Vermesi
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Süfyan b. Uyeyne kanalı ile Üsa-me b. Zeyd'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Medine tepelerinden birine çıktı ve şöyle buyurdu:
"Benim gördüklerimi görüyor musunuz? Doğrusu ben evlerinizin arasına yağmur damlalarının düştükleri yerleri gördüğüm gibi fitnelerin çıkacağı yerleri de görüyorum."
İmam Ahmed b. Hanbel ile Müslim, Hüzeyfe b. Yeman'm şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Allah'a yemin ederim ki ben, benimle kıyamet arasında çıkacak fitnelerin tamamını diğer insanlardan daha iyi bilmekteyim. Bu da Rasûlullah'm, başkasına değil de sadece bana anlattığı bir sırra vâkıf olmamdan ötürüdür. Ne var ki Rasûlullah (s.a.v.), kendisine fitnelerin sorulduğu bir mecliste oturmaktayken fitneleri sayıyor ve şöyle buyu-ruyordu: "Fitnelerden üç fitne vardır ki, hemen hemen hiçbir şeyi bırakmazlar (hepsini yok ederler). Fitnelerin bazısı yaz rüzgarları gibidir. Kimi küçük, kimi de büyüktür?"
Hüzeyfe dedi ki: Rasülullah'ın kendilerine fitneden bahsettiği o cemaatın tamamı vefat etti. Sadece ben hayatta kaldım."
Beyhakî dedi ki: Hüzeyfe, Hz. Osman'ın öldürülmesiyle kopan ilk fitneden sonra ve Hz. Ali'nin devrinde vuku bulan iki fitneden önce vefat etti.
Ben derim ki: İclî ile birkaç tarih âlimi şöyle dediler: "Hüzeyfe'nin vefatı, Hz. Osman'ın öldürülüşünden kırk gün sonra vuku buldu. Hüzeyfe, Hz, Osman'ın öldürülmesi bir hidayet olsaydı, ümmet o sayede süt sağardı. (Yani sükûna kavuşurlardı. Ama onun Öldürülüşü bir dalalet idi' Bu yüzden de ümmet kan sağdı. (Öldürme hadiseleri çoğaldı.) Eğer Osman'a yaptıklarınız sebebiyle bir kimseden sevinip oyun oynamasını isterseniz, bunu isteyenin sevinip oyun oynaması daha uygun olur."
İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.) uykudan uyandı, yüzü kızarmıştı. Şöyle diyor-
du:
"Allah'tan başka ilah yoktur. Zamanı yaklaşan bir serden dolayı Araplara yazıklar olsun. Bugün Ye'cuc ve Me'cuc şeddinden kapı açıldı. (Böyle derken de işaret ve başparmağıyla bir halka yaptı.) Dedim ki:
- Ya Rasulallah, aramızda salih kimseler olduğu halde yine helak olur muyuz?
- Evet, eğer kötülük ve murdarlık çoğalırsa helak olursunuz." Buharı, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), uykudan uyandı ve şöyle dedi: "Sübhanallah. Allah ne hazineler ve ne fitneler indirmiş?"
Ebu Davud et-Tayalisî, Zübeyr'in şu aşağıdaki ayeti okurken şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının." {el-Enfâl, 25.)
Ben daha önceleri bu ayeti okurden, kendimi bu ayetin kapsamında görmüyordum. Ama şimdi kapsamına girmiş olduk.» Bunun senedi zayıftır. Ama başka bir yoldan da rivayet edilmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Zübeyr b. Avvam'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmaya cak fitneden sakının." (el-Enfâl, 25.)
Bu ayet nazil olurken biz, Rasülullah'ın yanında kalabalık bir cemaat olarak bulunuyorduk. Ayet nazil olunca: "Bu ne fitnedir?" diye sormaya başladık, ama bu fitnenin ne zaman ve nerede vuku bulacağını bilmiyorduk."
Zübeyr b. Avvam, Cemel gazvesi dönüşünde Siba' vadisinde öldürülmüştü. Yeri gelince bunu inşaallalı anlatacağız.
Ebu Davud es-Sicistanî, "Sünen" adlı eserinde, Said b. Zeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.)'in yanındaydık. O, bize bir fitneden bahsetti ve müthiş bir fitne olacağını söyledi. Biz de dedik ki:
- Ya Rasulallah, eğer sözünü ettiğin fitne zamanında yaşayacak olursak hepimiz mahvoluruz.
- Hayır, öldürmek size yeter.
