Buharı ve Müslim'in sahihlerinde İbrahim b. Sa'd tariki ile Hz. Ai-şe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğrusu önceki ümmetlerde muhaddisler vardı. Benim ümmetimde de muhaddis varsa, o, Ömer b. Hattab'dır."
Yakub b. Süfyan, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah'm sahabeleri olan bizler çok olduğumuz halde huzurun, Ömer'in lisanı ile konuştuğunu reddetmiyorduk." Yani huzur ve sükuneti o temin ederdi.
Yakub b. Süfyan, Tarık b. Şihab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Biz, Hz. Ömer'in melek diliyle konuştuğunu söylerdik." Hz. Ömer'in siretiyle ilgili olarak birçok şeyler söyledik. Sariye b. Zenim'le ilgili kıssasında da olduğu gibi onun mükaşefesini, gayba dair haberler verişini ve buna benzer şeyleri anlattık. Hamd ve minnet Allah'adır.
Yine bu cümleden olarak Buharî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Peygamber'in kadınları, bir gün onun yanında toplanıp şöyle dediler:
- Ya Rasulallah! Senin vefatından sonra ilk vefat edenimiz kim olacaktır?
- Eli uzun olanınız benden sonra ilk vefat eden olacaktır." Şevde, bizim aramızda eli en fazla uzun olan kadındı ve Rasûlullah'm vefatından sonra ilk vefat eden kadın da o oldu."
Buharfnin "Sahih"inde de o kadının Şevde olduğu ifade edilmiştir.
Yunus b. Bükeyr, Şa'bfnin konuyla ilgili hadisi, mürsel olarak rivayet ettiğini beyan etmiş ve Şa'bf nin şöyle dediğini nakletmiş tir:
"Zeyneb vefat edince, Rasûlullah'ın zevceleri anladılar ki o, hayır ve sadaka hususunda onlar arasında eli en fazla uzun olandır."
Müslim, Hz. Aişe'nin bu hadisi naklettiğini ve şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Zeyneb, eli en fazla uzun olanımızdı. Çünkü o, eliyle çalışır ve sadaka verirdi."
Tarih bilginlerinden nakledilen meşhur görüşe göre Zeyneb binti Cahş, Peygamber (s.a.v.)'in ilk vefat eden zevcesidir.
Vakidf nin beyanına göre Zeyneb, hicri yirminci senede vefat etmiştir. Cenaze namazını da Hz. Ömer kıldırmıştır.
Ben derim ki: Sevde'ye gelince o, Hz. Ömer'in halifeliğinin son demlerinde vefat etmiştir. Bunu İbn Ebi Hayseme de söylemiştir.
Yine bu cümleden olarak Müslim, Veysel Karanî'nin kıssasıyla ilgili olarak Üseyd b. Cabir'den rivayette bulunmuş ve Hz. Peygamber'in Hz. Ömer'e, Veysel Karanî'nin Tabiîlerin en hayırlısı olduğunu, onun vücudunda bir alacalık bulunduğunu, Allah'a dua etmesi neticesinde alacalığın vücudundan gittiğini, sadece bir dirhem iriliğinde bir leke kaldığım, onun, annesine iyi davranan bir kimse olduğunu haber verdiğini beyan etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ayrıca Hz. Ömer'e, Veysel Karanî'den Ömer için istiğfarda bulunmasını istemesini emretmişti.
Gerçekten de Hz. Ömer'in zamanında Rasûlullah (s.a.v.)'m belirttiği evsafa uygun olarak Veysel Karanî isminde bir şahsiyete rastlanmıştı. Hamd ve minnet Allah'adır.
Yine bu cümleden olarak Ebu Davud, Cerir b. Abdullah ile Abdur-rahman b. Hallad el-Ensârf nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gazvesine giderken Ümmü Varaka bint-i Nevfel ona şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, izin ver de seninle beraber gazaya katılayım ve hasta bakıcılığı yapayım. Belki Allah bana şehidliği nasib eder. Bunun üzerine Allah elçisi:
- Evinde otur. Çünkü Allah -evinde de otursan- sana şehidliği nasib edecektir." dedi.
