Hz. Ebu Bekir, Halid'den razı olup beyan ettiği özrünü kabul edince, onu Yemame'deki Beni Hanife üzerine gönderdi. Onunla birlikte çok sayıda Müslüman asker de gönderdi. Ensâr grubunun başında Sabit b. Kays b. Şemmas vardı. Yola çıkan Halid b. Velid, rastladığı bütün mür-tedleri cezalandırıp hizaya getiriyordu. Secah'm süvarileri ile karşılaştı. Onları kaçırttı ve Ceziretü'l-Arap'tan çıkarılmalarını emretti. Hz. Ebu Bekir, ona takviye olsun diye Halid'in arkasından bir birlik daha gönderdi. Ondan önce İkrime b. Ebu Cehil ile Şurahbil b. Hasene'yi de Müseyleme üzerine göndermişti. Bu ikisi Beni Hanife'ye karşı güç gösterememişlerdi. Çünkü Beni Hanife savaşçılarının sayısı kırk bin kadardı. İkrime, arkadaşı Şurahbil'in gelmesine kadar beklemeden Beni Hanife'ye hücum etmiş, ama başarı gösteremeyip geri çekilmek mecburiyetinde kalmış ve Halid'in gelişini beklemeye koyulmuştu.
Müseyleme, Halid b. Velid'in gelişini duyunca Yemame ve Rif taraflarında Akri-ba denen yerde ordugah kurmuştu. Ordugahı, Müslüman ordunun arka taraflarına düşüyordu. Halkı Müslümanlara karşı kışkırtmaya başladı. Yemameliler, onun etrafında toplandılar, ordunun yan kanatlarından birine Muhkem b. Tufeyl'i, diğerine de Rical b. Unfuv b. NehşePi komutan olarak tayin etti. Rical, Müseyleme'nin yakın arkadaşı idi. Rasûlullah (s.a.v.)'ın onu yönetimde kendine ortak kıldığını duyduğuna şahadet getiriyordu. Bu mePun, Yemame halkını saptıranların en büyüklerindendi. Nihayet onlar, Müseyleme'ye tabi oldular. Allah ikisine de lanet etsin. Bu Rical adındaki adam, Peygamber (s.a.v.)'in yanına bir heyetle gelmiş, Bakara sûresini okumuştu, irtidad^zamanında da Hz. Ebu Bekir'e gelmiş, Hz. Ebu Bekir de onu Allah'a imana davet etmesi ve onları İslâm'da sebatkar kılması için Yemamelilere göndermişti.
Ama Müseyleme ile birlikte kendisi de irdidad etmiş ve onun peygamberliğine şahadet etmişti.
Seyf b. Ömer, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir gün Peygamber (s.a.v.)'in yanında bir heyet gördüm. Yanımızda Rical b. Unfuv da vardı. Peygamber (s.a.v.) dedi ki: "Aranızda Öyle bir adam vardır ki, onun azı dişi, Cehennem'de Uhud dağından daha büyük olacaktır." O heyettekilerin hepsi vefat ettiler, geride ben ve Rical kaldık. Ben ondan yana korkulu idim. Nihayet Rical, Müseyleme ile birlikte mürted olarak ortaya çıktı ve Müseyleme'nin peygamberliğine şahadet etti. Rical'in fitnesi, Müseyleme'nin fitnesinden daha büyük oldu."
