El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Peygamberin Kendi Hayatında Ve Ölümünden Sonra Gelecekle İlgili Olarak Verdiği Haberler

Bu, büyük bir babdır. Bu konudaki herşeyi burada saymak imkansızdır. Çünkü konuyla ilgili ayet ve hadisler çoktur. Biz ancak bunların bir kısmına işaret edeceğiz. Bu hususta da Allah'ın yardımına başvuracak ve O'na …

Bu, büyük bir babdır. Bu konudaki herşeyi burada saymak imkansızdır. Çünkü konuyla ilgili ayet ve hadisler çoktur. Biz ancak bunların bir kısmına işaret edeceğiz. Bu hususta da Allah'ın yardımına başvuracak ve O'na tevekkül edip dayanacağız. Üstünlük ve hikmet sahibi olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Ancak O'nun kuvvetiyle iyilik yapar ve yine O'nun gücüyle kötülüklerden uzak durabiliriz. Evet, bu konuyla ilgili delilleri Kur'ân ve hadislerden alacağız. Kur'ân'daki delillere gelince, yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Allah, içinizden hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir." (el-Müzzemmil, 20.)

Bilindiği gibi cihad, ancak hicretten sonra Medine'de meşru kılınmıştır. Mekkî bir sûre olan elKamer sûresinde de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey Muhammed! Yoksa: "Biz öc alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar? Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edeceklerdir." (el-Kamer, 44-45.)

Bu haber, Bedir gününde gerçekleşmiştir. Rasûlullah (s.a.v.), gölgeliğinin altından dışarı çıkarken bu ayeti okumuş ve müşrik ordusuna bir avuç çakıl fırlatmıştı. Böylece ilahi yardım ve zafer gelmişti. Bu da mezkur ayetin tahakkuku idi. Bir başka sûrede de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ebu Leheb'in elleri kurusun, kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaşlanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır." (Leheb, 1-5.)

Yüce Allah, bu sûre-i celilede Rasûlullah'm amcası ve Ebu Leheb lakabıyla tanınan Abdü'1-Uzza b. Abdülmuttalib'in, karısıyla birlikte Cehennem ateşine gireceğini haber vermiştir.

Cenâb-ı Allah, bu karı kocanın müşrik olarak öleceklerini ve Müslüman olmayacaklarını ezelde takdir buyurmuştur. Bunların, zahiren dahi Müslüman olmayacaklarını takdir etmiştir. Bu da nübüvvetin gözler kamaştıran açık delillerinden biridir. Yüce Allah, başka bir ayet-i celilede şöyle buyurmuştur:

"De ki: "İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kur'ân'm

bir benzerini ortaya kovmak için bir araya gelseler, and olsun M, yine de benzerini ortaya koyamazlar." (ei-lsrâ, 88.)

Cenâb-ı Allah, el-Bakara sûresinde de şöyle buyurmuştur: "Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. Yapamazsanız -ki yapamıyacaksınız- o takdirde inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının." (el-Bakara, 2324.)

Cenâb-ı Allah, bütün yaratıkların bir araya gelseler, birbirlerine destek verip yardımcı olsalar da bu Kur'ân'm fesahati, belagatı, halave-tij ahkamının sağlamlığı, helal ve haramının açıklığı ve diğer i'câz

ve-cihleri

bakımından

bir

benzerini

getirmeye

çalışsalar

da

bunun

üstesinden gelemiyeceklerini, buna güç yetiremiyeceklerini, Kur'ân'm tamamının benzerini, on sûresinin benzerini, hatta bir sûresinin benzerini dahi ortaya koyamıyacaklarını haber veriyor ve bunu asla yapamıya-caklarını bildiriyor. Bunu kesin bir dille meydan okuyarak kafi bir haberle açıklıyor ki, bunu da ancak verdiği habere güvenen bir kimse açıklayabilir. O, insanların söylediklerinden haberdardır. Hiç kimsenin Kur'ân'a meydan okuyamıyacağım katiyyetle biliyor ve böyle bir kitabın yüce Rab tarafından başka bir yerden getirilemiyeceğine de inanıyor. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan Öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini, temelli yerleştireceğine, korkularım güvene çevireceğine dair

SÖZ vermiştir." (en-Nûr, 55.)

