Bu delillerin en büyüğü, aydınlık saçan ayın iki parçaya bölünmesidir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
«Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hâlâ yüz çevirirler ve: «Devam eden bir sihir» derler. Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır. And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir. Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır. Ama uyarmalar fayda vermiyor.» (ei-Kamer, 1-5.) Diğer imamlarla birlikte âlimler, ayın ikiye bölünmesinin Rasûlullah (s.a.v.)'ın zamanında olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ümmet nezdinde katiyyet ifade eden yollarla bu konuda birçok hadis nakledilmiştir:
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Mekkeliler, Peygamber (s.a.v.)'den bir mucize istediler. Bunun üzerine ay, Mekke'de ikiye bölündü. «Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılir.»
Buharî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Mekkeliler, Rasûlullah (s.a.v.)'dan kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine o da ayı, iki parça olarak onlara gösterdi. Nihayet onlar da Hira dağını ayın iki parçası arasında gördüler.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Kesir kanalı ile Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında ay ikiye bölündü. Bir parçası şu dağın, bir parçası da diğer dağın üzerinde görüldü. "Muhammed bize büyü yaptı." dediler. Yine; "Bize büyü yapsa da bütün insanlara büyü yapamaz ya." dediler.»
Ebu Cafer b. Cerir, Yakub kanalı ile Ebu Abdurrahman es-Sülemî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
«Medâin'e indik, kaldığımız yer ile Medâin arasında bir fersahlık mesafe vardı. Cuma günü oldu. Babamla birlikte Medâin'e camiye gittik. Hüzeyfe, bize hutbe okudu. Hutbesinde şöyle dedi:
Yüce Allah buyuruyor ki: "Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır." Bilesiniz ki, kıyamet saati yaklaşmıştır. Dikkat edin, ay iki bölünmüş, Dünya da artık vedaya başlamıştır. Ayrılık vakti gelmiştir. Bilesiniz ki bugün yarışa hazırlanma günü, yarın da yarış günüdür."
Babama dedim ki:
- Yarın insanlar yarış mı yapacaklar?
- Ey oğulcuğum, sen cahil birisin. Yarıştan kasıt amellerdeki yarıştır.
Ertesi cuma oldu.Yine babamla birlikte camiye gittik, yine Hüzeyfe hutbe okudu. Hutbesinde şöyle dedi:
«Dikkat edin, yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır." Bilesiniz ki Dünya vedaya yüz tutmuş, ayrılmak üzeredir.»
Ebu Zür'a er-Razî de "Delâilü'n-Nübüvve" adlı kitabında bu rivayeti Ata b. Saib kanalıyla Hüzeyfe'den rivayet etmiştir. Bu rivayete göre Hüzeyfe hutbesinde şöyle demiştir: «Bilesiniz ki ay, Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında yarıldı. Bugün yarışa hazırlanma günü, yarın da yanş günüdür. Bilesiniz ki varılacak son nokta, ateştir. Yarışı kazanan, Cen-net'e koşup ulaşandır.»
Buharı, Yahya b. Bükeyr kanalı ile îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v)'in zamanında ay yarıldı.» Bir başka yoldan da Buharı, îbn Abbas'ın şu ayet-i kerimeyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır, onlar bir delil görünce hâlâ yüz çevirirler ve: «Süregelen bir sihir» derler.» (el-Kamer, 1-3.)
Ayın yarılması hadisesi vuku buldu. Bu hadise, hicretten önce oldu ve seyredenler, ayın iki parçaya ayrıldığını gördüler.
Avfî de îbn Abbas'tan buna benzer bir rivayette bulunmuştur.
Bu husus, İbn Abbas'tan, başka bir vecihle de rivayet edilmiştir. Şöyle ki: Ebu Kasım et-Taberanî, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'ın zamanında ay tutuldu. «Aya büyü yapıldı» dediler. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:
«Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır, onlar bir delil görünce hâlâ yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.» (ei-Kamer, 1-2.) Bu garib ve tuhaf bir ifadedir. Ayın ikiye yarılmasıyla birlikte tutulmuş olması da muhtemeldir. Bu da Bedir gecelerinden birinde ayın yarılmış olduğunu göstermektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Hafiz Ebu Bekr el-Beyhakî, Abdullah b. Ömer'in şu ayet-i kerimeyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır.» Ayın yarılması, Rasûlullah (s.a.v.) zamanında gerçekleşmiştir. Ay ikiye yarıldı, bir parçası dağın ön kısmında, diğer parçası da arka kısmında görüldü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "Allah'ım şahid ol." dedi.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan kanalı ile îbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında ay yarıldı ve seyirciler ona baktılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): «Şahid olun» dedi."
Buharı, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında ay ikiye yarıldı. Kureyşliler: "Bu, Ebu Kebşe'nin oğlu (Muhammed'in) büyüsüdür." dediler. Sonra da sözlerine şunu eklediler: "Bakın bakalım hele, dışardan gelecek olanlar bize bu hususta ne haberler getireceklerdir. Çünkü Muhammed bizi bü-yülese de insanların hepsim büyüleyemez ya!" dediler. Dışardan gelen yolcular da ayın ikiye yarılmış olduğunu gördüklerini söylediler.»
Beyhakî, el-Hakim kanah ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ay, Mekke'de yarılıp iki parça halinde görüldü. Kureyş kâfirleri: "Bu, Ebu Kebşe'nin oğlu (Muhammed'in) size yaptığı bir büyüdür. Dışardan gelecek yolculara bakın hele... Eğer onlar da sizin gördüğünüzü gönnüşlerse, demek ki Muhammed doğru söylemiştir. Eğer sizin gördüğünüzü görmemişlerse, demek ki Muhammed'in size yaptığı bir büyüdür." dediler. Daşardan gelen yolcular Mekke'ye vardıklarında onlar da: "Ayın ikiye yazıldığını gördük." dediler.»
îbn Cerir de bu hadiseyi Muğire'nin hadisinden rivayet ederek şu ilavede bulunmuştur: Bunun üzerine Yüce Allah şu ayeti inzal buyurdu: «Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ay, Rasûlullah (s.a.v.)'m zamanında yarıldı, İkiye bölündü. Ben, dağın, ayın iki parçası arasında olduğunu gördüm.»
Sahih-i Buharı1 de îbn Mesud'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: «(Kıyamet alametlerinden) beşi geçti. Bu beş alamet şunlardır: Bizanslıların galibiyeti, Bedir muharebesi, müşriklerin yakalanmaları, duman görülmesi ve ayın ikiye yarılması.»
"Delail" adlı eserde Ebu Zür'a şöyle demiştir: Abdurrahman b. İbrahim ed-Dımaşld, îbn Bükeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ay, hicretten önce Peygamber (s.a.v.)'in zamanında Mekke'de ikiye bölündü. îki parça olarak yere indi. Müşrikler: «Ebû Kebşe'nin oğlu (Muhammed) aya büyü yaptı.» dediler.»
Bu hadis, bu bakımdan mürseldir. Sahabeler topluluğundan yapılan bu rivayetlerde senetten bahsetmeye gerek yoktur. Çünkü bu, meşhur bir hadisedir. Ayrıca mukaddes kitabımız olan Kur'ân-ı Kerim'de de bundan söz edilmiştir.
Bazı kıssacıların anlattıkları gibi ayın Peygamber Efendimiz'in yakasından girip yeninden çıktığı ve buna benzer anlatımların dayanakları, aslı, esası yoktur. Ay varıldığı esnada yine semada idi. İkiye bölündü. Bir parçası Hira dağının gerisinde, diğer parçası da ön tarafında görüldü. Hira dağı, iki parçanın ortasında kaldı. Bununla birlikte ayın her iki parçası da semadaydı. Mekkeliler, ona bu haliyle bakıyorlardı. Mek-keli cahillerin çoğu, bu hadisenin bir büyü eseri olarak gözlerine göründüğünü sanmışlardı. Bu nedenle dışardan gelen yolculardan ayın yarılıp yarılmadığını sormuşlar, onlar da tıpkı kendilerinin gördüğü gibi ayın ikiye bölündüğünü gördüklerini söylemişlerdi. Bunun üzerine bu hadisenin gerçekliğini anlamış ve inanmışlardı.
