Bundan önceki sayfalarda Hz. Peygamberin aslının güzelliğini, mayasının temizliğini, nesebinin ve doğduğu yerin paklığını anlatmıştık. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
«Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir.» (el-Enrâm, 124.)
Buharı, Kuteybe kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet eder:
«Ben, Adem oğullarının en hayırlı nesillerinden aktarılarak, nihayet bulunduğum bu nesil içinde dünyaya gönderildim.»
Müslim, Vasile b. Aska'mn şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu M: «Allah, îsmail oğullarından Kureyş'i seçti. Kureyş kabilesinden de Haşim oğullarını seçti. Beni de Haşim o-ğulları arasından seçti.»
Yüce Allah buyurdu ki:
«Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, ey Muhammedi Sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli değilsin. Doğrusu sana, kesintisiz bir ecir vardır. Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsin.»(el-Kalem, 1-4.)
Avfî, İbn Abbas'm, «Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.» ayet-i kelimesiyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ey Mu-hammed, sen büyük bir din üzeresin ki, o da İslâm dinidir.» Mücahid ile İbn Malik, Süddî, Dahhak ve Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem de bu görüştedirler. Atiyye ise ayetin, «Sen büyük bir edep üzeresin.» anlamına geldiğini söylemiştir.
Müslim, Katade vasıtasıyla Sa'd b. Hişam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Mü'minlerin annesi Hz. Aişe'ye sordum:
- Bana Rasûlullah'm ahlakı hakkında bilgi verir inisin?
- Sen Kur'ân okuyor musun?
- Evet, okuyorum.
- Onun ahlakı Kur'ân idi.»
Bu demektir ki Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur'ân'm bütün emirlerini yerine getirmiştir. Bütün yasaklarına da riayet etmiştir. îşte bu, Cenâb-ı Allah'ın onu sahip kıldığı aslî, fitrî büyük ahlaktır ki, hiçbir insan bu yüce ahlakî mertebeye ulaşamamış ve bu güzelliğe erememiştir. Cenab-ı Allah, ondan önce kimseye nasib etmediği yüce dinin peygamberliğini ve şeriatını ona vermiştir. Bununla birlikte o, peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra hiçbir rasûl ve nebi gelmeyecektir. O kadar utangaç, cömert, bahadır, yumuşak huylu, merhametli, bağışlayıcı ve kamil ahlak sahibi idi ki, tarifi ve tasvin" mümkün değildir.
Yakub b. Süfyan, Ebu Derda'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hz. Aişe'den Rasûlullah'm ahlakını sordum. Bana şöyle dedi:
- Onun ahlakı Kur'ân idi. Kur'ân'm razı olduğu şeye kendisi de razı olur, Kur'ân'm kızdığı şeye kendisi de kızardı.»
Beyhakî, Zeyd b. Babnus'un şöyle dediğini rivayet eder: «Hz. Aişe'ye şöyle dedik:
- Ey mü'minlerin annesi; Rasûlullah'm ahlakı nasıldı?
- Rasûlullah'm ahlakı Kur'ân idi. Eğer sen Mü'minûn sûresini okuyorsan, baştan onuncu ayete kadar olan kısmı oku. îşte Ra-sûlullah'm ahlakı bu ayetlerde anlatılmaktadır.»
«Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret. Bilgisizlere aldırış
etme.» (el-A'râf, 199.)
Buharî, bu ayet-i kerime ile ilgili olarak Abdullah b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.\ affi insanların ahlakından almakla emrolunmuştu.» Yani insanların ahlakına bakarak af yolunu öğrenmekle emr olunmuş tu.
îmam Ahmed b. Hanbel, Said b. Mansur kanalı ile Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
«Ben iyi ahlakı tamamlamak için gönderildim.»
Buharî, Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.), hem yüz bakımından, hem huy bakımından insanların en güzeli idi.»
Malik, Zührî kanalı ile rjz. Aişe'nin rivayetine göre Rasûlullah, iki iş karşısında kalınca -günah olmadığı takdirde- en kolayını tercih ederdi. Şayet günah ise, insanların ondan en çok uzaklaşanı olurdu. Allah'ın yasakları çiğnenmedikçe, kendi nefsi için kızıp öc almazdı. Ama Allah'ın yasak ve haramı çiğnendiğinde onun öcünü alırdı.