Gerçekten Ümmü Varaka'ya, Şehide adı takılmıştı. Kur'ân okurdu. Peygamber (s.a.v.)'den kendi evinde ezan okumak üzere bir müezzin tutması için izin istemişti. Bir kölesiyle bir cariyesini müdebber yapmıştı. Kölesi ile cariyesi, geceleyin kalkıp onu bir kadifeye sarıp boğdular ve çekip gittiler. Ertesi sabah Hz. Ömer, cemaat arasında kalkıp şöyle dedi:
- Bu köle ile cariye hakkında bilgisi olan veya bunları gören kimse onları yanıma getirsin.
Köle ile cariyeyi yakalayıp Hz. Ömer'e getirdiler. Hz. Ömer de emir verdi, idam edildiler. Medine'de idam edilen ilk iki kişi bunlardı."
Beyhakî, Velid b. Cemi'nin ninesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Ümmü Varaka binti Abdullah b. Haris'i ziyaret eder ve ona 'Şehide' adım verirdi."
Hz. Ömer de şöyle dedi: "Rasûlullah (s.a.v.) doğru söyledi. Kalkın, Şehide'yi ziyarete gidelim."
Yine bu cümleden olarak Buharî, Avf b. Malik'den şöyle bir rivayette bulunmuştur:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m vefatından sonra görülecek altı mucizeden biri şudur: Sonra sizin koyun kırılması gibi ölüp kırılmanızdır." Bu hadise, on gün içinde vuku buldu. Hicretin onsekizinci senesinde Amvas taunu diye bir veba salgını görüldü. Bu hastalık yüzünden sahabelerin Önde gelenlerinden bir topluluk vefat etti. Süfyan, Şurahbil b. Hasene, Ebu Cendel Sehl b. Amr ve babası, Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib, bu salgından ötürü öldüler." Allah hepsinden razı olsun.
İmam Ahmed b. Hanbel, Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Altı şey, kıyamet alametlerindendir: Benim vefatım, Kudüs'ün fethi, insanları, koyunların ölüp kırılması gibi yakalayan bir ölüm, her Müslümanın evinin mahrem yerlerine kadar sızan bir fitne, kişiye 1000 dinar verilmesine rağmen onun memnun olmaması ve Rumlarm savaş çıkarması. Onların üzerine sekiz koldan gidilecek ve her kolda da on iki bin asker bulunacaktır."
Hafız el-Beyhakî, Süleyman b. Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Amuse köprüsü savaşında insanlar vebaya yakalandılar. Amr b. As kalkıp şöyle dedi:
- Ey insanlar! Şu hastalık pistir. Bundan uzak durun. Şurahbil b. Hasene de kalkıp şöyle dedi:
- Ey insanlar! Ben arkadaşınızın söylediklerini duydum. Vallahi ben Müslüman oldum. Namaz kıldım. Ama Amr, kendi ailesinin devesinden daha çok yolunu bilmez biridir. O, Aziz ve Celil olan Allah'ın indirdiği bir beladır, sabredin.
Muaz b. Cebel, kalkıp şöyle dedi:
- Ey insanlar! Ben şu iki arkadaşınızın da söylediklerini işittim. Doğrusu şu veba sizin için bir rahmettir ve Peygamber (s.a.v.)'in de dua-sıdır. Ben Peygamber (s.a.v.)'in şöyle dediğini işittim: "Siz Şam'a gideceksiniz. Amuse denen bir yere konaklayacaksınız. Orada vücudları-mzda kara sinek iriliğinde çıbanlar çıkacaktır. Allah, o çıbanlar sebebiyle sizleri, çoluk çocuklarınızı şehid edecek. Onunla mallarınızı temizleyecektir."
Allah'ım, eğer benim bu hadisi Rasûlullah'tan işittiğimi biliyorsan, Muaz'a ve ailesine bu vebadan en büyük payı ver ve afiyete de erdirme.
