Buharı ve Müslim'in sahihlerinde A'meş tariki ile Hüzeyfe b. Ye-man'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), aramızda bir süre kaldı. Kıyamete kadar vuku bulacak her şeyi bize anlattı. Bunu anlayan anladı, anlamayan da anlamadı. Ben bazı hadiseleri gördüm. Onlan, Rasûlullah daha önceden haber vermiş olduğu halde unutmuşum. Hadisenin cereyan ettiğini görünce, bir insanın tanımakta olduğu bir adamı, uzun bir ayrılıktan sonra görünce tanıyışı gibi tanıdım."
Buharı, Hüzeyfe b. Yeman'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İnsanlar, Rasûluîlah (s.a.v.)'a hayrı soruyorlardı. Ben de bana bulaşmasından korktuğum için ona şerri soruyordum ve şöyle diyordum:
- Ya Rasulallah, biz daha önceleri şer ve cahiliyet içindeydik. Allah bize bu hayrı getirdi. Bu hayırdan sonra şer var mıdır?
- Evet.
- O serden sonra hayır gelecek midir?
- Evet. Ancak onda duman vardır.
- Dumanı nedir?
- Bir kavim gelecek, onlar benim yolumdan başka yola koyulacaklardır. Onlardan iyi şeyleri de kötü şeyleri de göreceksin.
- O hayırdan sonra bir şer gelecek midir?
- Evet. Cehennem kapısında duran bazı davetçiler olacaktır. Onların davetlerine icabet eden kimseyi Cehennemce atacaklardır.
- Ya Rasulallah, bize, o Cehennem davetçilerinin evsafını söyle.
- Onlar, bizden ve bizim aşiretimizdendirler. Bizim dilimizle konuşurlar.
- Eğer ben o zamana kavuşursam, bana ne yapmamı emredersin?
- Müslümanların cemaatine ve imamlarına sarılırsın.
- Eğer Müslümanların cemaatı ve imamı yoksa ne yapayım?
- O zaman bu grupların hepsinden uzak dur. Bir ağacın köküne dişini geçirecek olsan bile bu topluluklardan ayrı yaşa. Ölünceye kadar bu halini devam ettir."
«Sahih-i Müslim»de, Hüzeyfe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), kıyamete kadar olacak şeyleri bana anlattı; yalnız Medinelileri Medine'den çıkaracak olan şeyi ona sormadım."
«Sahih-i Müslim»de, Amr b. Ahtab'm şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah bize, olmuş ve kıyamete kadar olacak şeyleri haber verdi. Bunları bize öğretti. Biz de bunları aklımıza yerleştirdik."
Önceki sayfalarda Habbab b. Eret'le ilgili hadiste de şöyle denmişti: 'Yemin ederim ki, Allah bu işi (İslâm'ın güçlenmesini) tamamlayacaktır, ama siz acele ediyorsunuz."
Adiy b. Hatim'in bu konuda rivayet ettiği hadiste de aynı şeyler söylenmiştir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere...." (et-Tevbe, 33.)
"Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına dair söz vermiştir." (en-Nûr, 55.)
«Sahih-i Müslim»de, Ebu Said'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğrusu dünya, yeşil ve tatlıdır. Allah sizi, orada (sizden öncekilerin yerlerine) halef kılmıştır. Sizin orada nasıl iş işleyeceğinize bakmaktadır. Dünyadan sakının. Kadınlardan da sakuun. Çünkü İsrail oğulları, ilk olarak kadınlardan Ötürü fitneye düşmüşlerdi." Başka bir hadiste de Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Kendimden sonra erkeklere karşı kadınlar kadar zararlı bir fitne
bırakmadım."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'e gönderilişi bahsi ele alınırken Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğu da nakledilmiştir:
"Size müjdeler olsun ve sizi memnun edecek şeyleri ümid edip bekleyin. Allah'a yemin ederim ki, ben sizin yoksul düşmenizden korkmuyorum. Ama sizden öncekilere dünyanın bolca verilişi gibi size de dünyanın bolca verilmesinden ve onlar gibi sizin de dünya hususunda rekabete girişmenizden, dolayısıyla onları helak ettiği gibi dünyanın sizi de helak etmesinden, korkuyorum." Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, Cabir'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) bize:
- Sizin yaygı ve kilimleriniz var mı? diye sordu. Ben de:
- Ya Rasulallah, bizim yaygı ve kilimlerimiz olur mu hiç, bize nereden gelsin bunlar? diye karşılık verdim. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:
- Sizin yaygı ve kilimleriniz olacaktır.
Ben de bilahare varlıklı bir kimse oldum. Yaygı ve kilimlerim bollaştı. Karıma:
- Kilimini benden uzaklaştır, diyordum. O da:
- Rasûlullah (s.a.v.), "Sizin yaygı ve kilimleriniz olacaktır." demedi mi? diye karşılık verince ben ona karışmıyordum."
Buharı ve Müslim'in sahihleri, Müsned ve sünenler ile diğer hadis kitaplarında Ebu Zûheyr'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Yemen fethedilecektir. Bir kavim gelecek, etrafa yayılacak ve aileleriyle emirlerindeki kimseleri toplayıp gideceklerdir. Eğer bilseler, Medine onlar için daha hayırlıdır." -
İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Yakında Şam fethedilecek. Medine'den oraya bazı adamlar gidecekler. Oranın bolluk ve refahı onların hoşlarına gidecektir. Ancak bilseler, Medine onlar için daha hayırlıdır. Sonra Irak fethedilecek, oraya bir kavim sıçrayarak gidecek, sonra da aileleri ile emirlerindeki kimseleri toplayıp gideceklerdir. Onlar da bilseler, Medine onlar için daha hayırlıdır."
tbn Havalemden rivayet edilen hadis de buna şahadet etmekte ve bunu doğrulamaktadır:
"Şam, Ölçek ve dinarlarını esirgedi. Irak, dirhem ve ölçeğini esirgedi. Mısır, dinar ve Ölçeğini esirgedi. Siz de başladığınız yere döndünüz."