Said dedi ki: Kardeşlerimin öldürüldüklerini gördüm."
Ebu Davud es-Sicistanî, Hüzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Fitne zamanına yetişen herkesin başına bir felaket gelmesinden korktum. Ancak Muhammed b. Seleme için korkmuyordum. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)'m ona: "Fitne sana zarar vermeyecektir." dediğini işittim."
Ebu Davud et-Tayalisî, Hüzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ben bir adam biliyorum ki, fitne ona zarar vermeyecektir.
Medine'ye geldik, bir çadırın kurulu olduğunu gördük. Çadırda Mu-hammed b. Mesleme el-Ensârî ile karşılaştık. Ona durumunu sordum. O da dedi ki:
- Bu fitne, Müslüman cemaatın üzerinden kalkmadıkça ben şehire yerleşmeyeceğim."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bürde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rabaza'ya gittim. Orada bir çadırın kurulu olduğunu gördüm. Kime ait olduğunu sordum. Muhammed b. Mesleme'nin çadırı olduğunu söylediler. İçeri girmek için izin istedim. İzin verilince, içeri girdim ve ona şöyle dedim:
- Allah sana rahmet etsin. Sen bu işte saygın bir yere sahipsin, insanlar arasına girsen de onlara iyiliği emredip kötülükten menetsen daha iyi olmaz mı?
- Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: "Fitneler, ayrılmalar ve ihtilaflar olacaktır. Böyle olduğu zaman sen kılıcını alıp Uhud'a git. Kılıcının keskin tarafinı dağa vur. Ağzını parçala. Okunu kır. Kirişini kopar ve kör bir darbe sana gelinceye veya Allah sana afiyet verinceye kadar evinde otur," Gerçekten de Rasûlullah'm verdiği bu haber ortaya çıktı. Söylediği şey gerçekleşti. Ben de onun bana verdiği emri yerine getirdim.
Böyle dedikten sonra o, çadırın direğine asılı bir kılıcı indirdi. Parçaladı. Kılıcın tahtadan yapılmış olduğunu gördüm. Bana dedi ki:
- Ben Rasülullah'm bana verdiği emri yerine getirdim ve bu kılıcı da insanları korkutmak için yanıma almıştım."
Beyhakî, Mahmud b. Lebid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muhammed b. Mesleme dedi ki:
- Ya Rasulallah, dalalet sahibi kimseler ihtilafa düştükleri zaman ne yapayım?
- Kılıcını al, kara taşlığa git ve kılıcını taşlara vur. Sonra da ecelin gelinceye veya serseri bir darbe sana isabet edinceye kadar evinde bekle."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebul-Eş'as es-San'anf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Yezid b. Muaviye, bizi İbn Zübeyr'e gönderdi. Medine'ye geldiğimde bir adamın yanma girdim. Adam bana dedi ki:
- İnsanlar yapabildikleri kadarıyla kötülük yaptılar. Sen bu işe ne dersin, tavsiyen nedir?
- Dostum Ebu'l-Kasım bana şu tavsiyede bulunmuştu: (fEğer şu fitnelerin zamanına kadar yaşarsan, Uhud'a git. Kılıcını dağa vurup ağzını parçala. Sonra dönüp evine git ve evinde otur. Eğer bir kimse senin evine girerse, sen evinin kilerine gir. O adam kilere de girerse, sen dizlerin üzerine çömel ve ona şöyle de: Eğer üzerime gelirsen hem benim günahımla, hem kendi günahınla döner ve cehennemliklerden olursun, bu da zalimlerin cezasıdır." işte ben kılıcımı kırdım ve evimde oturuyorum."
«el-Fiten ve'1-Melahim» adlı eserde Nuaym b. Hammad, Ehban el-
Gifarfnin kızının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali, Ehban'ın yanma gelip şöyle dedi:
- Bize tabi olmanı engelleyen sebep nedir?
- Dostum ve senin amcan oğlu Peygamber (s.a.v.), ileride bölünmeler, fitne ve ihtilaflar olacağını bana bildirdi ve şu tavsiyede bulundu: "İleride ayrılmalar, ihtilaf ve fitneler doğacaktır. Eğer böyle olursa sen kılıcını kır. Evinde otur ve (başkalarını caydıracak bir silah görünümünde olması için) tahtadan bir kılıç edin." dedi. İmam Ahmed b. Han-bel'in başka bir rivayetine göre ravilerden Müemmil, yukarıdaki hadise şunu eklemiştir: "Tahtadan bir kılıç edin ve serseri bir darbe sana isabet edinceye veya hayatına son verecek ölüm seni yakalayıncaya kadar
evinde otur."