Müslim, Ebu Küreyb kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Allah yolunda cihad etme dışında Rasûlullah (s.a.v.), eliyle ne bir köleye, ne bir kadına, ne bir hizmetçiye asla tokat vurmuş değildir. Allah'ın yasaklarından biri çiğnenmedikçe, kendisine yapılan eziyetten ötürü kimseden intikam almış değildir. Ama haramlar ve yasaklar çiğnendiğinde, yüce Allah için intikam alırdı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle
dediğini rivayet etmiştir:
«Allah yolunda cihad dışında Rasûlullah (s.a.v.) ne bir hizmetçiye, ne bir kadına, ne herhangi bir şeye tokat vurmuş değildir. İki durum karşısında tercih hakkı doğduğu zaman -günah olmaması halinde- en kolay olanını ve en beğendiğini tercih ederdi. Ama günah olursa, insanlar arasında o kolay ve beğendiği durumdan en çok kaçan kendisi olurdu. Allah'ın haramlarından biri çiğnenmedikçe, kendisine yapılan eza ve cefadan ötürü hiçbir kimseden intikam almazdı. Ancak Allah'ın haramlarından biri çiğnenince, Allah için intikam alırdı.»
Ebu Davud et-Tayalisî, Ebu Abdullah el-Cedelî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Aişe'ye, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ahlakını sordum. Bana şöyle cevap verdi:
- Kötü davranmazdı. Kötü söz söylemezdi. Sokaklarda bağırıp ça-ğırmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affedip bağışlardı.»
Yakub b. Süfyan, Rasûlullah'm evsafını anlatan Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), birşeye bakarken bütün vücudu ile dönüp bakar, dönüp giderken de vücudunun tamamı ile dönüp giderdi. Babam ve anam ona feda olsun. O, kötü davranmaz, kötü söz söylemez, sokaklarda da bağırıp çağırmazdı.»
Adem, bu rivayete şunu da eklemiştir: «Ondan önce ve sonra onun benzerini görmedim.»
Buharî, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet eder: «Peygamber (s.a.v.), kötü davranmaz, kötü konuşmazdı. "Sizin en seçkininiz, ahlaken en güzel olanmızüar " uerdi.»
Müslim, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.), Kur'ân'da; "Ey Peygamber, biz seni ümmiler için bir sığınak olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Seni mütevekkil olarak adlandırdık. Kaba ve katı değilsin. Sokaklarda gürültü çıkarmaz, bağırıp çağırmazsm. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affedip bağışlarsın, eğri bir millete, "Allah'tan başka ilah yoktur." dedirtmedikçe^ onları doğrultmadıkça; kör gözleri, sağır kulakları, kılıflı kalpleri açmadıkça, seni vefat ettirmeyecek ve seni dünyadan almayacağım.»
Buharî, Müsedded kanalı ile Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.), örtüsü içindeki bakire kızdan daha utangaç idi.»
Şube de bunun gibi bir rivayette bulunmuş ve şu ilaveyi yapmıştır: «Birşeyden hoşlanmadığı zaman bu, onun yüzünden anlaşılırdı.»
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Amir kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) küfretmez, lanetlemez, kötü söz söylemezdi. Birimizi kınarken şöyle derdi: «Şuna ne olmuş, alnı topraklara bulaşa!» Buharî ve Müslim, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: «Rasûlullah (s.a.v.), insanların en güzeli ve en cömerdi olup en ba-hadırlarmdandı. Bir gece Medineliler paniğe kapıldılar. Duyulan bir sese doğru koşuşmaya başladılar. Rasûlullah (s.a.v.), onlardan önce o sese doğru gitmiş, birşey görmediği için dönerken Medinelilerin daha yeni o tarafa gitmekte olduklarını görmüştü. Kendisi Ebu Talha'nm atma binmiş, boynunda da kılıcı vardı. Halka: "Paniğe kapılmayın, paniğe kapılmayın." demişti. Biz paniğe kapılmıştık. Ebu Talha'nm o atı da çok ağır yürüyen bir attı ama Rasûlullah binince, hızlıca olay mahalline gidip
dönmüştü.»
Müslim, Enesin şöyle dediğini rivayet eder:
«Medine'de bir panik havası yaşandı. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Tal-ha'nın Mendup adlı atını emanet olarak ahp bindi ve -biz paniğe kapıldığımız halde- o: "Telaşa lüzum yok." demişti. Savaş şiddetlendiğinde biz, Rasûlullah'm arkasına sığınırdık.»