"Mikatlar, Şamlılarla Yemenliler içindir." hadisi de bunu teyid etmektedir.
Şu aşağıdaki hadis de bu gerçeği doğrulamaktadır. Şöyle ki:
"Kisra öldükten sonra başka bir kisra gelmeyecektir. Kayser öldükten sonra başka bir kayser gelmeyecektir. Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, siz kayser ile kisra'nın.hazinelerini Aziz ve Celil olan Allah yolunda sarfedeceksiniz."
"Sahih-i Buharf'de, Avf b. Malik'ten nakledildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Tebük gazvesi hakkında şöyle buyurmuştur: "Kıyamet saatinden önce altı şey sayıyorum." Rasûlullah (s.a.v.) böyle dedikten sonra kendi ölümünü, sonra Kudüs'ün fethini, sonra vebayı, sonra mal çoğalmasını, sonra fitne kopmasını, sonra Müslümanlarla Bizanslılar arasında anlaşma yapılmasını anlatmıştır.
Müslim, Ebu Zerr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Siz, kırattan söz edilen bir yeri fethedeceksiniz. Oranın ahalisine iyi davranın. Çünkü onların (Mariyetü'l-Kâbtiyye sebebiyle) bizimle hısımlıkları vardır ve onlar bizim zimmetimiz dedirler. Bir kerpiçlik yerde iki kişinin tartıştıklarını görürsen, oradan çık."
Ebu Zerr de, bir kerpiçlik yerde, yani Mısır diyarında Rebia ile Abdurrahman b. Şurahbil b. Hasene'nin tartışmakta olduklarını görünce orayı terk edip gitti. O zaman Mısır'ı, Amr b. As yönetiyordu. Bu hadise, hicretin yirminci senesinde cereyan etmişti. Bununla ilgili açıklama ileride de gelecektir.
İbn Vehb, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Mısır'ı fethettiğiniz zaman Kıptilere iyi davranın, çünkü (Mariye-tü'1-Kıbtiyye sebebiyle) onlarla hısımlığımız vardır. Onlar bizim zimmetimizde dirler."
İmam Ahmed b. Hanbel, yukarıdaki hadiste geçen hısımlığın sebebinin Süfyan b. Uyeyne'den sorulduğunu, Süfyan'ın ise şöyle cevap verdiğini rivayet etmiştir:
"İnsanlardan bir kısmı demişler ki: İsmail peygamberin annesi Ha-cer, Kıbti idi. Yine bazı kimseler de Hz. Peygamber'in oğlu İbrahim'in annesinin Kıbti olduğunu söylemişlerdir. İşte bu yüzden Rasûlullah (s.a.v.), Kıbtilerin kendisiyle hısım olduklarını ifade buyurmuştur."
Ben derim M: Şüphe içermeyen sahih görüşe göre bunların ikisi de Kıbtidirler. Mukavkis, Mariye'yi Rasûlullah'a hediye etmiş, Rasûlullah da onu kabul buyurmuştu. Bu da bir zimmet oluşturmaktadır. Bir nevi barış ifade etmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Adiy b. Hatim'in rivayet ettiği hadiste Kisra hazinelerinin fethedileceği, güvenliğin yayılacağı, malın çoğalacağı ve kimsenin sadaka, zekat kabul etmeyeceği kadar zenginliğin her tarafa sirayet edeceği anlatılmıştı. Yine hadiste anlatıldığına göre Adiy b. Hatim, Kisra hazinelerinin fethinde hazır bulunmuş; bir kadının Hire'den kalkıp Mekke'ye yalnız başına yolculuk ettiğini-ve yolculuğu esnasında Allah'tan başka hiç kimseden korkmadığını görmüş, sonra da şöyle demişti: Eğer ömrünüz vefa ederse, Ebu'l-Kasım (s.a.v.)'m söylediği gibi malın çoğalacağını ve hiç kimsenin onu kabul etmeyeceğini de göreceksiniz."
Beyhakî dedi ki: Bu anlatılanlar, Ömer b. Abdülaziz zamanında da gerçekleşti.
Ben derim ki: Bu anlatılanların gerçekleşmesi, Mehdi'nin zamanına ertelendi. Ya da İsa peygamberin Deccal'ı öldürmesinden sonra yeryüzüne inişine kadar ertelenmiştir. Çünkü sahih hadiste anlatıldığına göre Hz. İsa, domuzu öldürecek ve haçı kıracaktır. Mal da o kadar çoğalacak ki, onu hiç kimse kabul etmeyecektir. Doğrusunu Allah bilir.
«Sahih-i Müslim»de, Cabir b. Semüre'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kureyş'ten on iki halife gelinceye .kadar bu din hep devamlı ayakta duracaktır. Sonra kıyamet öncesinde yalancılar çıkacaktır. Müslümanlardan bir cemaat, Kisra'nın beyaz sarayının hazinelerini fethedecektir. Ben de sizden önce vefat edip havuz başına gideceğim." Önceki sayfalarda da Ebu Hüreyre'den merfu olarak rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu kaydedilmişti:
"Kayser öldükten sonra başka bir kayser gelmeyecektir. Kisra Öldükten sonra başka bir kisra gelmeyecektir. Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki; siz bu ikisinin hazinelerini, Aziz ve Celil olan Allah yolunda sarfedeceksiniz."