Buharî, Ebu Hüreyre kanalıyla Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Yakın bir gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında (ona kanşmayıp) oturan kişi, (karışmak üzere) ayakta durandan hayırlıdır. O esnada ayakta duran da (fitne sebeplerini hazırlamaya) gidenden hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de fiilen fesada çalışandan hayırlıdır. Her kim fitne vukuuna vakıf olup onu görmeye çalışırsa, muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim, o fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa, hemen sığınsın (fesadçılara karışmasın)."
Buharî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
"Yakın bir gelecekte hükümdarların zulmü olacak ve hoşlanmadığınız işlerle karşılaşacaksınız."
Sahabeler dediler ki:
- O zaman ne yapmamızı emredersin ya Rasulallah?
- Başkalarının sizin üzerinizdeki haklarını ödersiniz ve sizin de haklarmızı Allah'tan istersiniz."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Yakın gelecekte bir fitne görülecek, ondan sonra başka bir fitne daha görülecektir. Dikkat edin, o fitneler esnasında yürüyen adam, o fitneleri hazırlamaya çalışandan daha hayırlıdır. O fitneler esnasında oturan adam, ayakta durandan «laha hayırlıdır. Dikkat edin, o esnada uzanıp yatan adam, oturandan daha hayırlıdır. Dikkat edin, bu fitneler koptuğu zaman koyunu olan kişi, koyununun başına gitsin. Arazisi olan kişi, arazisinin başına gitsin. Devesi olan kişi de devesinin başına gitsin. O esnada hazır bulunanlardan biri dedi ki:
- Ey Allah'ın Peygamberi, Allah beni sana kurban etsin. Peki ya koyunu, devesi veya tarlası olmayan adam ne yapsın?
- Kılıcını alsın. Sonra onu bir kayaya vursun ve kılıcının ağzını taşa vurarak parçalasın. Sonra da kurtulabiliyorsa kurtulsun. Allah'ım, tebliğ ettim mi? Başka bir adam da şöyle sordu:
- Ya Rasulallah, Allah beni sana kurban etsin, ya elimden zorla tutulur, ben iki saftan veya iki gruptan birine götürülürsem, bir başka adam da kalıcıyla beni vurup Öldürürse, benim durumum ne olacaktır?
- Hem senin günahını alır, hem kendisi günahkârlarla Cehennemlikler arasına katılır."
îmam Ahmed b. Hanbel, Kays'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Aişe, Cemel savaşına gitmek üzere yola çıktığında, geceleyin Beni Amir kabilesinin sularına vardığında köpek ulumalarını işitti. - Bu hangi sudur? diye sorunca,
- Hav'ab suyudur, dediler. O da:
- Mutlaka dönmem gerektiğini sanıyorum, dedi. Beraberinde bulunanlardan biri:
- Hayır, yoluna devam etmelisin. Müslümanlar seni görürlerse, belki bu sayede Allah onların arasım düzeltir, dedi. Bunun üzerine Aişe de şu karşılığı verdi:
- Doğrusu Allah'ın Rasûlü, bir gün bize şöyle demişti: "Sizden birine Hav'ab köpekleri ulursa, onun hali nice olacaktır?"
îmam Ahmed b. Hanbel, Kays b. Ebi Hazm'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Aişe, (Cemel savaşma giderken) Hav'ab mıntıkasına geldiğinde, oradaki köpeklerin ulumalarını işitti ve şöyle dedi:
- Öyle sanıyorum ki, geri dönmem gerekiyor. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), bize şöyle demişti: "Durun bakalım hele, Hav'ab köpekleri sizden hanginize uluyacaktır?"
Zübeyr, Hz. Aişe'ye şöyle karşılık verdi:
- Geri mi dönüyorsun? Oysa bu savaşa gelirsen, belki Allah senin vasıtanla insanların arasım düzeltir."
Hafiz Ebu Bekr el-Bezzar, Ibn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Ah keşke bilseydim hanginiz Edip devenin sahibi olacaktır ki, o deveyle yola koyulacak, nihayet ona
Hav'ab
köpekleri
uluyacaktır.
