik delilleri bölümünde anlattığımıza göre Peygamber (s.a.v.), kuraklık ve kıtlığa, buna bağlı olarak açlığa maruz kaldıkları zaman Kureyşlilerin yağmur duası yapma istekleri üzerine ellerini kaldırıp:
- Allah'ım, bize yağmur yağdır, Allah'ım, bize yağmur yağdır. Allah'ım, bize yağmur yağdır, diye dua etmişti.
Enes diyor ki:
"Vallahi o esnada biz, gökte bulut diye birşey görmüyorduk. Bizimle Sel dağı arasında ne bir ev, ne bir oda vardı. Rasûlullah, dua ettikten sonra Sel' dağının arkasından, kalkan büyüklüğünde bir bulut göründü. Bu bulut, semanın ortasına gelince yayıldı. Sonra yağmur yağmaya başladı. Allah'a yemin ederim ki, o günden itibaren bir hafta boyunca
güneşi göremedik. Bir hafta boyunca yağmur yağmaya devam etti. insanlar gelip yağmurun dinmesini istedikleri zaman da Rasûlullah .(s.a.v.), ellerini semaya kaldırıp:
- Allah'ım, üzerimize değil de çevremize yağdır, diye dua etti. Dua ederken eliyle hangi tarafa işaret ediyorsa, bulut, mutlaka o tarafa gidiyordu. Öyle ki Medine bir tac gibi oldu. O tacın çevresine yağmur yağıyor, ama altına yağmur yağmıyordu. Bu, Tih çölünde İsrail oğulları üzerinde duran bulutun gölgelendirmesinden daha kuvvetli bir mucizeydi ve buna ihtiyaç da vardı. Bu, ondan daha faydalıydı. Yine aynı zamanda bu, Peygamber Efendimizin daha kuvvetli bir koruma ve itina altında olduğuna işaret etmektedir. Doğrusunu Allah biîir.
Musa peygamber ile israil oğullarına bıldırcın ve kudret helvası indirilmişti. Buna karşılık Rasûlullah (s.a.v;) da -peygamberlik delilleri adlı kısımda anlatıldığı gibi- birçok yerde yiyecek ve içecekleri bereketlendirip çoğaltmıştı. Az miktardaki yiyecek ve içeceği, büyük bir topluluğa yetecek kadar çoğaltmıştı. Nitekim Hendek gününde Cabir b. Abdullah'ın küçük bir oğlağını ve bir ölçeklik arpasını, 1000 kişiden fazla aç insana yedirmiş, onları doyurmuştu. Allah'ın salat-ü selamı kıyamet gününe kadar onun üzerine olsun.
Yine bir çanak yiyeceği, büyük bir kalabalığa yedirmiş, onları da doyurmuştu. Ona, semadan manevi takviye gelmekteydi. Buna benzer daha birçok mucizeleri vardır ki, onları burada anlatmak uzun sürecek ve büyük bir yer işgal edecektir.
Ebu Nuaym ile İbn Hamid, bıldırcın ve kudret helvasının israil oğullarının bir çaba ve gayreti olmaksızın Allah tarafından kendilerine gönderilen bir rızık olduğunu söylemişlerdir. Bu zatlar, bu mucizeye karşılık olarak Peygamber Efendimiz'e de daha önce hiçbir peygambere helal kılınmadığı halde ganimetlerin helal kılındığını ifade etmişlerdir. Yine bunlar, şu hadisi rivayet etmişlerdi:
Cabir, aç olduklarını, açlıktan dolayı ağaç yapraklarım yediklerini ve bir seriyyede kendilerine denizin anber adındaki bir büyük balığı kıyıya attığını, o balığı otuz gün otuz gece süresince yediklerini, böylece şişmanlayıp göbekleri üzerinde et kıvrımları meydana geldiğini söylemiştir. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi bu hadis, Buharfde yer almaktadır. Ayrıca Meryem oğlu Mesih'in mucizelerinden biri olan sofra mucizesi bahsinde de anlatılacaktır.