Halid b. Velid yaklaştı. Öncü kuvvetlerin başına Şurahbil b. Hasene'yi tayin etmişti. Sağ ve sol kanatlara da Zeyd ve Ebu Hüzeyfe'yi tayin etmişti. Öncü kuvvetler, geceleyin kırk (başka bir rivayete göre ise) altmış süvari ile karşılaştılar, bu süvarilerin başında Mecaa b. Mürare vardı. Bu, Beni Temim ve Beni Amir kabilesinden öcünü almak için gelmişti. Kavmine dönmekte idi. Halid'in öncü kuvvetleri, bu süvarileri yakalayıp Halid'in huzuruna getirdiler. Mazeret beyan ettiler. Ama Halid, onlara inanmadı. Mecaa dışında tamamının boyunlarının vurulmasını emretti. Mecaa, savaş ve taktik bilgisine sahip olduğu, Hanife oğullarının lideri ve aynı zamanda emrine itaat edilen şerefli bir kimse olduğu için zincirlere bağlı olarak Halid'in yanında bırakıldı. Anlatıldığına göre bu esir süvariler Halid'in huzuruna getirildiklerinde, Halid onlara şöyle bir soru sormuş:
- Ey Hanife oğulları, ne diyorsunuz?
- Diyoruz ki, bizden bir peygamber sizden bir peygamber olsun.
Bunun üzerine Halid, onların tamamım öldürdü. Sadece Sariye . adındaki birini hayatta bıraktı. Sariye, Halid b. Velid'e dedi ki:
- Ey adana! Eğer yarın buna karşılık hayır veya şer istiyorsan, bu adamı (Mecaa b. Mürare'yi) hayatta bırak.
Halid b. Velid de Mecaa'yı zincirlere bağlı olarak hayatta bıraktı ve onu çadırda karısının yanında durdurdu. Karısına da:
- Şuna iyi davran, dedi.
tki ordu karşı karşıya geldiğinde Müseyleme, kendi kavmine şöyle dedi:
- Ey Hanife oğulları! Savaşınız, çünkü bugün gayret günüdür. Yenilecek olursanız kadınlarınız esir alınıp arkalarından götürülüp ve hiçbir dünürlük de istenmeden nikahlanırlar. Onun için şereflerinizi korumak üzere çarpışınız. Kadınlarınızı koruyunuz.
Müslüman askerler ilerlediler. Halid, onları Yemame'ye bakan bir tepeye yerleştirdi. Ordugahını orada kurdu. Muhacirlerin bayrağı, Ebu Hüzeyfe'nin azatlısı Salim'de idi. Ensâr'm bayrağı da Sabit b. Kays b. Şemmas'm elinde idi. Arap kabilelerinden her birinin bayrağı da kendi bayraktarlarının elinde idi. Mecaa b. Mürare, Halid'in çadırında Ha-lid'in karısı Ümmü Temim ile beraber zincirlere bağlı olarak duruyordu. Müslümanlarla kafirler çarpışmaya başladılar. Büyük bir vuruşma oldu. Araplar, hezimete uğradılar. Derken Hanife oğulları, Halid b. Ve-lid'in çadırına girdiler. Karısı Ümmü Temim'i öldürmek istedilerse de Mecaa onu himayesine aldı ve: "Bu ne güzel hür bir kadındır." dedi.
Rical b. Unfuv bir çarpışmada öldürülmüştü. Onu Zeyd b. Hattab öldürmüştü. Sonra sahabeler, kendi aralarında birbirlerini savaşa teşvik etmeye başladılar. Sabit b. Kays b. Şemmas:
- Akran ve emsallerinizi ne kötü bir âdete alıştırdınız, dedi. Her taraflarda, "Kurtar bizi ey Halid!" diye imdat sesleri gelmeye başladı. Mu-hacirler'in ve Ensâr'm bir cemaati kurtarıldı. Bera b. Marur da sıtmaya yakalandı. O, savaşı gördüğü zaman önce sıtma titremesine yakalanır, bineğinin sırtına çıkıp otunuyşalvannı ıslatır, sonra da aslan gibi kükremeye başlardı. O gün Hanife oğullan, misli görülmemiş bir şekilde savaştılar. Sahabeler de kendi aralarında tavsiyede bulunup şöyle diyorlardı: - Ey Bakara sûresinin ashabı! Bugün büyü bozuldu.