Ebu İshak, Ali b. Ebu Talib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bedir savaşında, müşriklere karşı Rasûlullah'a sığındık. O, insanların en güçlüsü ve savaşta en iyi muharebe edeni idi.»
Hevazin gazvesinden bahsederken demiştik ki: Hevazin gazvesinin yapıldığı gün sahabelerin çoğunluğu cepheden kaçmış, ama kendisi katırı üzerinde durup sebat etmişti. Mübarek adını söyleyerek: «Ben peygamberim, yalan yoktur. Ben Abdülmuttalib'in oğluyum.» deyip ashabı cepheye çağırmıştı. Böyle derken kendisi de bineğini düşman cephesine karşı koşturmuştu. Bu da onun son derece cesaretli ve tam tevekküllü bir kimse olduğunu göstermektedir. Allah'ın salat-ü selamı onun üzerine olsun.
Müslim, Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde, Ebu Talha elimden tutup beni ona götürdü ve şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, Enes akıllı ve zeki bir çocuktur. Sana hizmet etsin.
Ben seferde ve hazarda ona hizmet ettim. Vallahi yaptığım birşeye "Niçin böyle yaptın?", yapmadığım bir şeye de "Niçin bunu yapmadın?" demedi.»
Said b. Ebi Bürde, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'a dokuz sene hizmet ettim. Bana, "Niçin şunu ve şunu yaptın, niçin böyle yaptın?" dediğini asla hatırlamıyorum ve hiçbir şeyden ötürü de beni kınamadı.»
İkrime b. Ammar, Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.), insanların en güzel huylusu idi. Bir gün bir iş için beni bir yere gönderdi, ama ben, "Vallahi gitmem." dedim. Oysa Rasûlullah'm bana emrettiği işe gitmeye içimden niyetlenmiştim. Evden çıkıp gittim. Oyun oynayan çocuklara rastladım. Ben de onlarla beraber oyun oynamaya başladım. Bir ara baktım ki, Rasûlullah (s.a.v.) arkamda ensemi tutmuş! Kendisine baktım, gülümsüyordu.
- Ey Enescik, sana söylediğim işe gittin mi? diye sordu. Ben de:
- Evet, gidiyorum ya Rasulallah, dedim.
Vallahi dokuz sene ona hizmet ettim. Yaptığım bir işe, "Niçin böyle yaptın?" ve yapmadığım işe, «Keşke şöyle yapsaydın.» dediğini asla hatırlamıyorum .»
imam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûiullah (s.a.v.)'a on sene hizmet ettim. Bana verdiği bir emri yerine getirmede geciktiğim veya emri yerine getirmediğim takdirde beni asla kınamadı. Aile efradından biri beni kınayacak olursa: "Bırakın onu. Eğer Allah bu işin olmasını takdir etmiş olsaydı, bu iş olurdu." derdi.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), insanların en güzel ahlaklısı idi. Benim Ebu Ümeyr adında bir kardeşim vardı. Sütten kesilmiş idi. Rasûlullah onu görünce:
- Ey Ebu Ümeyr, bülbül yavrusu ne yaptı? diye sorardı. Kardeşim Ümery'in bir bülbül yavrusu vardı ki, onunla oynardı. Bazen Rasûlullah evimizde iken namaz vakti girer, o da altındaki hurma lifinden Örülme serginin kaldırılmasını emreder, çıplak yer süpürülür, sonra su serpilir, ardı sıra Rasûlullah kalkıp orada namaza durur, biz de ona tabi olarak namaz kılardık.»
Buharî ve Müslim, Zührî hadisinde tbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
«Rasûlullah (s.a.v.), insanların en cömerdi idi. Özellikle ramazan ayında daha da cömert olurdu. O vakitlerde Cebrail onun yanına gelir, onunla Kur'ân okurlardı. Rasûlullah (s.a.v.), esen rüzgardan daha cömert olup bol hayır işlerdi.»
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Kamil kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), bir adamın üzerinde safran boyası gördü, hoşlanmadı. Adam kalkıp gidince de: - Şuna söyleyin de üzerindeki boyayı yıkayıp silsin, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) insanın hoşlanmadığı bir görünüm ve koku ile hemen hemen hiç kimsenin karşısına çıkmazdı.»
Ebu Davud, Osman b. Ebi Şeyme kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.), bir adamın uygunsuz bir iş yaptığını duyunca: "Falan adama ne olmuş ki böyle yapıyor?" demez ama: "Bazı kimselere ne olmuş ki şöyle ve şöyle yapıyorlar, şöyle ve şöyle diyorlar?" derdi.»