Beyhakî dedi ki: "Bu hadiste ifade edilmek istenen husus şudur ki, Kayser'in Şam üzerindeki hakimiyeti sona erecek. Artık Şam'da Bizanslılar hüküm süremeyeceklerdir. Zira Peygamber (s.a.v.), mektubunu saygıyla karşıladığı zaman Kayser (Herakliyus) için: "Hakimiyeti sabit olsun." demişti. Fars hükümdarlığına gelince, bu, tamamen ortadan kalkmıştı. Zira Peygamber (s.a.v.), Kisra için: "Allah, onun mülkünü parçalasın!" diye beddua etmişti."
Ebu Davud'un rivayetine göre Kisra'nın kürkü, kılıcı, kemeri, tacı ve bilezikleri getirildiği zaman Hz. Ömer, bütün bunları Süraka b. Malik b. Cu'şum'a giydirmiş ve şöyle demişti: "Kisra'nm giysilerini çöllü bedevi bir adama giydiren Allah'a hamd olsun, de."
Şafîî dedi ki: Hz. Ömer'in, bu eşyaları Süraka'ya giydirmesinin sebebi şuydu: Bir gün Hz. Peygamber, Süraka'nm bileklerine bakmış ve şöyle demişti: "Sanki Kisra'nın bileziklerini takınmışsın gibi görüyorum seni." Doğrusunu Allah bilir.
Süfyan b. Uyeyne, Adiy b. Hatim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
- Hire, bana köpeklerin sivri dişleri gibi göründü. Ama siz orayı fethedeceksiniz.
Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak:
- Ya Rasulallah, bana Hire'nin kızı Nüfeyle'yi hibe et. Rasûlullah (s.a.v.) da:
- O senin olsun, dedi.
Nihayet Hire fethedildiği zaman Nüfeyle'yi bu adama verdiler. Nü-feyle'nin babası gelip adama sordu:
- Sen bu kızı bana satmaz mısın?
- Evet.
- Kaça satarsın?
- Dilediğim gibi karar vereceğim, bin dirheme satarım.
- Onu satın aldım.
Orada bulunanlar, adama dediler ki:
- Eğer babasına otuz bin dirhem deseydin de, babası onu senden parayla satın alacaktı. Niçin daha fazla fiyat söylemedin?
Adam dedi ki:
- Binden daha fazla sayı var mı ki?"
imam Ahmed b. Hanbel, İbn Zağb el-îyadf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Havale el-Ezdî, bana konuk oldu ve şöyle dedi:
"Rasûlullah (s.a.v.), ganimet toplamamız için bizi yaya olarak Medine çevresine gönderdi. Biz de hiçbir ganimet elde edemeden geri döndük. O da yorgun olduğumuzu anladı. Kalkıp şöyle dedi:
- Allah'ım! Bunların işini bana yükleme. Ben güçsüz kalırım. İşlerini kendilerine de yükleme. Yoksa aciz kalırlar. Bunların işlerini insanlara da havale etme, çünkü insanlar kendi nefislerini bunlardan öncelikli tutarlar.
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra dönüp bize şöyle bir müjde
verdi:
- Şam, Rum ve Fars'ı fethedeceksiniz. Her birinizin şu kadar ve şu
kadar devesi, şu kadar ve şu kadar sığırı, şu kadar ve şu kadar da koyunu olacaktır. Öyle ki sizden birinize yüz dinar verilse bile onu az görecektir.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), elini başımm üzerine koydu ve şöyle dedi:
- Ey İbn Havale! Hilafetin arz-ı mukaddese indiğini görürsen, bil ki depremler, ayrılıklar ve büyük felaketler yaklaşmıştır. Kıyamet, o gün insanlara benim elimin senin basma olan yakınlığından daha yakın olacaktır."
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Havale'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu M: "İşler o raddeye varacaktır ki, çeşitli yerlerde ordular bulunacaktır. Bir ordu Şam'da, bir ordu Yemen'de, bir ordu da Irak'ta olacaktır.
İbn Havale dedi ki:
- Ya Rasulallah, eğer ben o zamana yetişirsem ne yapmamı tavsiye buyurursun?
- Eğer o zamana yetişirsen, Şam'a sarıl. Çünkü o, Allah'ın kendi yerinden seçtiği bir yerdir. Kullarının seçkin olanları oraya gelecektir. Eğer Şam'a sarılmazsanız Yemen'e sarılın. Oraya ihanet edene karşı ittifak edin? Çünkü Cenâb-ı Allah, Şam'ı ve Şamlıları koruyacağını bana tekeffül etmiştir."
Beyhakî, Abdullah b. Havale'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanmdaydık. Yoksulluk ve çıplaklığımızı ona şikayet ettik. Eşyamızın olmadığını söyledik. O da şöyle buyurdu: - Size müjdeler olsun. Allah'a yemin ederim ki, malınızın azlığından çok, fazlalığından korkarını. Allah'a yemin ederim ki, bu işiniz böylece devam edecek. Nihayet Cenâb-ı Allah size, Şam diyarının fethini nasip edecektir. (Veya Fars, Rum ve Himyer diyarlarının fethini nasib edecektir, dedi.) Ve nihayet sizin üç ordunuz olacaktır. Bir ordu Şam'da, bir ordu Irak'ta, bir ordu da Yemen'de olacaktır ve bir adama yüz dirhem verilse bile onu memnuniyetle karşılamayacaktır. Ben de dedim ki:
- Ya Rasulailah, birçok nesilleri olan Rumların, içinde yaşadığı Şam'ı kim ele geçirebilir?