Sabit b. Kays, bacaklarının yarısına varan derinlikte bir çukur kazmış, o çukura girmiş, Ensâr'm bayrağını eline almış, ketenine bürünüp hanut kokusu süründükten sonra savaşmaya devam etmiş, oradan ayrılmamış ve nihayet o çukurda vurulup şehid edilmişti. Muhacirler, Ebu Hüzeyfe'nin azatlısı Salim'e:
- Senin tarafına gelmemizden korkar mısın? diye sordukları zaman o:
- O zaman ben ne kötü bir Kur'ân taşıyıcısı olurum, diye karşılık
vermişti.
Zeyd b. Hattab da Müslüman savaşçılara şöyle sesleniyordu:
- Ey insanlar, dişinizi sıkın. Düşmanınıza vurun ve ilerleyin! Allah'a yemin ederim ki, Rabbim düşmanları yenilgiye uğratmadıkça veya ben şehid edilip Allah'ın huzuruna varıp ta hüccetimi ileri sürmedikçe konuşmayacağım.
O da vurulup şehid edildi. Allah ondan razı olsun. Ebu Hüzeyfe dedi ki:
- Ey Kur'ân ehli! Kur'ân'ı yaptığınız işlerle süsleyin!
Böyle dedikten sonra düşmana saldırdı onları uzaklaştırdı, ama kendisi vurulup şehid edildi. Allah ondan razı olsun.
Halid b. Velid, Müseyleme ordusu üzerine saldırdı, çemberi yardı. Müseyleme, dağlara doğru gitti. Müseyleme'yi gözetlemeye başladı ki, yanma yaklaşsın da onu öldürsün. Sonra geri dönüp iki saf arasında mübareze çağrısında bulunup şöyle dedi:
- Ben Velid'in oğlu Ud'um. Ben, Amir ve Zeyd'in oğluyum. Böyle dedikten sonra müslümanların parolasını söyledi. O gün
Müslümanların parolası "Ya Muhammed" idi. Haîid, mübareze için karşısına çıkan herkesi öldürdü. Yanma yaklaşan herşeyi de yeyip yok etti. Müslümanların değirmeni döndü. Sonra Halid, Müseyleme'ye yaklaştı. Ona insaflı olup Hakka dönmesini teklif etti, ama Müseyleme'nin şeytanı Müseyleme'nin boynunu çevirdi. Halid'in hiçbir teklifini kabul etmedi. Müseyleme tekliflere kabul ile yaklaşmak istedikçe, şeytanı onu geri çeviriyordu. Halid de ondan uzaklaştı. Muhacirlerle Ensâr ve Arabileri birbirinden ayırdı. Herkesi kendi bayrağının altında topladı ki, bayraklarının gölgesi altında savaşsınlar ve herkes de kendilerine nereden sal diril acağını bilsinler.
Sahabeler, o günkü zorlu savaş ortamında benzeri görülmemiş bir sabır ve metanet gösterdiler. Düşmanlarının boyunlarına vurmak için hep ileriye doğru gittiler. Nihayet Allah onlara fethi nasib etti. Kafirler de arkalarını dönüp kaçtılar. Müslümanlar, onları takibe başladılar. Enselerinden vurup öldürdüler. Kılıçlarım diledikleri gibi kafirlerin boyunlarına indiriyorlardı. Nihayet onları ölüm bahçesine sığınma mecburiyetinde bıraktılar. Onların ölüm bahçesine girmelerini, Yemameli Muhkem b. Tufeyl adındaki mel'un tavsiye etmişti. Bahçeye girdiler. Orada Allah'ın düşmanı lanetli Müseyleme vardı. Abdurrahman b. Ebu Bekir, Muhkem b. Tufeyl'in boynuna bir mızrak fırlattı. Muhkem, askerlerine nutuk irad etmekte iken öldü. Hanife oğulları da bahçenin kapılarını üzerlerine kapattılar. Sahabeler onları kuşattılar, Bera b. Malik de:
