İmam Ahmed b. Hanbel, Hüseyn tariki ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ensâr'dan bir ailenin devesi vardı. Bu deveye binerlerdi. Bir gün bu deve onlara serkeşlik etti. Sırtına binmelerine müsaade etmedi. Sahipleri gelip durumu Rasûlullah'a şöyle anlattılar:
- Bir devemiz var. Ona biniyorduk, ama bugün bize serkeşlik ediyor, sırtına binmemize imkân vermiyor. Hurmalarımız ve ekinlerimiz susuzluktan kuruyor. Oraya gidemiyoruz. Rasûlullah (s.a.v.), ashabına "kalkın" dedi, onlar da kalktılar. Kendisi devenin bulunduğu bahçeye girdi. Deve, bahçenin bir kenarında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.v.), ona doğru gitti. Ensâr dedi ki:
- Ya Rasulallah, o kuduz köpek gibi kudurmuştur. Sana saldırmasından korkarız!
- Ondan bana zarar gelmez.
Deve, Rasûlullah (s.a.v.)'a baktı. Ona doğru gitti, sonunda huzuruna varıp secdeye kapandı. Rasûlullah (s.a.v.) da alnından tuttu. Deve o zamana kadar göstermediği bir yumuşaklığı gösterdi. Uysallaştı ve Rasûlullah onu işe soktu. Ashabı ona dediler ki:
- Ya Rasulallah, aklı olmayan şu hayvan sana secde ediyor. Oysa bizim sana secde etmemiz gerekir. - Bir beşerin başka bir beşere secde etmesi uygun olmaz. Eğer bir beşerin, başka bir beşere secde etmesi uygun olsaydı kadına, -üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı- kocasına secde etmesini emrederdim. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer erkeğin başından ayağına kadar vücudunun her taran yara olsaydı ve bu yaralardan irinler fişkırsaydı, sonra karısı gelip o irinleri yalasaydı, yine de hakkım ödeyemezdi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) ile bir yolculuktan dönüyorduk. Beni Neccar kabilesinin bahçelerine vardığımızda bir devenin bahçeye girmediğini ve sahipleri tarafından zorlandığını gördük. Sahipleri, durumu Ra-sûlullah'a anlattılar. O da bahçenin yanma geldi. Deveye seslendi, deve dudağını yere sürerek gelip Rasûlullah'm Önünde diz çöktü. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bana bir yular getirin, dedi. Getirilen yuları devenin boynuna taktı. Sonra da sahibine teslim etti. Arkasından insanlara dönüp şöyle buyurdu:
- Göklerle yer arasında -cinlerle insanların asileri dışında- benim Allah Rasûlü olduğumu bilmeyen hiçbir şey yoktur."
Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Birkaç kişi, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip ona şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, bizim bir devemiz var, serkeşlik edip kaçıyor ve bahçeye girmiyor!
Rasûlullah (s.a.v.), devenin yanma gelip:
- Buraya gel, dedi. Deve de başını eğip geldi. Rasûlullah, ona yular takıp sahibine teslim etti. Ebu Bekir es-Sıddık şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, sanki o, senin peygamber olduğunu biliyordu. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'in bu sözü üzerine şöyle buyurdu:
- Medine'nin iki ucu arasında cinlerle insanların kafirleri dışındaki herkes ve her şey, benim Allah'ın peygamberi olduğumu bilir."
Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ensâr'dan bir adamın iki damızlık devesi vardı. Develeri kudurmuşlardı. Onları bahçeye sokup üzerlerine kapıyı kapadı. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)'e gelip dua etmesini istedi. Rasûlullah (s.a.v.) da Ensâr'dan birkaç kişiyle beraber oturmaktaydı. Gelen adam şöyle dedi:
- Ey Allah'ın peygamberi! Sana bir iş için geldim. Benim iki damızlık devem var, ancak bunlar kudurdular. Bunları bir bahçeye soktum. Kapıyı da üzerlerine kapattım. Bunları bana itaat ettirmesi için Allah'a dua etmeni diliyorum.