Bütün bunlar, tam tamına gerçekleşmiştir. Cenâb-ı Allah, bu dini yeryüzüne yerleştirip güçlendirmiş, yüceltmiş ve diğer ufuklara yaymıştır. Hükmünü geçerli kılmıştır. Selef ulemasından bir çoğu ise, bu ayet-i celileyi Ebu Bekir es-Sıddîk'm halifeliği şeklinde tefsir etmişlerdir. Ancak Ebu Bekir'in halifeliğinin bu ayetle ilgili olduğunda da şüphe yoktur. Fakat bu ayet, sadece onunla ilgili değildir. Aksine diğer konuları içerdiği gibi Ebu Bekir'in halifeliğini de içerir. Nitekim sahih hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Kayser ölünce ondan sonra başka bir kayser gelmeyecektir. Kisra ölünce ondan sonra başka bir kisra gelmeyecektir. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, siz Kayser'le Kisra'mn hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız."

Bu hadiste haber verilen hususlar Ebu Bekir, Ömer ve Osman zamanında gerçekleşmiştir. Allah onlardan razı olsun ve onları hoşnut kılsın.

Yüce Allah, bir ayet-i celilede şöyle buyuruyor:

"Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılinak üzere, peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır." (et-Tevbe, 33.)

Bu din, yeryüzünün doğularında ve batılarında, işte böylece yerleşip yaygın hale geldi. Güçlenip diğer.dinlere üstün oldu. Sahabeler zamanında ve onlardan sonraki devirlerde de İslâm kelimesi yüceldi. Diğer beldeler ona boyun eğdiler. Sair iklimlerde yaşayan bütün halklar ona itaat ettiler. Her sınıftan insanlar mü'min olsun, barışçı veya muha-rib olsun ona itaat ettiler. İnsanların bir kısmı mü'min olup dine girdi. Bir kısmı barış yapıp mal verdi ve boyun eğdi. Bir kısmı da savaştı, islâm'ın satveti karşısında korkuyla yaşadı.

Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Cenâb-ı Allah, yeryüzünün doğularım ve batılarını benim için dürdü ve ümmetimin hakimiyeti benim için dürülen o yerlere kadar varacaktır."

Bir ayet-i kerimede de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey Muhammedi Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "Güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar Müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksınız." (el-Fetih, 16.)

Sözü edilen bu kimseler Hevazinliler de olsalar, Müseyleme'nin arkadaşları da olsalar, Bizanslılar da olsalar netice değişmez. Çünkü ayette sözü edilen hadise gerçekleşmiştir. Yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

"Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vaad etmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir. Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah'ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah her şeye Kadir olandır." (el-Fetih, 20-21.)

Fethedilen yer, ister Hayber olsun ister Mekke olsun, neticede fethedilmiş ve vaad edildiği gibi tastamam ele geçirilmiştir.

Bir başka ayet-i kerimede de yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

"And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse güven içinde, başlarınızı traş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir." (ei-Petih, 27.)

Bu vaad, hicretin altıncı senesi olan Hudeybiye senesinde gerçekleşti ve zafer tahakkuku da bir sene sonra hicretin yedinci senesi olan Umretü'1-Kazâ senesinde görüldü. Nitekim bu hadisi, daha önce uzun uzadıya nakletmiştik. O hadiste, Hz. Ömer'in Rasûlullah'a şöyle dediğini nakletmiştik:

- Ya Rasulallah, Beyt'e gelip tavaf edeceğimizi sen bize haber vermiyor muydun?

- Evet, ama Beyt'e bu sene gelip tavaf edeceğimizi mi söylemiştim?

- Hayır.

- îşte sen Beyt'e gelecek ve onu tavaf edeceksin. Bir ayet-i kerimede yüce Allah, şöyle buyuruyor: "Allah, bu iki taifeden birini size vaad etmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz." (ei-Enfâi, 7.)

Bu vaad, Bedir vak'asmda olmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), Kureyş kervanını yakalamak için Medine'den çıktığında onun çıkışı Kureyş kervanına bildirilmişti. Onlar da kervanlarını korumak için 1000 kadar savaşçıyla yola çıktılar. Yola çıktıklarım Rasûlullah ile ashabı duyunca Cenâb-ı Allah, kendilerine zafer nasib edeceğini Rasûlullah'a vaad etmişti. Sahabelerin çoğu, kervanı ele geçirmeyi arzulamışlardı. Çünkü kervandaki adamların sayısı az olduğu gibi malları da çoktu. Kureyşli-lerle karşılaşmak istememişlerdi. Çünkü onların sayıları ve teçhizatları çoktu. Cenâb-ı Allah zaferi, Kureyşlileri yakalayarak gerçekleştirmeyi tercih etmişti. Müslümanlara gücünü, kuvvetini vermişti ki, bu güç ve kuvvete karşı hiç kimse duramayacaktı. Böylece Müslümanlar, Kureyşlilerin yetmiş kadar savaşçısını öldürmüş, yetmiş kadarını da esir almışlardı. Bu esirler de kendilerini kurtarmak için fidye olarak bol miktarda mal vermişlerdi. Böylece Cenâb-ı Allah, Müslümanlara, dünya ve ahiretin hayrını bir arada vermişti. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

"Allah, sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek İstiyordu," (el-Enfâl, 7.)