- Ey Müslümanlar topluluğu! Beni bir yaypıya sararak bahçeye firlatın, dedi. Onu bir yaygıya koyup mızrakların ucuna takarak yükselttiler. Sonra da sur üzerinden bahçeye fırlattılar. O da kapının arkasında düşmanlarla savaşmaya devam etti, nihayet kapıyı açtı. Müslümanlar duvarların üstünden ve kapılardan içeriye girip Yemameli mürtedlerle savaştılar. Nihayet mel'un Müseyleme'nin yanma ulaştılar. Esmer bir deveyi andıran Müseyleme, bir duvar gediğinin yanında durmuş, duvara tırmanmak istiyordu, ama öfkesinden ötürü aklını kaybetmiş gibiydi. Şeytanı ona musallat olunca, ağzından köpükler çıkıyordu. Hz. Hamza'nın katili ve Cübeyr b. Mut'im'in kölesi Vahşî b. Harb ona ulaştı. Mızrağıyla onu vurdu. Mızrak vücudunun bir tarafından girip diğer tarafından çıktı. Ebu Dücane Simak b. Haraşe de koşarak geldi. Kılıcıyla ona bir darbe vurdu ve Müseyleme yere düştür: Köşkten bir kadın:
- Vah parlak yüzlü emirim! Emirimi siyahi bir köle öldürdü, diye feryad etti. Ölüm bahçesinde ve savaş alanında 10.000'e yalan adam öldürüldü. Başka bir rivayete göre ise 20.000 kişi öldürülmüştür. Müslümanlardan 600, başka bir rivayete göre 500 kişi Öldürülmüştü. Doğrusunu Allah bilir. Öldürülen Müslümanlar arasında sahabelerin Önde gelenleri ve ayan takımından şahsiyetler de vardı.
Halid dışarı çıktı. Mecaa b. Mürare de zincirlerine bağlı olarak sürünür vaziyette Halid'in peşinden gitti. Müseyleme'nin cesedini tanıtmak için, ölüleri Halid'e göstermeye başladı. Rical b. Unfuv'un cesedinin yanına geldiklerinde Halid:
- Müseyleme bu mudur? diye sordu. Mecaa şöyle cevap verdi:
- Hayır, vallahi bu ondan iyidir. Bu, Rical b. Unfuv'un cesedidir. Seyf b. Ömer dedi ki: Sonra sarı renkli şeytani mahiyyette bir adama uğradılar. Mecaa:
- İşte adamınız Müseyleme'nin cesedi budur, deyince Halid:
- Buna uyduğunuz için Allah sizi kahretsin! dedi.
Sonra Halid b. Velid, süvarilerini Yemame çevresine gönderdi ki, kalelerin etrafında bulunan mal ve esirleri toplayıp getirsinler. Bu iş de tamamlandıktan sonra kalelere gaza yapmaya yöneldi. Kalelerde kadınlardan, çocuklardan ve yaşlılardan başka kimse kalmamıştı. Mecaa, Halid'i aldatıp şöyle dedi:
- Bu kaleler, savaşçılar ve erkeklerle doludurlar. Gel de, bunların hakkından gelmem şartıyla benimle sulh yap.
Mecaa'nın böyle demesi üzerine Halid, Müslümanların yorgunluklarım da nazarı itibare alarak Mecaa ile sulh yaptı. Çünkü Müslümanlar, çok fazla savaştıkları için muharebeden bıkmışlardı. Mecaa şöyle demişti:
- Ey Halid, bırak da gideyim ve bu kalelerdeki savaşçılar barış akdi yapma hususunda bana muvafakat etsinler.
Halid b. Velid de ona şöyle dedi:
- Haydi git bakalım.