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde bulunan bir rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Kimse, kimse hakkında bana birşey söylemesin. Çünkü ben hakkınızda hiçbir şey duymamış olarak karşınıza çıkmak istiyorum.»
Malik, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.)'le beraber yürüyordum. Üzerinde astarı kalın bir aba vardı. Arabinin biri ona geldi. Abasını kuvvetle tutup çekti. Öyle ki ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın boğazına baktığımda abanın o şiddetli çekilişi yüzünden- boğazında iz meydana getirdiğini gördüm. Yakasını çeken arabi:
- Ey Muhammedi Emir ver de yanındaki zekat malından bana da biraz versinler, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da ona dönüp bakmış, gülmüş; sonra ona bir miktar zekat malı verilmesini emretmişti.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte mescitte idik. O kalkınca, biz de onunla beraber kalktık. O esnada bir arabi gelip şöyle dedi:
- Ya Muhammed, bana bir miktar mal ver. Rasûlullah (s.a.v.):
- Hayır, estağfirullah! diye karşılık verdi. Arabi de onun yakasını şiddetle tutup çekti ve boğazını tahriş etti. Sahabeler ona saldırmak istedilerse de Rasûlullah:
- Ona dokunmayın! dedi. Sonra ona bir miktar mal verdi. Rasûlullah yemin ederken: «Hayır, estağfirullah.» derdi.
Yakub b. Süfyan, Abdullah b. Musa kanalı ile Zeyd b. Erkam'ın şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«Ensâr'dan bir adam vardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelirdi. Rasûlullah, ona itimad ederdi. Ama o, Rasûlullah'a büyü yapmış, düğümler bağlayarak bir kuyuya atmıştı. Rasûlullah (s.a.v.) da bunun üzerine baygınlık geçirmeye başladı, iki melek onun ziyaretine gelerek falan adamın ona büyü yapıp düğümler bağladığını ve falan kuyuya attığını söylediler. Onun büyüsünün ve düğümlerinin şiddetinden kuyudaki su kararmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), meleklerin ihbarı üzerine kuyuya adam göndererek büyüyü ve düğümleri çıkarttırdı. Adam, suların sararmış olduğunu gördü. Çıkardığı düğümleri çözdü. Büyüyü bozdu. Rasûlullah (s.a.v.) da uyudu.
Büyüyü kuyudan çıkarıp bozan adam diyor ki: «Büyü yapan o adamı daha sonraları da Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında gördüm, ama ölünceye kadar Rasûlullah'ın yüzüne bakamıyordu.»
Ben derim ki: Sahih ve meşhur rivayete göre, hadise şöyle olmuştu: Peygamber (s.a.v.)'e büyü yapan kişi Yahudi Lebid b. el-A'sem'dir. Büyüyü bir tarağa yaparak onu Zervan kuyusuna atmıştı. Bu hal altı ay kadar devanı etmiş, nihayet Cenâb-ı Allah, ona Muavvizeteyn (Muavvi-zeteyn: Felak ve Nâs sûrelerinin ikisine birden verilen ortak bir isim-. dir.) sûrelerini inzal buyurmuştu. Denildi ki: Bu iki sûredeki ayetlerin sayısı onbirdir. Lebid'in büyü düğümlerinin sayısı da onbir idi. Biz bütün bunları tefsirimizde yeterli şekilde açıkladık. Doğrusunu Allah bilir.
Yakub b. Süfyan, Ebu Nuaym kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v. ), bir adamla musafaha yaparken veya bir adam onunla musafaha yaparken karşısındaki adam elini çekmedikçe, o elini çekmezdi. Birisiyle karşılaştığında, karşısındaki adam dönüp gitmeden kendisi dönüp gitmezdi. Karşısında oturan adama doğru ayaklarını uzattığı da görülmemişti.»
Ebu Davud, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir adam Rasûlullah'm-kulağına birşey fısıldayacak olduğu zaman, adamın kendisi başını eğmedikçe Rasûlullah (s.a.v.) başını eğmezdi. Bir adam, Rasûlullah'ın elini tutunca, kendisi elini çekmeden Rasûlullah onun elini bırakmazdı.»
imam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Medinelilerin cariyelerinden biri gelip de Rasûlullah'ın elini tutacak olursa, Rasûlullah'ı dilediği yere götürünceye dek Rasûlullah, elini onun elinden çekmezdi.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Medinelilerin cariyelerinden biri Rasûlullah'ın elinden tuttuğu zaman, Rasûlullah onun işini görmek için istediği yere giderdi.»