Bununla ilgili açıklama, Bedir gazvesi bahsinde verilmişti.

Yüce Allah, konuyla ilgili olarak başka bir ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur:

"Ey Peygamber! Elinizde bulunan esirlere, "Allah kalplerinizde bir iyilik bulursa, size sizden almanın daha hayırlısını verir, sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, merhamet edendir." de." (el-Enfâl, 70.)

Ayet-i kerimede söylenenler gerçekleşmiştir. Yüce Allah, esirlerden Müslüman olanları dünya ve ahiretin hayrını vererek mükafatlandırmıştı.

Yine bu meyanda Buharî, şöyle bir rivayette bulunmuştur:

"Abbas (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:

- Ya Rasulallah, bana biraz mal ver. Çünkü ben kendimin ve Ukayl'm fidyesini verdim.

- Al bakalım.

Bunun üzerine Abbas (r.a.), eteğine o kadar mal koydu ki, kaldıramadı. Sonra bir kısmını eteğinden çıkarıp yere bıraktı. Nihayet kalan kısmı omuzuna alıp taşıyabildi ve alıp götürdü. Bunu ilgili bölümde genişçe anlatmıştık. Bu da mezkur ayet-i kerimenin tasdiki ve doğrulanışıdır. Yüce Allah buyuruyor ki:

"Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah, dilerse sizi bol nime-tiyle zenginleştirecektir?" (etTevbe, 28.)

Bu ayette anlatılanlar gerçekleşmiştir. Cenâb-ı Allah, Müslümanlara, müşrik hacıların mallarını bedel olarak vermişti, çünkü Ehl-i Kitapla savaşmaları durumunda onlardan elde edecekleri ganimetleri kendileri için meşru kılmıştı. Ehl-i Kitap üzerine cizye vurmuş, onların kafir olarak öldürülenlerinin mallarını Müslümanlara ganimet olarak verdirmişti. Nitekim Rum ve Fars Mecusilerinden olan Şam kafirleri ile Irak ve diğer memleketlerin kafirleri için de bu durum tahakkuk etmişti. İslâmiyet, oraların şehirlerine ve çöllerine hakim olmuştu. Bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

"Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır." (et-Tevbe, 33.)

"Döndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü pistirler." (et-Tevbe, 95.)

Rasûlullah (s.a.v.), Tebük gazvesi dönüşünde münafıklardan bir grup ondan geride kalmışlardı. Savaşa katılmamışlardı. Geri kalmada da mazur oldukları hususunda Allah adını vererek yemin etmeye başlamışlardı, ama yalan yere yemin etmişlerdi. Bunun üzerine Allah, rasûlüne, onları kendi zahir halleri ile bırakmasını, iç durumlarını araştırıp da insanlar nezdinde onları rezil etmemesini emretmişti.

Cenâb-ı Allah, onlardan on dört kişinin durumunu sahabelerden bir kısmına bildirmişti. Nitekim bunu Tebük gazvesi bahsinde anlatmıştık. Onları tanıyanlardan biri de Hüzeyfe b. Yeman idi. Onları Hü-zeyfe'ye Rasûlullah tanıtmıştı. Yüce Allah, bir ayet-i kerimede bu konuya şöyle değinmektedir:

"Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi." (cl-Isra, 76.)

Bu ayet-i kerimede anlatılan hususlar da gerçekleşmiştir. Müşrikler, onu hapsetmek veya öldürmek veya aralarından çıkarıp sürgün etmek hususunda müşavere yapmışlar, sonra da onu öldürmeye karar vermişlerdi. İşte o esnada yüce Allah, rasûlüne, müşriklerin arasından çıkıp hicret etmesini emretmişti. Bunun üzerine Rasûlullah da Ebu Bekir es-Sıddık ile birlikte hicret yolculuğuna çıkmıştı. Sevr mağarasında üç gün sureyle gizlenmişler, sonra yine çıkıp yollarına devam etmişlerdi. Şu ayet-i kerimeden kastedilen mana da budur:

"Muhammed'e yardım etmezseniz, bilin ki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşı Ebu Bekir'e: "Üzülme, Allah bizimledir." diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, Hakîm'dir." (et-Tevbe, 40.)

"înkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek veya sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir." (elEnfâl, 30.)