Ravi diyor ki: Muaz'm işaret parmağında o çıbanlardan biri çıktı. Yarasına bakıp şöyle diyordu:
"Allah'ım, bunu bereketli kıl. Çünkü sen küçük birşeye bereket katarsan o şey büyür." Böyle dedikten sonra oğlu da çıban çıkarmaya başladı. Oğlunun yanına gidip şöyle dedi:
"Gerçek Rabbindendir, sakın şüphelenenlerden olma." (ei-Bakara, 147.) Oğlu da ona şu cevabı verdi:
"Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin." (es-Sâfîât, 102.) Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, Hüzeyfe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Biz, Ömer'in yanında oturmaktaydık. Bize dedi ki:
- Hanginiz Rasûlullah (s.a.v.)'m fitneyle ilgili hadisini hatırlıyor? Ben de dedim ki:
- Ben hatırlıyorum.
- Oku bakalım, sen cesaretlisin.
- Rasûlullah (s.a.v.) kişinin kendi ailesinde, malında, çocuğunda, komşusunda fitneye maruz kalacağını; ancak namaz, sadaka, emri bil-maruf ile nehyi anilmünkerin buna keffaret olacağım anlattı.
- Ben bunu sormadım. Benim kasdettiğim deniz dalgası gibi dalgaları olan fitneydi.
- Ey mü'minlerin emiri! Seninle o büyük fitne arasında kilitli bir kapı vardır.
- Yazıklar olsun sana! Allah açar mı yoksa kırar mı o kapıyı?
- Aksine kırar.
- Eğer o kapı kırılırsa, artık edebiyyete kadar kilitlenemez.
- Evet.
Biz; Hüzeyfe'ye şöyle dedik:
- Ömer, o kapıyı biliyor muydu?
- Evet. Ben ona demagoji içermeyen bir konuşma yaptım.
Ravi diyor ki: Hüzeyfe'ye kapıda kimin bulunduğunu sormayı akıl edemedik. Mesruk'a söyledik. O, ona sordu:
- Kapıda kim var?
- Ömer vardır. Fitne kapısının önünde o duruyor. Gerçekten de öyle idi.
Amr b. As dedi ki: Öyle de oldu. Ömer'in öldürülmesinden sonra insanlar arasında fitne koptu. Osman b. Affan'ın öldürülmesiyle de fitnenin ortaya çıkışı güçlendi. Allah, Ömer'den de Osman'dan da razı olsun."
Ya'lâ b. Ubeyd, Halid b. Velid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Emirü'l-mü'minîn olan Ömer, beni Şam'a gönderdi. Şam'ın dışındaki binaların yanına vardığımda o başka bir komutanı bana tercih etmek ve beni görevden alıp Hindistan'a göndermek istedi. Astlarımdan biri bana sabırlı olmamı, çünkü fitnenin ortaya çıktığını söyledi. Ben ona şu cevabı verdim: "Hattab'm oğlu hayatta olduğu sürece fitne çık-nıayacaktır." Gerçekten de onun vefatından sonra fitneler ortaya çıktı."
imam Ahmed b. Hanbel, Salim'in babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Ömer'in üzerinde bir elbise gördü, ona:
- Elbisen yeni midir, yoksa yıkanmış mıdır? diye sordu. O da:
- Yıkanmıştır, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
- Yeni giy. Övgüye layık bir hayat yaşa, şehid olarak öl."
Ravi diyor ki: Öyle sanıyorum ki Rasûlullah, Ömer'e şunu da söyledi: "Allah sana dünya va ahirette göz aydınlığı nasib etsin."
Gerçekten de Rasûlullah'm bu hadiste verdiği haberler, ileriki zamanlarda tahakkuk etti. Hz. Ömer, Mescid-i Nebevf nin mihrabında sabah namazını kılmaktayken şehid edildi. O mescidin sahibine salat-ü selamların en faziletlisi olsun.
Önceki sayfalarda Ebu Zerr kanalıyla rivayet edilen hadiste çakıl tanelerinin Hz. Ebu Bekir'in, sonra Hz. Ömer'in, sonra Hz. Osman'ın ellerinde teşbih getirdikleri ve Hz. Peyamber'in de: "İşte bu, peygamberliğin hilafetidir." dediği nakledilmişti.