Eğer: «Niçin ayın yarıldığı bütün ülkelerde ve beldelerde görülmedi?» diye sorulacak olursa, buna cevaben deriz ki:
Bunu kim inkar edebilir. Ama öteden beri kafirler, Allah'ın mucizelerini ve ayetlerini inkar ediyorlar. Belki de onlara, ayın yarılmış olması hadisesi, Allah katından gönderilen Peygamber Muhammed'in bir mucizesi olduğu haberi verilince, onların fasid görüşleri bu hadiseyi gizlemek ve unutturmak için birbirlerini teyid etti. Kaldı ki seyyahlardan bir çoğu, Hindistan'da bir heykel gördüklerini ve heykelin üzerinde: «Bu heykel, ayın yarıldığı gecede yapıldı.» ioaresinin yazılı olduğunu gördüklerini ifade etmişlerdir.
Sonra ayın ikiye bölünmesi hadisesi, geceleyin vuku bulduğu için çoğu insanlara - engelleyici bazı sebeplerden ötürü- görünmemiş olabilir.
Mesela; o esnada üst üste yığılı bulutlar, ayın durumunu onlara memleketlerinde göstermemiş olabilir. Belki de insanların çoğu o esnada uykuda idiler. Buna benzer diğer bazı mani sebepler, ayın yarılması hadisesini onlara göstermemiş olabilir. Doğrusunu Allah bilir. Biz bu konuyu tefsirimizde detaylı olarak anlattık. Güneşin battıktan sonra yeniden ufka dönmesi olayına gelince, şeyhimiz Bahaeddin el-Kasım b. Muzaffer b. Tâcü'l-Ümena b. Asakir, Esma binti Ümeys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), başını Hz. Ali'nin kucağına yaslamış iken kendisine vahiy nazil olmaya başladı. Hz. Ali de ikindi namazını kılmamış-tı. Vahiy tamamlanıncaya kadar güneş battı. Vahyin nüzulü tamamlanınca Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle sordu:
- Ey Ali! İkindi namazını kıldın mı?
- Hayır.
- Allah'ım, eğer Ah senin ve peygamberinin taatinde ise sen güneşi yeniden onun için ufka döndür.» Esma dedi ki: "Güneşin battıktan sonra tekrar doğduğunu gördüm." Şeyh Ebu'l-Ferec b. Cevzî, yukarıdaki hadisi mevzu hadisler arasında rivayet etmiştir.
Ebu Muhammed, Urve b. Abdullah b. Kureyş'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Ali'nin kızı Fatıma'mn yanma gittim. Boynunda boncuklar gördüm. Elinde de iki büyük misket vardı. Ona:
- Bu nedir? diye sordum. O da şöyle karşılık verdi:
- Kadının erkeklere benzemesi hoş değildir.
Bundan sonra bana şöyle dedi: "Esma binti Ümeys bana dedi ki: Ebu Talib oğlu Ali, Hz. Peygamber'e yaslanmış, bu esnada Hz. Peygamber'e vahiy gelmişti. Sonra Allah'ın Peygamberi, Hz. Ali'ye şöyle sormuştu:
- Ey Ali! İkindi namazını kıldın mı?
- Hayır.
- Allah'ım, Ali için güneşi tekrar ufka döndür.
Bunun üzerine güneş tekrar ufka dönmüş ve güneş ışıkları mescidin yarısına kadar uzanmıştı.»
Hafız İbn Asakir, bunun münker bir hadis olduğunu söylemiştir. Şeyh Ebu Ferec b. Cevzî, de bunu mevzu hadisler arasında zikretmiştir. Sonra İbn Cevzî, sözünü şöyle sürdürmüştür:
«Bu hadisi uyduran kimsenin gafletine delil olarak şunu söyleyebiliriz: Bu hadisi uyduran kişi, Hz. Ali'nin faziletine atn nazar etmiş, ama bu hadisi uydurmada herhangi bir faidenin söz konusu olamayacağına dikkat etmemiştir. Çünkü ikindi namazı, güneşin batmasıyla kazaya kalır. Güneşin tekrar ufka dönmesi, o namazın kılınmasını edaya dönüştürmez. Sahih hadiste Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «Güneş, Yuşa'dan başkası için ufukda bekletilmemiş tir.»
Ben derim ki: Ali için güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürüldüğünü ifade eden hadis, zayıf ve münkerdir. Bunu rivayet eden ravile-rin tamamı ya Şiî, ya da durumu belirsiz kimselerdir. Şiilerin rivayetleri metruktür. Bu gibi hadislerde tek kişinin haberi kabul edilmez. Bu tür hadislerin mutlaka tevatür yoluyla, ya da müstefiz olarak nakledilmeleri gerekir. Bundan daha aşağı derecedeki rivayetler önemsenmezler. Ancak Cenab-ı Allah'ın bunu yapma kudretine sahib olduğunu, Rasûlullah'ın da böyle bir mucizeyi gösterebileceğini inkar etmiyoruz. Sahih hadiste sabit olduğuna göre Yuşa' b. Nun için güneş ufukta bekletilmiştir. Beyt-i Makdis'i (Kudüs'ü) kuşattığı günde Yuşa' b. Nun için güneş ufukta bekletilmişti. Bu hadisenin vukuu, cuma gününün aksamına rastlamıştı, Yuşa' b. Nun, cumartesi günü savaşmazdı.
Güneşe baktı, guruba yüz tuttuğunu gördü. Ona şöyle seslendi: «Ey güneş, sen emir altındasın. Ben de emir altındayım. Allah'ım, şu güneşi ufukda benim için durdur.» Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Kudüs'ü fethetmelerine kadar güneşi ufakta bekletmişti. Rasûlullah (s.av.)'a gelince o, Yuşa' b. Nun'dan daha üstün, daha faziletli, daha şerefli olup makamı da ondan yücedir. Hatta diğer peygamberlerin tümünden de mutlak surette üstündür. Ama biz, ancak nezdimizde sahili olan şeyleri söyleriz. Sahih olmayan şeyleri Rasûlullah'a isnad etmeyiz. Eğer bu hadise sahih olsaydı, bunu nakledenlerin ilki biz olurduk. Buna inananların da ilki biz olurduk, her hususta Allah'ın yardımını dileriz.
Eğer Rafizîlerden biri derse ki; Hasan'm babası Ali'nin faziletinin çokluğuna ve imamlığına delil olarak Esma binti Ümeys'in şu rivayeti vardır: «Rasûlullah (s.a.v.)'ın başı, Hz. Ali'nin kucağında iken kendisine vahiy nazil olmaya başladı. Bu sebeple güneş batıncaya kadar Ali ikindi namazını kılamadı. Rasûlullah (s.a.v.), vahyin tamamlanmasından sonra Ali'ye sordu:
- Ey Ali, ikindi namazını kıldın mı?
- Hayır.
- Allah'ım! Ali, senin rasûl'ünün taatindedir. Bunun için güneşi tekrar ufka döndür ki namazını kılsın.
Esma dedi ki: « Güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndüğünü gördüm.»
Bunun için denilir ki: Eğer bu hadis bahih olsaydı, biz bununla muhaliflerimiz olan Yahudi ve Hristiyanlara karşı nasıl hüccet ileri sürerdik. Ama bu hadis, cidden zayıf olup asılsızdır ve bu, Râfizîler tarafından uydurulmuştur. Eğer güneş, battıktan sonra tekrar ufka döndürülmüş olsaydı, bunu mü'minler de, kafirler de göreceklerdi ve bu hadisenin falan yılın falan ayının falan gününde meydana gelmiş olduğunu bize nakledeceklerdi.
Sonra Rafizîlere de şöyle denilir:
- İkindi namazını kaçırmasından sonra güneşin Ali için tekrar ufka döndürülmesi mümkün müdür? Oysa Hendek savaşında öğle, ikindi ve akşam namazının vaktini kaçırmalarından sonra Rasûlullah ile bütün Muhacir ve Ensâr için güneş tekrar ufka döndürülmemişti. Bu nasıl olur?
Yine Rasûlullah (s.a.v.), Hayber gazvesi dönüşünde Muhacir ve Ensâr ile birlikte yolda geceyi geçirirken uykuya dalmışlar, sabah namazını kılamamışlardı. Güneş doğduktan sonra uyanmışlardı. Niçin o zaman güneş, Rasûlullah ile ashabı için tekrar dönüp gece olmamıştı? Eğer bu bir fazilet ise, Cenâb-ı Allah, bu fazileti rasûlüne verirdi. Oysa Cenâb-ı Allah, hiçbir şeref ve fazileti rasûlünden esirgememiştir. Hal böyleyken böyle bir imkanı Ebu Talib oğlu Ali'ye mi Allah bahşedecektir?