- Vallahi, Allah oranın fethini size nasib edecek ve sizi oraya yerleştirecektir. Onlar, beyaz tenli ve melhamiye gömleği giymiş, üzerine de kaban giymiş olup küçücük binekler üzerindedirler. Siyah tenli ve traşlı olanlarınız, onlara ne emrederlerse onu yaparlar."
Ebu Alkame dedi ki: Abdurrahman b. Mehdi'nin şöyle dediğini işittim: Rasûlullah (s.a.v.)'ın sahabeleri, bu hadisin belirlediği vasıfları Cüz b. Süheyl es-Sülemf nin üzerinde müşahede ettiler. Cüz, o zamanlar Acemlerin başında bulunuyordu. Mescide dönüp geldiklerinde ona ve çevresinde bulunan adamlara baktılar. Rasûlullah'ın, o ve adamları hakkında belirlediği vasıflardan ötürü hayrette kaldılar.
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Havale el-Ezdî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Üç şeyden kurtulan kimse kurtuluşa ermiştir.
Dediler ki:
- Ya Rasulailah, o üç şey nedir?
- Benim ölümüm, hak üzere sabreden halifenin öldürülmesi ve DeccaTdır."
îmam-Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Havale'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldim. Ö, bir sedir ağacının gölgesinde oturmaktaydı. Yanında bir kâtip vardı.
Kâtibe birşeyler yaz;diriyordu. Bana dedi ki: .
- Ey Ibn Havale, seni yazalım mı?
- Ne hususta ya Rasulailah?
Benim böyle sormam üzerine o, yüzünü benden öte yana çevirdi. Kâtibinin üzerine eğildi. Ona birşeyler yazdırdı. Sonra yine:
- Seni yazalım mı ey İbn Havale? diye sordu. Ben de:
- Allah ve rasûlünün benim için neyi uygun bulduklarını bilemiyorum, dedim. Bunun üzerine benden öte yana döndü ve kâtibine, eğilerek birşeyler yazdırdı, sonra yine:
- Seni yazalım mı ey îbn Havale? diye sordu. Ben de:
- Allah ve rasûlünün benim için neyi hayırlı bulduklarını bilemiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, yüzünü benden öte yana çevirdi ve kâtibine eğilerek birşeyler yazdırmaya devam etti. Baktım, yazılan yazıda Ömer'in adını gördüm ve:
- Ömer'in adı mutlaka hayırlı bir iş için yazılır, dedim. Sonra Rasûlullah (s.a.v.):
- Seni yazalım mı ey îbn Havale? diye sordu. Ben de:
- Evet, deyince şöyle buyurdu:
- Ey îbn Havale! Dünyanın her tarafinda öküz boynuzunu andıran fitneler çıktığı zaman ne yapacaksın?
- Allah ve rasûlünün benim için neyi hayırlı bulduklarını bilmiyorum.
- Daha sonra çıkacak olup da birincisi ona göre tavşan kabarması gibi olan fitne karşısında ne yapacaksın?
- Allah ve Rasûlünün benim için neyi hayırlı bulduklarını bilmiyorum.
- O zaman şuna tabi olun. Şunun pekine düşün. Baktım ki, o esnada bir adam sırt üstü uzanmış. Koşup yanma gittim, omuzunu tuttum, yüzünü Rasûlullah'a çevirdim ve:
- Bundan mı söz ediyorsun? diye sordum. Rasûlullah da:
- Evet, dedi. Baktım ki o adam, Osman b. Affan (r.a.)'dır." «Sahih-i Müslim»de, Ebu Hüreyre tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'ın
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Irak, dirhem ve ölçeğini menetti. Şam, müd ve dinarım menetti. Mısır irdep ve dinarını menetti ve siz başladığınız yere döndünüz. Başladığınız yere döndünüz, başladığınız yere döndünüz. Buna Ebu Hüreyre'nin kanı ve eti şahid oldu."
Yahya b. Adem ile diğer ilim sahibi kimseler dediler ki: "Bu, peygamberlik delillerindendir. Çünkü bu hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ömer'in Irak diyarına vergi olarak tarhettiği dirhem ve Ölçeklerden haber vermektedir. Yine Hz. Ömer'in, bundan önce Şamlılarla Mısırlılara tarhettiği haraa önceden haber vermektedir. Allah'ın salat-ü selamı rasûlünün üzerine olsun."
insanlar, yukarıdaki hadis-i şerifte geçen; "Irak, ölçek ve dirhemini menetti." sözünün anlamı üzerinde ihtilafa düşmüşlerdir. Kimine göre, bu hadisin manası şöyledir:
"Iraklılar, teslim olacaklar ve dolayısıyla haraç yükü üzerlerinden düşecektir." Beyhakî de bu yorumu tercih etmiştir.
Hadisin şu anlama geldiğini söyleyenler de olmuştur: "Iraklılar, itaat etmez olacaklar ve üzerlerine tarhedilen haracı ödemeyeceklerdir." Bu sebeple de Rasûlullah (s.a.v.), sözünü şöyle sürdürmüştür: "Ve siz başladığınız yere döndünüz. Daha önce bulunduğunuz hale geri döndünüz." Nitekim «Sahih-i Müslim»de sabit olan bir hadiste de şöyle denmektedir:
"Doğrusu îslâm garib olarak başladı, garib olarak da dönecektir.
Gariblere ne mutlu."