Rasûlullah (s.a.v.), ashabına: "Bizimle gelin." dedi. Hep birlikte gittiler. Rasûlullah (s.a.v.), bahçe kapısına vardı. Kapıya: "Açıl" dedi. Adam da Rasûlullah (s.a.v.)'a bir zarar gelmesinden korktu, ama Rasûlullah (s.a.v.)'m buyruğu üzerine kapı açıldı. Damızlıklardan birinin kapıya yakın olduğu görüldü. Hayvancağız, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görünce ona secde etti. Rasûlullah (s.a.v.) da sahibine şöyle buyurdu:
- Birşey getir de başını bağlıyayım ve sana teslim edeyim. Adam bir yular getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), yuları hayvanın boynuna geçirip
sahibine teslim etti. Sonra bahçenin öbür tarafındaki diğer damızlığın yanma gitti. Hayvancağız, Rasûlullah'ı görünce secdeye kapandı. Rasûlullah, sahibine şöyle dedi:
- Birşey getir de hayvanın başını bağlıyayım.
Rasûluîlah (s.a.v.), adamın getirdiği iple hayvanın boynunu bağlayıp sahibine teslim etti ve:
- Haydi şunları götür. Artık sana isyan etmeyecekler, dedi. Ashab, bu durumu görünce, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, şu iki damızlık deve sana secde ettiler. Biz niye sana secde etmiyelim?
- Bir kimsenin, bir başkasına secde etmesini emretmem, eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim."
Bunun senedi de, metni de gariptir.
Ebu Muhammed Abdullah b. Hamid el-Fakih, Ahmed b. Hamdan kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte bir yere gittik. Bir bahçenin üst tara-findan geçerken bir deve gördük. Biz o tarafa yönelince deve başını kaldırdı. Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördü. Çenesini yere koydu (secde etti). Bunun üzerine sahabeler şöyle dediler:
- Şu hayvan sana secde ettiğine göre bizim de sana secde etmemiz gerekir.
- Sübhanallah! Allah'tan başkasına mı secde edeceksiniz? însa-nın, Allah'tan başkasına secde etmesi uygun olmaz. Eğer bir kimsenin, Allah'tan başka birşeye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim."
înaam Ahmed b. Hanbel, Yezid kanalı ile Abdullah b. Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bir gün beni bineğinin terkisine bindirdi. Bana gizlice birşey söyledi, onu asla kimseye bildirmeyeceğim. Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacette kendine en çok hurma ağaçlarım siper edinirdi. Bir gün Ensâr'dan birinin bahçesine girdi. Bir deveyle karşılaştı. Deve öfkeyle sesini yükseltti, gözleri yaşardı. Rasûluîlah (s.a.v.)'ı görünce inle-nıeye, gözleri de yaşarmaya başladı. Rasûlullah da başını sıvazladı, gözyaşlarını sildi. Hayvancağızın sesi kesildi.
- Bu devenin sahibi kimdir? diye sordu. Ensâr'dan bir delikanlı gelip şöyle dedi:
- Bu benimdir ya Rasulallah.
- Allah'ın sana verdiği bu hayvana eza etmekten korkmaz mısın? Bu hayvan kendisini aç bıraktığından ve hızlı yürüttüğünden şikayetçi oldu." dedi."
imam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Muhacir ve Ensâr'dan oluşan bir grup cemaatla beraberdi. O esnada bir deve gelip ona secde etti. Sahabeler dediler ki:
- Ya Rasulallah, hayvanlar ve ağaçlar sana secde ediyor. Bizim de sana secde etmemiz gerekir.
- Rabbinize ibadet edin. Kardeşinize (bana) de ikramda bulunun. Eğer bir kimsenin, bir başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim. Kocası, kadına sarı dağdan siyah dağa; siyah dağdan beyaz dağa intikal etmesini emredecek olursa, kadının bu emri yerine getirmesi gerekir."
tmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Seleme el-Huzaî kanalı ile Yala b. Si-yabe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir yolculukta Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdim. Def-i hacette bulunmak istedi, iki fidana emir verdi de bunlar bir araya gelip birleştiler (Rasûlullah için sütre oluşturdular), sonra onlara yine emir verdi, tekrar yerlerine döndüler. Öte yandan bir deve gelip çenesini yere koydu, sonra öfkeyle bağırdı. Çevresindekiler, onun gözyaşlanndan ıslandılar. Rasûlullah (s.a.v.), onlara şöyle sordu:
- Bu devenin ne söylediğini anlıyor musunuz? Bu, sahibinin kendisini boğazlamak istediğini söylüyor.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), sahibine haber göndererek yanına çağırttı ve ona şöyle dedi:
- Şu deveyi bana hibe eder misin?