İbrahim b. Yakub el-Cüzcanî diyor ki: «Muhammed b. Ubeyd et-Tenafisî'ye şöyle bir soru sordum: Güneşin batmasından sonra ikindi namazını kılabilmesi için Ebu Talib oğlu Ali hatırına tekrar ufka döndürülmüş olmasına ne dersin?
- Böyle bir sözü söyleyen mutlaka yalan söylemiştir.» İbrahim b. Yakub diyor ki: «Ya'lâ b. Ubeyd et-Tenafîsî'ye şöyle bir
soru sordum:
- Bizim yanımızdaki insanlar diyorlar ki: Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'ın vasisidir. Güneş battıktan sonra onun hatırına tekrar ufka döndürülmüş deniliyor.
- Bütün bunlar yalandır.»
Ebu Kasım Ubeydullah b. Abdullah b. Ahmed el-Haskanî, Esma binti Ümeys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Hayber diyarında Sahba mıntıkasında öğle namazını kıldı. Sonra bir iş için Ali'ye haber salıp yanma çağırttı. Ali geldi. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), ikindi namazını kılmıştı. Başını Hz. Ali'nin göğsüne yasladı. Hz. Ali öylece durdu. Rasûlullah da başını kımıldatmadı. Nihayet bu halde güneş battı. Sonra Rasûlullah (s.a.v) şöyle dedi:
«Allah'ım, kulun Ali, peygamberi için kendini hareketten alıkoydu. Sen de güneşi onun için ufka döndür.»
Esma dedi ki: Güneş tekrar doğdu, dağların üstüne kadar yükseldi. Ali de kalkıp abdest aldı ve ikindi namazını kıldı. Sonra güneş tekrar battı.»
Bu hadisin senedinde durumu belirsiz bazı ravilerin ismi geçmektedir. Ravilerden Avn ile annesinin adaletli ve zabtı sağlam kimseler oldukları bilinmemektedir ki, bu sebeple haberleri kabul edilebilsin. Hatta böylesine önemli bir konudaki rivayetlerden daha önemsiz rivayetlerde bile, adaletli ve zabıtları sağlam olarak bilinmemektedirler. Bu önemli hadisedeki rivayetleri nasıl sabit olabilir? Bu hadiseyi, sahih hadis kitaplarının (sünen ve müsnedlerin) sahiplerinden hiçbiri rivayet etmemiştir. Doğrusunu Allah bilir. Sonra Avn'm da bu hadisi, ninesi Esma binti Ümeys'ten işitip işitmediğini de bilmiyoruz. Ayrıca ravilerden Mısrî de bu hadisi^ Hüseyin b. Hasan el-Aşkar tarikiyle nakletmiştir ki, -o da aşırı bir Şiîdir. Bir çokları onun zayıf bir ravi olduğunu söyler.
Fatıma binti Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib'e gelince - ki bu Zeynel Abi-din'in kızkardeşidir- onun hadisi
meşhurdur.
Ondan,
dört
sünen
sahibi
rivayetlerde
bulunmuşlardır.
Babasının öldürülmesinden sonra Ehl;i Beyt ile birlikte Şam'a gelenlerdendir. Sika ravilerdendir. Ancak mezkur hadisi, Esma binti Ümeys'ten işitip işitmediği bilinmemektedir.
Doğrusunu Allah bilir.
Ali b. Abbas b. Velid, Esma binti Ümeys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Ali, ganimetleri taksim ettiği gün meşguliyetinden ikindi namazını kılamamıştı. Güneş batmak üzereydi. Rasûlullah (s.a.v.) kendisine sordu:
- İkindi namazını kılmadın mı?
- Kılmadım.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a dua etti, güneş tekrar yükseldi. Semanın ortasına kadar geldi. Hz. Ali de kalkıp namazını kıldı. Güneş tekrar batarken testerenin demir üzerine sürülmesi esnasında çıkardığı ses gibi ses çıkardı.»
Bu ifadeler de daha önce geçen ifadelere birçok bakımdan muhaliftir. Kaldı ki bu rivayetin senedi de çok karanlıktır. Bu rivayetin senedinde adı geçen Sabahın nasıl bir kimse olduğu bilinmemektedir. Ayrıca Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin şehid olarak öldürülmüş olduğu halde Esma binti Ümeys'ten itibaren ravilerden birer birer nasıl nakilde bulunmuş olabilir. Bu hadisin sened ve metninde karışıklık vardır. Güya Ali, sadece ganimet taksimiyle meşgul olduğu için o gün ikindi namazını kılama-mışİ Bunu hiçbir kimse söylemiş değildir. Sırf bu sebeple ikindi namazını terketmenin caiz olduğu görüşüne hiç kimse kail olmamıştır. Her ne kadar bazı âlimler, savaş mazereti ile namazı geciktirmenin caiz olduğunu söylemişlerse de hiç kimse, namazı terk etmenin caiz olduğunu söylememiştir. Nitekim Buharı, Mekhul ile Evzaî ve Enes b.
Malik'ten bu konuda nakilde bulunmuştur. Hendek gününde namazı tehir etme hadisesini ve Peygamber Efendimiz'in sahabelere, ikindi namazını hiç kimsenin kılmamasını, ancak Beni Kurayza'ya vardıktan sonra kılmalarını emretmiş olduğunu delil olarak ileri sürmüştür. Alimlerden bir cemaat da bunun korku namazıyla neshedilmiş olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir. Demek istediğimiz şudur ki, âlimlerden hiçbiri, ganimet taksimi mazereti ile namazı geciktirmenin caiz olduğunu söylemiş değildir ki böyle bir iş, Hz. Ali'ye isnad edilmiş olsun. Oysa, orta namazın, ikindi namazı olduğunu Rasûlullah'tan rivayet eden Ali'dir. Bu cemaatin rivayetine göre eğer böyle bir hadise sabit ise ve Ali de ganimet taksimi sebebi ile ikindi namazını kasıtlı olarak geciktirmiş ve Rasûlullah da onun bu davranışını onaylamış ise, bu başlı başına namazı geciktirmenin caizliğine delil teşkil eder.
Buharî'nin anlattığı şeye göre daha kesin bir hüccet ifade eder. Çünkü bu hadise, kesin olarak korku namazının meşruiyyetinden sonra yani, hicri yedinci senede Hayber gazvesinde cereyan etmiştir. Korku namazı ise bundan önce meşru kılınmıştır. Hz. Ali mazurdur ve güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülmesine de ihtiyaç yoktur. Çünkü namazı kazaya kalmıştır, kazasını da akşam
namazından sonra kılabilirdi. Şu halde hadisinde varid olduğu gibi bu durumda izin vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Bütün bu anlatılanlar, mezkur hadisin yani Esma Binti Ümeys'in rivayet ettiği hadisin zayıflığını isbatlamaktadırlar. Sonra eğer bunu başka bir hadise saysak ve önceki sayfalarda geçen hadiseden ayrı bir olay olarak kabul etsek, o zaman demek ki, güneşin battıktan sonra ufka dönmesi hadisesi birden fazla defa vuku bulmuştur. Bununla beraber âlim imamlardan ve meşhur hadis kitaplarının sahiplerinden hiçbiri bunu nakletmemiştir. Ancak durumları belirsiz, metruk ve ithamh kimseler bu rivayetlerde bulunmuşlardır. Doğrusunu Allah bilir.
Mısrî, Ebu Abbas b. Ukde tarikiyle de bu rivayeti bize ulaştırır. Şöyle ki: Yahya b. Zekeriyya, Amr b. Sabit'in şöyle dediğini rivayet etti:
«Abdullah b. Hasan b. Hüseyn b. Ali b. Ebu Talibe, güneşin battıktan sonra Ebu Talib oğlu Ali için tekrar ufka döndürüldüğü hadisesini sordum ve:
- Bu, sizin yanınızda da sabit midir? dedim. O da bana şöyle karşılık verdi:
- Allah'ın kitabında indirdiği ayetler, güneşin battıktan sonra ufka döndürülmesine nisbetle daha yüce ve muazzamdırlar.
- Doğru söyledin. Allah beni sana kurban etsin. Ancak ben bunu senden işitmek istiyorum.
- Babam Hasan, Esma binti Ümeys'in şöyle dediğini bana anlattı: «Bir gün Ebu Talib oğlu Ali geldi. İkindi namazını Rasûlullah'la beraber kılmak istedi. Ancak Rasûlullah (s.a.v.) namazım kılmıştı. O esnada vahiy nazil oldu. Rasûlullah da başını Ali'nin göğsüne dayadı ve Öylece kaldı. Vahiy tamamlanınca Rasûlullah uyandı ve şöyle sordu:
- Ey Ali, ikindi namazını kıldın mı?
