Komutanların başı ve büyük bahadırların lideri, Ebu Süleyman Halid b. Velid idi.
İmam Ahmed b. Hanbel'in, Vahşi b. Harb tarikiyle yaptığı rivayete göre Hz. Ebu Bekir, mürtedlerle savaşmak üzere Halid b. Velid'i yola çıkarıp sancağım teslim ettiği zaman ona şöyle demişti:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Allah'ın kulu ve aşiret kardeşi olarak Halid b. Velid ne güzeldir. O, Allah'ın kafirlerle münafıklara çektiği bir kılıçtır."
Halid b. Velid, Zi'1-Kassa'dan ayrılıp yola çıktığı ve Ebu Bekir es-Sıddık da ondan ayrıldığı zaman yanındaki emirlerle birlikte Hayber tarafında kendisiyle karşılaşacağına dair söz verdi. Bunu böyle duyurdular ki, bedeviler korkuya kapılsınlar. Hz. Ebu Bekir, ona önce Tuley-ha el-Esedı'nin üzerine gitmesini, ondan sonra Beni Temim kabilesinin üzerine gitmesini emretti. Tuleyha b. Hüveylid, kavmi olan Beni Esed ve Gatafan kabileleri arasında bulunuyordu. Bunlara, Beni Abs ve Beni Zübyan kabileleri de katılmışlardı. Tuleyha el-Esedî, Beni Cedile, Gavs ve Tay kabilelerine de haber göndermiş, onlardan yardım istemiş, kendisine katılmalarını teklif etmişti. Bunlar da yanlarında bulunan bazı kimseleri yardım için Tuleyha el-Esedf ye göndermişlerdi. Öte yandan Hz. Ebu Bekir, Halid b. Velid'den önce Adiy b. Hatim'i Tay kabilesine gönderdi ve ona dedi ki:
- Kavmine ulaş.Tuleyha kuvvetlerine katılmasınlar. Bu, onların mahvolması demektir.
Bunun üzerine Adiy b. Hatim, kavmi olan Beni Tay kabilesine gitti. Onlara, Ebu Bekir es-Sıddık'a bey'at etmelerini, Allah'ın emrine dönmelerini tavsiye etti. Onlar ise şöyle cevap verdiler:
- Ey Ebu Fadl, biz asla Ebu Bekir'e bey'at etmeyiz.
- Allah'a yemin ederim ki, üzerinize öyle bir ordu gelecektir ki, o ordu sizinle uzun uzadıya savaşacak, nihayet siz onun büyük bir güce sahip olduğunu anlayacaksınız.
Adiy b. Hatim, onlardan ayrılıp dönerken her tepe başında dönüp onlara tavsiyesini tekrarlıyordu. Nihayet onlar da yumuşadılar. Halid b. Velid, ordusuyla geldi. Ordunun öncü kısmında Sabit b. Kays b. Şem-mas liderliğinde Ensâr askerleri vardı. Halid, kendisinden önce Sabit b. Akram ile Ukkaşe b. Mihsan'ı öncü olarak Tuleyha'ya gönderdi. Tuleyha da kardeşi Seleme ve beraberindeki adamlarla bunları karşıladı. Bunlar Sabit ile Ukkaşe'yi görünce ileriye atıldılar. Ukkaşe de Tuleyha'nın oğlu Hibal'ı öldürdü. Bir rivayete göre ise Tuleyha'mn oğlu Hibal, Ukkaşe'yi öldürmüş ve üzerindeki malları yağmalamıştı. Tuleyha, oğlu HibaTı Ukkaşe'nin üzerine göndermiş ve Hibal, Ukkaşe'yi öldürmüştü. Kendisi ve kardeşi Seleme de Sabit b. Akram'ı öldürmüşlerdi. Halid b. Velid de askerleriyle birlikte geldiğinde Ukkaşe ve Sabit b. Akram'ın cesetlerinin yerde yatmakta olduklarını görünce, bu manzara Müslümanların çok ağrına gitmişti. Tuleyha, bununla ilgili olarak da şöyle demişti:
"Akşam Sabit b. Akram'ı ölü olarak bıraktım. Ukkaşe el-Ganemfyi de can çekişir halde bıraktım.
Kılıcımın ucunu göğsüne dayadım, o alışkındır doru atlardan önce yere çöker.
Onu heybet ve azamet içinde korunmuş olarak gördüğün gün ve onu yüksek gölgeler altında gördüğün gün,
Kadınlar ve çocuklar vurulsalar da Hibal'm öldürülmesine karşı diyet olamazlar."
Halid b. Velid, Beni Tay kabilesine hücum etti. Adiy b. Hatim yanına çıkıp şöyle dedi:
- Bana üç gün süre tanı; onlar da benden süre istediler ki, süratle Tuleyha'mn yanma gitmiş olan adamlarına haber salsınlar da adamları dönüp yanlarına gelsinler. Çünkü onlar sana tabi oldukları takdirde Tuleyha'mn, yanında bulunan adamlarını öldürmesinden korkuyorlar. Beklemen, onları acelece Cehennem'e göndermenden daha çok hoşuna gider herhalde.