- Ya Rasulallah, benim bundan daha çok sevdiğim bir malım yok.
- Öyleyse buna iyi davran.
- Rasûlullah'm bana kıymetini bildirdiği bir mala mutlaka ikramda bulunacağım.
Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), sahibinin azab çekmekte olduğu bir mezara geldi ve:
- Bu adam, büyük bir günahtan değil, küçük bir günahtan dolayı azab çekiyor, dedi. Bir hurma dalının getirilmesini emretti. Getirilen hurma dalını mezarın üzerine dikip şöyle dedi:
- Umarım ki, bu hurma dalı kurumadığı sürece mezardaki adamın azabı hafifletilecektir."1
İmam Ahmed b. Hanbel, Ya'lâ b. Mürre es-Sakaffnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah'tan üç şey gördüm: Bir ara kendisiyle birlikte yolda yürümekteyken üzerine yük yüklenmiş bir deve önümüzden geçti. Deve, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görünce öfkeyle bağırdı ve çenesini yere vurdu. Peygamber (s.a.v.), devenin yanma gidip durdu ve:
- Şu devenin sahibi nerede? diye sordu. Sahibi geldi. Rasûlullah, ona şöyle dedi:
- Şu deveyi bana sat.
- Hayır, sana hibe edeyim.
- Hayır, bana sat.
- Hayır, sana hibe edeyim. Çünkü bu, bundan başka geçim vasıtaları olmayan bir ailenin malıdır.
- Sen böyle diyorsun, fakat bu da kendisini çok çalıştırdığınızdan ve az yem verdiğinizden şikayetçi oldu. Buna iyi davranın.
Sonra yolumuza devam ettik. Bir menzile varıp konakladık. Rasûlullah (s.a.v.) orada uyudu. Kendisi uykuda iken bir ağaç, yeri yararak yanına geldi, üzerine eğildi. Sonra tekrar yerine döndü. Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca, bu durumu kendisine anlattım. O da şöyle buyurdu:
- O ağaç, Rasûlullah'a selam vermek için yüce Rabbinden izin istedi. Rabbi de ona izin verdi.
Sonra yolumuza devam ettik. Bir su başına vardık. Bir kadın, deli oğlunu o suya getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), çocuğun burnundan tutup şöyle dedi:
- Çık, çünkü ben Allah Rasûlü Muhammed'im.
Sonra yolumuza devam edip gittik. Sefer dönüşümüzde yine o su başına uğradığımızda o kadının bir koyun ve biraz süt getirdiğini gördüm. Rasûlullah, koyunu geri götürmesini söyledi. Sütü aldı. Sahabelere, içmelerini söyledi. Onlar da sütü içtiler. Sonra kadına, çocuğunun durumunu sordu. O da şöyle dedi:
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, senin o duayı yapışından sonra çocukta şüphelenecek bir durum görmedik."
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Nümeyr kanalı ile Ya'lâ b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'da üç şey gördüm ki, bunları benden önce kimse görmediği gibi benden sonra da kimse görmemiştir:
Rasûlullah'la beraber bir yolculuğa çıkmıştım. Yolda iken yanında çocuğu duran bir kadının yanından geçtik. Kadın dedi ki:
- Ya Rasulallah! Şu çocuk bir belaya uğradı. Biz de onunla belaya düşmüşüz. Günde bilmem kaç kez bayılıyor.
- Onu bana ver.
Kadın, çocuğu Rasûlullah'a verdi. Rasûlullah, onu kendisiyle bineği arasında durdurdu. Sonra üzerine eğilip üç kez üfledi ve şöyle dedi: "Bismillah. Ben Allah'ın kuluyum, ey Allah'ın düşmanı çık." Böyle dua ettikten sonra çocuğu anasına verdi ve şöyle buyurdu:
- Dönüşümüzde tekrar şu yerde bizi bekle ve çocuğun durumunu bize haber ver.
Yolumuza devam ettik. Sefer dönüşümüzde kadını yine o yerde gördük. Yanında üç koyun vardı. Rasûlullah ona sordu:
- Çocuğun nasıl?
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, şu ana kadar onda herhangi bir fenalık görmedik. Şu koyunları al götür.