Onun
sağında,ve
solunda
birçok
insanlar öldürülecektir?"Taberânî, îbn Abbas'm şöyle' dediğini rivayet etmiştir: "Basra'ya giderlerken Basrahların, Talha ile Zübeyr'i yakalayıp etraflarını çembere aldıkları haberi Hz. Ali ve arkadaşlarına ulaşınca, bu durum onları üzdü. Hz. Ali de şöyle dedi:
- Kendisinden başka Tanrı bulunmayan Allah'a yemin ederim ki; Rabbim, Talha ile Zübeyr'i, Basralılara galip kılacaktır. Ama sonunda onlar, Talha ile Zübeyr'i öldüreceklerdir. Kûfelilerden karşınıza 6000 yahut 5500 veya 5550 adam çıkacaktır."
îbn Abbas dedi ki: Ali'nin bu sözleri kalbime tesir etti. O, Kûfe'ye gelince yanına gittim ve dedim ki:
- Hele bir duruma bakayım. Eğer Hz. Ali'nin dediği gibi olursa bu, mutlaka onun duyduğu bir hadise dayanmaktadır. Aksi takdirde bu, onun bir savaş taktiğidir.
Ordudan bir adama rastladım. Ona bu durumu sordum. O da hiç beklemeden Hz. Ali'nin dediklerinin aynısını söyledi. Demek ki bu haberi ona Rasûlullah vermişti."
Beyhakî, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.), kendi zevcelerinden bazılarının devlet düzenine baş kaldıracaklarını anlattı. Hz. Aişe de güldü. Peygamber (s.a.v.) ona:
- Bak ey Hümeyra! Sen bu kadınlardan biri olmayasm, dedi. Sonra Hz. Ali'ye dönüp şöyle dedi:
- Ey Ali, eğer bu senin idaren altında olursa buna yumuşak davran."
Bu, cidden garib bir hadistir. Bundan daha garibi de Beyhakî'nin, Ebu Bekre'den yaptığı şu rivayettir: "Ebu Bekre'ye denildi ki:
- Cemel savaşında güçlü olduğun halde savaşmanı engelleyen sebep neydi?
- Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: "Bir kavim, meşru devlet düzenine baş kaldıracaktır. Onlar helak olacaklar, felah bulmayacaklardır. Liderleri ve komutanları bir kadındır. Liderleri ve ko-mutanlarıysa cennettedir."
Bu, cidden münker bir hadistir.
Buharı, Ebu Bekre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Farslıların başlarına Kisra'nm karısını hükümdar yaptıklarını duyunca, şöyle dedi:
"İdarelerinin başına bir kadım geçiren kavim felah bulmayacaktır."
Bu hadis, mahfuzdur.
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Vail'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Ali, Ammar ile Hasan'ı Kûfe'ye gönderdi ki Hz. Aişe ve etrafındaki adamları geri çevirsinler. Bunun için de Ammar, şöyle bir konuşma yaptı: "Doğrusu ben biliyorum ki, Hz. Aişe dünyada da ahirette de Rasûlullah'm zevcesidir. Ama Allah, sizin kendisine mi, yoksa Aişe'ye mi tabi olduğunuzu bilmek için sizi imtihana tabi tutmuştur." Buharî, Gunder'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bütün bu hadiseler, Cemel Vak'ası günlerinde görüldü. Hz. Aişe de oraya gelişine pişman oldu. Zübeyr b. Avvam da pişman olmuştu. O, savaş alanında durmaktayken orada savaşmasının doğru olmayacağını hatırlamış ve geri dönmüştü.
Abdürrezzak, Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cemel savaşında Zübeyr geri dönünce, Ali bundan haberdar oldu ve şöyle dedi: "Safiyye'nin oğlu eğer hak yolda olduğunu bilseydi, savaştan geri dönmezdi." Zübeyr'in geri dönüşünün sebebi şuydu: Peygamber (s.a.v.), Beni Saide gölgeliğinde Zübeyr ile Ali'ye rastlamış ve Zübeyr'e şöyle sormuştu:
- Ey Zübeyr, sen Ali'yi seviyor musun?
- Onu sevmeme ne engel var ki onu sevmiyeyim?
- Peki kendisine karşı haksız olduğun halde, onunla savaşırsan ne yapacaksın?
işte Zübeyr, bu sebepten dolayı savaştan geri dönmüştü." Hafız el-Beyhakî, Ebu Esved edDakalî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali ile arkadaşları, Talha ve Zübeyr'in yakınına gelip de safları birbirine tamamen yaklaştığında Hz. Ali, Rasûlullah'm katırına binmiş olarak ortaya çıktı ve şöyle seslendi:
- Bana Zübeyr b. Avvam'ı çağırın.