Nuaym b. Hammad, Sefine'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Medine mescidini bina ederken Ebu Bekir bir taş getirip duvara yerleştirdi. Sonra Ömer bir taş getirip duvara yerleştirdi. Sonra Osman bir taş getirip duvara yerleştirdi. Rasûlü Ekrem de şöyle buyurdu: "İşte bunlar, benden sonra halife olacaklardır."
Abdullah b. Havale tarafından rivayet edilen ve önceki sayfalarda da geçen bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Üç şeyden kurtulan kimse kurtuluşa ermiştir: Ölüm, halife Mutta-hid'in öldürülmesi ve Deccal."
Abdullah b. Havale tarafından rivayet edilen diğer hadiste ise Hz. Peygamber, fitne meydana gelmesi esnasında Osman'a uyulmasını emretmiştir.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Evimde abdest aldım. Sonra dışarı çıktım. Bugün Rasûlullahla beraber olacağım, dedim. Mescide gittim. Onu sordum. Çıktığım ve şu tarafa yöneldiğini söylediler. Peşine düştüm. Nihayet Eriş kuyusuna vardım. Orada bir hurma dalı yoktu. Kapının yanında durdum. Sonra Peygamber (s.a.v.)'in ihtiyacını giderdiğini, artık oturduğunu anladım. Yanma gidip selam verdim. Baktım ki o, Eriş kuyusunun başında oturmuş. Ayaklarını kuyuya sarkıtmış, paçalarını da sıvamıştı. Kapıya döndüm ve: Ben Rasûlullah'm kapıcısı olacağım, dedim. Çok geçmeden kapıyı vurdular. Kim o? diye seslendim.
- Ebu Bekir, denildi.
- Yavaş ol, azıcık bekle, dedim. Sonra Peygamber (s.a.v.)'e gidip:
- Ya Rasulallah, Ebu Bekir kapıda duruyor, içeri girmek için izin istiyor, dedim.
- İçeri girmesine izin ver ve onu Cennetle müjdele, dedi.
Aceleyle kapıya gittim ve Ebu Bekir'e:
- İçeri gir, Rasûlullah (s.a.v.), seni Cennet'le müjdeliyor, dedim. O
da içeri girdi. Gelip Rasûlullah (s.a.v.)'ın sağ yanında oturdu, ayaklarını kuyuya sarkıttı. Rasûlullah gibi o da paçalarım sıvadı. Sonra yine kapıya döndüm. Kardeşimi abdest almakla baş başa bırakmıştım? Bana dedi ki:
- Ben de seni izliyorum. Ona dedim ki:
- Eğer Cenâb-ı Allah, bir adama hayır murad ederse hayrı ona mutlaka ulaştırır.
Kapının hareketlendiğini gördüm ve:
- Kim o? diye sordum.
- Ömer, denildi.
- Yavaş ol, azıcık bekle, dedim. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip selam verdim ve Hz. Ömer'in kapıda durduğunu söyledim.
- Ona, içeri girmesi için izin ver ve onu Cennetle müjdele, dedi. Kapıya gittim, Ömer'e, içeri girmesi için izin verdim ve:
- Rasûlullah (s.a.v.), seni Cennet'le müjdeliyor, dedim. O da içeri girdi. Gelip Rasûlullah (s.a.v.)'m sol tarafina oturdu. O da Rasûlullah ile Ebu Bekir gibi ayaklarını kuyuya sarkıtıp paçalarını sıvadı. Kapıya döndüm ve: "Eğer Allah falan kimse (kardeşim) için hayır murad etmişse onu hemen gönderir." dedim. Kapının hareketlendiğini gördüm.
- Kim o? diye sordum.
- Osman b. Affan, denildi.