- Ben geldiğimde sana vahiy nazil oluyordu. Başını göğsüme dayadın, şu ana kadar öylece bekledim.
Rasûlullah (s.a.v.) kıbleye yöneldi. Güneş batmıştı. Şöyle dedi:
- Allah'ım, Ali, senin taatindedir. Güneşi onun için tekrar ufka döndür.
Esma dedi ki: «Güneş tekrar ufka döndü. Değirmen taşı gibi ses çıkarıyordu, ikindi namazı için gereken yerde ufukta durdu. Ali de namaz için vakit bulmuş oldu. Böylece kalkıp ikindi namazını kıldı. Namazını tamamladıktan sonra güneş tekrar battı. Batarken de değirmen gibi ses çıkardı. Batar batmaz karanlık etrafı kapladı. Yıldızlar göründü.»
Bu da sened ve metin bakımından münkerdir. Önceki ifadelere ters düşmektedir.
Bu hadisin ravilerinden Amr b. Sabit, bu hadisi uydurmakla itham edilmiştir. Ya da bunu başkalarından çalmıştır. Amr b. Sabit b. Hürmüz el-Bekrî el-Kufî, Bekr b. Vail'in azadlısıdır. Amr b. Mikdam el-Haddad olarak bilinir. Kendisinden birkaç tabii rivayette bulunmuştur. Aralarında Said b. Mansur ile Ebu Davud ve Ebu Velid et-Tayalisî de hadis naklinde bulunmuşlardır. Abdullah b. Mübarek, bundan hadis rivayet etmemiş ve kendisinden hadis rivayet edilmemesi gerektiğini söylemiştir. Gerekçe olarak da onun selef-i salihine küfreden bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. Bunun cenazesi geçerken cenazeye katılmamak için Abdullah b. Mübarek gizlenmiştir. Abdurrahman b. Mehdi de bundan hadis rivayet etmemiştir. Ebu Main ile Neseî, bunun sika ve güvenilir bir kimse olmadığını, hadisinin nakledilip yazılamayacağını söylemiştir. Buharı, bunun kuvvetli bir ravi olmadığını söylerken, Ebu Davud bunun insanların en şerlilerinden olup Rafizî, murdar ve kötü bir adam olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca onun hakkında da şöyle demiştir: «O ölünce ben üzerine cenaze namazı kılmadım. Çünkü onun şöyle bir sözü vardır: «Rasûlullah (s.a.v.) vefat ettiğinde beş İrişi dışında bütün insanlar kafir oldular.» Ebu Davud da bunu yererdi. îbn Hayyan dedi ki: «O, mevzu hadisleri rivayet ederdi.» îbn Adiy de dedi ki: «Bunun zayıflığı, hadisinde açıkça görülmektedir.»
Sözünü ettiğimiz Amr b. Sabit b. Hürmüz el-Bekrî el-Kufî, hicretin 127. senesinde ölmüştür.
Muhammed b. îsmail el-Cürcanî, Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gittim. Başını Ali'nin göğsüne dayamış olduğunu gördüm. O esnada güneş batmıştı. Peygamber (s.a.v.) uyandı ve şöyle sordu:
- Ey Ali, ikindi namazını kıldın mı?
- Hayır ya Rasulallah, kılmadım. Başını göğsümden kaldırmak istemedim, sen rahatsızdın.
- Ey Ali, dua et de güneş tekrar senin için ufka döndürülsün.
- Ya Rasulallah, sen dua et. Ben amin diyeyim.
- Ya Rab, Ali senin ve peygamberinin taatinde idi. Sen onun için güneşi tekrar ufka döndür.
Ebu Said dedi ki: «Allah'a yemin ederim İri, güneşin ufka dönerken çıkrık gibi ses çıkardığını işittim. Nihayet o, bembeyaz bir şekilde ufka geri döndü.»
Bu da sened bakımından karanlık, metin bakımından münker bir rivayettir. Önceki ifadelere de ters düşmektedir. Bütün bunlar, bunun uydurma bir hadis olduğunu ispatlamaktadır. Uydurulmuştur ve şu Rafizîler, bunu birbirlerinden çalıp nakletmektedirler. Eğer denildiği gibi Ebu.Saidın rivayetinde bunun aslı olsaydı, büyük sahabeler bunu naklederlerdi. Nitekim büyük sahabeler ondan, Haricîlerle savaşmaya dair hadisi nakletmişler ve bu hadis, Buharî ile Müslim'in sahihlerinde yer almıştır. Hz. Ali'nin faziletine dair Mezhac hadisi ile diğer rivayetlerde buna örnek olarak gösterilebilir.
Şimdi de mü'minlerin emiri Ali'nin hadisine gelelim:
Ebu Abbas el-Ferganî, Cüveyriye binti Şehr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Talib oğlu Ali ile birlikte yola çıktık. Bana şöyle dedi: «Ey Cüveyriye, doğrusu Rasûlullah (s.a.v.)'a -başı benim göğsümde iken- vahiy geldi." Bu hadisin senedi karanlıktır. Senette adı geçen ravilerin çoğu tanınmamaktadırlar. Allah bilir ya öyle görülüyor ki, bu, uydurma bir hadistir. Rafizîler tarafından uydurulmuştur. Allah onları kahretsin. Rasûlullah (s.a.v.)'a iftira edenlere de lanet etsin. Şâri'in vaad ettiği azab ve cezayı onlara acilen versin; çünkü sözü doğru, özü doğru olan Rasûlullah (s.a.v.), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
«Benim hakkımda kasıtlı olarak yalan uyduran kimse, ateşteki yerini hazırlasın.» Kendisi hakkında büyük bir menkıbeyi ihtiva eden Rasûlullah (s.a.v.)'m da gözler kamaştıran apaçık bir mucizesini içeren böyle bir hadisi, Ebu Talib oğlu Ali'nin rivayet etmiş olduğu, ilim sahibi hangi adamın aklından geçer. Sonra bu hadisi, Hz. Ali'den belirsiz kimseler vasıtasıyla nasıl rivayet ederler? Bunun senedi kapkaranlık bir se-neddir. Senedde adı geçen kimseler, gerçekten dünyaya gelmişler midir? Yoksa hiç mi gelmemişlerdir? Allah bilir ya doğrusu şu ki, senedde adı geçen kimseler, dünyaya gelmiş değillerdir. Eğer bu hadis sahih olsaydı, Hz. Ali'nin; Ubeyde es-Selmanî, Şureyh elKadî, Âmir eş-Şa'bî gibi güvenilir arkadaşlarının adı geçerdi. Bunların adı geçmiyor da şahsiyeti ve durumu bilinmeyen bir kadının adı zikrediliyor.
Bu nasü rivayettir? Sonra îmam Malik, "Kütüb-i Sitte" sahipleri, "Müsned" ve "Sünen" sahipleri gibi imamların adlarının rivayet senedinde geçmemesi ve onların bu hadisi kendi kitaplarına koymamaları, bunun asılsız ve uydurma bir hadis olduğuna en büyük delildir. Bu hadis, bu gibi büyük imamlardan sonra uydurulmuştur, işte Ebu Abdurrahman en-Neseî, Hz. Ali hakkında bir kitap derlemiş; kitabında onun özelliklerinden bahsetmiştir. Ama bu hadisten asla söz etmemiştir. Hakim de "el-Müs-tedrek" adlı eserinde bu hadisi rivayet etmemiştir. Neseî ile Hakim, bu hadisi Şia'nın uydurduğu görüşündedirler. Bunu rivayet edenler de hayretlerini ve taaccüblerini belirtmek için rivayet etmişlerdir. Böylesine önemli bir hadise, gündüz ortasında apaçık bir surette cereyan edince bunun tevatür yolu ile nakledilmesi gerekirdi; ama yine de bu hadis, zayıf ve münker yollardan rivayet ediliyor.
Bu nasıl hadistir? İşte Ahmed b. Salih, bunun sıhhatine meyletmiş, sabit olduğu görüşüne kail olmuş ve neticede aldanmıştır. "Müşkilü'l-Hadis" adlı kitabında Tahavî de şöyle demiştir: «Ali b. Abdurrahman, Ahmed b. Salih el-Mısrî'nin şöyle dediğini rivayet etti: «İlim yolcusu olan kimsenin, Esma binti Ümeys'ten güneşin tekrar ufka döndürüldüğüne dair rivayet edilen hadisi hıfzetmekten geri kalmaması gerekir. Çünkü bu, peygamberlik alametlerindendir.»