Üç gün sonra Adiy b. Hatim, hakka dönen beş yüz savaşçıyla birlikte Halid b. Velid'in yanma geldi. Bunlar, Halid'in askerlerine katıldılar. Bundan sonra Halid, Beni Edile kabilesinin üzerine yürüdü. Yine Adiy b. Hatim, Halid'e şöyle bir teklifte bulundu:
- Bana birkaç gün süre ver, gidip onlarla konuşayım. Belki Allah Teâlâ, -Tay kabilesini kurtardığı gibi- bunları da kurtarır.
Adiy, yanlarına gitti. Onlarla konuştu, durumu anlattı. Nihayet onlar da kendisine tabi oldular. Adiy de onları Müslüman olarak Halid'e getirdi. Bunlardan 1000 süvari İslâm ordusuna katıldı. Adiy b. Hatim, kavmi için en hayırlı ve en çok bereketli bir evlad oldu. Allah onlardan razı olsun.
Sonra Halid b. Velid, yoluna devam etti. Sonunda Ece ve Selma dağlarının bulunduğu yerde ordugah kurdu. Askerlerini orada tabiye etti. Buzaha denen yerde Tuleyha el-Esedî ile karşılaştı. Arap kabilelerinden birçokları da devranın kimin aleyhine döneceğini beklemek üzere durdular. Tuleyha da kavminden olan askerleri ve onlara katılanlarla birlikte oraya geldi. Tuleyha'mn yanında Uyeyne b. Hısn da kavminden 700 askerle beraber orada hazır bulundu. Uyeyne'nin kavmi, Beni Feza-re kabilesiydi. İnsanlar saf saf dizildiler. Tuleyha da abasına bürünerek peygamber pozuna giriyor ve iddiasına göre kendisine vahiy gelmesini bekliyordu. Uyeyne de savaştıkça savaşıyor, sıkışınca da abasına bürünmüş olan Tuleyha'mn yanma geliyor ve:
- Cebrail sana geldi mi? diye soruyor, Tuleyha da:
- Hayır, diye cevap verince; Uyeyne yine dönüp savaşa devam ediyordu. Tekrar dönüp geliyor yine aynı şeyleri söylüyor, Tuleyha da ona aynı cevabı veriyordu. Üçüncü gün olunca, yine Uyeyne gelip Tuleyha'ya şu soruyu sordu:
- Cebrail sana geldi mi?
- Evet.
- Sana ne dedi?
- Dedi ki: "Onun değirmeni gibi senin de bir değirmenin ve unuta-mıyacağın bir hadisin olacaktır." - Öyle sanıyorum ki senin unutmayacağın bir hadisin olacağım Allah bilmiştir.
Tuleyha'ya böyle dedikten sonra Uyeyne b. Hısn, kavmine dönüp şöyle seslendi:
— Ey Fezare oğulları, dönün.
Fezare oğulları, Tuleyha'dan ayrılınca o hezimete uğradı, insanlar da Tuleyha'dan ayrılıp gittiler. Müslümanlar, üzerine geldiklerinde Tuleyha kendisi için hazırlamış olduğu atına bindi. Karısı Nevvar'ı da devesine bindirdi. Sonra birlikte yenik olarak Şam'a gittiler. Topluluğu dağıldı. Cenâb-ı Allah, onun beraberinde olanlardan bir grubu öldürdü. Cenâb-ı Allah, Tuleyha ve Fezare oğullarmın başına bu belayı getirince Beni Amir, Süleym ve Hevazin kabileleri de şöyle dediler:
"Çıktığımız yere geri dönelim. Allah ve Rasûlüne iman edelim. Mallarımız ve canlarımız hakkında, Allah'ın vereceği hükme teslim olalım."
Ben derim ki: Tuleyha el-Esedî, Peygamber (s.a.v.) hayatta iken ir-tidad etti. Rasûlullah (s.a.v.) vefat edince, Uyeyne b. Hısn ona destek oldu. Kendisi de İslâm'dan irtidad edip kavmine şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, Beni Esed kabilesinden birinin peygamber olması, Beni Haşim'den birinin peygamber olmasından daha çok hoşuma gider. Mu-hammed Öldü. İşte Tuleyha peygamber olarak duruyor, ona tabi olun."