Rasûlullah bana:.
- în de şunlardan birini al, diğerini geri ver, dedi. Bir gün de çöle çıktık. Rasûlullah bana dedi ki:
- Bak hele, beni örtecek bir sütre bulabilecek misin?
- Seni örtecek sadece bir ağaç görüyorum, ama onun da sana sütre olarak yeterli olacağını sanmıyorum,
- O ağacın yakınında ne var?
- Yine onun gibi bir ağaç var.
- Git o ağaçlara de ki: Rasûlullah (s.a.v.), size Allah'ın izniyle bir araya gelmenizi emrediyor.
Gidip ağaçlara emri tebliğ ettim, ikisi bir araya geldi. Rasûlullah (s.a.v.) da onların dalları arasına girerek def-i hacette bulundu. Sonra dönüp şöyle dedi:
- Git onlara de ki: Rasûlullah (s.a.v.), yerlerinize dönmenizi emrediyor.
Ben de gidip emri onlara ulaştırdım ve her biri kendi yerine döndü.
Yine bir gün Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturuyorken necib bir deve geldi. Çenesini yere vurup gözlerinden yaşlar akıttı. Bunun üzerine Rasûlullah, bana şöyle dedi:
- Bak hele, bu kimin devesiymiş, öğren. Bu hayvanın başında bir-şeyler var!
Ben de çıkıp devenin sahibini araştırdım. Ensâr'dan bir adamın olduğunu tesbit ettim. Onu çağırdım. Adam, Rasûlullah'm yanına gelince, Rasûlullah, ona şöyle dedi:
- Seninle şu deve arasında ne var? Devenin başına neler gelmiş?
- Vallahi başına neler geldiğini bilmiyorum. Biz onu çalıştırdık. Üzerine eşyamızı yükledik. Onunla suyumuzu taşıdık. Artık su taşıyamaz olunca da dün onu kesmeye karar verdik. Kesip etini paylaşacağız.
- Böyle yapma, onu bana hibe et veya sat.
- Senin olsun ya Rasulallah.
Rasûlullah, deveyi zekat damgasıyla damgaladı. Sonra zekatlık develer araşma saldı."
tmam Ahmed b. Hanbel, Yala b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kadının biri, cin çarpmış oğlunu Peygamber (s.a.v.)'in yanına getirdi. Peygamber (s.a.v.) de:
- Çık ey Allah'ın düşmanı, ben Allah'ın Rasûlüyüm, dedi. Bu dua üzerine çocuk iyileşti. Annesi de Rasûlullah (s.a.v.)'a iki koç, biraz çökelek ve biraz da yağ hediye etti. Rasûlullah (s.a.v.):
Çökeleği, yağı ve koçlardan birini aldı, diğerini geri verdi." imam Ahmed b. Hanbel, Yala b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet etti:
"Öyle sanıyorum ki, insanlardan hiçbiri benim Rasûlullah'ta gördüğüm şeyleri görmemiştir." Ya'lâ böyle dedikten sonra cin çarpmış çocuğu, Rasûlullah'a dulda olmak için birleşen İM hurma ağacım ve derdini gelip şikayet eden devenin durumunu anlattı." Rasûlullah'ın, deve sahibine şöyle dediğini de nakletti:
- Devenin nesi var, seni şikayet ediyor? Yaşlanıncaya kadar kendisine yük yüklediğini, yaşlandıktan sonra da onü kesmek istediğini söylüyor.
- Doğru söyledin, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben böyle yapmak istemiştim. Ama seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, artık onu kesmeyeceğim."
Beyhakî, Ya'lâ b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah'ta üç şey gördüm ki, bunları benden önce hiç kimse görmüş değildir:
Onunla birlikte Mekke'nin bir sokağında yürümekteydim. Yanında cin çarpmış çocuğu bulunan bir kadının yanından geçti. O çocuk kadar şiddetli derecede cin çarpmış birini görmemiştim. Kadın dedi ki:
- Ya Rasulallah, oğlumun durumunu görüyorsun.
- İstersen onun için dua edeyim.