Söylendiğine göre Ebu Cafer et-Tahavî de bu görüşe meyletmiştir. Ebu Kasım el-Haskanî, Mutezile kelamcılarından Ebu Abdullah el-Barî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülmüş olması, kesin olarak vuku bulan bir hadisedir. Bunu anlatan hadisin rivayet edilmesi gerekir. Çünkü bu, her ne kadar müzminlerin emiri Ali'nin faziletini anlatıyorsa da peygamberlik ala-metlerindendir. Hz. Ali, faziletleri bakımından peygamberlik alametle-riyle çok ilgilidir. Özetle demek isteriz ki, bu hadisin tevatür yoluyla nakledilmesi gerekir.»
Eğer bu hadis sahih olsaydı; bu, gerçekten yerine getirilmesi hak olan birşeydi. Ama bu, tevatür yoluyla nakledilmiş değildir. Demek ki bu hadis, hakikatte sahih bir hadis değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Ben derim ki: Her asırdaki imamlar, bu hadisin doğruluğunu kabul etmeyip reddetmişlerdir. Bunun ravilerinin de çirkin vasıflarını anlatmakta çok ileri gitmişlerdir. Nitekim Muhammed et-Tenafisî ile Yala b. Ubeyd et-Tenafİsî, Dımaşk hatibi İbrahim b. Yakub el-Cüzcanî, İbn Zenceveyh diye bilinen Ebu Bekir Muhammed b. Hatim el-Buharî, Hafız Ebu'l-Kasım İbn Asakir, Şeyh Ebu'l-Ferec İbn Cevzî gibi Mütekaddimîn ve Müteahhirînden birçok imamların bu hadisi, mün-ker gördüklerini önceki sayfalarda nakletmişiz dir. Bu hadisin uydurma olduğunu açıkça beyan edenlerden biri, şeyhimiz Hafız Ebu'1-Hac-cac el-Mizzî ve Allame Ebu'l-Abbas b. Teymiyyerdir. Hakim Ebu Abdullah en-Nisaburî dedi ki: Abdullah b. Ah b. Medinî şöyle dedi: Babamın şöyle dediğini işittim: «Beş hadis rivayet edilmektedir ki bunların aslı yoktur. Rasûlullah'tan da gelmemiştir. Bu hadisler şunlardır:
1 - Eğer dilenci sadık olsaydı, onu boş çeviren iflah olmazdı.
2 - Göz ağrısından başka ağrı yoktur.
3 - Borç kederinden başka keder yoktur.
4 - Güneş, battıktan sonra Ebu Talib oğlu Ali için tekrar ufka döndürüldü.
5 - Ben Allah katında o kadar kıymetliyim ki, beni yer altında iki yüz sene kadar bekletmez.»
Tahavî, Ebu üanife'nin de bunu inkar ettiğini ve rivayet edenleri küçümsediğini söyleyerek şöyle bir nakilde bulunmuştur:
«Ebu Abbas b. Ukde, Bişar b. Dira'ın şöyle dediğim rivayet etti: Ebu Hanife, Muhammed b. Numan'a rastladı ve ona şöyle dedi:
- Güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürüldüğünü ifade eden hadisi kimden rivayet ettin?
- Senin "Ey Sariye dağa" mealindeki hadisi kendisinden rivayet ettiğin adamdan başka birinden rivayet ettim.»
Muteber imamlardan biri olan İmam Ebu Hanife, Kufelidir. Hz. Ayi, Allah ve rasûlünün verdikleri faziletten daha üstün bir fazilete sahip kılmak ve onu aşırı derecede sevmekle itham edilmemiştir. Bununla beraber o, bu hadisi rivayet eden kimsenin rivayetini kabul etmemiştir. Muhammed b. Numan'm ona verdiği cevap, sadece bir sataşmadır uygunsuz bir saldırıdır. Yani Muhammed b. Numan, ona şöyle demek istemiştir:
«Her ne kadar garipse de ben, Ali'nin faziletine dair olan bu hadisi rivayet ettim. Bu hadis, gariblikte senin rivayet etmiş olduğun ve Ömer b. Hattab'ın faziletini beyan eden: «Ey Sariye dağa» hadisi kadardır.» O ne kadar garipse, bu da o kadar gariptir. Bu, Muhammed b. Numan'dan sahih olarak gelmiş bir rivayet değildir. Çünkü bu, sened ve metin bakımından diğeri gibi değildir. Aksi takdirde İmam Azam'm mükaşefesi nerede kalır? Çünkü şeriat koyucu, onun muhaddis olduğuna şahadet etmiştir. Böyle olunca onun kıyamet alametlerinin en büyüğü olan güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülmesine dair hayırlı birşeyi nasıl keşfedebilir? Yuşa' b. Nun hakkında rivayet edilen mesele, bunun gibi değildir. Onun hakkında vuku bulan hadise şöyleydi: Güneş batıp ta tekrar ufka döndürülmemişti. Aksine batma vakti geldiği halde ufukta bir müddet daha bekletilmişti. Böylece Yuşa1 b. Nun'un Kudüs'ü fethetmesi mümkün olmuştu. Doğrusunu Allah bilir.
Rafizîlerin şeyhi Gemaleddin Yusuf b. Hasan (İbn Mutahhar el-Hullî lakabıyla bilinir) "el-İmame" adlı kitabında şöyle der:
"Dokuzuncusu da güneşin battıktan sonra ufka döndürülmesidir ki, bu iki defa vuku bulmuştur. Biri Peygamber (s.a.v.)'in zamanında, diğeri de onun vefatından sonra vuku bulmuştur."
Bu hadiselerin ilki, Cabir ile Ebu Said tarafından şöyle rivayet edilmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'a Cebrail bir gün vahiy getirdi. Vahiy esnasında Rasûlullah (s.a.v.), bir yere yaslanmak istedi. Mü'minlerin emiri AH de onun başını göğsüne dayadı. Güneş batmcaya kadar Rasûlullah, başını Ali'nin göğsünden kaldırmadı. Ali de o esnada ikindi namazını ima ile kıldı. Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca, Ali'ye şöyle dedi:
- Güneşi tekrar senin için ufka geri döndürmesi için Allah'a dua et ki, namazı tekrar ayakta kıîasm. AH dua etti. Güneş onun için tekrar ufka geri döndürüldü. O da ikindi namazını ayakta kıldı.»
Güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülüşünün ikinci defası da şöyle vuku bulmuştu: Ali, Babil'de Fırat nehrini geçmek istediği zaman sahabelerden çoğu, kendi binek hayvanlarıyla meşgul oldular. Kendisi de arkadaşlarından bir kaç kişiyle birlikte ikindi namazını kıldı. Birçok sahabe ise, ikindi namazını kılamadılar, Güneş battı. Battıktan sonra tekrar ufka döndürülmesin! Allah'tan dilemesini Ali'den rica ettiler. O da dua etti, güneş tekrar ufka geri döndürüldü. Himyerî, bu konuda şöyle bir şiir söylemiştir:
«Mağrib'e yaklaşmış olduğu halde ikindi namazının vaktigeçtiği için güneş onun hatırına tekrar ufka döndürüldü. Öyle ki, ikindi namazı için vaktinde güneşin aydınlığı ortalığı kapladı. Sonra tekrar yıldız gibi kayıp gitti. Babil'de ikinci kez güneş onun hatırına ufka döndürüldü. Başka mukarreb bir yaratık için güneş ufka döndürülmüş değildir.»