Taberanî, Ebu Şuayb el-Harranî kanalı ile îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İşittiğime göre Rasûlullah (s.a.v.), bir bez tüccarını görmüş, ondan dört dirheme bir gömlek satın almış. Gömleği giyip tüccarın yanından ayrılırken Ensâr'dan bir adam:
- Ya Rasulallah, bana bir gömlek giydir ki, Allah da sana Cennet elbiselerinden birini giydirsin, demişti. Bunun üzerine Rasûluîlah, üzerindeki gömleği çıkarıp o adama giydirmiş, sonra tekrar dükkan sahibine giderek ondan dört dirheme bir gömlek daha satın almıştı. Yanında iki dirhemi kalmıştı. Bu sırada yolda bir cariyenin ağladığını gördü. Ona sordu:
- Niçin ağlıyorsun?
- Ya Rasulallah, sahibim bana -un satın almam için- iki dirhem verdi. Ama dirhemleri kaybettim.
Rasûlullah yanında kalan iki dirhemi ona verdi. Sonra yoluna devam etti, ama cariye hâlâ ağlamakta idi. Yanına çağırdı, tekrar sordu:
- Niçin ağlıyorsun? îşte iki dirhemi de aldın!
- Sahibimin geç kalmamdan dolayı beni dövmesinden korkuyorum.
Rasûlullah, cariyeyi yanma katıp sahibine götürdü, kapının önünde durup selam verdi. îçerdekiler onun sesini tamdılar, ama cevap vermediler. Tekrar yüksek sesle selam verdi. Yine cevap vermediler. Yine selam verdi, yine cevap vermediler. Böylece selamını üçlemiş oldu. Sonra selamına karşılık verdiler. Rasûlullah onlara sordu:
- İlk selamımı duymadınız mı?
- Duyduk, ama bize daha çok selam vermeni istedik. Anamız babamız sana feda olsun, niçin buraya geldin?
- Şu cariyeyi dövmenizden korktuğum için geldim.
- Sen onunla beraber yürüdüğün için artık o, Allah rızası uğruna
hürdür, azad edilmiştir!
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), cariyenin efendisini hayır ve Cennetle müjdeledi. Sonra da şöyle dedi:
«Allah, o on dirheme bereket kattı, o parayla peygamberine ve Ensâr'dan bir adama birer gömlek giydirdi. Yine o parayla bir cariyeyi hürriyetine kavuşturdu. Kendi kudretiyle bunu bize nasib eden Allah'a hamd ederim.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir kadın vardı. Aklında biraz anormallik vardı. Dedi ki:
- Ya Rasulallah, benim bir ihtiyacım var. Rasûlullah, ona şöyle dedi:
- Ey falanın annesi! Bak, hangi yola gitmek istiyorsan seni götüre-
yim.
Rasûlullah, kalkıp onunla gizlice konuştu, nihayet ihtiyacını giderdi.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde bulunan bir rivayete göre Ebu Hüreyre şöyle demiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), hiçbir yemeği kötülemedi. İştahı çekerse yer, çekmezse bırakırdı.»
Sevrî, Esved b. Kays kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), evimize geldi, ona bir koyun kestik. O: "Sanki et
sevdiğimizi biliyorlar..." dedi.»
Muhammedb. îshak, Abdullah b. Selamın şöyle dediğini rivayet etmistir:
«Rasûlullah (s.a.v.), çoğu kez mecliste oturup konuştuğunda gözlerini kaldırıp ta semaya bakmazdı.»
Ebu Davud, Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) otururken kabaları üzerine oturur, ellerini, önden dizleri üzerinden bağlardı.»
Bezzar da "Müsned"inde şöyle bir rivayette bulunmuştur: «Rasûlullah (s.a.v.), otururken dizlerini diker ve elleriyle dizlerini tutardı.»
Buharı, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:.
«Rasûlullah (s.a.v.) öyle bir tarzda konuşurdu ki, bir kimse onun kelimelerini saymak isterse sayabilirdi.»