Mecaa kalelere gitti. Kalelerdeki kadınlara demir zırhlar giymelerini ve kalelerin tepelerine çıkıp gövde gösterisi yapmalarını emretti. Halid, kalelere bakınca surların tepelerinde insan kellelerinin her tara-fi doldurduğunu gördü. Mecaa'mn dediği gibi kalelerin savaşçılar ve erkeklerle dopdolu olduğunu zannetti ve barışı bekledi. Halid, onları İslâm'a davet etti. Onlar da hep birlikte Müslüman oldular, hakka döndüler. Halid de ele geçirdiği bazı esirleri salıverdi. Diğerlerini Ebu Bekir esSıddık'a gönderdi. Ebu Talib oğlu Ah de o esirlerden bir cariyeyi kendine ayırdı. Bu cariye, Hz. Ali'nin oğlu Muhammed b. Hanefiye'nin annesi idi. Dırar b. Ezver, Yemame gazvesiyle ilgili olarak şöyle bir şiir söylemişti:
"Eğer Cenup'tan bizi soracak olursanız, o Akriba ve Melhem savaşının akşamında olanları bildirecektir.
Vadi kanla dolup taşmış, taşlar, insanların kanı ile parlamıştı.
O akşam ki, mızraklar mutlaka hedeflerine isabet ediyordu.
Sağlam yapılmış meşrefî oklarından başka hiçbir şey hedeflerine isabet etmiyordu.
Eğer sen Müseyleme dışındaki kafirleri arıyorsan ey Cenub, bil ki ben Müslüman bir kimseyim.
Cihad ederim, çünkü cihad ganimettir.
Allah, mücahid kimseyi daha iyi bilir ve tanır."
Halife b. Hayyat, Muhammed b. Cerir ve seleften bazı kimseler, Yemame savaşının, hicretin onbirinci senesinde yapıldığını söylemişlerdir, îbn Kani, bu savaşın hicri onbirinci sene sonunda yapıldığım söylemiştir. Vakidî ve diğerleri, Yemame savaşının hicrî onikinci senede yapıldığını söylemişlerdir. Bu kavilleri şöyle uzlaştırabiliriz: Yemame savaşı hicri onbirinci senede başlamış, onikinci senede sona ermiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Beni Hanife heyeti, Hz. Ebu Bekir'e geldiklerinde Hz. Ebu Bekir, onlara şöyle demişti:
- Bize Müseyleme'nin Kur'ân'mdan biraz dinletin.
- Bunu yapmaktan bizi affet ey Rasûlullah'm halifesi.
- Hayır, mutlaka dinleteceksiniz.
- Müseyleme şöyle diyordu: "Ey kurbağa kızı kurbağa! İstediğin şeyi seç, senin üst tarafın suda, alt tarafin çamurda, ne su içeni engellersin, ne de suyu bulandırırsın." Yine Müseyleme şöyle demişti: "Görünen ekinlere, onu alabildiğine biçenlere, buğdayı savuranlara, onu değirmende öğütenîere, fırında pişirenlere, ekmeği et suyuna doğrayıp tirit yapanlara, suya ve yağa bandırıp lokma lokma yiyenlere yemin olsun!
Sizler göçebelere üstün tutuldunuz ve yerliler de faziletçe sizden ileri değildirler. Arkadaşlarınızı koruyun. Yurtsuzu barındırın. Yardım isteyene iyilik edin."
Beni Hanife heyeti, daha buna benzer bazı hurafeler naklettiler ki, oyun oynamakta olan çocuk bile bu uyduruk sözleri söylemekten tiksinir.
Anlatıldığına göre Hz. Ebu Bekir, onlara şöyle karşılık vermiş:
- Yazıklar olsun size. Hani nereye gitti bu sözleriniz? Bunların ne faydası vardır?
Müseyleme, yine kendisine vahiy olarak şu sözlerin inmiş olduğunu söylemişti:
"Fil, filin ne olduğunu sana kim öğretti? Onun uzun bir hortumu vardır."
"Zifiri karanlık geceye ve geceleyin fütursuzca yürüyen kurda yemin olsun ki aslan, kuru ve tazeden hiçbir şey koparmadı."