Şeyhimiz Ebu'l-Abbas b. Teymiyye şöyle demiştir: Ali'nin fazileti, veliliği, Allah katındaki mertebesinin yüksekliği, hamd olsun sabit yollarla bilinmektedir. Yakinî ilmi de bunu bize ifade etmektedir. Bunu anlamak için doğru veya yalan olduğu bilinmeyen diğer şeylere ihtiyaç yoktur. Onun hatırına güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürüldüğünü ifade eden hadise gelince, Ebu Cafer et-Tahavî, Kadi Iyaz ve diğerleri bunu zikretmişlerdir ve bunu Rasûlullah{s.a.v.)'ın mucizelerinden saymışlardır. Ancak ilim ve marifet ehlinden olup hadis bilgisine vakıf olan muhakkikler, bu hadisin yalan ve uydurma olduğunu bilmektedirler. Ahmed b. Salih el-Mısrî'den bu hadisi sahih olarak ifade ederken, yanılmış olduğunu üzülerek söylemek istiyorum. Tahavî'nin de rivayetinde hadis* hafızları gibi otoritelerin isimlerinin yer almadığını söylemek gerekir. Kesin olan şu ki, bu hadis uydurmadır. Ben derim ki:
îbn Mutahhar'm bu hadisi Cabir tarikiyle nakletmesi garibtir. Onun ifadesinden anlaşıldığına göre güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülmesi için dua eden Ali'dir. Her iki seferinde de güya Ali dua etmiştir. Onun, Babil'de güneşin battıktan sonra tekrar ufka geri döndürülmesi için Ali'nin dua etmesine ve güneşin bu dua üzerine ufka geri döndürülmesine dair rivayet ettiği hadisin senedi yoktur. Allah bilir ya öyle sanıyorum M, bunu Şia'nın zındıkları ve benzeri kimseler uydurmuşlardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı, Hendek muharebesi gününde güneş battığı halde ikindi namazını kılmamışlardı. Oradaki bir vadi olan Bathan vadisine gitmiş, abdest alıp ikindi namazını güneşin batışından sonra kılmışlardı. Aralarında Hz. Ali de vardı. Buna rağmen güneş, onlar için tekrar ufka döndürülmemişti.
Beni Kurayza'ya giden sahabelerin çoğu için de aynı durum söz konusudur. Onlar, Beni Kurayza yurduna giderken yolda ikindi namazının vakti geçmiş, güneş batmışta. Ama güneş, onlar için tekrar ufka geri döndürülmemişti. Yine Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı, bir gün sabah namazını kılmak için uya-namamışlar, dolayısıyla güneş doğmuştu. Güneşin bir miktar yükselmesinden sonra kalkıp sabah namazını kılmışlardı. Onların hatırına gece, tekrar geri dönmemişti. Yüce Allah, rasûlüne vermediği bir üstünlüğü Ali'ye ve arkadaşlarına asla vermez. HimyerTnin yukarda nakletmiş olduğumuz şiirine gelince, bunda bir delil yoktur. Aksine bu, îbn Mutahhar'ın hezeyanı gibi bir hezeyandır. İbn Mutahhar nesir ifadesinde ne dediğim bilmemekte, Himyerî de şiirinde söylediklerinin doğru olup olmadığını farkedememektedir.
Aksine her ikisi de şairin şu şiirinde vasfettiği gibidirler:
"Eğer ben anlıyorsam, benim üzerime bir deve kesmek borç olsun. Çünkü ben, çok fazla yanılıyor ve işleri birbirine karıştırıyorum."
Babil diyarında Ali'nin duası üzerine güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürülmesi hadisesine gelince, bu hususta meşhur rivayet şudur: Ebu Davud, "Sünen" adlı eserinde der ki: «Ali, Babil diyarına uğradı. İkindi namazının vakti gelmişti. Vakit geçinceye kadar namazı kılamadı ve şöyle dedi: Dostum Rasûlullah (s.a.v.), Babil diyarında namaz kılmaktan beni men etti. Çünkü burası mel'un bir diyardır.»
Ebu Muhammed b. Hazm, "Milel ve Nihal" adlı kitabında bu meseleyi ele alarak güneşin battıktan sonra Ali için tekrar ufka döndürüldüğünün asılsız olduğunu ifade etmiş, batıl bir iddiada bulunan kimsenin iddiasını reddederek şöyle demiştir:
«Bizim Fadıl için zikrettiğimiz şeylerden birini iddia eden kimse ile Rafizîlerin Ali için güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürüldüğüne dair iddiaları arasında fark yoktur. Hatta onlardan bazıları Habib b. Evs'in şöyle dediğini de iddia etmişlerdir:
"Gece güneşi alıp götürmekte iken güneş tekrar bize geri geldi. Perde arkasından doğdu.
Onun ışığı, karanlığın boyasını giderdi. Parlaklığıyla semanın nuru dürüldü.
Allah'a yemin ederim ki, bilemiyorum. Ali mi bize göründü ki güneş bize geri döndü; yoksa kavim içinde Yuşa' mı vardı?"
îbn Hazm, bu şiiri kitabında böyle nakletmiştir. Ama görülüyor ki, bu şiirde bozuk ifadeler vardır. Cümle yapılan karışıktır. Uydurmadır. Doğrusunu Allah bilir.
Peygamber (s.a.v.)'in nübüvvetinin delilleri babında, semavi mucizelere örnek olarak onun Rabbinden ümmetine yağmur yağdırması için dilekte bulunması vardır. Yağmurlar gecikince Rasûlullah (s.a.v.), yağmur duasına çıkmış ve bu duasına çabucak icabet edilmişti. Öyleki, minberden inmeden yağmur taneleri onun sakalının üzerinden yerlere yuvarlanmaya başlamıştı. Aynı şekilde yağmurların durması için de
dua etmişti. Buhari, Abdullah b. Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
îbn Ömer'in, Ebu Talib'in şu şiirini söylediğini işittim:
"Beyaz tenli ve beyaz yüzlüdür. Onun yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenilir.
O, öksüzlerin velisidir, dulların da sığınağıdır."
Buharı, Salim'in babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), yağmur için dua ederken ben onun yüzüne bakıyor ve şairin sözünü hatırlıyordum. O esnada yağmur yağdı ve bütün oluklardan sular boşanmaya başladı. Şair şöyle demişti:
"Beyaz yüzlü ve beyaz tenlidir. Yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenilir.
O, öksüzlerin velisi, dulların da sığınağıdır."
Bu şiir Ebu Talib'e aittir.
Buharı, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Cuma günü bir adam mescide girdi. Minber'in yanına geldi. Rasûlullah da ayakta hutbe irad ediyordu. O da yürüyerek Rasûlullah'm karşısına gitti ve:
- Ya Rasulallah; mallar mahvoldu, yollar kesildi, dua et de Allah bize yağmur yağdırsın.
Adamın, böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ellerim kaldırarak şöyle dua etti: v
- Allah'ım, bize yağmur yağdır. Allah'ım, bize yağmur yağdır. Allah'ım, bize yağmur yağdır,
Enes diyor ki: Vallahi o esnada gökte bir tek bulut göremiyorduk, bizimle Sel' dağı arasında ne bir ev, ne de bir yurt vardı. Nihayet Sel' dağının arkasından, kalkan gibi bulutlar göründü. Bu bulutlar, göğün ortasına gelince yayıldılar. Daha sonra yağmur yağmaya başladı. Allah'a yemin ederim ki, altı gün süreyle güneş göremedik. Sonra aynı adam, ertesi cuma günü tekrar aynı kapıdan mescide geldi. Rasûlullah, yine minberde hutbe irad etmekteydi. Adam yürüyerek Rasûlullah'm karşısına gelip şöyle dedi;
- Ya Rasulallah, mallar mahvoldu, yollar kesildi. Allah'a dua et de yağmuru durdursun.
Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
- Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize yağdırma. Allah'ım, tepelerin ve dağların üzerine, yüksek yerlerle, ağaçlık yerlere yağdır.
Bunun üzerine yağmur kesildi. Biz de güneş altında dolaşmaya çıktık. - Şürayk diyor ki: Enes'e şöyle sordum:
- İkinci cuma günü gelen adam, ilk cuma günü gelen adam mıydı?
- Bilmiyorum.»
Buharî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), bir cuma günü hutbe irad etmekteyken adamın biri gelip şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Yağmur yağmıyor, kuraklık başladı. Allah'a dua et de bize yağmur yağdırsın.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) dua etti. Üzerimize yağmurlar yağmaya başladı. Evlerimize ulaşamıyorduk. Ertesi cumaya kadar yağmur sürekli yağdı. Ertesi cuma günü aynı adam veya bir başkası kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Allah'a dua et de yağmuru bizden uzaklaştirsin. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): - Allah'ım, üzerimize değil de çevremize yağdır, diye dua etti. Ben de bulutların sağa sola dağıldıklarını, dağılırken de yağmur yağdırdıklarını ama Medinelilerin üzerine yağmadığını gördüm.»
Buharî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, Rasûlullah (s.a.v)'a gelerek şöyle dedi: - Davarlar mahvoldu, yollar kesildi. Allah'a dua et. Rasûlullah dua etti. O cumadan ertesi cumaya kadar yağmur yağdı.
Sonra adam gelip şöyle dedi:
- Evler yıkıldı, yollar kesildi, davarlar mahvoldu. Allah'a dua et de yağmuru durdursun.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dua etti:
- Allah'ım, tepelerin, yüksek yerlerin, vadilerin, ağaçlık yerlerin üzerine yağdır.