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra, o çocuk için dua etti. Sonra yoluna devam etti. Sahibinden kaçan ve böğürerek çenesini yere vuran bir deve gördü. Şöyle dedi:
- Şu devenin sahibini bulup bana getirin. Devenin sahibi getirilince, ona şöyle dedi:
- Deven diyor ki: Ben, sahiplerimin yanında doğurdum. Beni çalıştırdılar. Yaşlanınca da beni boğazlamak istiyorlar.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), yoluna devam etti. Birbirinden ayrı iki ağaç gördü. Bana dedi ki:
- Git, şu ağaçlara de ki, benim için bir araya gelip dulda olsunlar. Ben de gidip Rasûlullah'ın emrini onlara tebliğ ettim. Ağaçların ikisi bir araya gelip birleştiler ve dulda oldular. Rasûlullah (s.a.v.) da onların duldasına geçip def-i hacette bulundu. Sonra yoluna devam etti. Dönüşte o hasta çocuğun yanından geçerken, çocuğun diğerleriyle beraber oynamakta olduğunu, hastalığının geçmiş olduğunu gördü. Annesi de birkaç koyun hazırlamıştı. İkisini Rasûlullah'a hediye edip şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Çocuğumda cin çarpma eseri hiçbir şey kalmadı.
- Cinlerle insanların kafirleri (veya fasıkları) dışında herşey, benim Allah Rasûlü olduğumu bilir."
Hafız el-Beyhakî, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah'la beraber bir yolculuğa çıktım. O, def-i hacete gitmek istediği zaman uzaklaşırdı. Kimse onu göremezdi. Çölde bir menzile varıp mola verdik. Orada ne bir işaret, ne de bir ağaç vardı. Bana dedi ki:
- Ey Cabir, ibriği al, benimle gel.
Ben de ibriği doldurdum. Yürümeye başladık. Kimse tarafindan görülmeyecek kadar uzaklaştık. Orada iki ağaç gördük, aralarında birkaç ziralık mesafe vardı. Rasûlullah bana dedi ki:
- Ey Cabir, git şu ağaca de ki: Rasûlullah (s.a.v.), diğer ağaçla bir araya gelip birleşmeni emrediyor ki, duldanıza girip def-i hacette bulunsun.
Ben de gidip söyledim, geri döndüm. Ağaç da diğeriyle bir araya gelip birleşti. Rasûlullah da ağaçların duldasına girip def-i hacette bulundu. Sonra dönüp bineklerimize bindik. Yola çıktık. Başlarımızın üzerinde sanki kuş vardı. Gölgelendik. Yolda bir kadınla karşılaştık, durumunu Rasûlullah'a arzedip şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Şu oğlumu günde üç kez şeytan yakalıyor ve hiç bırakmıyor.
Rasûlullah durdu. Kadın, çocuğunu ona verdi. Çocuğu kendisiyle bineğinin baş kısmı arasına koydu ve:
- Defol, ey Allah'ın düşmanı! Ben Allah'ın Rasûlüyüm, dedi. Bu sözünü üç kez tekrarladı, sonra çocuğu annesine geri verdi. Sefer dönüşümüzde aynı su başına geldiğimizde o kadınla karşılaştık. Önünde, gütmekte olduğu iki koç vardı. Çocuğu da sırtına almıştı, Rasûlullah'a şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, hediyemi kabul buyur. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, o günden bu yana çocuğuma o kötü hal geri gelmedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Koçlardan birini alın, diğerini geri verin, dedi.
Sonra yolumuza devam ettik. Rasûlullah aramızda idi. O esnada ürkmüş bir deve geldi. İki saf arasına girince, secdeye kapandı. Rasûlullah (s.a.v.):
- Ey insanlar! Şu devenin sahibi kim? diye sordu. Ensâr'dan bir kaç genç:
- O bizimdir ya Rasulallah, diye cevap verdiler. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bu devenin nesi var? diye sorunca, şöyle cevap verdiler:
- Yirmi seneden beri ona yük yüklüyorduk. Yaşlanınca, vücudu yağ bağladı. Onu kesmek istedik ki, etini ve yağını çocuklarımıza paylaştıralım.
- Onu bana satar mısınız?
- O senin olsun ya Rasulallah.
- Eceli gelinceye dek ona iyi davranın.
- Ya Rasulallah, hayvanlar sana secde ettiklerine göre bizim de sana secde etmemiz gerekir.
- Bir insanın, başka bir insana secde etmesi uygun olmaz. Eğer böyle birşey söz konusu olsaydı, kadınların kocalarına secde etmeleri gerekirdi."