Zübeyr geldi. O da binek üzerindeydi. Yaklaştı, nihayet Ali ile Zü-beyr'in bineklerinin boyunları birbirine değdi. Ali, ona şöyle dedi:
- Ey Zübeyr, Allah aşkına söyle. Sen Rasûlullah (s.a.v.)'ın falan günde falan yerde sana uğradığı ve: - Sen Ali'yi seviyor musun? diye sorduğunu, senin de kendisine:
- Dayım oğlunu, amcam oğlunu, dindaşımı niye sevmiyeyim? dediğini hatırlıyor musun?
O esnada Rasûlullah, dönüp bana da şöyle sormuştu:
- Ey Ali, sen de Zübeyr'i seviyor musun? Ben de şu cevabı vermiştim:
- Ya Rasulallah, halam oğlunu ve dindaşım Zübeyr'i niye sevmiyeyim?
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), sana şöyle demişti:
- Ama vallahi ey Zübeyr, sen, kendisine karşı haksız olduğun halde Ali ile savaşacaksın.
Bunun üzerine Zübeyr (r.a.) şöyle dedi:
- Evet, vallahi ben bu hadisi Rasûlullah'tan duyduğum günden beri ta şimdiye kadar hatırlanmamıştım. Allah'a yemin ederim ki, seninle savaşmayacağım.
Böyle dedikten sonra Zübeyr (r.a.), bineğinin üzerinde safları yararak geri döndü. Oğlu Abdullah b. Zübeyr karşısına çıkü ve:
- Neyin var senin? diye sorunca Zübeyr, ona şu cevabı verdi:
- Ali, Rasûlullah'tan duyduğum şu hadisi bana hatırlattı: Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- Ey Zübeyr! Kendisine karşı haksız olduğun halde Ali ile savaşacaksın! demişti. îşte bu sebeple ben Ali ile savaşmayacağım.
- Sen savaşmak için mi gelmiştin? Oysa sen insanların arasını düzeltmek ve bu ihtilafi halletmek için gelmiştin.
- Ali'yle savaşmamaya yemin ettim.
- Köleni azad et, bir hayır işle ve insanların arasını düzeltinceye kadar da burada bekle.
Oğlunun böyle demesi üzerine Zübeyr, kölesini azad etti ve orada beklemeye başladı. İnsanların işi karışınca ve aralarında ihtilaf başgös-terince o, atına binip geri döndü."
Beyhakî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Organlarından birinin kendisinden önce Cennet'e gireceği bir adama bakmak isteyen kimse Zeyd b. Savhan'a baksın."
Ben derim ki: Hadiste kendisinden söz edilen Zeyd, Cemel Vak'asın-da Ali'nin askerlerince öldürüldü.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Davaları aynı olan iki büyük cemaat birbirleriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır."
Bu iki cemaat, Cemel ve Sıffin savaşlarında çarpışan iki taraftır. Çünkü tarafların ikisi de İslâm'a davet ediyorlardı. Sadece idare konusunda birbirleriyle çekişiyorlardı. Ümmet ve reaya ile ilgili bazı maslahatların gözetiminde anlaşamıyorlar di. Aslında savaşmamaları, savaşmalarından daha iyi olacaktı. Nitekim ileride de anlatacağımız gibi cumhur-u sahabe bu görüştedir.
Yakub b. Süfyan, Safvan b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Şamlılar 60.000 kişiydiler. Onlardan 20.000'i öldürüldü. Iraklılar 120.000 kişiydiler. Onlardan da 40.000 kişi öldürüldü. Ama Ali ile arkadaşları, Muaviye'nin adamlarına nisbetle hakka daha yakın idiler. Mu-aviye'nin adamları, Ali ve grubuna karşı haksızlık edip taşkınlık yapıyorlardı. Nitekim Müslim, Ebu Katade'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Ammar'a: "Seni mütecaviz bir grup Öldürecektir." dedi."
Müslim, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.): "Ammar'ı mütecaviz bir grup öldürecektir." dedi. Başka bir rivayete göre de Rasûluîlah: "Onu öldüren Cehennemidedir." demiştir."
Bu hadis, Hz. Peygamber'in hicretinin ilk zamanlarında Mescid-i Nebevî'nin yapılışından bahsederken nakledilmişti. Bazı Rafizîler, bu hadise: "Allah, kıyamet gününde benim şefaatimi ona ulaştırmasın." cümlesini eklemişlerdir ki, bunun dayanağı yoktur. Aksine bu, Ra-fizîlerin ihtilafındandır. Allah onları kahretsin.