îmam Ahmed b. Hanbel'in şu rivayeti de bunu teyid etmektedir:
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Nasra'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Biz, Cabir b. Abdullah'ın yanmdaydık. Bize şöyle dedi:
Yakında öyle bir zaman gelecektir ki, Iraklılara ne bir ölçek ne de bir dirhem gelecektir.
Biz dedik ki:
- Nereden?
- Acemistan'dan taraf onlar, bunu Iraklılara vermeyecektir. Yine yakın bir zamanda Şamlılara da artık dinar ve ölçek gelmeyecektir.
- Nereden?
- Bizans'tan. Bizanslılar onlara, ne bir ölçek ne de bir dinar vermeyeceklerdir.
Böyle deyip de biraz sustuktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, dedi:
- Ümmetimin sonunda bir halife gelecek ve o, malı savuracak hiç saymayacaktır."
Cerirî dedi ki: Ben, Ebu Nasra ile Ebu Alâ'ya:
- Ne dersiniz bu Halife, Ömer b. Abdülaziz değil mi? diye sordum. Onlar da hayır, diye cevap verdiler."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber {s.a.v.), Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şamlılar için Cühfe'yi, Yemenliler için Yelemlem'i mikat olarak belirlemiştir.
«Sahih-i Müslim»deki, rivayete göre Cabir, Rasûlullah (s.a.v.)'m Iraklılar için de, Zat-ı Irk'ı mikat olarak belirlediğini söylemiştir. Bu da peygamberlik delillerindendir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Şamlılarla Yemen ve Iraklıların haccmdan dolayı meydana gelecek hadiseleri önceden haber vermiştir. Allah'ın salât-ü selâmı onun üzerine olsun.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Said'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bir grup insan gazaya gidecek, onlara:
- Aranızda Rasûlullah'm ashabından biri var mı? diye sorulacak, onlar da:
- Evet, diye cevap verecekler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, onlara fetih nasib edecektir.
Sonra yine insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bir grup insan gazaya gidecek, onlara:
- Aranızda Rasûlullah'm sahabelerinin arkadaşları var mı? diye sorulacak, onlar da:
- Evet, diye cevap verecekler ve onlara fetih nasib olacaktır. Yine insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bîr grup insan gazaya gidecek, onlara:
- Rasûlullah'm sahabeîeriyle arkadaşlık etmiş kimselerle tanışık olanınız var mı? diye sorulacak, onlar da:
- Evet, diyecekler ve Allah onlara fethi nasib edecektir." Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturmaktaydık. Kendisine el-Cum'a sûresi nazil oldu:
"Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- kitap ve hikmeti öğretmek üzere peygamberi gönderen Allah'tır." (ei-Cum'a, 3.)
Adamın biri kalkıp sordu:
- Onlar, kimlerdir ya Rasulallah?
Adamın bu sorusu üzerine Rasûlullah (s.a.v.), elini Selman-ı Farisî'nin üzerine indirip şöyle buyurdu:
- Eğer iman, Süreyya yıldızının yanında olsaydı bile şunlardan bazı adamlar ona ulaşırlardı."
Peygamber (s.a.v. )'in verdiği bu haber, olduğu gibi gerçekleşti.
Hafız el-Beyhakî, Abdullah b. Bişr tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, Fars ve Rum ülkeleri sizler için fethedilecek (oraların kapıları size açılacak) nihayet yiyecekler çoğalacak ve yiyecekler üzerine Aziz ve Celil olan Allah'ın adı anılmayacaktır."
imam Ahmed b. Hanbel, Beyhakî, îbn Adiy ve diğer muhaddisler, Abdullah b. Büreyde b. Hasib'in merfu olarak şöyle bir hadis rivayet ettiğini nakletmişlerdir:
"Bazı heyetler gönderilecektir. Sen Horasan heyetinde bulun, sonra Merv şehrinde ikamet et. Çünkü orayı Zülkarneyn kurmuş ve orası için bereket duası yapmış, sonra da:
"Buradaki ahaliye kötülük isabet etmeyecektir, demiştir."
Bu hadis, garib senedlilerden sayılmaktadır. Hatta bazıları bunu mevzu saymaktadırlar. Doğrusunu Allah bilir.
Ebu Hüreyre'nin Türklerle savaşa dair hadisi, önceki bölümlerde geçmiş ve o hadiste haber verilen durumlar, olduğu,gibi tahakkuk etmiştir ve geleceğe dair haberler de tahakkuk edecektir.
Buhaıfnin "Sahih"inde Ebu Hüreyre tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
"îsrailoğullarmı peygamberler idare ederlerdi. Her bir peygamber vefat edince, onun ardı sıra başka bir peygamber gelirdi. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Halifeler gelecektir. Hem de çoğalacaklardır."
Orada bulunanlar dediler ki:
- Ya Rasulallah, bize ne tavsiye edersin?
- ilk be/atan şartlarını yerine getirin. Bu şartlara sırasıyla riayet edin. Onlara haklarını verin. Allah da onlardan kendi idareleri altında bulunan kimselerin haklarını soracaktır."
«Sahih-i Müslim»de, Abdullah b. Mesud tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
"Her peygamberin mutlaka havarileri olmuştur ve onlar, onun yolundan gitmişler, sünnetine tabi olmuşlardır. O havarilerin ardı sura bazı halefler gelecektir ki, yapmadıkları şeyleri söyleyecek ve insanlara çirkin gösterdikleri işleri kendileri yapacaklardır."
Hafiz el-Beyhakî, Ebu Hüreyre tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Peygamberlerden sonra halifeler gelecek ve onlar Allah'ın kitabıyla amel edecek, Allah'a ibadet hususunda orta yolu tutacaklardır. Halifelerden sonra hükümdarlar gelecek, intikam peşine düşecek, adam öldürecek, malları seçeceklerdir. Kimi eliyle değiştirecek, kimi de dili ile değiştirecektir. Bunlardan ötede iman diye birşey yoktur."