Bu dua üzerine bulutlar, Medine üzerinden bir perde gibi çekilip gittiler."
İmam Ahmed b. Hanbel, Humeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Enes'e şöyle bir soru soruldu:
- Rasûlullah (s.a.v.) (dua esnasında) ellerim kaldırır mıydı?
- Bir cuma gününde Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle denildi: Yağmur yağmaz oldu, yer kuraklaştı, mal mahvoldu! Rasûlullah
(s.a.v.) da ellerini kaldırıp duaya başladı. Öyle ki, koltuk altlarının beyazlığı göründü. Yağmur duası yapmaya başladı. O esnada biz, gökte bir tek bulut dahi göremiyorduk. Namazı tamamlamadan önce yağmurlar sağnak halinde yağmaya başladı. Öyle ki, genç adamlar bile mescitten evine nasıl ulaşabileceklerini düşünmeye başladılar. Ertesi cuma günü bu defa insanlar şöyle dediler:
- Ya Rasulallah, fazla yağmur yağdığından evler yıkıldı, yolcular yolda kaldı.
Rasûlullah (s.a.v.), ademoğlunun çabuk usanmasından dolayı gülümsedi ve şöyle dua etti:
- Allah'ım, üzerimize değil de çevremize yağdır.
Bu dua üzerine bulutlar, Medine üzerinden çekilip gittiler." Bunlar, mütevatir yolla Enes b. Malik'ten rivayet edilen hadislerdir ve hadis imamları nezdinde kesinlik ifade ederler.
Beyhakî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Arabinin biri gelip şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Vallahi biz sana geldik. Böğürecek develerimiz, süt içecek çocuklarımız kalmadı. Hepsi Öldüler.
Sana geldik. Kadınlarımızın göğüslerinden kan akıyor. Çocuk anaları, çocuklarına bakamaz oldular. Genç delikanlılar, açlıktan ötürü haysiyetlerini kaybedip avuç açtılar. Açlıktan zayıf düştüler, ayakta duramaz oldular.
Yanımızda Ebu Cehil karpuzundan ve değersiz otlardan başka bir yiyecek kalmadı ki insanlar yesin. Kaçıp sana geldik, insanların kaçıp gidecekleri yer ancak peygamberlerdir.
Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), abasını sürüyerek minbere çıktı. Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra ellerini semaya kaldırıp şöyle dua etti:
- Allah'ım, bize doyurucu, kandırıcı, verimli, her tarafı kaplayıcı, çabuk, acil, gecikmesiz, faydalı, zararsız bir yağmur yağdır ki, hayvanların memelerine süt doldursun, ekinleri yerden bitirsin,' Ölümünden sonra yeri tekrar canlandırsın.
Allah'a yemin ederim ki Rasûlullah (s.a.v.), ellerini göğsünün üzerine indirmeden gök, yapraklarım yere bıraktı. Yağmurlar yağdı. Oradaki insanlar bağrışmaya başladılar:
- Ya Rasulallah, boğulduk, boğulduk!..
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ellerini tekrar semaya kaldırıp şöyle dua etti:
- Allah'ım, üzerimize değil de çevremize yağdır.
Bu dua üzerine bulutlar Medine üzerinden çekilmeye başladılar. Taç gibi Medine'yi çevrelediler. Rasûlullah (s.a.v.) da arka dişleri görünecek şekilde gülmeye başladı, sonra şöyle dedi:
- Allah, Ebu Talib'in hayrım versin, eğer hayatta olsaydı bu durumdan gözleri aydınlanıp sevinecekti. Onun şiirini kim okuyacak?
Ebu Talib oğlu Ali kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasulallah herhalde sen onun şu şirini kastediyorsun:
"Beyaz yüzlü ve beyaz tenlidir. Yüzü,suyu hürmetine yağmur yağması istenilir. Yetimlerin velisi, dulların sığınağıdır. Haşimüerden mahvolmuşlar, ona sığınırlar. Onlar, onun yanında nimet ve lütuf içindedirler. Allah'ın Ka'be'sine yemin ederim ki, siz yalan söylediniz.
Muhammed, yalnız bırakılmayacaktır. Onun uğruna savaşıp mücadele vereceğiz.
Onun çevresinde ölüp yere düşmedikçe, onu size teslim etmeyeceğiz. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı bırakmadıkça onu bırakmayacağız."
Beni Kinane kabilesinden bir adam kalkıp şöyle dedi:
"Sana hamd olsun. Şükredenden sana hamd vardır. Peygamberin yüzü suyu hürmetine bize yağmur yağdırıldı.
O, yaratıcısı olan Allah'a öyle bir dua ile niyazda bulundu ki, o duadan ötürü gözler yuvalarında donup kalırlar. Henüz abasını toplamadan, çabucak yağmurların sağanak halinde üzerimize yağdığını gördük. Yüksek tepelerin üzerine yağan yağmurlar, bütün çevreyi kapladı. Allah, o yağmur ile Mudarhların imdadına yetişti.
Amcası Ebu Talib'in de dediği gibi o, beyaz tenli ve parlak alınlıdır.
Onun yüzü suyu hürmetine Allah, bulutlardan sağanak yağmurları yağdırdı. Bu gözle görülen şey, haber gibidir. Kim Allah'a şükrederse, daha fazla nimete kavuşur. Kim de nankörlük ederse Allah'ın cezasına rastlar."
RasûluUah (s.a.v.), bu şiiri dinledikten sonra şöyle dedi: "Bu güzel bir şairdir. Ey kişi! Sen güzel bir şiir söyledin."
Bu ifadelerde gariblik vardır. Önceki sayfalarda Enes'ten nakletmiş olduğumuz sahih ve mütevatir rivayetlere benzememektedir. Şayet bu hıfzedilmiş ise, başka bir kıssadır. Öncekilerden apayrıdır. Doğrusunu Allah bilir.
Hafiz el-Beyhakî Ebu Bekr b. Haris kanalı ile Ebu Vecre Yezid b. Ubeyd es-Sülemî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Tebük gazvesinden dönünce yanma Beni Feza-re kabilesinin heyeti geldi. Heyette on küsur adam vardı. Harice b. Hısn ile Hür b. Kays da bu heyette idi. Hür, heyettekilerin yaşça en küçüğü olup TJyeyne b. Hısn'ın kardeşi oğlu idi. Heyettekiler, Ensâr'dan Remle binti Haris'in evine misafir oldular. Zayıf ve bitkin develer üzerinde gelmişlerdi. Kuraklığa maruz kalmışlardı. İslam'ı kabul ederek Rasûlullah'a geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), onlara memleketlerinin durumunu sordu. Onlar da şöyle cevap verdiler:
- Ya Rasulallah, memleketimiz kuraklığa maruz kaldı. Canlılarımız susuz kaldılar. Çoluk çocuğumuz çıplak kaldı. Davarlarımız mahvoldu. Rabbine dua et de bize yağmur yağdırsın. Bizim için Rabbinden şefaat dile ki, Rabbin de senin yanında şefaatçi olsun.
Rasûlullah (s.a.v.), onların böyle demeleri üzerine şöyle karşılık verdi:
- Sübhanallah! Yazıklar olsun sana, sen nasıl olur da Rabbimi bana şefaatçi kılarsın? Rabbîmiz kimin yanında şefaatçilik yapar? Oysa O'ndan başka ilah mevcut değildir. O'nun Kürsü'sü, göklerle yeri kapsamıştır. O'nun ululuk ve yüceliğinin karşısında Kürsü'sü, — güçlü adamın ağır yük altında ıhlayıp poflaması gibi - ıhlayıp poflar, cızırdar. Cenâb-ı Allah, sizin bu korkunuzdan dolayı gülüyor ve yardımınıza da çabuk gelecektir.
Arabi dedi ki:
- Ya Rasulallah, Rabbimiz bize gülüyor mu?
- Evet.
- Ya Rasulallah, hayır için gülen Rabbimizden mahrum olmayalım.