- Yavaş ol, azıcık bekle, dedim. Sonra Rasûlullah'a gidip:
- Osman kapıda duruyor. İçeri girmek için izin istiyor, dedim. İçeri girmesine izin ver ve karşılaşacağı bir bela mukabilinde onu Cennet'le müjdele, dedi. Kapıya gittim ve:
- Rasûlullah (s.a.v.), içeri girmene izin veriyor ve karşılaşacağın bir bela veya belalar mukabilinde seni Cennet'le müjdeliyor, dedim.
Osman da: "Allah'ın yardımına müracaat edilir." diyerek içeri girdi. Kuyunun çevresinde oturacak bir yer bulamadı. Rasûlullah ile Ebu Bekir ve Ömer'in karşılarına geçip oturdu. Rasûlullah, Ebu Bekir ve Ömer'in yaptıkları gibi o da paçalarını sıvayıp ayaklarını kuyuya sarkıttı."
Said b. Müseyyeb dedi ki: Onların kuyu başında bu şekilde oturuşlarını, mezarlarının planı olarak tevil ettim. Rasûlullah, Ebu Bekir ve Ömer'in mezarı bir arada, Osman'ınki ise ayrı yerde oldu.
Beyhakî, Zeyd b. Erkam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), beni gönderdi ve bana şöyle dedi:
Git, Ebu Bekir'in yanma, onu evinde oturmuş olarak göreceksin ve ona de ki: Rasûlullah (s.a.v.), sana selam söylüyor ve seni Cennet'le müjdeliyor.
Sonra git tepeye var, orada Ömer'i bir merkebe binmiş olarak göreceksin. Kafasının saçsız yeri parlamakta olacaktır. Ona de ki: Hz. Peygamber, sana selam söylüyor ve seni Cennetle müjdeliyor. Sonra Osman'a git. Onu pazarda alış veriş yaparken göreceksin. Ona de ki: Rasûlullah, sana selam söylüyor ve seni şiddetli bir beladan sonra Cennetle müjdeliyor."
Hepsine gittim. Her birini de Rasûlullah'ın anlattığı halde buldum. Onlara bu müjdeyi verirken her biri:
- Rasûlullah nerede? diye sordu. Ben de falan yerde olduğunu söyledim. Kalkıp yanına gittiler. Osman, Rasûlullah'm yanma vardığında şöyle sormuştu:
- Ya Rasulallah hangi bela bana isabet edecektir? Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, sana bey'at ettiğimden beri gıybet etmedim, koğuculuk yapmadım. Sağ elimi de tenasül organıma değdirmedim. Şu halde hangi bela başıma gelecek?
Rasûlullah da ona, başına gelecek belayı anlattı." Hz. Osman'ın başına gelen bela, kendisine karşı protestolarda bulunan bilgisiz ayak takımının çıkardığı belalardı. İnşallah ileride Hz. Osman'la ilgili bölümde de anlatacağımız gibi Rasûlullah'm verdiği bela haberi gerçekleşmişti. Nitekim ayak takımı onu evinde kuşatmışlar, nihayet ona eziyet edip öldürmüşler ve cesedini yol ortasına atmışlar, cesedi günlerce o halde kalmıştı. Ne namazı kılmıyordu, ne de kendisine dönüp bakan oluyordu. Günlerce yerde kaldıktan sonra yıkandı, namazı kılındı, Baki yolunda bir yere defiıedüdi Allah ondan razı olsun. Onu hoşnud kılsm. Makamını Firdevs Cennet'i yapsın.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bana:
- Ashabımdan birini bana çağır, dedi. Ben de ona sordum:
- Ebu Bekir'i mi çağırayım?
- Hayır.
- Ömer'i mi çağırayım?
- Hayır.
- Amcan oğlu Ali'yi mi çağırayım?
- Hayır. .
- Osman'ı mı çağırayım?
- Evet.
Osman geldiğinde Rasûlullah bana, yanlarından uzaklaşmamı emretti. Sonra eğilip Osman'ın kulağına birşeyler fısıldadı. Osman'ın rengi değişti."
Ebu Sehle dedi ki: Hz. Osman'ın evi kuşatıldığı ve muhasara altına zalındığı günde kendisine dedi ki:
- Ey mü'minlerin emîri! Senin için asilerle savaşmayalım mı?