Buharı, Hz. Aişe'nin Urve b. Zübeyr'e şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Falanın babası! Senin tuhafına gitmiyor mu? Gelip odamın yanında oturdu. Rasûlullah'tan bahsetmeye başladı. Sesi bana ulaşıyordu ama ben o esnada namaz kılıyordum, namazımı tamamlamadan önce o kalkıp gitti. Eğer ona yetişseydim Rasûlullah (s.a.v.)'m kendileri gibi acele tarzda konuşmadığını söylerdim.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Vekf kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.) konuşurken kelimeleri tane tane idi. Konuşmasını herkes anlayabilirdi. Kelimeleri peş peşe dizip acele konuşmazdı.»
Ebu Davud, Cabir b. Abdullah (veya îbn Ömer'in) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.) konuşurken, kelimelerinde kafiye veya seci bulunmazdı. Düz bir konuşmayla konuşurdu.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûîullah (s.a.v.), bir kelimeyi söylerken üç kez tekrarlardı. Bir topluluğun yanına gelip te selam verince, selamını da üç kez tekrarlardı.»
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said b. Ebu Meryem kanalı ile Süma-me b. Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Babam Enes, bir kelimeyi söylerken üç kez tekrarlar ve şöyle derdi: «Peygamber (s.a.v.) de bir kelimeyi söylerken üç kez tekrarlardı. Bir yere gitmek için izin isterken de izin isteyişini üç kez tekrarlardı.»
Tirmizî, Enes'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), konuşurken kelimesini üç kez tekrarlardı ki, muhatapları onun konuşmasını anlayabilsinler.»
Sahih hadiste rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Bana veciz bir şekilde derli toplu kelimelerle konuşma kabiliyeti verildi. Ben hikmeti özet olarak söylerim.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: «Ben veciz bir biçimde kelimeleri söyleme kabiliyetiyle gönderildim. Düşmanlarıma karşı bende bir heybet yaratılmış olarak gönderildim. Bir ara ben uyumakta iken yerlerin hazinelerinin anahtarları bana getirildi ve elime konuldu.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Bende bir heybet yaratılmış olmakla bana yardım edildi. Hikmetli sözler bana verildi. Yeryüzü de benim için mescid ve temiz kılındı. Ben bir ara uyumakta iken yerin hazinelerinin anahtarları bana getirildi, elime konuldu.»
Buharı ve Müslim, îbn Vehb hadisinde belirtildiğine göre Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m çok sevinerek kahkahayla güldüğünü ve küçük dilinin göründüğünü görmedim. O, sadece gülümserdi.»
Tirmizî, Abdullah b. Hars b. Cüz'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) kadar çok gülümseyen birini görmedim.» Yine
aynı ravi şöyle diyor: «Rasûlullah (s.a.v.)'m gülmesi tebessüm şeklinde
idi.»
Müslim, Yahya b. Yahya kanalı ile Simak b. Harb'in şöyle dediğini
rivayet etmiştir:
«Cabir b. Semüre'ye şöyle dedim:
- Sen Rasûlullah'm meclisinde oturur muydun?
- Evet, çok otururdum. O, sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar namazgahında kalırdı. Sahabeler yanında sohbet ederler, cahiliye konularına dalıp gülerler; Rasûlullah ise sadece gülümserdi.»
Ebu Davud et-Tayalisî, Simâk b. Harb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Cabir b. Semüre'ye şöyle dedim:
- Sen Peygamber (s.a.v.)'in meclisinde bulunur muydun?
- Evet. O, çok az susardı. Çok az gülerdi. Ashabı çoğu kez onun yanında şiir okurlardı. Bunlarla ilgili birşeyden bahsedince onlar gülerler, ama o çoğu kez gülümserdi.»
Hafiz Ebu Bekr el-Beyhakî, Harice b. Zeyd b. Said'in şöyle dediğini
rivayet etmiştir:
«Babam Zeyd b. Sabit'in yanma birkaç kişi gelerek:
- Bize Rasûlullah'm ahlakını anlat, dediler. Babam da şöyle dedi:
- Ben onun komşusu idim, vahiy nazil olduğunda bana haber gönderır, ben de yanma gider, vahyi yazardım. Biz dünyadan bahsettiğimizde o da bizimle beraber dünyadan bahsederdi. Biz ahiretten bahset tığimızde, o da bizimle beraber ahiretten bahsederdi. Yiyecekten bah Bertiğimizde, o da bizimle beraber yiyecekten bahsederdi. îşte bütün bunları, onun ahlakı olarak size anlatıyorum.»