"Allah, gebeye lütufta bulundu. Ondan yürüyen bir canlı çıkardı ki, o canlıyı tenin altındaki deriden ve iç organlardan çıkardı."
Müseyleme, bunlara benzer daha birçok soğuk, tatsız ve anlamsız sözler söylemişti ve bunların da vahiy olarak kendisine geldiklerini iddia etmişti.
Ebu Bekir b. Bakillanî, «Fcâzu'l-Kur'ân» adlı kitabında Müseyleme, Tuleyha, Esved, Secah ve benzeri yalancı peygamberlerin uydurdukları ve vahiy olarak kendilerine indiğini iddia ettikleri bunlara benzer daha birçok sözler nakletmiştir ki bu sözler, o cahil ve yalancı peygamberlerin akıllarının zayıflığım ve sapıklıklarında kendilerine uyan kimselerin akılsızlığını ispatlamaktadır.
Amr b. As'tan rivayet ettiğimize göre o, cahiliyeti zamanında Mü-seyleme'nin yanma gitmiş, Müseyleme, ona şöyle demişti:
- Şu zamanlarda adamınız Muhammed'e ne nazil oldu?
- Kendisine veciz ve beliğ bir sûre nazil oldu.
- O hangi sûredir?
- Ona şu sûre nazil oldu: "İkindi vaktine and olsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır."
Müseyleme, bir saat kadar düşündü. Sonra başını kaldırıp şöyle dedi:
- Bana da bunun gibi bir sûre nazil oldu.
- Önedir?
- Ey göçebe! Ey göçebe! Sen, ancak irad ve gelirsin. Ey çöl! Sende de yürüyen, çukura düşer ve yoksul olur.
Böyle dedikten sonra Müseyleme sordu:
- Ey Amr, bunu nasıl buluyorsun?
- Allah'a yemin ederim ki sen de benim, senin yalancı olduğunu anladığımı biliyorsun.
Tarih âlimlerinin anlattığına göre Müseyleme, Peygamber (s.a.v.)'e benzemeye çalışırmış. Duyduğu habere göre Rasûlullah (s.a.v.), bir kuyuya tükürmüş, ama kuyunun suyu tümden kurumuştu.
Başka bir defasında da bir kuyuya tükürünce kuyunun suyu, içile-miyecek kadar acıîaşmıştı. Kendisi abdest alıp abdest artığını bir hurma ağacının dibine dökünce hurma ağacı kuruyup yok olmuştu.
Üzerlerine bereket duası okuması için kendisine getirilen çocukların başlarına ellerini sürünce, bazı çocukların saçları dökülmüş bazısının ise dili tutulmuştu.
Anlatıldığına göre o, gözleri ağrıyan bir adam için dua edip elini gözlerine sürünce, adamın gözü kör olmuştu.
Seyf b. Ömer, Ömer b. Talha'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Babam Talha, Yemame'ye gidip Müseyleme'nin nerede olduğunu sormuştu. Oradaki halk da: "Sus, o Allah'ın Rasûlüdür." demişlerdi. Babam da şöyle cevap vermişti:
- Hayır, onu görmeden Allah Rasûlü olduğunu söyleyemem. Müseyleme'nin yanma gidince de ona şöyle sormuştu:
- Sen Müseyleme misin?
- Evet.
- Seni getiren sebep nedir?
- Pisliktir.
- Sen nurda mısın, yoksa zulmette misin?
- Zulmetteyim ve senin yalancı, Muhammed'in ise doğru sözlü olduğuna şahadet ediyorum. Ama Rebialüarm yalancısı bize, Mudarlıla-rın doğru sözlüsünden daha sevimlidir."
Şu içi boş ve lanetli Arabi olan Talha, Müseyleme'ye tabi olmuştu. Nihayet Akriba savaşında onunla birlikte öldürülmüştü. Allah ona rahmet etmesin.