Beyhakî, Ammar'm cariyesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ammar hastalandı. Uykusu kaçtı, bayıldı. Sonra ayılmca, çevresinde oturup ağlamakta olduğumuzu gördü ve bize şöyle dedi:
- Niçin ağlıyorsunuz? Yatağımda Öleceğimden mi korkuyorsunuz? Oysa sevgilim Rasûlullah (s.a.v.), beni mütecaviz bir topluluğun öldüreceğini ve dünyadaki en son azığımın da su karıştırılmış bir içimlik süt olacağını bildirmiştir."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bahterî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Sıffin savaşında Ammar şöyle dedi:
- Bana bir içimlik süt getirin. Zira Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle demişti: "Dünyada en son içeceğin şey, bir içimlik süttür." Böyle dedikten sonra Ammar, getirilen sütü içti. İleriye atıldı. Sonra da öldürüldü."
Abdurrahman b. Mehdi, Ebu Bahterî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ammar b. Yasir'e, bir içimlik süt getirildi. O da gülüp şöyle dedi: Öleceğim zaman içeceğim en son içeceğin, bir içimlik süt olacağını Rasûlullah bana bildirmişti."
Beyhakî, İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "İnsanlar ayrılığa düştükleri zaman îbn Sümeyye hakla beraber olacaktır." Bilindiği gibi Ammar (İbn Sümeyye), Sıffin'de Şamlı adamlar tarafından öldürüldü. Onu öldürenin adı Ebu Fadiye idi. Basit bir adamdı. Sahabe olduğunu söyleyenler de vardır. Ebu Ömer İbn Abdilberr ile diğerleri, sahabelerin adları arasında Ebu'l-Fadiye Müslim diye birinin bulunduğunu zikretmişlerdir, Ammar'ı öldüren kişinin Yesar b. Üzeyhir el-Cühenî eî-Kudaî olduğunu söyleyenler de olmuştur. Yesar'm Müzen kabilesinden olduğu da söylenmiştir. Bazılarına göre, Ammar'm katilleri iki kişidir. Başkaları bu kişinin, Ammar b. Yasir'in katili olduğunu ifade etmişlerdir. Hatta bu kişi, Ammar'ı, nasıl öldürdüğünü utanmadan açıkça anlatmıştır. SıfEn savaşından bahsederken, bu adamın tercüme-i halinden ve Ammar'ı öldürüşünden ayrıca bahsedeceğiz. Bunun, Bedir gazvesine katılmış bir kişi olduğunu söyleyenler yanılmıştır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Hanzale b. Hüveylid el-Anzfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir ara ben Muaviye'nin yanındayken iki kişi ona gelip Ammar'ın başı hakkında tartıştılar. İkisi de Ammar'ı kendisinin öldürmüş olduğunu iddia ediyordu. Abdullah b. Amr, onlara dedi ki:
- Babacığım, sen, Rasûlullah (s.a.v.)'m Ammar'a şöyle dediğini işitmedin mi?: "Vay sana ey İbn Sümeyye (Ammar)! Seni mütecaviz bir topluluk öldürecektir." Bunun üzerine Amr, Muaviye'ye:
- Şunun dediklerini işitiyor musun? diye sordu. Muaviye de ona şu cevabı verdi:
- Buna dair yasak, bize hâlâ gelmektedir, ama Ammar'ı biz mi öldürdük ki böyle diyorsun? Aslında onu, getirenler öldürdüler."
Muaviye'nin: "Ammar'ı kılıçlarımızın önüne getirenler öldürdüler." demesine gelince bu, tevili, gerçekten akıldan uzak bir sözdür. Zira durum böyle olursa, ordunun komutanı, Allah yolunda savaşan kimselerin katili olur. Çünkü onları, düşmanın kılıçları Önüne süren odur.
Abdürrezzak, Misver b. Mahreme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Amr, Abdurrahman b. Avfa şöyle dedi:
- Şu ayeti okuduğumuzu sen bilmiyor musun?
"Allah uğrunda gereği gibi cihad edin." (el-Hacc, 78.) Yani zamanın evvelinde Allah uğruna hakkıyla cihad ettiğiniz gibi zamanın sonunda da cihad edin.
Abdurrahman b. Avf dedi ki:
- Bu ne zaman olacaktır ey mü'minlerin emiri?
- Ümeyye oğulları emir, Muğire oğulları da vezir oldukları zaman bu böyle olacaktır."
Beyhakî, bunu burada zikretmekle bu babdan sonra anlatılacak hakem meselesi için bunu delil olarak ileri sürmek istemiştir.