- Hayır, çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bana bir söz söyledi ve bu hususta da benden söz aldı. Ben bunun için sabredeceğim. Nefsimi dayanmaya zorlayacağım, dedi."
«Kitabu'l-Fiten ve'l-Melahim»de Nuaym b. Hammad, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma girdim. Huzurunda Osman vardı. Onunla gizli konuşuyordu. Rasûlullah'ın ona söylediklerini duymadım. Yalnız Osman'ın şöyle dediğini işittim:
- Ya Rasulallah, ama bu zulüm ve tecavüzdür, öyle değil mi?
Rasûlullah'm ona ne dediğini, Osman'ın öldürüldüğü zamana kadar anlayamadım. Sonra anladım ki, Rasûlullah onu Öldüreceklerini haber vermiş. Osman'ın başına gelecek şeylerin benim de başıma gelmesini isterdim. Onun basma gelen şeylerden hoşlanmadım. Eğer öldürülmesinden memnun olmuşsam ben de öldürüleyim.
Devesinin mahfiline o kadar ok atılmıştı ki, o mahfil adeta kirpiyi
andırıyordu."
Ebu Davud et-Tayalisî, Hüzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"İmamınızı öldürmedikçe ve kılıçlarınıza dayanıp güçlülük gösterisi yapmadıkça, şerli kimseleriniz de dünyanıza sahip olmadıkça kıyamet kopmayacaktır."
Beyhakî, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Size on iki halife gelecektir. Bunlardan biri Ebu Bekir es-Sıddık'tır. O, benden sonra çok kalmayacaktır. Arapların değirmeninin sahibi, övgüye layık bir şekilde yaşayacak ve şehid olarak ölecektir."
Adamın biri:
- O kimdir ya Rasulallah? diye sordu.
Rasûlullah:
- Ömer b. Hattab'dır, dedi. Sonra Osman'a dönüp baktı ve şöyle dedi:
- Ve insanlar Allah'ın sana giydirdiği bir gömleği çıkarmanı senden isteyeceklerdir. Beni hak peygamber olarak gönderen zata yemin ederim ki, eğer o gömleği üzerinden çıkarırsan, deve iğne deliğinden geçinceye kadar Cennet'e giremezsin."
Beyhakî, Ebu Habibe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Osman'ın evine girdim. O, evinde kuşatma altına alınmıştı. Ebu Hüreyre, konuşmak için ondan izin istedi. Osman ona izin verdi. O da kalkıp Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Benden sonra fitne ve ihtilafla karşılaşacaksınız." Yanında bulunanlardan biri kalkıp sordu:
- O zaman kimin yaranda yer alalım. Bize ne emredersin ya Rasu-lallah.
- Güvenilir insanın ve arkadaşlarının yanında yer alın. (Böyle derken Rasûlullah, Osman'a işaret ediyordu.)"
Bu hadisin doğruluğuna delil olarak, önceki sayfalarda Abdullah b. Havale'nin de bir hadisi geçmişti. Doğrusunu Allah bilir.
imam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"İslâm'ın değirmeni, hicretin otuzbeşinci veya otuzaltmcı veya otuz yedinci senesine kadar dönecektir. Eğer helak olurlarsa bu, helak olanların yoludur. Eğer dinleri ayakta kalırsa, onlar için yetmiş yıl ayakta kalır."
Ben ona şöyle bir soru sordum:
- Bu yetmiş senelik süre geçen zamandan mı, yoksa kalan zamandan mı mahsub edilecektir?"
Rasûlullah:
- Kalan zamandan, dedi."
Ebu Davud, Abdullah b. Mesud tarikiyle Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Doğrusu İslâm değirmeni, hicretin otuzbeşinci veya otuzyedinci senesinde duracak ve yok olacaktır. Eğer helak olursan bu helak olanın yoludur. Eğer dinleri ayakta durursa onlar için yetmiş sene ayakta duracaktır."