Ebu Davud et-Tayalisî, Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Muaz b. Cebel tarikiyle Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah, bu işi peygamberlik ve rahmet ile başlattı. Hilafet ve rahmet ile devam edecek, ısırıcı bir hükümdarlıkla da devam edecek. Sonra da şeref, zorbalık ve ümmet içinde fesad ile devam edecektir. Onlar, tenasül organlarını helal sayacak, içki ve ipekli elbiseleri helal görecekler ve bu hususta birbirlerine yardımcı olacaklardır. Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna varıncaya kadar da rızıklanacaklardır."
Bu hadislerde verilen haberlerin tamamı gerçekleşmiştir.
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizî ve Nesefnin, Hz. Pey-gamber'in azadlısı Sefİne'den rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyu-rulmuştur:
"Halifelik benden sonra otuz senedir, sonra hükümdarlık olacaktır."
Başka bir rivayete göre ise Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Sonra Cenâb-ı Allah, mülkünü dilediğine verir." Bu hadislerde haber verilen şeyler tamamen gerçekleşmiştir. Çünkü Ebu Bekir (r.a.)'in hilafeti iki yıl üç ay yirmi gün, Ömer (r.a.)'in hilafeti on yıl altı ay dört gün, Osman (r.a.)'m hilafeti oniki yıldan oniki gün eksik, Ali b. Ebi Talib (r.a.)ın hilafeti dört yıl on ay devam etmiştir. Ben derim ki: Bunların hilafet sürelerinin toplamı, Hz. Ali'nin oğlu Hasan'm altı aylık hilafet süresiyle birlikte otuz yıl eder. Hz. Ali'nin oğlu Hasan, hilafetinin altına ayında hicri kırkma senede Muaviye lehine hilafetten feragat etmiştir. Bununla ilgili açıklama ileride gelecektir.
Yakub b. Süfyan, Abdurrahman b. Ebu Bekre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Peygamberlikten sonra gelen halifelik otuz yıl sürecektir. Sonra Allah, mülkünü dilediğine vercektir." Muaviye, "Mülke (hükümdarlığa) razı olduk." dedi. Bu hadiste, üç halifenin hilafetini inkar eden Rafizîlere açıkça reddiye vardır. Ayrıca Emevilerle onlara tabi olan Şamlılara da bu hadiste reddiye vardır. Çünkü onlar, Hz. Ali'nin halifeliğini inkar ediyorlardı.
Eğer Sefine'nin hadisiyle önceki sayfalarda geçen ve «Sahih-i Müs-lim»de yer alan: "Bu din, Kureyş'ten on iki halife gelinceye kadar ayakta duracaktır." mealindeki Cabir b. Semüre tarafından rivayet edilen hadisi uzlaştırmak nasıl mümkün olacaktır? diye sorulacak olursa, buna cevaben deriz ki:
İnsanlardan bazıları demişler ki: "İslâm dini, oniki halife gelinceye kadar ayakta duracaktır. Sonra Emeviler zamanında karışıklık meydana gelince diğer bazı insanlar da şöyle demişlerdir:
Bu hadiste, Kureyş'ten oniki adil halifenin geleceği müjdelenmiş-tir. Eğer bunlar peşpeşe olmasa bile aralıklı olarak geleceklerdir. Ancak peşpeşe halifeler, peygamberlikten sonra otuz yıl içinde gelmişlerdir. Bundan sonra Raşid halifeler gelmiştir ki, aralarında Ömer b. Abdüla-ziz b. Mervan b. Hakem el-Umevî (r.a.) vardır. Onun hilafetinin, adaletinin, Raşid halifelerden biri oluşunun gerçekliği hususunda birçok imam kesin ifadeler kullanmışlardır. Hatta imam Ahmed b. Hanbel (r.a.), şöyle demiştir:
"Tabiilerden Ömer b. Abdülaziz dışında hiç kimsenin sözü hüccet değildir."
Bazı insanlar, bu Raşid halifelerden biri olarak Mehdi b. Emrillah el-Abbasî'yi de saymışlar. Buna ahir zamanda geleceği müjdelenen Mehdi'yi de eklemişlerdir. Çünkü onun Ehl-i Beytten olduğunu, adının Muhammed b. Abdullah olduğunu kesin ifadelerle beyan etmişlerdir. Bu Mehdi, Samarra'daki yer altından çıkışı beklenen Mehdi değildir. Böyle biri asla mevcut değildir. Ancak Rafizîlerin cahilleri böyle birini beklemektedirler.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Hz. Aişe tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"istedim ki babam ve kardeşini çağrayım ey Aişe, onlar için bir yazı yazayım ki, hiç kimse dedikodu yapmasın veya hiçbir kuruntu sahibi temennide bulunmasın." Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra sözünü şöyle sürdürmüştü: "Allah ve mü'minler ancak Ebu Bekir'i kabul ederler."
Gerçek de böyle olmuştu. Cenâb-ı Allah, onu hilafete tayin etmiş, mü'minler de topluca ona bey'at etmişlerdi. Nitekim bu husus önceki bölümlerde anlatılmıştır.
«Sahih-i Buharî»de anlatıldığına göre kadının biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle demiştir:
- Ya Rasulallah, ne dersin, eğer gelir de seni bulamazsam ne yaparım?