Bu sebeple yüce Allah, şöyle buyurmuştu:

"O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi." (el-Isrâ, 76.)

Bu ayet-i kerimede haber verilen husus, olduğu gibi gerçekleşmiştir. Rasûlullah'ı hapsetmek veya öldürmek ya da sürgün etmek hususunda birbirleriyle müşavere yapan müşrikler, onun hicretinden sonra Mekke'de pek fazla kalmamışlardı. Mübarek ayağı Medine'ye basar basmaz Muhacirlerle Ensâr ona tabi olunca Bedir gazvesi yapılmış; o komplocu müşrikler öldürülmüş, kafaları kırılmıştı. Hz. Peygamber (s'a.v.), yüce Allah'ın kendisine haber vermesi ile bunu önceden biliyordu. Bu sebeple Sa'd b. Muaz, Ümeyye b. Halefe şöyle demişti:

- Doğrusu ben, Muhammed'in seni öldüreceğini anlattığını işittim.

- Sen mi işittin?

- Evet.

- Vallahi, o hiç yalan söylemez.

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Peygamber (s.a.v.), Bedir gazvesi yapılmadan önce müşriklerin nerede öldürüleceklerini ve ce-sedlerinin nereye düşeceğini haber vermişti ve müşrikler onun işaret ettiği yerlere düşüp ölmüşlerdi. Allah'ın salat ü selamı rasulünün üzerine olsun.

Bir ayet-i kerimede yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

"Elif, Lâm, Mîm. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler, onlar bu yenilgilerinden sonra üç ile dokuz yıl arasında galip geleceklerdir. îş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O, güçlüdür, merhametlidir.

Bu, Allah'ın va'di; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler." (cr-Rûm, 1-6.)

Bu ayet-i kerimede haber verilen durum da olduğu gibi gerçekleşmiştir. Şöyle ki: Farslar, Bizanslıları yendiklerinde müşrikler sevinmişler, ama mü'minler üzülmüşlerdi. Çünkü Hristiyanlar, Mecusilere nisbetle Müslümanlara daha yakın idiler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Bizanslıların, bu yenilgiden yedi sene sonra Farsları mağlub edeceklerini rasûlüne haber verdi. Ebu Bekir es-Sıddık da, müşriklerin başlarıyla bu konuda karşılıklı bahis yapmıştı. Meşhur olan bu karşılıklı bahsi tefsirimizde açıklamıştık. Durum, Kur'ân'ın haber verdiği şekilde tahakkuk etmiş; Bizanslılar mağlubiyetlerinden sonra Farshları büyük bir yenilgiye uğratmışlar ve galip olmuşlardı. Bu olayla ilgili kıssayi burada anlatmak uzun zaman alacak ve büyük bir yer tutacaktır. Biz bunu tefsirimizde yeterince açıkladık. Hamd ve minnet Allah'adır.

Yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

"O'nun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?" (ei-Fussüet, 53.) Bu ayet-i kerimede de haber verilen hususlar, tamamen gerçekleşmiştir. Cenâb-ı Allah, mucize ve delillerini, beşerin nefsinde ve ufuklarda izhar etmiştir. Peygamberliğe düşman olan insanlar, bu deliller karşısında âciz kalmışlardır. Şeriata muhalif olup da hakkı yalanlayan ki-tab ehli kimselerle Mecusi ve müşrikler de bu mucizelerle deliller karşısında susmuşlardır. Yine bu delil ve mucizeler karşısında basiret ve akıl sahibi kimseler, Hz. Muhammed'in, Allah'ın gerçek rasûlü olduğunu anlamışlardır. Onun, Allah katından getirdiği vahyin doğru ve gerçek olduğuna inanmışlardır. Yüce Allah, bu delil ve mucizeleriyle düşmanlarının kalplerine korku ve heybet bırakmıştır. Nitekim Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir hadiste Cenâb-ı Peygamber, şöyle buyurmuştur:

"Bir aylık mesafede düşmanlarımın kalplerine korku bırakılmasıyla bana yardım edilmiştir." Bu da Allah'ın kendisine verdiği yardım ve teyiddir. Düşmanları, aralarında bir aylık mesafe bulunduğu halde Rasûlullah'tan korkarlardı. Denildi ki: Rasûlullah (s.a.v.), bir kavmin üzerine gaza yapmaya karar verdiği zaman, Rasûlullah onlara varmadan korkup ürkmeye başlarlardı. Halbuki Peygamber, onların üzerine ancak bir ay sonra ulaşabilecekti. Allah'ın salat ü selamı kıyamet gününe kadar her zaman onun üzerine olsun.