Arabi'nin böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.) güldü. Kalkıp minbere çıktı. Biraz konuştuktan sonra ellerini dua için semaya kaldırdı. Rasûlullah (s.a.v.), sadece yağmur duası yaparken ellerini kaldırırdı. Evet, ellerini kaldırdı. Öyle ki, koltuk altlarının beyazlığı görüldü. Yaptığı duadan akılda kalan cümleler şunlardır:
"Allah'ım, beldeni ve hayvanlarını sula, rahmetini yay, Ölü beldeni canlandır. Allah'ım, bize imdada yetişici, kandırıcı, meraları otlatıcı, her tarafı kaplayıcı, geniş, çabuk, gecikmesiz, faydalı, zararsız bir yağmur yağdır. Allah'ım, azab yağmuru değil de rahmet yağmurunu yağdır. Yıkma, boğma, mahvetme yağmurunu yağdırma. Allah'ım, bize yağmur yağdır. Düşmanlara karşı uize yardım et." Bu duadan sonra Ebu Lübabe b. Abdülmünzir kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasulallah; hurmalarımız kurutma yerlerindedir. (Yani yağmur yağmasın.)
Rasûlullah (s.a.v.):
- Allah'ım bize yağmur yağdır, dedi. Ebu Lübabe tekrar kalkıp:
- Ya Rasulallah, hurmalarımız kurutma yerlerindedir, dedi ve bu sözünü üç kez tekrarladı. Rasûlullah (s.a.v.) da:
- Allah'ım, bize yağmur yağdır, diye duasına devam etti. Nihayet Ebu Lübabe, îzarını çıkarıp çıplak olarak gitti ve hurma kurutma yerine yağmur sızacak deliği izan ile kapattı."
Hadisin ravisi Ebu Vecre Yezid b. Ubeyd es-Sülemî diyor ki: «Allah'a yemin ederim ki gökte bulut falan yoktu. Bulunduğumuz mescid ile Sel' dağı arasında da herhangi bir ev veya oda yoktu. Dua üzerine Sel' dağının gerisinden, kalkan misali bulutlar görünmeye başladı. Bulutlar semanın ortasına gelince yayıldı. Mesciddekiler de bu manzarayı seyrediyorlardı. Sonra bulutlardan yağmur yağmaya başladı. Vallahi altı gün süreyle Medine'liler güneş yüzü göremediler. Ebu Lübabe de çıplak olarak kalkıp hurma kurutma yerine gitti ve içeriye su sızacak yeri izanyla kapattı ki hurması oralarda ıslanıp dışarı dökülmesin. Adamın biri de dedi ki:
- Ya Rasulallah, mallar helak oldu, yollar kesildi.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), minbere çıkıp ellerini kaldırdı, dua etti. Öyle ki, koltuk altlarının beyazlığı görüldü. Duasına şöyle başladı:
- Allah'ım, üzerimize değil de çevremize yağdır. Allah'ım, tepelerin, yüksek yerlerin, vadilerin içlerine, ağaçlıklara yağdır.
Bu dua üzerine Medine üzerindeki bulutlar bir perde gibi çekilip
gittiler.»
Bu ifadeler, Müslim el-Mülâfnin Enes'ten yaptığı rivayetteki ifadelere benzemektedir. Bazı cümleleri, Ebu Davud'un sünenindeki riva-yetlerce de teyid edilmiştir. Yine bazı cümleler, Ebu Rezin el-Ukaylî tarafından rivayet edilen hadisle de teyid edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
"Delail" adlı eserde Hanz Ebu Bekr el-Beyhakî, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir cuma günü Rasûlullah (s.a.v.) yağmur duası yaptı ve şöyle dedi:
- AUah'ım, bize yağmur yağdır. Allah'ım, bize yağmur yağdır. Ebu Lübabe de kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, hurmalarımız kurutma yerlerindedir. Rasûlullah, bu duayı yaparken gökte herhangi bir bulut parçası
görmüyorduk. Yine Rasûlullah:
- Allah'ım, bize yağmur yağdır, diye duasına devam etti. Ebu Lübabe de kalkıp şöyle dedi: - Ya Rasulallah, hurmalarımız kurutma yerindedir. Rasûlullah
(s.a.v.) da:
- Allah'ım, Ebu Lübabe kalkıp hurma kurutma yerindeki su sızma deliğini izanyla tıkayıncaya kadar bize yağmur yağdır, diyerek duasını tekrarladı. Bu dua üzerine gökten sağnak halinde yağmurlar yağdı. Gök âdeta boşaldı. Rasûlullah, bize namaz kıldırdı. Cemaat da Ebu Lü-babe'ye gidip şöyle dediler:
- Ey Ebu Lübabe, sen Rasûlullah (s.a.v.)'m dediği gibi çıplak olarak kalkıp hurma kurutma yerine gidip oradaki su sızma deliğini iza-nnla tıkamadıkça, vallahi gökteki yağmurlar durmayacaktır!
Ebu Lübabe de çıplak olarak kalkıp gitti. Hurma kurutma yerindeki su sızma deliğini izanyla tıkada. Bunun üzerine yağmurlar kesildi.»
Bu, hasen bir seneddir. îmana Ahmed b. Hanbel ile diğer hadis ki-taplarının sahipleri, bunu rivayet etmemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Böyle bir yağmur duası, Tebük gazvesi dönüşünde yolda iken de cereyan etmişti. Nitekim Abdullah b. Vehb, Abdullah b. Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hattab oğlu Ömer'e şöyle denildi:
- Bize zorluk saatinden (yani Tebük gazvesinden) bahset. Ömer de şöyle dedi:
- Şiddetli sıcaklarda Tebük gazvesine gittik. Bir konağa indik. Orada çok susadık. Susuzluktan ötürü boyunlarımızın kopacağını zannettik. Öyle ki, bizden bîri içmek için su aramaya gitti. Yükleri araştırdı. Su bulamadı, neredeyse boynunun kopacağını zannetti. Hatta öyle olduk kî, adamın biri devesini boğazlıyor, onun işkembesini sıkarak içindeki su sızıntısını içiyor, sonra da kalan kısmı göğsünün üzerine koyuyordu. Ebu Bekir es-Sıddık da şöyle dedi:
- Ya Rasuiallah, doğrusu Cenâb-ı Allah, seni hayır dua yapmaya ahştırmıştır. Sen de bizim için Allah'a dua et.
- Sen dua etmemi ister misin?
- Evet.
Ebu Bekir'in böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ellerini semaya kaldırdı. Yağmur yağmadan ellerini indirmedi. Uzun uzadıya dua etti. Sonra gökten sağanak halinde yağmurlar yağmaya başladı. Yanlarındaki su kaplarını doldurdular. Sonra çıkıp etrafa baktık. Yağmurun, bulunduğumuz ordugahın dışına yağmadığını gördük."
Bu, sağlam ve kuvvetli bir seneddir.
Vakidî dedi ki: «Tebük gazvesinde Müslümanlarla beraber 12.000 deve, bir o kadar da at vardı. Askerler 30.000 kişi idiler. Her yeri kaplayıp toprağı doyuracak miktarda gökten yağmur yağdı. Vadiler dolup taştı. Bu da sıcakların çok şiddetli olduğu bir mevsimde vuku bulmuştu. Allah'ın salat-ü selamı Rasûlullah'm üzerine olsun.»
Rasûlullah (s.a.v. )'ın buna benzer birçok mucizeleri vardır ve bu hususlar sahih hadislerle sabittir. Allah'a hamd olsun.
Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Kureyşlüer asi oldukları zaman Rasûlullah (s.a.v.), onlara beddua etti. Cenâb-ı Allah'tan - Yusuf peygamberin yedi yıl süren kuraklığı gibi - onlara bir kuraklık musallat etmesini diledi. Bunun üzerine Kureyşlilere kuraklık isabet etti. Bu kuraklık, herşeyi kasıp kavurdu. Neticede onlar kemik, ot ve benzeri şeyleri yemek mecburiyetinde kaldılar. Sonra Ebu Süfyan, şefaat dileyerek Rasûlullah'a geldi ve kendileri için hayır duada bulunmasını istedi. Rasûlullah da onlara dua etti ve bu musibet üzerlerinden kalktı.
Buharı, Hasan b. Muhammed kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Müslümanlar kıtlığa maruz kaldığı zaman Hattab oğlu Ömer, yağmur duasına giderken Hz. Abbas'ı da götürür, onun yüzü suyu hürmetine yağmur yağdırmasını Allah'tan dileyerek şöyle dua ederdi: "Allah'ım, daha önceleri biz Peygamberimiz'in yüzü suyu hürmetine senden bize yağmur yağdırmanı isterdik. Sen de bize yağmur yağdırırdın. Şimdi de Peygamberimiz'in amcasını şefaatçi olarak araya koyuyoruz ve senden bize yağmur yağdırmanı istiyoruz." Ömer'in böyle dua etmesi üzerine Cenâb-ı Allah, Müslümanlara yağmur yağdırdı.

