Yüce Allah buyurdu ki:
"O da: "Ben yenildim, bana yardım et." diye Rabbine yalvarmıştı.
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık, her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti. Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik, inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi, nezaretimiz altında yüzüyordu. And olsun ki biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık, öğüt alan yok mudur?" (ei-Kamer, 10-15.)
Biz Tufan kıssasını, bu kitabın başında detaylı olarak anlatmıştık. Hz. Nuh'un, kavmine nasıl beddua ettiğini, Allah'ın, onu ve kendisine tabi olan inanmışları kurtardığını, mü'minlerden hiç kimsenin helak ol-. madiğini, Hz. Nuh'a muhalif'olan kafirlerin suda boğulduğunu, Hz. Nuh'un oğlu dahil olmak üzere kafirlerden hiçbirinin kurtulamadığını anlatmıştık.
Şeyhimiz Allâme Ebu'l-Mealî Muhammed b. Ali el-Ensârî ez-Zemlekânî şöyle demiştir: "Her peygamberin ne mucizesi varsa, bizim peygamberimizin de benzer mucizesi vardır." Onun bütün mucizelerini anlatmaya kalkışacak ve onları ayrıntılı bir şekilde size sunmaya teşebbüs edecek olsak, bunu ciltlerle kitaba sığdırmak gerekir. Ama biz bunların bir kısmına işaret edecek ve bu hususta dikkatlerinizi çekeceğiz. Peygamberlerin sadece bazı önemli mucizelerine değinip geçeceğiz. Mesela, Hz. Nuh'un mü'minlerle birlikte gemiye binip tufanda boğulmaktan kurtulmasını ele alalım. Şüphesiz insanların gemisiz olarak su üzerinde yürümeleri, gemi ile su üzerinde gitmelerinden plaha büyük bir mucizedir. Velilerden birçoğu, hiçbir vasıta olmaksızın su üzerinde yürümüşlerdir. Sahabelerden Alâ b. Ziyad'm kıssası bunu ispatlamaktadır. Müncab demiş ki:
Alâ b. Hadremî ile birlikte Darin'e gazaya gittik. O üç dua yaptı. Bu duaları müstecab oldu. Bir menzile varıp konakladık. Su aradı, bulamadı. Kalkıp iki rekat namaz kıldı ve şöyle dua etti:
- Allah'ım, biz senin kullarınız ve senin yolunda düşmanlarınla savaşıyoruz. Allah'ım, bize bir yağmur yağdır da yağmur suyu ile abdest alalım ve o suyu içelim, ama bizden başkaları o sudan nasiplenmesinler.
Biraz yürüdük, bir suyla karşılaştık. Yağmur yağmış ama kesilmişti. Su birazcık göilenmişti. O gölcükten abdest aldık. Su kaplarımızı doldurduk, ben de ibriğimi doldurup orada bıraktım. Hadremf nin duasının müstecab olup olmadığını göreyim, dedim. İbriğimi orada bıraktıktan sonra biraz yürüdük, sonra arkadaşlarıma dedim ki:
- Ben ibriğimi su başında unuttum.
Oraya döndüm, ama ona hiç su değmemiş gibi olduğunu gördüm. Sonra yolumuza devam ettik. Darin'e vardık, düşmanla bizim aramızda deniz vardı. Alâ b. Hadremî şöyle dua etti:
- Ey yüce, ey hikmet sahibi! Doğrusu biz senin kullarınız ve senin ' yolunda düşmanlarınla savaşıyoruz. Allah'ım, onlara ulaşabilmek için bize bir yol yarat. Böyle dua etmesinden sonra denize girdik. Su, altunız-daki sergilere bile ulaşamadı. Su üzerinde yolumuza devam ettik. Hiçbir tarafımız ıslanmadı.