Kadın, böyle demekle Peygamber Efendimiz'in vefat edeceğini ima etmişti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz» ona şöyle cevap vermişti:
- Eğer beni bulamazsan Ebu Bekir'e git.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, îbn Ömer ile Ebu Hüreyre tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Bir ara ben uyumaktaydım. Kendimi bir kuyu başında buldum. Oradan Allah'ın nasib ettiği kadarıyla su çektim. Sonra Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) o kuyudan bir veya iki kova su çekti. Onun çekişinde zayıflık vardı. Allah onu bağışlasın. Sonra Hattab'm oğlu kovayı eline aldı. O kova, onun elinde bir su dolabı gibi oldu. (Yani onunla çok su çekti.) İnsanlardan onun gibi işini sağlam yapan bir lider görmedim. Nihayet insanlar ondan sularını alıp içtiler ve istirahat yerlerine çekildiler. (Yani hilafeti uzun sürdüğü için ondan çok yararlandılar.)"
Şafiî (r.a.) dedi ki: "Peygamberlerin rüyası vahiydir." "Hz. Ebu Bekir'in su çekmesinde zayıflık vardı." sözünden kasıt, onun halifelik süresinin kısalığı ve vefatının acele olması, ayrıca mürtedlerle savaşmakla meşgul olduğu için Hz. Ömer kadar çok fetihler gerçekleştirememiş olmasıdır."
Ben derim ki: Bu hadiste Ebu Bekir ile Ömer'in insanlara halife olacaklarına işaret vardır ve hadiste verilen haber, tamamen gerçekleşmiştir.
Bu sebeple îmam Ahmed b. Hanbel, Tirmizî, îbn Mace ve Hibban, Hüzeyfe b. Yeman tarikiyle Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Benden sonraki iki kimseye, Ebu Bekir ile Ömer'e uyun."
Tirmizî, bunun hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Önceki sayfalarda Zührî tariki ile Ebu Zerr'in şöyle dediği rivayet edilmişti:
"Çakıl taneleri Rasûlullah (s.a.v.)'m elinde teşbih getirdiler. Sonra Ebu Bekir'in, sonra Ömer'in, sonra Osman'ın elinde teşbih getirdiler. Bundan sonra da Peygamber (s.a.v.):
- İşte peygamberlik hilafeti budur, dedi."
Sahih hadiste Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bir bahçeye girdi. Ayağını büyük bir zembilin içine sarkıttı. Ben de: "Bugün Rasûlullah (s.a.v.)'m kapıcısı olacağım." dedim. Kapının gerisinde oturdum. Adamın biri gelip:
- Kapıyı aç, dedi. Ben de:
- Sen kimsin? diye sordum. Adam:
- Ben Ebu Bekir'im, deyince Ebu Bekir'in geldiğini Rasûlullah (s.a.v.)'a haber verdim, o da:
- Kapıyı ona aç, onu Cennet'le müjdele, dedi. Sonra Ömer geldi. Ona da aym şekilde söyledi. Sonra Osman geldi. Rasûlullah, onun için şöyle dedi:
- içeri girmesine izin ver ve onu karşılaşacağı bir bela karşılığında Cennet'le müjdele.
Ben de kendisine içeri girmesi için izin verdim. O da yardımına başvurulacak olan Allah'tır, diyerek içeri girdi."
«Sahih-i Buharî»de, Enes'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûluîlah (s.a.v.) ile Ebu Bekir, Ömer ve Osman, Uhud dağına çıktılar. Dağ sarsılmaya başladı. Rasûlullah (s.a.v.), ayağıyla vurarak şöyle dedi:
- Yerinde dur. Çünkü senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid vardır."
Abdürrezzak, Sehl b. Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.), Ebu Bekir, Ömer ve Osman üzerinde iken Hira dağı sarsıldı. Peygamber (s.a.v.), ona şöyle dedi:
- Yerinde dur. Senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şe-hidden başka kimse yok."
Ma'mer dedi ki: Peygamber Efendimiz'in böyle bir sözü söylediğini Katade'den de işittim.
Müslim, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.); Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ah, Ebu Talha ve Zü-beyr ile birlikte Hira dağında idi. Kayalar harekete geçtiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: "Sakin ol, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve bir şehidden başkası yok."
Bu da peygamberlik delillerindendir. Çünkü ismi geçenlerin hepsi şehidlik mertebesine nail oldular. Rasûlullah (s.a.v.), mertebelerin en yücesi olan risalet ve nübüvvet mertebesini haiz oldu. Ebu Bekir de sıd-dıkiyyet makamlarının en yükseğine sahip oldu. Sahih hadiste sabit olduğuna göre Cennet'le müjdelenen on kişi şehidlik mertebesine ulaşmışlardır. Hatta Hudeybiye senesinde Bey'atü'rRıdvana katılan sahabelerin tamamı şehidlik mertebesine nail olmuşlardır ki, onlar 1400 kişi idiler. Bir rivayete göre 1300 , başka bir rivayete göre ise 1500 Mşi idiler. Hepsi de vefatlarına kadar doğruluk ve istikametten ayrılmadılar.
«Sahih-i Buharî»de sabit olduğuna göre Ukkaşe, Cennet'le müjde-lenmiştir. O da Yemame savaşında şehid düştü.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.y.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Ümmetimden 70.000 kişi hesapsız olarak Cennet'e girecektir.