Ömer (r.a.) dedi ki:
- Ya Rasulallah, bu yetmiş sene geçen zamandan mı, yoksa kalan zamandan mı mahsub edilecektir? - Hayır, kalan zamandan mahsub edilecektir, dedi." Beyhakî, Mansur'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Bana ulaşan bir habere göre bu hadiste, Hz. Osman'ın hicri otuzbeşinci senede,,öldürülmesiyle ortaya çıkan fitneye, sonra da Hz. Ali'nin hilafeti zamanında ortaya çıkan fitnelere işaret edilmiştir. Yetmiş sene ile de Emevilerin hakimiyetleri kastedilmiştir. Çünkü Emevilerin hakimiyetlerinin kurulması ile Horasan'da propagandacıların zuhur etmesi ve Emevi idaresinin gevşeyip zayıflaması arasında yetmiş senelik bir zaman geçmiştir.
Ben derim ki: Sonra bu savaşlar, Sıffin günlerinde dürüldü. Ali (r.a.), o esnada Haricîlerle savaştı. Nitekim bunu haber veren ve şahinliğinde ittifak edilen hadis, önceki bölümlerde geçmişti. O hadiste Haricîlerin ve onlar arasında bulunan eksik yaratılışlı adamın evsafı bildirilmektedir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ishak b. İsa kanalı ile Ümmü Zerr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Zerr, can çekiştiği zaman ben ağladım. Bana:
- Niçin ağlıyorsun? diye sorunca, ben de şu cevabı verdim:
- Niçin ağlamıyayım. Sen çölde ölüyorsun ve senin defninle ilgilenecek kimse yok. Ayrıca yanımda sana kefen olarak yetecek bir kumaş da mevcud değil.
- Ağlama, sana müjdeler olsun. Çünkü ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Sizden bir adam çölde vefat edecektir. Onun cezanesinde mü'min-lerden bir cemaat hazır bulunacaktır." O cemaattan her biri mutlaka bir köyde veya bir topluluk içinde vefat etti. Ben ise çölde ölecek olan kişiyim. Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah böyle demekle yalan söylemedi. Ben de onun böyle dediğini sana anlatırken yalan söylemedim."
Bu hadis, Ebu Zerr'in hicri otuzikinci senede Osman b. Affan'm halifeliği zamanında Rabaza'da öldüğünü bildiren meşhur bir hadistir. Cenazesine gelen cemaat arasında Abdullah b. Mesud vardı. Namazını o kıldı, sonra Medine'ye gitti. Orada on gece kaldıktan sonra kendisi de vefat etti. Allah ondan razı olsun.
Beyhakî, el-Hakim kanalı ile, Ebu Derda'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Dedim ki: Ya Rasulallah, duyduğuma göre sen şöyle buyurmuşsun: "Bir kavim iman etmişken sonra yine dinden çıkacaktır."
- Evet, böyle dedim, ama sen onlardan biri değilsin. Ebu Derda, Hz. Osman'ın öldürülmesinden Önce vefat etti."
Yakub b. Süfyan, Ebu Derda'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben, sizden önce vefat edip havuz başına gideceğim, sizden yanıma gelecek olanları bekleyeceğim. Sakın sizden biri için benimle tartışılmasın. Ben onun, ümmetimden olduğunu söyleyeyim de onun hakkında bana:
- Onların senden sonra neler çıkardıklarını biliyor musun? denilmesin.
Ebu Derda diyor ki: Ben öylelerinden biri olmaktan korktum. Ra-sûlullah'ın yanına gidip ona bunu söyledim. Rasûlullah da bana:
- Sen onlardan biri değilsin, dedi."
Ebu Derda, Hz. Osman'ın öldürülmesinden ve fitnelerin ortaya çıkmasından önce vefat etti.
Said b. Abdülaziz dedi ki: Ebu Derda, Hz. Osman'ın hilafetinin bitimine iki sene kala vefat etti. Vakidî, Ebu Ubeyd ve birkaç kişi daha dediler ki: Ebu Derda, hicretin otuzikinci senesinde vefat etti. Allah ondan razı olsun.