Uyeyne'nin bu sözlerine Fezare oğulları muvafakat edip Tuleyha'yı peygamber olarak tanıdılar. Halid b. Velid onların gücünü kırınca Tuleyha, karısıyla birlikte Şam'a kaçtı. Beni Kelb kabilesinin araşma yerleşti. Halid de Uyeyne b.Tiısn'ı esir alıp elleri boyununa bağlı olarak Medine'ye gönderdi. Medine'ye bu vaziyette girişinde çocuklar ve köleler elleriyle ona dürtüp: "Ey Allah'ın düşmanı, İslâm'dan mı döndün?" diyorlar, o da şu cevabı veriyordu: "Allah'a yemin ederim kî, zaten iman etmemiştim." Huzuruna çıkartılınca, Hz. Ebu Bekir tevbe etmesini istedi. O da tevbe etti. Böylece canını bağışladı. Ama bundan sonra Uyeyne, İslâmiyet'i güzelce yaşadı. Hz. Ebu Bekir aynı şekilde Kurre b. Hü-beyre'ye de lütufta bulundu. O, Tuleyha'nm maiyetindeki komutanlardandı. Halid, onu da Uyeyne ile birlikte esir almıştı. Fakat Tuleyha, bundan sonra yine İslâm'a dönmüş ve Hz. Ebu Bekir'in hilafeti döneminde Umre için Mekke'ye gitmişti. Ancak hayatı boyunca Hz. Ebu Bekir'le karşılaşmaktan çekinip utanmıştı. İslam'a dönmüş ve Halid'le birlikte omuz omuza savaşmıştı. Hz. Ebu Bekir de Halid'e: "Savaşta onun fikrini sor, ona danış ama onu komutan yapma." diye mektup yazmıştı. Yani ona, içinde gizlediği baş olma tutkusunun tersine bir muamele ile davranmasını emretmişti ki, bu da Hz. Ebu Bekir'in anlayışının bir göstergesidir. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın.
Halid b. Velid, Tuleyha'mn arkadaşlarından olup İslâm'a dönen ve İslâmiyet'i güzelce yaşayanlardan birine şöyle demişti:
- Tuleyha'mn kendisine gelen ve size aktardığı bir vahyini söyler
inisin?
- Tuleyha şöyle diyordu:
"Kuş, güvercin, serçe ve susuz kurak yer, sizden seneler önce oruç tuttular ki, mülkümüz Irak'a, Şam'a ve diğer yerlere kadar uzasın."
İşte bize, buna benzer hurafe ve hezeyanların, vahiy olarak kendisine geldiğini söylüyordu."
Tuleyha ve beraberindeki askerleri kırıp geçirdiği haberi kendisine ulaşınca Hz. Ebu Bekir, Halid b. Velid'e şu mealde bir mektup gönderdi:
«Allah'ın sana nimet ve hayır olarak bahşettiği şeyler artsın. Sen, işinde takvah ol ve Allah'ın buyruklarını çiğnemekten sakın. Doğrusu yüce Allah, takvah olan ve kendisinin buyruklarını çiğnemekten sakınan, ihsanda bulunan kimselerle beraberdir. Sen işinde gayet ciddi ol. Yumuşama, Müslümanlardan birini öldürmüş bir müşriki yakaladığın zaman mutlaka cezasını ver. Allah'a meydan okumuş veya buyruklarına ters davranmış bir kimseyi de yakalar ve Öldürmekte fayda mülahaza edersen mutlaka öldür.»
Halid, Buzaha mıntıkasında bir ay kaldı. İnip çıkıyor, dolaşıyor ve Hz. Ebu Bekir'in yakalanıp öldürülmelerini tavsiye ettiği adamları arıyordu. Bunları, bir ay süreyle aramaya devam etti. îrtidad ettikleri zaman aralarındaki Müslümanları öldürdükleri için bunlardan müslü-manlarm öcünü alıyordu. Kimini ateşle yakmış, kiminin kafasını taşla ezmiş, kimini yüksek dağların zirvesinden aşağı yuvarlamıştı ki, bu ölüm haberlerini duyan diğer mürted Araplar ibret alsınlar. Allah, Halid'den razı olsun.
Sevrî, Tarık b. Şihab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Esed ve Gatafan kabilelerinden oluşan Buzaha heyeti, barış talebi ile Hz. Ebu Bekir'in yanma geldikleri zaman, Hz. Ebu Bekir onları uzaklaştırıp sürgün edici bir savaş ya da rezil rüsvay olarak bağışlanmak şıkları karşısında bıraktı. Onlar da dediler ki:
- Ey Rasûlullah'm halifesi, uzaklaştırıp sürgün edici savaşı anladık, ama rezil rüsvay olarak bağışlanmak ne demek? Bunu anlayamadık.
Hz. Ebu Bekir, onlara şu cevaba verdi:
- Koyun ve develeriniz alınacak, siz sadece deve kuyruklarına tutunan bir kavim olarak bırakılacaksınız, bu haliniz bir süre devam edecek, nihayet Cenâb-ı Allah, peygamberinin halifesine ve mü'minlere sizi mazur sayacakları bir muamele çeşidini gösterecektir. Siz de bizden ele geçirdiğiniz şeyleri geri vereceksiniz, ama biz sizden aldığımız şeyleri size geri vermeyeceğiz. Ayrıca ölülerimizin Cennet'te olacağına, ölülerinizin de Cehennem'de olacağına şahadet edeceksiniz. Ölülerimizin diyetini vereceksiniz, ama ölülerinizin diyetini vermeyeceğiz. Hz. Ebu Bekir'in bu konuşmasından sonra Hz. Ömer dedi ki:
- Ölülerimizin diyetlerini vermelerini söylüyorsun ama bizim ölülerimiz Allah'ın emri üzerine öldürüldüler ki onlar için diyet söz konusu değildir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'in diyet alınmaması teklifini kabul etmeyince, Hz. Ömer sözünü tekrarladı.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir:
- Ne güzel bir görüş ileri sürdün, dedi."