Bu, sağlam bir seneddir, ricali de sikadır (mutemeddir). Ebu Davud ile Ibn Mace, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacete giderken uzaklaşırdı." Beyhakî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.), Mekke'ye giderken yolda def-i hacete çıktı. O kadar uzaklaştı ki, hiç kimse onu göremiyordu. Sütre yapmak için birşey bulamadı, iki ağaç gördü..." Ravi, burada o iki ağacın kıssası ile devenin kıssasını Cabir'in hadisine benzer bir şekilde nakleder.
Beyhakî, Üsame b. Zeyd'den, Yala b. Mürre ile Cabir b. Abdullah'ın hadislerindeM ifadelere benzer uzun bir hadisi nakletmiştir. Bu hadiste, düşüp bayılan çocuğun kıssası ile anasının Rasulallah'a kızartılmış bir koyun getirmesi olayı anlatılmaktadır. Ravi diyor ki:
"Koyunun etini yemeye başlayan Rasûlullah (s.a.v.), bana:
- Paçayı bana ver, dedi. Ben de ona paçayı verdim. (Onu yedikten sonra):
- Bana paçayı ver, dedi. Ben de:
- Koyunun iki ön ayağından başka ön ayağı var mı ki? diye karşılık verdim. O da şöyle buyurdu:
- Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim İd, eğer sussay-dın istediğim sürece sen bana paça verecektin."
Bundan sonra ravi, hurma ağaçlarınm bir araya gelip Rasûlullah'a sütre oluşturduklarını ve bu ağaçlarla birlikte taşların peş peşe atıhrca-sına oraya intikal ettiklerini anlatmıştır. Ancak bu anlatımında deve kıssası yoktur. Bu sebeple o kıssayı lafız ve senediyle nakletmemiştir. Yardımına müracaat edilecek olan zat, yüce Allah'tır.
Hanz îbn Asakir, Gaylan b. Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber bir sefere çıktık. Hayret verici durumlar gördük."
Ravi burada, o iki ağacın kıssasını ve Rasûlullah'ın def-i hacet esnasında onların duldasına girişini, bayılan çocuğun kıssasını ve Rasûlullah'ın ona: "Bismillah. Ben Allah Rasûlüyüm, ey Allah düşmanı çık." deyişim, bu dua üzerine çocuğun iyileştiğini anlatmakta, sonra da ürken iki devenin kıssasını, onların Rasûlullah'a secde edişlerini de nakletmektedir. Belki bu başka bir kıssadır. Doğrusunu Allah bilir.
Önceki sayfalarda, Cabir'in hadisini ve onun yorgun düşmüş devesinin kıssasını anlatmıştık. Bu hadise, onların Tebük gazvesi dönüşünde cereyan etmişti. Devesi, kervanın arka tarafinda kalıp gerilemişti. Peygamber (s.a.v.) ona yetişip dua etmiş, vurmuş, sonra da o deve daha önce misli görülmemiş bir şekilde hızla yürümeye başlamış ve bütün kervanın önüne geçmişti.' Peygamber (s.a.v.)'in o deveyi Cabir'den satın aldığını da söylemiştik. Ancak bedeli hususunda raviler arasında çok ihtilaf vardır. Ancak bedelinin farklılığına dair muhtelif rivayetler, kıssanın aslına zarar vermemektedir. Nitekim bunu daha önce de açıklamıştık. Önceki sayfalarda da geçtiği gibi Peygamber (s.a.v.), Medine'de insanların bir ses duymaları üzerine Ebu Talha'nın atma binmişti. O at daha önceleri çok ağır yürürdü. Diğer atlılar da sesin duyulduğu tarafa gitmişler. Rasûlullah (s.a.v.)'m ise geri gelmekte olduğunu görmüşlerdi. O, durumu keşfettikten sonra dönmüştü ve kayda değer birşeye rastlamamıştı. Kılıcını kuşanarak eğersiz bir şekilde o ata binmişti. Dönüşünde halka: - Korkmayın, paniğe kapılmayın, hiçbir şeye rastlamadık, demişti.
O at, o geceden önceleri çok ağır yürürdü, ondan sonra artık hiçbir at onu geçemiyor, kendisi de yürürken toz çıkarmıyordu. Bütün bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m bereketiyle olmuştu.