Bu, gemiye binerek su üzerinde yolculuk yapmaktan daha harika bir şeydir. Çünkü gemiye binip su üzerinde yolculuk yapmak, alışılagelmiş bir durumdur. Hiçbir vasıta olmaksızın su üzerinde yürümek, denizin Musa peygamber için yol açmasından da muazzam ve harika bir durumdur. Çünkü o zaman Musa peygamber ile beraberindekiler için deniz ayrılıp yol vermiş, onlar da yer üzerinde yürümüşlerdi. Mucize olan durum, suyun açılması ve geriye çekilmesiydi. Ama Alâ b. Hadremî ile arkadaşlarının kıssasında anlatıldığına göre, su âdeta donmuş ve insanlar onun üzerinde, yerde yürür gibi yürümüşlerdi, işte bu mucize de Hz. Peygamber'e aittir. Onun bereketi dolayısıyla vuku bulmuştur. Beyhakî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ümmette üç şeyi gördüm. Eğer bu şeyler, îsrailoğulları arasında görülseydi, ümmetler onu paylaşamazlardı. Dedi ki:
- Ey Ebu Hamza (bu, Enes b. Malik'in künyesidir), o üç şey nedir? Enes dedi ki:
- Biz Saff'da Rasûlullah (s.a.v.)'m yanmdaydık. Muhacir bir kadın oğluyla birlikte Rasûlulîah'm yanına geldi. Oğlu bulûğ çağına ulaşmıştı. Rasûlullah, kadını diğer kadınların araşma kattı, oğlunu da yanımıza verdi. Çok geçmeden oğlu Medine vebasına yakalandı. Birkaç gün hasta yattıktan sonra vefat etti. Peygamber (s.a.v.), çocuğun yüzünü Örttü ve teçhiz edilmesini emretti. Biz onu yıkamak istediğimiz zaman Rasûiullah (s.a.v.) bana:
- Ey Enes, şu çocuğun annesine git ve durumu ona bildir, dedi. Ben de gidip durumu annesine bildirdim. Annesi geldi, oğlunun ayak ucunda oturdu. Ayaklarım tutup şöyle dedi:
- Allah'ım, ben gönüllü olarak sana teslim oldum ve Müslüman oldum. Putları bir tarafa attım. Altından kalkamayacağım bir musibeti bana yükleme!
Kadın, bu sözünü tamamlar tamamlamaz oğlu ayaklarını oynattı ve yüzündeki perdeyi attı. Kalkıp yaşamaya başladı. Rasûlüllah'm ve annesinin vefatından sonraya kadar yaşadı.
Sonra Ömer b. Hattab, bir ordu hazırladı. Ordunun başına da Alâ b. Hadremf yi tayin etti. Ben de askerler arasındaydım. Gaza yerine vardığımızda düşmanın bizden önce oraya ulaştığını, su kaynaklarını kapatıp tahrip ettiğim gördük. Hava çok sıcaktı. Susuzluk, bizi ve bineklerimizi mahvetti. Günlerden de cuma idi. Güneş guruba meylettiği zaman Alâ b. Hadremî, bize iki rekat namaz kıldırdı. Sonra ellerini göğe kaldırıp duaya başladı. Biz o esnada, gökte bulut namına birşey görmüyorduk. Allah'a yemin ederim ki, o elini indirir indirmez Cenâb-ı Allah, bir rüzgar estirdi. Semada bulutlar belirdi. Yağmurlar yağmaya başladı. Boğazlar ve engebeli yerler, su ile dolup taştı. Hem biz içtik, hem bineklerimize içirdik ve kaplarımızı doldurduk. Sonra düşmana doğru yürümeye başladık, ama onlar denizdeki boğazı aşıp adaya ulaşmışlardı. Ala b. Hadremî, boğazda durup şöyle dua etti:
- Ey yüce, ey ulu, ey yumuşak huylu, ey kerem sahibi! Böyle dua ettikten sonra dönüp bize:
- Bismillah diyerek geçin, dedi. Biz de suyun üzerine atılıp yürümeye başladık. Adaya geçtik. Su, bineklerimizin toynaklarını dahi ıslatmadı. Çok geçmeden düşmanla karşı karşıya geldik. Bir kısmını öldürdük. Bir kısmını esir aldık. Sonra boğaza döndük. Alâ b. Hadremî yine aynı duayı yapıp bize:
- Bismillah diyerek geçin, dedi. Biz de suyun üzerine atılıp yürümeye başladık. Karşı tarafa geçtik. Su, bineklerimizin toynaklarım dahi ıslatmadı."
Enes, burada Alâ b. Hadremî'nin vefatını, onu ölüleri kabul etmeyen bir toprağa defnettiklerini, sonra dönüp onu oradan çıkararak başka bir yere nakletmek için mezarı başına geldiklerinde cesedini orada bulamadıklarını, ama mezarının nurla parıl parıl ışıklanmakta olduğunu gördüklerini, mezarı tekrar kapatarak yollarına devam ettiklerini anlatmaktadır.