Yüzleri dolunay gecesindeki ay gibi ışık saçacaktır." Ukkaşe, üzerindeki elbiseyi sürüyerek kalktı ve:
- Ya Rasulallah! Benim de onlardan biri olmam için Allah'a dua et, deyince Rasulallah (s.a.v.):
- Allah'ım! Ukkaşe'yi de onlardan biri kıl, dedi. sonra Ensâr'dan başka bir adam kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Beni de onlardan biri kılması için Allah'a dua et. Rasûlullah (s.a.v.):
- Ukkaşe, senden önce davrandı, diye cevap verdi. Bu hadis, müte-addid yollardan katiyyet ifade eden cümlelerle rivayet edilmiştir. Bunu Cennet'in evsafi babında da nakledeceğiz. Mürtedlerle savaş bahsinde de anlatacağımız gibi Ukkaşe b. Mihsan, Talha el-Esedî'yi öldürmüştür. Sonra Talha el-Esedî, iddia ettiği peygamberlikten vazgeçmiş, Allah'a yönelip tevbe etmiş, Ebu Bekir esSıddık'm yanına gelmiş, umre yapmış ve îslâmiyetini güzelce yaşamıştır."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Bir ara ben uyumaktaydım. Rüyada elime iki bilezik kondu. Onları parçaladım. Rüyada bana: "Onlara üfle." diye vahyedildi. Ben de üfle-dim; onlar uçtular. Bunları, ortaya çıkacak iki yalancı peygamber olarak tevil ettim; bunlardan biri San'a sahibi (Esved el-Ansî), diğeri de Ye-mame sahibi (Müseylemetü'l-Kezzab) dir."
Heyetler bahsinde de anlatıldığı gibi Peygamber (s.a.v.), kavmiyle birlikte yanma gelen Müseyleme'nin:
- Eğer Muhammed, kendisinden sonra beni veliahd ilan ederse ona tabi olurum, demesi üzerine karşısına dikilip durmuş ve şöyle buyurmuştu:
- Allah'a yemin ederim ki, (elimdeki şu dalı) istesen onu dahi sana vermem. Eğer arkanı dönüp gidersen Allah seni öldürür. Ben senin hakkında iyi şeyler görmüyorum."
Rasûlullah'm dediği gerçekleşmişti. Allah, Yemame gününde onu Öldürmüş, tahkir etmiş, şevketini kırıp mağlub etmişti. Nitekim Esved el-Ansî de San'a şehrinde öldürülmüştü. Bunu inşaallah ileride de açıklayacağız.
Beyhakî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Müseyîeme ile karşılaştı. Müseyleme, ona şöyle dedi:
- Sen, benim Allah elçisi olduğuma şahadet eder misin? Rasûlullah (s.a.v.):
- Ben Allah'a ve peygamberlerine iman ettim, diye karşılık verdi. Sonra da şöyle buyurdu:
- Doğrusu bu adam, kavminin helaki için hayatta bırakılmıştır."
Başka bir hadiste sabit olduğuna göre bu hadiseden sonra Müseyleme, Peygamber (s.a.v.)'e şöyle bir mektup yazmıştır:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Allah Rasûlü Müseyleme'den, Allah Rasûlü Muhammed'e. Selam sana...
İmdi ben, senden sonra bu işe (peygamberliğe) ortak oldum. Şehirler sana, obalar bana olsun. Ama Kureyşliler aşırı giden, haksızlık eden bir kavimdir."
Rasûlullah (s.a.v.) da ona şu cevabi mektubu yazdı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Allah Rasûlü Muhammed'den yalancı Müseyleme'ye.
Hidayete tabi olana selam olsun.
İmdi yeryüzü Allah'ındır. Onu kullarından dilediğine verir. İyi son da takva sahiplerinindir."
Cenâb-ı Allah, Muhammed ile ashabına iyi sonu nasib etti. Çünkü onlar, takva sahipleriydiler. Adaletli mü'minlerdiler. İyi son onların oldu. Onlara düşmanlık edenlerin değil.
Hz. Ebu Bekir es-Sıddık zamanında başgösteren irtidad olaylarına dair haberler çeşitli yollarla varid olmuştur. Hz. Ebu Bekir, mürtedlerle savaşmış, onların üzerine Muhammedi ordularla gitmiş, nihayet onlar bölük bölük Allah'ın dinine dönmüşlerdi. Acılaştıktan sonra iman suyu t a thl aşmıştı. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
"Ey inananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir." (ei-Mâide, 54.)
Ayet-i kerimede sözü edilen kimseler ile, Ebu Bekir ve arkadaşlarının kastedildiğini müfessirler söylemişlerdir.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Hz. Aişe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), kızı Fatıma'ya gizli birşeyler söylemiş ve Cebrail'in her sene Kur'ân'ı kendisine bir defa okuduğunu, ama o sene iki defa okuduğunu, bunun da kendi ecelinin yakınlaşmasından olduğunu bildirmiş, bunun üzerine Hz. Fatıma ağlamıştı. Sonra yine ona, gizli birşeyler söylemiş ve Fatıma'mn Cennet kadınlarının hanımefendisi olduğunu bildirmiş, ayrıca kendisinin vefatından sonra yanma ulaşacakların da ilkinin Fatıma olacağını beyan etmişti. Rasûlullah'm bu haber ve beyanları, olduğu gibi tahakkuk etmişti.
Beyhakî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m vefatından sonra Hz. Fatı-ma'nm ne kadar süreyle yaşadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimine göre Hz. Fatıma, Rasûlullah (s.a.v. )'m vefatından sonra iki ay yaşamış, kimine göre üç ay yaşamış, kimine göre sekiz ay yaşamış, kimine göre ise bir yıl yaşamıştır. Zührfnin, Hz. Aişe'den rivayetine göre Hz. Fatıma, Rasûlullah (s.a.v.)'ın vefatından sonra altı ay süreyle yaşamış ve ondan sonra vefat etmiştir.

